12 Şubat 2010 Cuma

Yeah Yeah Yeahs - Fever to Tell (2003)


Tiramisuyu seversiniz, kuru fasulyenin yemeğine bayılırsınız, krema soslu makarna favorinizdir ki ben nefret ederim, ama hepsinin bir arada yenemeyeceğini tatmadan da anlayabilirsiniz. Bu örnekte ise çiğ soundu, dolaysız punk yaklaşımı, samimiyeti, basitliği vessair sevmeme rağmen biraraya geldiğinde neden kafamda yıldızların oluşmadığı konusunda bir fikrim yok. Tatma işlemini de bir defadan fazla gerçekleştirmişkene... Aslında bir fikir yürütebilirim. O da şarkıların çoğunun müzikaliteye sahip olmamasına , genelgeçmez müzikal yapıdan aykırı durmasına bağlı olarak hiç de şarkıya benzememesi, belki ..
Öne çıkan parçalar ise zamanla bir klasiğe dönüşmüş olan Maps ile Date with the Night. Açıkcası Karen O'nun deli gibi çığırışlarından ziyade gerçekten şarkı söylediği, sesini titrettiği kısımları tercih ederim.

7,25/10

11 Şubat 2010 Perşembe

Grave Digger - War Games (1986)


Grup bir miktar daha geleneksel hard rock çizgisine yaklaşsa da, halihazırda basit şarkılar daha bir basitleşse de bence BMC (heh he duramadım) bence eğlence dozajı yüksek şarkılar kaydetmeyi başarmışlar. Genelde şarkı isimlerinin onbinmilyonkez melodik tekrarına dayalı nakaratlara sırtına yaslayan bu parçalar arasında ahan da olmuş işte bu süper diyebileceğin bir şey de çıkmıyor. Olsun, grubumuzun her albümünde yer alan bed sesli aşuk maşuk baladıyla idare edcez artıkın. Ne demişler? Aşk kalbimi kırıyor derdo derdo heyy..
Grup 80'lerdeki macerasına glam rock yapıp piyasadan azcık biz de nemalanalım ideolojisi bayrağı altında Digger ismiyle devam etmeye çalışarak ellerine yüzlerine ve bilumum yerlerine beceriksizliklerinin izini bulaştırmışlar. 90'larda ise heavy metal piyasasına power metal pelerininin altında tekrar giriş yapmışlar.

7,0-/10

8 Şubat 2010 Pazartesi

RETRO: Emperor - Anthems to the Welkin at Dusk (1997)


evet evet evet hayır
evet evet hayır hayır
evet hayır hayır hayır
eh
.
senfonik hatta neo-klasik düzenlemelere yer açılarak daha derli toplu bir görünüm elde edilmesi diğer pek çok senfonik black metal örneklerinde olduğu gibi (bkz.Limbonic Art) potensiyel yumuşamanın üzerini blastbeatlerle kazımalarla taramalarla takatukalarla örtme çabasını haklı çıkartmıyor, türün dilemması bana göre. oradan buradan hortlayan güzel riflere diyeceğim bir şey yok. sonuçta 1+1=1 denklemini benim gözlüğümde kanıtlayan başağrıtıcı bir deneyim.
Ye Entrancemperium
.
6,75+/10

Crossfire - Aggression Treaty (2005)


Çıkış albümleri ile yerli piyasada ufak çaplı bir heyecan yaratan grup çoğu yerli oluşumda olduğu gibi ( Türk'ün en büyük düşmanı kendisidir, o kadar devlet kurduk hepsini de kendimiz yıktık misali) kısa süre içinde bir duraklama belki de bir dağılma sürecine girdiler. Ne mutlu ki bu albümü kaydetmeden değil. Sound Iced Earth (ki aslında o kadar da sevmem grubu) ve Nevermore benzeri bir doğrultu izliyor. Power metal etkili thrash metal mi thrash metal etkili power metal mi sorusu yumurta tavuk hikayesini hatırlatıyor. Vokalin yetersizliği uygun bestelerle geçiştirilebilse de yine kulağa zaman zaman batıyor olması bize bu albümde gözardı edebileceğimiz bu kusurun genellleştirilemeyeceğini ifade ediyor. Ne dedim ben yahu? Neyse madem grup yukarıdaki yabancı grup benzetmelerine çok kıl oluyor. O zaman albümü şöyle anlatabilirim.
Kucak kucak grammyleri toplayan Beyonce şirinliğindeki besteler Shakira kıvraklığıyla hepimizi büyülüyor. Dansseverler de unutulmamış, Pittbull'vari club havaları bazı parçalarda baskın çıkıyor. Bununla birlikte sözlerde Kanye West sofistikeliği Eminem'inkilerle yarışıyor. Tabiki kulağı keskin dinleyicilerin de gönlü Tori Amos benzeri duygusal açılımlarla alınmış görünüyor. Puhaha.
**
Dream Within a Dream, Eternal Lies (Non Serviam), Unfair, The Forsaken, Gelibolu

8,0+/10

7 Şubat 2010 Pazar

Editors - Papillon (2009) Single


Bugüne kadar özellikle vokali yüzünden hep uzağında durduğum post-punk grubu sonunda şansın daha doğrusu benim ilgimin bacağını çatırtana kırdı. Koşan adamlı klibiyle televizyon ekranlarında da arz-ı endam eden parçanın single'ının en önemli özelliği Tiesto remiksi içermesi. Tiesto felan anlamıyorum bu dans ayaklarını. Ama parça gerçekten şukela. Post-punk'ı elektronik ile 80'lerin ortamında birleştiren şarkı synthleri ile gözlerimi yaşarttı, you're my papillon derken vokal gönlümü eritti.

It kicks like a sleep twitch
it yerine ne koyarsanız koyun artık.

9,0/10

Blut Aus Nord - Memoria Vetusta II: Dialogue With the Stars (2009)

Bir baştan bir sondan. Grubun ilk albümünden sonra son yapıtına baktığımızda hiç de bahsedildiği gibi avangart (ingilizcesini yazmaktan bir kaç denemeden sonra vazgeçtim) endüstriyel metal etkisiyle yoğrulduğuna tanık olamıyoruz. İzleri var tabi. Daha çok gayet modern atmosferik bir albüm. Sound biraz boğuk gibi, vokal gerilerde kaydedilmiş. Zati sözleri de internette bulamadığım için bahsedilen mevzular muamma kalıyor. Zor bir dinleme olacağına dair kanaatim ise garip ve çarpık/melodik bir gitar tonuna sahip riflerle yerle bir oluyor. Şarkıların hemen hemen hepsinde bu yöntem kullanılarak kulağa alışkanlık kazandırılmış. Albümün en güçlü yanı da zaten yer yer saykedelik'e kaçan yer yer "ahan da yıldızlara ulaştım şimdi de yıldızlarla lafın belini kırıyoz" temalı albüm ismini haklı çıkartan bu keskin kafa buldurucu riffler. Şahsen memnun olmadığım unsurlar ise modernist bir garip kayıtın yanısıra (ki aslında bol tekrara dayanan hafiften endüstriyel kokan drone bölümler ile melodik geçişlerin vs. dengesi süper tutturulmuş) bazen sahte baterinin ,dram maşinn, kulağa hiç de tamamlanmış gelmemesi.

8,0/10

6 Şubat 2010 Cumartesi

mewithoutYou - It's All Crazy! It's All False! It's All a Dream! It's Alright (2009)


Allah Allah Allah isimli parçalarını görünce çocuksu bir safiyetle İbrahim Tatlıses cover'ı beklemiştim. Bunun yanısıra grubun ismi, albümün ismi ve bittabi albüm kapağı hepsi birlikte bir kuul teslisi oluşturması da es geçilemez. Teslis lafını boşuna geçirmedim. Zira grup hristiyan bir grup. Ve buradaki şarkıların çoğu en basit tabiriyle sözler açısından ilahi sınıfına sokulabilinir. İşin daha da garibi İslami terimleri "Hak La İlahe İllallah" gibi kullanmaktan kaçınmamışlar. Nedense bu kısımlar Arabik değil Yahudi-Slavik tınlıyor. Çekinmeyiniz, müzik folk etkilenimli indie pop-rock gibi bir minval üzerinden ilerliyor. Ama adamlar musikide bile ilginçliklerini devam ettirmişler. Altyapı albüm kapağındaki ebruli çalışmayı andırır şekilde koyu tonlarda farklı enstrümanların katkısıyla renk cümbüşü kıvamında. Anlatılan fabllar ve hikayeler doğrultusunda halihazırda garip olan vokaller de sürekli bir devinim içinde. Konuşan kargalar, tilkiler, böcekler, patlıcanlar,çilekler.. Müsamere rock diyorum, geçiyorum. Kulağa oldukça hoş en azından meydan okuyucu bir enteresan gelen bu şarkılar bir arada dinlendiğinde bünye de yorgunluk yaratıyor. Ayrıca tek tek sözler incelenerek yapılan bir dinleme eylemi fantastik bir kafakarışıklığına sebep oluyor. Neticede wikipedik bir araştırma sonucu grubun beyni olan kardeşlerin İslami kökenden doğma sufi şeyh Bawa Muhaiyaddeen'in müridi olan eski bir hristiyan ve eski bir yahudiden müteşekkil ebeveynlere sahip olduğunu öğreniyoruz. Çocuklar hristiyan kültüründe eridikten sonra, bilirsiniz batıda sufizm dinlerüstü eklektik bir hale bürünüyor, tekrar bu sufi öğretisine yaklaşmışlar bu albümü hazırlarken.
Neyse ne, ilk başlarda dinlemesi zor ve gayet derin bu albümün içinde favori olan parçalarım Goodbye I ve senfonik prog rock gruplarına taş çıkartan King Beetle on a Coconut Estate.

7,25+/10

Redd - Plastik Çiçekler Ve Böcek [Akustik] (2008)


Prog rock etkilenimli hoş bir sound tutturan ve ikinci albümleri özellikle Prensesin Uykusuyum adlı parçasıyla benim de dikkatimi çeken grubun bu akustik kaydı aklımda tek bir soru oluşturuyor. Ne gereği vardı? Depresif elektro gitar tonunu terkedip piyano ve akustik gitar, bateri de yok, bilmiyorum.. kendilerini bacaklarından vurmuşlar gibi. Vokalin güzelliği bir yere kadar. Sonuç olarak bu albümü beş kere felan dinlemişimdir. Biraz da zorlanarak.. Albüm kapağı gibi fazla steril fazla temiz.

6,25/10

5 Şubat 2010 Cuma

Gustav Holst - The Planets (1974)


Andre Previn/London Symphony Orchestra
Klasik müziğe oldukça talihsiz bir seçimle modernistlerden başlamıştım. Biraz araştırınca bu türe merak salan yeni dinleyicilere tavsiyelerde bulunan bir kaç listeye rastladım. Bu albümü de bu vasıtayla dinlemeye karar verdim. Aklınızda bulunsun filmlerde reklamlarda çokca kullanılan pek çok klasik besteyi içerir derlemeler ve best of'lardan ve daha klasik isimlerden başlamak daha faydalı sonuçlar verecektir. Holst'u duyduk mu? Hayır. 20.yy'ın başında İngiltere'de yaşayan besteci modernizm ile eski tarz arasında köprü kurduğu bu çalışma ile 1. dünya savaşı esnasında magnus opum'unu vermiş ve daha sonra anladığım kadarıyla ünü bu yapıtın altında kalmış. Wikipedia'da okuduğuma göre gayet ilginç bir kişilik. Neyse bu albüm Andre Previn adlı şef (conductor)'in yönetiminde Londra senfoni orkestrasınca kaydedilmiş. Klasik müziğin erbabları açısından şefler, ki orkestrayı yönlendirme haricinde eserlere kendi yorumlarını da katıyorlar amma ve de lakin bizim gibi ilk başlayanların kulağı bunları pek ayırtedemiyor, kayıt kalitesi/plak şirketi ve biraz da orkestra çok önem arzediyor. Şeflerin ve sanatçıların her besteciye bulaştığını söylemek zor, ömür yetmez belli besteciler üzerine yoğunlaştıkları görünüyor. Misal Bach'ın piano eserleri için Glenn Gould kayıtları bir klasik. Araştırıp vakit ayırınca öğreniyoruz bunları. Yine neyse, önemli şefler ise:Karajan, Bernstein, Abbado, sonracııma Mehta, Solti, Rattle, Haitink, Klemperer, Kleiber, Böhm...
Planets'e dönersek besteci astrolojideki rollerine göre 7 gezegen hakkında beste yapıp bu suiti toparlamış. Şarkılar daha önce de bahsettim gibi içeriğini sound ile de çok çok başarıyla dolduruyor. Örneğin muhteşem açılış parçası Mars, the Bringer of War adlı parçada sefere hazırlanan ordu temasını üflemeli çalgıların majestiğiyle birlikte gayet açık duyuyorsunuz. Kardeşimi aldım, test ettim diğer şarkılar da ismine uygun ruh halini yansıtmada çok başarılı. Venus, the Bringer of Peace ile gevşeyip huzura ulaşıyorken, Jupiter ile neşe ve sevinç durumunu hissedebiliyorsunuz. Şarkıları şöyle bir listeleyeyim.
Mars, the Bringer of War
Venus, the Bringer of Peace
Mercury, the Winged Messenger
Jupiter, the Bringer of Jollity
Saturn, the Bringer of Old Age
Uranus, the Magician
Neptun, the Mystic
Ah, evet Neptun'de kendimi haberci gibi hissetmiyorum. Ama bu durum hoş bir melodinin defalarca değişik şekillerde tekrarlandığı parçanın güzelliğinden bir şey eksiltmiyor. Uzun lafın belinin ortasından kırılmışı şu, buradaki parçalar film müziğine alışkın modern dinleyiciyi kesinlikle memnun edecek sinematik etki taşıyorlar. Ayrıca tekrarlamalardan kaçınmayarak dinlenirliği kolaylaştırmışla. Benim şahsen klasik müzikte sinir olduğum sessiz kısımların uzaması ve aniden gürlemeler burada da bir miktar mevcut. Fakat bu dinamik özellik parçalar arasında paylaşıldığı için rahatsız etmiyor. İngilazlar ne der?:
"a must"

9,25/10

DeVotchKa - How It Ends (2004)


Radyo dinlediğim vakitler,eskiden çok eskiden, sık sık Radyo Eksen'de rastladığım grup Meksika soslu ağır karanlık pop-rock yapıyor. Yanlış duymuyorsam hafiften bir Balkan baharatı da var. Keman, akustik gitar ve trombon (?) bolca duyduğumuz enstrümanlar. Şili biberi kıvamında acı dolu vokalin yanısıra hareketli parçalardaki perküsyona dayalı ritimler, akordiyonun yerli yerinde kullanımı diğer önemli öğeler. Laf aramızda bazı anlar vokalin yetersiz tiz tınısı rahatsız edebiliyor. Albümün baştacı kral asası parçası ise benim hambıl mımbıl fikrime göre Such A Lovely Thing. "you only love me when i'm leaving" diyor çikolata renkli grubumuz.
The Enemy Guns, Lunnaya Pogonka ile Charlotte Mittnacht ailecek sevdiğimiz diğer şarkılar. Arabesk alıntılara devam..

and i have given my body
to the mexican army
but my heart and soul
belong to you my love
so let the enemy guns
cut me to ribbons
for my eternal soul
will know the way back home

7,25/10

4 Şubat 2010 Perşembe

King Diamond - The Graveyard (1996)


90'lar>80'ler
(şimdilik)
Heads on the Wall, Digging Graves, I Am'deki gitar/klavye uyumu, çığlık vokalin Daddy'de hırıltılı hal alması, albüm sonlanırkenki garip gitar tonu

7,50+/10

3 Şubat 2010 Çarşamba

RETRO: Tual - Pencere (2001)


Yorgunum çok yorgunuum... aradan bu güzel dinlendirici albümü çıkarayım bari. King Diamond yarına kalsın. Dünyanın öbür ucunda iş bulursan çalışmaya başlamadan telef olursun böyle. Yarın sabah da sağlık kontrolü, ne alakası varsa. Hmm firma amerikan, chuck gibi bişiler olmasın cia (yazıldığı gibi okunur) felan. Ayrıca gözlüklü ve daha beyazım. Fazlam var eksiğim yok chuck'tan hah ha.. İşin en zor kısmı akşam 9'dan sonra yemek yemenin yasaklanması, midemin en faal olduğu vakit!, hanım kızımız su içebileceğimi söyledi ama Allah razı olsun.
Guilty pleasure dosyamın önde gelen konu başlıklarından biri de bu grup olmalı, daha doğrusu bu çıkış albümleri. Aslında guilty felan hissetmiyorum kendimi, başkalarına da göğüs gere gere gere tavsiye edebilirim. Arabesk rock ve anadolu rock türlerinin dışında en basitiyle melankolik taverna (pop) rock diye bir yere denk düşürtebileceğim sound hakkında hiç te iddialı olmadığım bir iddia hipotezim bile var. Vokalin güzel kalitesine, vokal nağmelerine ince ince altyapıya bakınca ben nedense 80'lerin synth bazlı prog rock gruplarını hatırlıyorum. Böyle uzaktaaaan bir gözünü kısıp diğer ayağının üzerinde zıplarsan eminim sen de duyumsayacaksın. Yani bu adamların hiç de boş olmadığına inanıyorum. Oy oy oy puding yedim de azcık kendime geldim. Saat de 9'u geçiyor, problem olur mu ki acep?

7,25+/10

2 Şubat 2010 Salı

Grave Digger - Witch Hunter (1985)

Dinledikçe güzelleşeceğine vücudumda isilikler çıkartacak derecede sıkıntı verici bir hale büründü grubun bu ikinci albümü. Açılış Parçası Witch Hunter dinamik rifiyle öne çıkıyor gibi bir atak yapsa da ilk albümden Heart Attack'ın zayıf bir taklidi olmaktan öteye geçmiyor. Aslında buradaki şarkıların hepsi önceki albümdekilerin birebir gölgesi gibi. Sadece yerleri değişik. Yine baladlardan şansları yaver gitmiş. Love is a Game fena değil, daha kısa olmalıymış, bu da başka bir mevzu. Fight for Freedom diğerlerine göre daha bütünlüklü daha tam bir parça nakaratıyla köprüsüyle barajıyla. O kadar. Vaatın önde gideni sancak taşıyan sancaktarı.

5,50/10

1 Şubat 2010 Pazartesi

Art Blakey and the Jazz Messengers - Moanin' (1959)


Jazz müziğinin eğlenceli bir versiyonu olacağını hiç düşünmemiştim. Ritmine alışıp ukela cazseverler gibi parmak şıklatmamanın kafa oynatmamanın mümkünatı yok. Özellikle trompet ve saksafon destekli melodiler, benim de dahil olduğum cazzza yabancı kişilerin aklında yer etmiş "cazda da melodimi olurmuş dın dın" klişesini yerle yeksan ediyor. İşin şaşırtıcı yanlarından biri de gruba önderlik eden Blakey bateri yörelerinde iskan etmekte. Hünerlerini ortalığı batman resitaline çevirdiği Drum Thunder Suite ile sergiliyor. Tam bir süper kahraman soundtrack'i. Albümün başarılı olduğu bir nokta da dinlemesi keyifli moral hoplatan parçaların tekdüzeliğe hapsolmaması. Bugün bile bir farklılık yaratıcılık yapmaya çalıştıkları çok belli. (tırıl tırıl marş çalan trampet benzeri ritimlerin egemen olduğu Blue March gibi) Allah bilir o zaman nasıl bir tepki yaratmıştır bu albüm.

8,75/10

Overkill - Taking Over (1987)

Pörtleyen gerçekler: 1) iş buldum, bu da daha az müzik daha fazla çalışma ve daha fazla mani demek. Böylece gloria jeans'ın karamel soslu bol kremalı caramelatte'sini daha sık içebilirim. 2) Uni-rock'ın bu seneki gruplarına yabancı kaldığımdan kelli bu grubu dinlemeye karar vermesem hayatta dönüp bakmazdım albümlerine. 3) büyük ve klasik grupları dinlememe huysuzluğundan oluşma demir duvarım çatır çatır yıkılıyor. 4) thrash deme dudak bükme. yakıtını power metal önceli nwobhm'den alan ve thrash'ın sert hırçın havasını teneffüs eden bu albüm... iyiymiş yauu. teknik kapasite gösterme uğruna groovy ve enerjik yönlerini kaybetmeyen ve de müziğin aydınlık eğlenceli tarafında duran grubun cephede fedagar elemanı vokal Blitz'in katkılarını da daha bir takdir ediyorum, baba oğul ve kutsal ruh adına seni takdir ediyorum..
5) Fear His Name! In Union We Stand! Powersurge! Deny the Cross! 6) Yeşil logolar çkk çkk! iğrenç.

8,50/10