15 Mart 2009 Pazar

The Last Shadow Puppets - The Age of the Understatement (2008)


İlk albümünü pek sevdiğim Arctic Monkeys'in beyni ve vokalisti Alex bilmemne veledi ile Rascals adlı grubun gitaristi başka bir veledin 60lara hiç te orjinal olmayan retrospektif bir açılım getirme maksadiyle kurdukları bu proje ülkeleri İngiltere'de pek bir ses getirdi. Orjinalliği Amy Winehouse ya da Duffy gibi örnekler yüzünden ne kadar sorgulansa da getirdikleri daha dinamik ve genç yaklaşım takdire şayan. Bir de şu Alex bilmemne pi..i güzel pop şarkıları yazıyor. Beatles saçı da yakışıyor şerefsize. Biz yapınca komedi klap oluyor. Yok yok kıskanmadım canım, bi şey olmuyor :-))
Sound olarak 60ların orkestral zenginliğini fazlasıyla içeren albümde bazı şarkılardaki kovboy ritimleri, açıkcası o yıllarda da varolup olmadığı yönünde kafamda soru işaretleri oluşturuyor. Sonuçta yarım yüzyıl önceki bir hadiseden söz ediyoruz şurada!!
Kötülüyor gibi görünmeme rağmen şöyle toparlayayım: dinlemesi keyif ihtiva eden 60'lar popu. Favorim Standing Next To Me.

8,25/10

14 Mart 2009 Cumartesi

Anime for Animation

Tekkon Kinkreet



M U H T E Ş E M
Japon kültüründen çok da ayrık fikirlere sahip olmayan Amerikalı bir yönetmen, Michael Aris'ın ( Animatrix projesi ile de bilinmekte) Japon animesine sihirli dokunuşu!
Kelime anlamıyla betonarme'ye denk gelen film Taksim'e benzeyen bir mahalle ve bu mahallede tutunmaya çalışan iki çocuğun hikayesi gibi görünse de içerdiği yan konular, yin-yang felsefesi, mangadan uyarlandığı için içerdiği gizem, renkli ama karanlık çizimler, arka taraflardaki ayrıntı zenginliği ile çok etkileyici bir çalışma.
Biz hala iki katlı müstakil evlerde yaşayan aileler ve bitmek bilmeyen aptalca aşklarla süslü saçmasalak dizilere para ve zaman harcayalım. Eloğlu yapıyor.



Sihirli Kedi

Daha çok yaşı küçüklere hitap etse de çılgın bir hikaye örgüsü ile film ilgi çekiyor insan kişisine.
Hayatını kurtartığı kedinin kedilerin prensi olduğunu bilmeyen kızcağımız bir anda kendini kediler kralı tarafından oğluyla evlendirebilmek için kedilerin sihirli ülkesine kaçırılmış olarak bulunuyor. Neyseki önceden içinde ruh olan bir kedi heykeli, şişko ve gizemli başka bir kedi ile , ayy bayıldımmm... yeterince çılgın bir macera işte!
Miyazaki yapıtları ile karşılaştırma yapmayın, hayalkırıklığı potansiyeli mevcuttur.

Tales From Earthsea

Bir film festivalinde izleme fırsatı bulduğum film beni çok şaşırtmıştı. Hayır hayır film çok vasat. Ursula Leguin'in bilindik hikayesinin yine tersyüz edildiği film, Heidi animasyonlarını hatırlatan eskilikte (yine de hoşlanabiliyorsunuz); zayıf karakter çizimleri ve heyecan içermeyen konu akışı diğer özellikleri. Beni şaşırtan şey sinema salonunun hıncahınç dolu olması ve pek çok seyricinin hem LeGuin hem de animasyon hakkına bilgili olmasıydı. Normal hayatta asla çakışacağına inanmadığım bir olasılık gözlerimin önünde gerçekleşmişti.

Dolu Düşün Boş Konuş

Tiyatroyu sevmem ve hala da sevmiyorum. Oyunculuk çok iyi . Sahnenin oyuncuların seslerini rahatça duyuracak kadar küçük ve rahat olması de olumlu . Hala sevmiyorum tiyatroyu bu arada. Tamamiyle kişisel.

Erkan Karagöz - Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri ve Sol Geleneğin Tarihsel Kökenleri 1878-1921


Rusya ile bir dönem el değiştirip duran ve Rus kültüründen oldukça etkilenen Kars, Ardahan, Batum gibi illeri kapsayan bölgede 20. yüzyılın başında, Türkiye Cumhuriyeti'nin de kuruluşundan önce, bolşevik düşünce etkilenimli demokratik ve çoğulcu niteliklere sahip Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti'nin ilanını inceleyen kitabın yazarı daha baştan haklı olarak dönemin Ermeni, Azeri, Gürcü ve Rus kaynaklarından da faydalanılması gerekliliğini beyan ederek tarihimizin unutulmuş bir süreci için işin daha başında olunduğunu kasdediyor. Oldukça kısa bir dönem yaşayabilen ve bence gereğinden fazla önem addedilen bu yerel hükümetin kısıtlı bir entellektüel çevre tarafından yönlendirildiği anlaşılsa da yazar farklı bir düşünceye sahip. Kemalist cumhuriyetin Kars ve yöresindeki "aydın halk" ile zıtlık içinde olduğu düşüncesi kitabın içine yerleştirilmiş ana düşünce. Oldukça iddialı bir sav. Konu o kadar bilinmezlik sisiyle kaplı ki insan bir fikir oluşturamıyor aklında.
Kitabın ilginç konularından biri Rus döneminde yerleşen ve Ortodoksluğun farklı bir koluna ait inancı sahiplenen yirmi bin kadar Malakan Rus'un süreç içinde rolü. Ermeni yönetimine bağlandığı ve müslüman halkın zulme uğradığı dönemin ya da daha öncesi Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti döneminde Ermeni yerleşiklerin ve temsilcilerinin bu devlet karşısındaki tutumları ise eksik kalan mevzular olmuş.

Theatre of Tragedy - Musique (2000)


Liv Kristin'in güzel pop melodilerine dayanan nakaratları haricinde vassat kardeşim! olarak nitelendirilebilecek albümün türü için endüstriyel rock ya da electro-pop denebilir.
Bu grup aslında benim için başından beri kaçan fırsatların somut bir örneğini teşkil ediyor. Yassık!
*City of Light*

5,75/10

Jay Jay Johanson - Tattoo (1998)


JJJ'ın ilk iki albümü duygusal ve melankolik kıvamda parçalar içerse de Björk, Massive Attack gibi adlarla aynı kulvara ulaşabilmek için biraz daha zamana ihtiyacı var.
Bu albüm iseçıkış albümündeki hit parçaları da içermemekte. Buna rağmen özellikle Lychee ve Friday At Rex adlı parçalar ilgimi çekti.

7,50/10

13 Mart 2009 Cuma

Moonspell - Memorial (2006)


İlk iki albümüyle dinleyeni dinleyenden koparan Moonspell'in sonraki ürünlerini pek dinlememiştim. Memorial ile eski tarzına döndü yakıştırmalarını duyunca bir içim ürperdi, bir hoş oldum. Acaba dedim.
Albümün soundu depreme dayanıklı çimento kadar sert, yıldızsız bir dağ gecesi kadar karanlık ve veba kadar ölümcül ve bulaşıcı melodilere sahip. Kan temasının albüm kapağıyla çoğu parça sözü de dahil işlendiği albümü kısacası gotik/dark metal olarak tanımlayabiliriz. Yani ilk albümün atmosferinden folklorik ezgilerin ve black rifflerin eksiltilerek günümüze uyarlanmış/modernize edilmiş death hali. Orgla ve akustik gitarla yaratılan ürkünç gotik ambiyans sertliği dengelemiş. Buna ek olarak clean vokaller ile başrole sayunmayan hafiflikte bayan vokaller albüme ayrı bir tat katmış. Şarkılar arasındaysa ayrım yapamayacak durumdayım. Hernasıl albümün ilk kısmı ile son kısmı arasında hafif bir sound farklılığı mevcut olsa da parçaların ve sözsüz geçiş parçaların albümiçi yerleşimi güzel oturmuş, hatta konsept bir havayı andırmakta.
Nihayetinde yapıt dudak ısırtan cinste atmosferik bir gizli parça ile sonlanarak etkileyici kapanışını yapıyor.

The ones you love the most
Are the ones you hurt as deep

...........................
Man, condemned again
Created at the image of pain
..................
Remember!
Once it was ours
We have waited forever
We are to blame
For once it was ours
8,75/10

12 Mart 2009 Perşembe

Mazhar Alanson - Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar (2002)


İlginç bir albüm, bir yandan gayriciddi matrak eski MFÖ şarkılarının benzerleri diğer yandan İlhan Şeşenvari baladlar, bir yandan irkiltici itici eklektik parçalar (bkz. ilk parça), diğer yandan bünyeyi basan afakanlar. E biraz da kafakarışıklığı mevcut, havai wah wah gitar, gibi.
Ah Bu Ben, Yandım, Benim Hala Umudum Var amerikan folk sanatçılarının tarzına benzer yalın slow pop rock parçaları olarak oldukça başarılı. Alanson'un İlhan Şeşen bayıklığına düşmeyerek kendini ifade edebileceği çizginin bu olduğunu düşünüyorum. Eğlenceli olanlardan ise sadece Hamak ile Hindistan beni çocuksu melodisi ile tatmin edebildi. Albüm Cem Yılmaz faciası Piskopatı da içeriyor bu arada.

6,0/10

Colour Haze - All (2008)


Tek kelimeyle şöyle özetleyebilirim: çok keyifli!
iki kelime mi? boşverin zaten dumanlı dağlar offf
Stoner rock kökenli grup 70'ler ve özellikle Hendrix (diyorlar), jazz ve bilimum progresif öğe (özellikle şarkılardaki enstrüman ağırlığının değişmesi ile kendini belli eden bir taraf) lakin basit tınılarla içinizi eritiyor. Ve bunu kaotik gürültü içermeden yapıyor. Zil ve derin bas etkisiyle aynı rifin gittikçe yükselen tempo ardından kreşendoya varması, nirvana misali ilk parça Silent'ı tanımlıyor. Yerinizde kıpır kıpır kıpırdanıp duramayacak ve hatta headbang yapacaksınız. Fazla heyecanlandırmamak de gerek. Çünkü her parça aynı ayarı tutturamıyor. Misal 8 dakikalık enstrümantel Lights orgla süslü 60 lar çeşnisi gibi, hani uyuşturucu alemlerinde kapıcı kızın yoldan çıkartıldığı Türk filmlerimizde kalabalığın daha doğrusu potansiyel tecavüzcü ve ırıspıların dans ettiği parçalara benziyor. Ya da sitar ile başlayan Stars da beni etkileyen bir parça olmadı. Bununla birlikte alışılmadık bir uçuş provası All ve hemen ardından gelen Fall gayet göz dolduran , etkileyici parçalar.
Albümün en sevdiğim yanlarından biri de vokalin az olması. Kişinin kendini nitelikli müziğin akışına bırakması kadar keyifli bir şey yok.

Set my home in the skies so high
And every time I wanna jump up it turns me down
On a wheel, under a spell I'm bound

8,75/10

11 Mart 2009 Çarşamba

Rotting Christ - Passage to Arcturo (1991/1995) EP


Birkaç bonus parça içeren ve grubun ilk dönemlerini sergileyen EP'nin yeni baskısını dinlerken tarzın aslında proto-black olduğunu görüyorum. Ham kayıt yine de benim gibi Rotting Christ seven birine şeker gibi geliyor. Evet grubun en zayıf albümü, alıştığımız gotik unsurlar yok, sound garajda çalan bir gruptan çıkıyor gibi, vessair vessair. Lakin hiç bir şey albümün karanlık ve majestik tarafını etkilemiyor.
Aman gizemli N'gai ormanında kaybolmayın...

8,25/10

Mono - Walking Cloud and Deep Red Sky, Flag Fluttered and the Sun Shined (2004)


Japon post-rock grubu bu albümüyle mutsuz edici bir huzur (ne demekse) içeren atmosfer sunmakta başarılı iken diğer pek çok post-rock albümlerinde olduğu gibi zor kavranılabilir zor dinlenilir kategorisini olabildiğince işliyor. Ayrıca derin boşluklarda yanına bonus olarak ekleniyor. Albümdeki uzun parçalar, aslında sadece iki tane, statik ve sahte huzur içeren başlangıç aşamasından ardından gittikçe yükselen bir melodiyle ruh öğüten iç acıtan kısma bağlanıyor. Bu taktiğin uygulandığı Lost Snow kanaatimce albümün en iyi parçası. Albüm uykuya meyilli, soyut ve biraz disiplinsiz de olsa nihayetinde o bir post-rock çalışması. Onu böyle seviyoruz.

8,50/10

10 Mart 2009 Salı

Black Omen - When Pure Darkness Covers False World of Light (2005)

Eskişehirli grubumuz piyanolu bir intro ardından albüme bomba bir giriş yapıyor. Cradle of Filth tarzı vokalin ağırlıklı olduğu albüm dinamik yapısı ile dikkat çekiyor. Eski reviewlerde bu tarz gruplar hemen Cradle of Filth-Dimmu Borgir arası, pek fevkalade diye tanımlanılırdı. puhaha. Azcık zaman geçince thrash etkisi taşıyan black gruplarına Immortal gibi, atmosferik olanlar Emperor gibi, leş ve monoton bir soundu olanlar Darkthrone gibi vesaire örnekler çoğaldı çok şükür. Klavye ya da bestelere biraz daha kulak kesilirsek diğer Türk melodik black gruplarla ortak yanlarını rahatlıkla keşfediyoruz. Albüm sonlara doğru disiplinini kaybedip biraz dağılsa da ve hatta o kadar çığrıştan sonra beyninizin ön lobunda hafif bir sızıya yol açsa da güzel bir çalışma olmuş.

7,50/10

9 Mart 2009 Pazartesi

Jay Jay Johanson - Whiskey (1996)


Sol köşede bize cin cin (puhaha) bakan dj arkadaşımız ülkemizde pek sevilen ecnebi sanatçılardan biri. Gerçekten de hem kuul hem karanlık parçalar yazan ve seslendiren JJJ, daha ilk albümünde It Hurts Me So, So Tell The Girls I'm Back In Town gibi parçalarla arz-ı endam ediyor. Her şey iyi hoş güzel de ne parçalardaki yaşlanma ve kız takıntısını ne de 7. parçadaki hawai'de emekliliğini süren Elvis vokalini anlamanın pek mümkünatı yok.

7,75/10

8 Mart 2009 Pazar

Theatre of Tragedy - Image (2000) Single


endüstriyel rock ve eletronik kırması yeni sounduyla grup beni bile şaşrttı ya, helal olsun vallaha. Kötü ve robotik erkek vokal, garip sözler , vasat bestelerle örülü single çalışmasını, üzülerek söylüyorum, özellikle nakaratlarda güçlenen Liv Kristin'in katkısı bile kurtaramıyor.
Allahım ! sen büyüksün...

5,25/10

Lindsey Davis - Gümüş Domuzların Esrarı


Dedektiflik hikayesini eski Roma'nın gerçeğine uygun atmosferinde üstelik gerçek tarihi olaylarla güçlendirerek anlatan yazarın tarih bilgisi yanında güçlü olduğu bir özelliği de eğlenceli ve alaycı bir dili kitabın kahramanı ile bütünleştirebilmesi. İşin aslı Agatha Christie'nin bir kitabının son sayfalarında katilin ikiz kardeş olduğunun ortaya çıkmasıyla dedektif romanları maceramı sonlandırmışken bu egzotik kitap ilgimi çekmeyi başardı. Tarihi gerçeklikler, kişiler, olaylar ile biraz kafamız dönsede kitap fuarında 5 (Y)TL değeriyle en ufak bir pişmanlığa mahal vermiyor.
Güzel, muhteşem olmasa da pek hoş, mmmm.

Grand Magus - Iron Will (2008)


Kaçılun kaçılun, boşuna direnmeyun
Grand Magus komutasında Heavy Metal Army geliyor
veletlerinizi eşlerinizi kendi elcağızlarınızla öldürün
çünkü gösterecek merhametleri yok
gibi bir giriş yapmak isterkene bu mübarek mevlit gecesi haftalardır uzak kaldığım internete kavuşmanın sevinci ile şükrederek yazıma başlıyorum. Haleluya!!
Neurosis den beri beni en çok heyecanlandıran grup oldu Grand Magus. Eski tarzları stoner-doom etkisini sezinlensek de albüm tam bir epik dinamik boyun kopartan heavy metal çalışması. 3.parça Iron Will'e gelince herhalde daha gaz bir parça olamaz diyorsunuz albümde. Yanlıyorsunuz dostlar yanılıyorsunuz. Hemen ardından başlayan Silver Into Steel kafi bir cevaptır. Grup yaptıkları güçlü müziğe uygun şekilde süperdüper bir vokaliste de sahip, Janne Christoffersson ismini hafızada tutmak lazım, çift f ve s leriyle birlikte tabi.

There is no true or false in the world
You might be right but I'm not wrong

9,50/10