31 Aralık 2009 Perşembe

King Diamond - The Eye (1990)


Yılı Elmasın Kralı ile sonlandırmayı tercih etmemekle beraber oldu be ustam n'apalım. King Diamond işte nesini anlatayım, sound vokal ve ton olarak bu albümde biraz daha yumuşak bir hava ağırlık kazanmış, daha dinlenilir yani. Özellikle belli şarkılarda, ilk baştakiler misal, keyboard kullanımı iyi kotarılmış. Yer yer gevşek ama hoş gitar sololar dikkat çekiyor. Yine hikaye örgüsü gizem içeriyor. Bu sefer kullanılan öğeler büyü, rahip, engizisyon, rahibe gibi geyik mevzular üzerine dönüyor. Dön baba dönelim.
Son şarkı The Curse yine hareketli güzel bir parça böyle kıpır kıpır. İyi yıllar bu arada.

7,0+/10

30 Aralık 2009 Çarşamba

Sir Richard Bishop - The Freak of Araby (2009)


Bu Amerikalı beyefendi değişik değişik flamenko folk deneysel ürünler vermiş sonra sıkılmış köklerinden birine Lübnan'a dönmüş. Özellikle perküsyondan yerel sanatçı desteğiyle, kendisi de nasıl yaptıysa egzotikleştirdiği gitarıyla birlikte tümüyle enstrümentel bu albümü kaydetmiş. Hemi de bu sene. Parçaların yarısı klasik Arap ezgileri ki birçoğunu bir yerlerden hatırlayacaksınız, misal kardeşime sordum öğrendim Ajda Pekkan'ın "gezeceğim göreceğim bak sana neler edeceğim (gibi bir şey) "aranjmanı, diğer yarısı da sanatçının tamamiyle Arap halk müziğini andırır kendi besteleri. Oryantal bir şeyler de beklemeyin, yok öyle ucuz şeyler. Özellikle baştaki taksim ve sondaki Blood-Stained Hands çok müthiş parçalar. Bu parçalarda yani sanatçının kendi bestelerinde saykedelik etkileri, 60lar surf fock ve Erkin Koray gölgesini tatmak bile mümkün. İşte bu anlarda Orhan Gencebay gibi bir isim bağlamayı alsa eline çağdaş müzisyen ve profesyonel yapımcı desteğiyle bir referans albümü kaydetse diye bir dilek geçiveriyor içimden. Boşverin içimden geçenleri çıkanları güzel bir dinlemelik vallahi. Yılbaşına da şık gider, böyle kaliteli kaliteli.
Ya bu son şarkı cidden pek bir dehşet, zurna ve ayin ritminde tef gizli bir miti aralıyor gibi, kriipi.

8,0/10

29 Aralık 2009 Salı

Carol Berg - Rai-Kirah 3: Restoration


Müthiş ikinci cildin gazıyla bu kitaba da yumuldum, göz möz kalmadı geriye vallahi. Biraz halim sükut oldu, keza herşeyin çözümlendiği bu son kitap ufak tefek kusurların, zayıf mantığın tavan yaptığı bir eser olmuş. Yine de şüüşle genel bir değerlendirmeye tabi tutarsak yeni becerikli hayalgücü kuvvetli bir yazar tanımış olduk. Bir de diğer iyi bayan yazarlar gibi erkek başkahramanı aşırı vicdanlı, aşırı mantıklı bir modele çevirmemiş olsaydı daha orjinal bir şeyler okumuş olurduk.( Benim derdim ne yafu, her cümlenin sonuna olmak fiili konuyor) Yafu kim tanrı olmak istemez?
spoiler
Seyonne diğer kaçakların prensle anlaşması üzerine değişik kentlerde yazıcılık yapmaktadır. Ezzaria ile Fiona'nın da olduğu gibi bir bağlantısı kalmamıştır artıkın. İçindeki iblis ruhunu da zaptetmeye çalışmaktadır diğer yandan. Belli anlarda vahşileşebilmektedir gayri. Bir gün Derzhi suikastçılarının kendi ve arkadaşları daha da önemlisi çocuğunun peşinde olduğunu öğrenir. Onları bertaraf ederken arkadaşları vahşi yüzünü görür. Çocuğuna bakan ailenin sakat babasını Derzhiler öldürmüştür. Anne Elinor ise çocuğu sahiplenir bir kez daha ve Seyonne derki "de git, çocuğumu sana virmem" Seyonne der ki "almaya niyetim yok zati, beni hep yanlış anlıyonuz ühühü" Suikastçilerden Derzhilerin 20 güçlü evinin (kabile) prens Zander'a karşı ölümüne ittifak ettiğini öğrenir. Bi koşu başkente varınca imparatorun öldürüldüğünü ve katilin prens olduğuna dair dedikoduları duyar. Kuş olur, Zander ilen görüşür. Bu möhim aileler yerine amcasını imparator yaparlar. Prens de zayıf bir güçle ölümüne saldırıya geçer. E tabi yenilir, ölmeden önce Seyonne (bundan sonra sadece S) kanatlı bir adama dönüşüp onu kurtarır. Yanında iki de yardımcısı gelir. Sovari ile Malver. Çöle kaçmışken ve S'nin ruhani gücüne hayranlarken kör ehtiyar Gaspar ve yardımcısı Qeb onları bulur ve efsanevi yıkık bir kente davet ederler. Eski vakitlerde Derzhiler bu kadar manyaklaşmadan önce ruhani eğitim için bu kente gelirlermiş. Ve bir avuç yaşlı bilge var şimdi. Prens iyileşirken yardımcılarını kentlere gönderip değişik sülalelerden yardım almaya çalışır. Neyse o kent saldırıya uğrar Gaspar kendini feda eder. Qeb bu sefer gözlerini kör eder ve S'ye mistik bir yolculuk yaptırır. Kir Navarrindeki kaleye gider. Kalede kendine Nyel yani isimsiz diyen yaşlıca bir aristokrat ve onun yardımcısı Kasparian ile tanışır. Nyel Ezzaria mitolojisindeki isimsiz tanrıdır. Aslında uzun süre yaşayabilen çok kudretli Madonnai ırkının son iki temsilcileridir. İnsanların rüyaları aracılığıyla ve sonradan bir kapı yaparak onlarla iletişime geçmişler ve hatta evlenmişlerdir. Kendileri uzun süre yaşayıp çocuk sahibi ender olabildikleri için pek sevinçlidirler. Yeni kırma nesil Ezzaria nüfusu olur. Fakat her yeni doğan çocukla Madonnai ırkı zayıflar, ölmeye başlar. Nyel farkına varıp bu durumu önlemeye çalışınca da oraya kilitlenir. Bu mevzuya döneceğiz.
S tekrar görüşeceklerini söyleyip dünyaya döner. Çöldeki grubumuz hiç bir 20 sülaleyi ikna edememiştir. Yeni imparatorun baskısıyla güç kaybeden küçük sülalelerle ne zaman iletişime girmeye çalışsa hep felaketle sonuçlanır. Yardımcıları öldürülür. Diğer yandan eşi zarar görmesin diye prens onun ailesine de ters davranmıştır. Nihayetinde fakir fukara bir köyde kalırken prens köle tacirlerine esir düşer. S şans eseri Blaise önderliğinde tekrar isyan eden Yvor Lukash ile birlikte prensi de kurtarır köle tacirleri öldürülür felan. Derzhilerden nefret etseler de prens bu kaçakçı grubunca korunur. Ayrıntıya girmeyeceğim. Olan şu: prens bu grubu zamanla ikna etmeye başarır. Hatta Derzhilerin köleleştirdiği Manganar, Suzai gibi halkların son bağımsız yöneticilerinin olduğu vahada kurtarıcı olarak kabul edilir. Tıpkı Qeb'in öngördüğü gibi. Ufak Derzhi sülaleleri ile birlikte tüm ezilen halklar birleşir. Prens hamile karısını da getirtir.Vs. Bir yandan Derzhi imparatorluğu bizzat kendi meşru hükümdarı tarafından yıkılırken bu kitapta duyumlarla yer alıyor çoğunlukla. İkinci yarıdan itibaren S'nin tanrılaşma macerası başlıyor. S isyancılara kanatlı haliyle yardım ederken sıradan halk onu tanrıların elçisi gibi görmeye başlıyor. Nihayetinde Kir Navarrin'e geçiyor ve Nyel'in şatosunda ondan eğitim almaya başlıyor. Eğitim almaya başladıkça kendi de Madonna'ya dönüşüyor. La Isla Bonita diyor olur olmaz yerde. ahaha. Ve insanlara sadece rüyalarına girerek yardım edebiliyor. Rüyasında onu gören kişi uyandığında onu yanında buluyor , tekrar uyuyana ya da ölene kadar. Sonuçta bütün mit ortaya çıkıyor. Nyel kendi ırkını korumak için tüm insanlığı ve çocuklarını öldürmeye başlıyor ama oğlu ki artık S'in kayıp ruhu Valdis onu diğerlerinin yardımıyla hapsediyor. Hapseden duvarın ruhu 12 Madonnai içeriyor, sonuncusu Vyx. İnsan olan eşi de şatoyu kuşatan ormanın ruhuna evriliyor. Sonra Valdis ve ekibi, Vyx babasını kanatlı birisinin ki S aslında o, serbest bırakacağının kehanetini verince Ezzarialıların ruhunu ayırıp Kir Navarrin'i unutturma procesini başlatıyorlar. Nyel'in tek amacı ise şu an ölmeden önce ırkının devamını getirmek. S tam Madonnai'ye dönüşmeden önce çocuğunu Elinorla birlikte şatoya getiriyor ve dönüşünü tamamlayınca insanoğlunu çok ufak tefek bişi olarak değerlendirmeye başlıyor. Geçmişini de unutmaya başlıyor. Böyle bir kibir bir kibir. Ama prens peşinden geliyor. Çok önceleri S, ona ben insanlıktan çıkarsam icabıma bak diye söz verdirmişti. Eşit bir düellodan sonra S bir duraksıyor ve ağır yara alıyor. Babası Nyel küplere biniyor ve ne biçim Madonna'sın sen Michael Jackson'sın aslında diyip öldürmeye çalışıyor. Yardımcısı Kasparian ölümüne kendini teslim ettiği hocası Nyel'i o aşamada bıçaklıyor. Madonnai baba oğlunu öldüremez diye. Meğersem S yani Valdis Nyel içindeki gücü alıp onu öldürmeye kıyamadığı için prensin kendisini o içindeki güçle birlikte öldürmesini planlamış. Ölmeden önce Nyel'e gerçek ismini vermesi şartıyla gücü alıp yani S'yi tekrar insana dönüştürüp o güçle (unuttum burayı belki de gücü Kasparian'a vermiştir hatırlamıyorum ama zannetmiyorum da) huzur içinde ölmesi için ikna ediyorlar. İşte mutlu mesut son. Derzhi krallığı kendi bölgesine çekilir, prens tekrar başa geçer ve o güne kadar çektirdiklerinin karşılığında zayıf halkların koruyucusu olur. Seyonne ise Elinor'la birlikte çocuğuynan birlikte öyle işte. Ezzaria'nın kraliçesi, Seyonne'nin eski eşi ise çoktan ölmüş, yerine Fiona geçer ve iblis savaşlarının gizemini aralarlar. Artık çocukları büyüyle doğmaya yani tam ruhla başlamıştır.

RETRO: Gorgoroth - Under the Sign of Hell (1997)


Uoahhh!!
Grubun pek çok pek çok değişen vokalleri arasından en tercih ettiğim Pest'in ağırlıkla seslendirdiği albümün ilk kısmı daha klasik bir sound taşırken ikinci yarısında deneysel kompozisyonlar öne çıkarılmış. Yani ilk kısımları her daim şokalat, diğer kısım muuda göre karamel.

9,0/10

28 Aralık 2009 Pazartesi

Grand Magus - Wolf's Return (2005)

Son albümünü pek bir beğendiğim grubun önceki albümü Wolf's Return daha bir geleneksel doom izleri taşısa da heavy metal ile denge iyi sağlanmış aslında, fifty fifti. Diğer farkları da olumsuzluklar oluşturuyor. Örneğin buradaki bazı parçalar son dönemdeki tarzlarına fazlasıyla yakın, bu albüm içinde de aynı şablonu takip etmeleri uzun süreli dinlemeleri imkansızlaştırıyor. Benim hususi keyfim de derki Wolf's Return adlı parça bu kadar stoner-doom ayağına kurban edilmeseydi daha güzel bir şey olabilirdi. Yani bu geleneksel doom'a karşı azcık frijitim. Albümün kısa olması ve aralarda akışı bence zorlaştıran kısa enstrümentallerin olması da diğer negatif unsurlar. Ancak hatırlamak gerekir, bu Grand Magus, vokali, 10bin katar gücünde bası, gayet hoş heavi heavi metal besteleri. Bok atmamak gerekli yani.
Nine, Blood Oath

8,25+/10

27 Aralık 2009 Pazar

V.A. - ...And in the Darkness Bind Them (Summoning) 2009


Summoning'e saygı albümü niteliğinde 2 CD'de toparlanan bu hacimli derleme içinde Sarratum adındaki yerli bir grubumuzun da olduğu amatör ya da adı sanı duyulmamış grupların katkısıyla hazırlanmış. Anladığım kadarıyla herkeşler kendi kaydını ufacık tefecik yapımcı firmaya gönderdiği için soundda araki bir standartizasyon bulasın. Onun dışında gruplar Summoning şarkılarına iki açıdan yaklaşmış. Grubun taklit edilmesine dayanan yaklaşım onun büyüsünü yakalamada başarısız olmaları sonucunu doğurmuş. Diğer anlayış ise ilginç değişikliklerle birlikte kendi atmosferlerini enjekte etmeye çalışmak olmuş. En bariz misal Morgan the Bard adlı bir vatandaşın Mirkwood'u tümüyle folk tarzı içinde dingin bir yoruma tabi tutması, çok hoşuma gitmese de enteresan olmuş. Aslıyla birlikte dinlediğinizde dahi parçayı benzeştirmekte zorlanıyorsunuz. Hildr Valkyrie yoğun koro nakaratlı Farewell'i bayan vokallerle seslendirerek yorumlamayı seçmiş. Parçanın tıpkı Khazad Dum da olduğu gibi kendi gücü cover'ını da öne çıkartıyor. Sevdiğim diğer bir örnekte orjinalindeki bayan vokalin çıkartılmış, parça ekolu kaydın altına gömülmüş ve enfes gitar solosuyla süslenerek mistik bir hava katılmış. Grubumuz The Mirror yorumu da Where Hope and Daylight Dies. Çift CDnin sonu ise oldukça dokunaklı ve etkileyici bir cover ile getiriliyor. Kauan - Long Lost to Where No Pathway Goes.
Uzun zamandır beklenen ama vasatın üzerine çıkmakta zorlanmakla eleştirilen bu saygı albümü yine de dinlenmeyi hakediyor.

6,75/10

26 Aralık 2009 Cumartesi

Band of Horses - Everything All the Time (2006)

Amerikan diyarlarından pörtleyen atların grubu, Fleet Foxes'ın banallığı ve hayalperestliğine düşmeden folk müziği rock ile harmanlayan, folk müziğe tempo katan bir tarz oluşturmuşlar. Gitar ve baterinin dinamik harmonisine tiz erkek vokal desteği şok aala gitmiş. O vokal ki geleneksel folkta olduğu gibi özündeki melankoliyi yitirmez iken o illet sinir bozan ciyaklama noktasına ya da acınası bir zayıflığa varmıyor. Açıkcası Seattle'ı kuşatan yağmura gebe sislerle kaplı yeşil dağlara ezik ezik methiyeler düzenlemek yerine dillerine şarkılarını dolayıp bir keçi patikasının yolunu tutmuşlar gibi.
Wicked Gil, Monsters, The Great Salt Lake

7,75/10

24 Aralık 2009 Perşembe

Carol Berg - Rai-Kirah 2: Revelation

Serinin ikinci cildi iblislerin kökenini araştırma gayretiyle birlikte Ezzaria toplumunun hoşgörüsüz bağnazlığının idrakına varmamız sebebiyle çok daha sürekleyici, nefes nefese okunacak bir eser olmuş. Elbette kusurları yok değil, artık kahramanımızın acı üstüne acı çekmesi, fonda acıların çocuğu çalmasına rağmen hiçkimseye kin gütmemesi, hep kendini suçlaması aşırıya kaçınca biraz bayıyor. Çok ayrıntılı ve karışık konusunu nasıl anlatacağım bilemiyorum, deneyeceğiz artıkın.
Spoiler
Seyonna Ezzaria'ya halkıyla birlikte geri dönmüştür. Hala halkı arasında dış dünya ile münasebetleri neticesinde kirlendiği, geleneklere karşı geldiği kısacası iblislere açık olduğu için topluma tehlike teşkil ettiği düşüncesiyle kendisine şüpheyle yaklaşılır. Diğer yandan kraliçe ile evlenmiş olup çocuk beklemektedirler. Performansının ötesinde yanına verdikleri Fiona adlı Aiefe ile birlikte (Aifeler iblislerin ele geçirdiği kurbanların ruhuna boyutsal kapı açıp maddi bir şekilde ruhu şekillendiriyordu, hatırlarsak eğer) ruh kurtarma savaşlarına katılmaktadır. Aynı zamanda hocasının kızı Catrin ile birlikte genç wardenları, savaşçıları, yetiştirmektedir. Bir gün eve gittiğinde karısının hamile olmadığının farkına varır ve etrafındakiler hiç çocuk yokmuş gibi davranırlar. Bu da her bir kaç yüz Ezzarian doğumunda bir rastlanan doğuştan iblisin bebek ruhu ile kaynaştığı bir duruma işaret eder. Seyonne'den habersiz gelenekler icabı bebek kurda kuşa yem olsun diye ormana bırakılmıştır. Doğal olarak karısını suçlar ve ardından bir iblis çıkartma seansında ilginç bir şeye tanık olur. Karşısındaki iblis gayet insanidir ve sonradan adının Vyx olduğunu öğreneceğiz, çarpışmayı reddeder. Tersine gelecek başka bir felaket konusunda uyarıda bulunur. Seyonne iblisi öldürmeden vücudu terkedince katı gelenekçi Fiona onu komiteye şikayet eder. Ve tüm yetkilerinin elinden alındığı bir cealandırmaya tabi tutulur Seyonne, inzivaya çekilir ölmek üzereyken Fiona tarafından bulunur, Catrin tarafından iyileştirilir ve bebeğinin ölmediğini Manganar halkının keşişlerine verildiğini öğrenir. Binbir zorlukla keşişi bulur, çocuğunun güvende olduğu ama onunla kontak haline geçemeyeceği söylenir. Tabi Seyonne çocuğun iblis ruhu taşıdığını da söyleyemez. Yine umutsuzluk içindeyken Prense Zander tarafından çağrılır. Sorun şu ki Yvor Lukash önderliğinde bir grup isyan edip esirleri kurtarmak gibi iyiniyetli eylemlerde bulunuyor ama bu durum da prensin iktidarını sarsıyor. Halbuki uzun dönemde prens zaten iyilik için çalışıyor felan filan. Seyonne onlara karşı savaşmayacağı ama barış için görüşebileceklerini söylüyor ve bu çetenin yuvalandıkları vadiyi gözleme alıyor. Seyonne liderlerinin görüştüğü keşiş olduğunun farkına varıyor ve kamptaki pek çok savaşçı lider dahil görünüş olarak ezzarian fiziğine sahip. Prensle anlaşıyor, kendini gerçekten kırbaçlatıyor ve prens onu çetenin elemanları alsın ve içlerinde casus olsun diye bırakıyor. Gerçekten de grup onu alıp iyileştiriyor, bu arada baskınlarına felan alıyorlar. Güvenlerini kazanmaya başlıyor. Son baskın prensin değer verdiği atlara karşı oluyor, her ne kadar Seyonne karşı çıksa da. Yvor ya da Blaise aslında, büyüyle ongünlerce sürecek yolculukları birkaç saate indirebiliyor. Bu son saldırının tuzak olduğu farkına varılıyor. Seyonne Blaise'in hayatını kurtarıyor. Blaise uçan bir yaratık şekline giriyor. Kamplarına geri döndüklerinde Blaise çocuğunu evlatlık verdiği ablası ve topal kocasının çiftliğine götürüyor Seyonne'u. Dönüşte de kimliğini açıklıyor, aslında bu isyancı grubun çoğu Ezzarianlılar tarafından gizlice başkalarına verilen iblisli çocuklar. Büyü güçlerine sahip olarak şekil değiştirebilen bu kişiler bir süre sonra ya o yaratıkların şeklinde edebiyen kalıp kişiliklerini kaybediyorlar, dönüşüm yapmadıkları sürece de deliriyorlar. Ve Blaise vaktinin az kaldığını söylüyor. Tabi Seyonne kendi çocuğun düşünerek yardım edeceğini söylüyor. Bu arada bu kişilerin içinde iki ayrı ruh yok. Kendileri nasılsa öyle, tümleşik. Fakat kampta Seyonne'un prens tarafından kölelikten azat belgesi bulunuyor, foyası açığa çıkınca herkes onu terkediyor. Fiona yine bir yerlerden çıkıyor. Aslında kraliçenin onu Seyonne'un peşine takdığı çok daha sonraları anlaşılacak. Olanları öğrenince bütün öğretilerinin temeli sarsılan Fiona Seyonne'a Balthar'ı bulması gerektiği yönünde akıl veriyor. Balthar Ezzarian kölelerin büyü gücünü yok eden ve ölüme de sebep olabilen bir tekniği Derzhilere öğreterek kendi halkına ihanet bir Ezzariandır. İşin gerçeği bu adamın iki çocuğunun da iblisli doğduğunu ve ormanda ölüme terkedildiğini, tıpkı Seyonne gibi vahşi olmayan bir iblisle karşılaşan bir wardenla tanıştığı, aslında iblislerin öğretildiği gibi olmayabileceği yönünde halkını boşuna ikna etmeye çalıştığını ve sonunda intikam hırsıyla dolduğunu öğreniyoruz. İkili Derzhi başkentinde Balthar'ın yerini öğrenir ama prens bu sefer Seyonne'un kendisine ihanet ettiği düşüncesindedir. Neyse bir adada Balthar'ı bulurlar, hiç de bekledikleri gibi şeytani biri değildir. Bir tapınakta tahrip olmuş mozaiklerle ve ezzarianların yok ettiği kendi tarihleri ile uğraşmaktadır. Mozaiklerde mutlu bir şekilde ve şekil değiştirebilen bir halk resmedilmiştir. Bir süre sonra bir kapıdan geçerek başka bir boyuta geçtikleri ve Blaise gibi sorun yaşayanların düzelmiş şekilde döndükleri görülmektedir. Fakat Ezzarian büyükleri bir büyü yapar ve bu kapı kapanır. İstenmeyen sonuç olarak ise iblisler doğar. Bu arada günlerdir Seyonne rüyasında buzlu kıraç bir topraktaki şatoda renkli ışıklara boğulmuş saydam insansıların toplandıklarını ve kötü enerji saçan bir lider etrafında ordu oluşturduklarını görmektedir. Fiona'yı ikna eder, Balthar'ın vücudu vasıtasıyla iblislerin yaşadığı bu buzlu karlı bozkırlara varmak maksadıyla başka bir boyuta geçiş yapar. Bu esnada iblislerin de Ezzaria toplumu gibi üçe ayrıldığını öğrenirler: İnsanların ruhunu elegeçiren Gastai adlı avcılardır. İnşa edici Rudrailer ve en yüksek de insanlarla pek uğraşmayan güçlü nevailer vardır. Başkarakterimiz zifiri karanlık bir ortamda delirmiş Gastailer tarafından alıkonur ve aylar boyunca işkence görür. Bir davada yargılanırken Vallyne adlı nevai tarafından alınır ve iyi davranılır. Eşi Denas dünyaya varacak seferin başı olmak üzere çırpınan gaddar bir iblisdir. Seyonne'yi sevmez. Vyx ise Vallyne ile müttefiktir. Ayrıca Merryt adında yer yer Seyonne'ye yardım eden başka bir warden daha vardır orada. Bu iblislerin görünüşü her ne kadar fiziki insan görüntüsüne bürünseler de ışık tayfı gibi aslında güzel bir şey. Bu iblis diyarı kısmı biraz karışık. Çünkü kim iyi kim kötü belli değil, hep bir entrika düzenbazlık dönüyor. Kısaca mevzu şu: İblisler eski dünyalarını heykellerle ya da ruhsuz büyülerle taklit etmeye çalıştıkları bu şehirde bir gölge gibi yaşarlar. En alttaki iblisler dünyaya sızıp yaşam kırıntılarını üstlerine getirirler. Ve iblisler acınası bir şekilde hayatı hissetmeye çalıştıkları sefa alemleri düzenlerler. Her şeyin suçu ise kendilerini vücutlarından dünyalarından alıp götüren Ezarianlardır. Bir ordu şekinde dünyadaki bir kapıya varacaklar onu vücudunu gönüllü bir şekilde iblisle birleşmeye bırakacak bir ezzarian yardımıyla açacak, Kir Navarrin adını verdikleri dünyaya, boyuta gideceklerdir, ellerinden alınan hayata tekrar kavuşmak için. Bu esnada size bir efsane anlatayım, bir tanrı ölümlü bir kadını,Verdonne eş alır. Fakat bu eş herkes tarafından sevilir ve bir erkek çocuğu ,Valdis doğurur. Tanrı gerçekten delirir kıskançlıktan her Allahın günü Verdonne'ye eziyet eziyet üstüne. Oğlu büyür babasını yener ve bir kaleye hapseder, ismini de ondan alıp isimsiz bırakır tanrıyı. Sonra da annesini tanrıçalığa yükseltir. Kapiş? Ezzarianlar bu kaleden sızıntıyı keşfetmişler ve o boyutu tümden yasaklamışlar bir büyük büyüyle. O boyutta yer alan havuza da bu şekil değiştirme sorunu yüzünden gitmek zorundalardı. O özelliklerini de çekip çıkartırlar içinden. Normal insan olmaya çalışırlar yani bin yıl önce. Tüm tarihlerini de yok edip katı kurallar oluştururlar. Fakat bu büyücül yanları iblisleri doğurur, kendi vücutlarını terketmek zorunda kalan ve hayata aç ruhumsu bir şeyler. Neyse ne Seyonne Merryt'i kurtarır dünyaya yolar ve Ezzarialıları uyarmaya çalışır. Ama aslında Merryt'in ilk kitapta gördüğümüz iblis saldırısının arkasındaki beyin olduğunu, amacının mahpus deli tanrıyı uyandırıp kaosu getirmek oduğunu öğrenir. Vücudunu Denas'a verir ve kapıyı açmak için yola koyulur.Amacı hiç bir insana zarar gelmeden iblisleri Kir Navarran'a göndermek ve o karanlık kaleyi tamir etmeye çalışmak. Fakat Ezzarialılar iblisleri durdurmak için kapıya gelirler. Seyonne'u kapıyı açtıktan sonra ele geçirirler. Bu kısımlar muhteşem. Çünkü avcı av olmuştur, diğer warenlara zarar vermeden iblis olarak çarpışır bu sefer Seyonne. Bu arada kendini kaybetmeye yakın Blaise Fiona yardımıyla kapıdan geçer. Ve iblisler de gizli gizli geçmeye başlarlar. Merryt geçmeye çabalasa da geçemez, Seyonne'nin ruhuna girer oradaki genç wardenları rehin alıp öldürür ve en sonunda geberir. Ezzarialılar ise Seyonne gibi bir savaşçıyı kurtaramadıklarını düşünür. Dolayısıyla gelenek gereğince yaralı vücudu ölüme terkedilir. Hatta karısı olacak şerefsüzz, kraliçe gelir daha çabuk ölsün diye bıçaklar. Neyse Fiona, Balthar , artık iyileşmiş Blaise ve Prens Zander gelip onu kurtarır, iyileştirir. Bu arada diğer boyutta Vyx kendini feda ederek kaledeki sızmayı önler. Denasın ruhu ise Seyonne tarafından absorve edilmiştir. İlginç bir detay artık üçüncü ciltte aydınlanacağını tahmin ettiğim şey Seyonne'nin düşünde kale etrafında uçarken kaledeki mahpus adamı görmesi ve suretinin kendisi olması!

Apocalyptica - Plays Metallica by Four Cellos (1996)


Kahroluyorum çünkü bu albüm hakkında hissettiklerim, favori şarkılarıma kadar, enternasyonal metal camiasıyla birebir uyumlu. Nerde kaldı farklı olacam tripleri, ben de mi yalanmışım Allahım? Yani, çello çalan bu tipler ilk albümlerinde isimlerini duyurabilmek maksadıyla çello-klasik müziğe uysa da uymasa da Metallica'nın en popüler şarkılarını seçmişler. Bir yarısı o kadar güzel olmuş ki kendi değerlerini yaratıvermişler: Bir Master of Puppets'ı ya da Unforgiven'ı artık Apocalyptico yorumu aklınıza gelmeden tasavur edemezsiniz. Ee beklendiği gibi parçaların kalan yarısı da vasatın üstü ve vasat mecralarında salınıyor. Bir de kümülatif bir etkinin sonucu olarak 45 dakika gıy gıy da gıy gıy biraz kafa ütüleniyor. Welcome Home (Sanitarium)'u da şahsiyetli parçalar arasına ekleyebilik.

8,0-/10

23 Aralık 2009 Çarşamba

3 Mustaphas 3 - Heart of Uncle (1989)


İngiltere'de bir grup matrak müzisyen köklerinin Balkanlardan geldiğini iddia edip hepsi Mustafa mahlasını (Hicaz Mustafa, Hüzzam Mustafa gibi, aslında biri hariç o da amca demiş kendine bkz. albümün ismi, uncle) almış, diğer müzisyenlerin de desteğiyle dünya müziği kategorisi altında oldukça itibarlı bir kaç albüm yayınlamışlar. Dünya müziği demişken Hindistan'dan Orta Doğu'ya, Balkanlar'dan İrlanda'ya ve oradan Latin Amerika'ya dağılan bir coğrafyadan bahsediyorum. Örneğin açılışı bizim avera vu adıyla bildiğimiz Awara Hoon ile yapıyoruz. Bayan vokal gerçekten iyi iş çıkarmış bu şarkıda. Bu yerel ezgiler anladığım kadarıyla orjinallerine sadık kalınarak, yerel enstrümanlardan da faydalanarak çeşitli vokallerde tempolarda seslendirilmiş. Bir nevi kültür emperyalizmi diye hayıflansak da bu kadar çeşit ezgiyi bozmadan, kirletmeden bir araya getirerek bir tür rehber hazırlama gayreti takdir edilmeli. Yoksa ben şahsen oturup yerel müzikleri kendi orjinalliğinde zor takip ederim. Ama bu tarz albümlerle en azından bir girizgah yapabilir konumuna geliyoruz.
Albümde özellikle hoşuma giden Mama O adlı parçanın kökenini bulamadım internette. Diğer biri Ovcepolsko Oro aslında bir tür horon musikisi. Benga Taxi ise çılgın bir latin parti şarkısı, hani tren olur ya millet hah ha, süper.

8,0/10

22 Aralık 2009 Salı

Amy Macdonald - This Is the Life (2007) Single


Nedense yeni keşfettiğim bir şarkı, This is the Life. İkinci parça This Much is True ile birlikte hareketli, pozitif ama içinde hüznü eksik olmayan narin hoş bir pop soundu oluşturmuş sanatçı. Folk etkisinden söz ediliyor, keman , akustik gitar etkisi sebebiyle. Lafın özü şu ki bu kızcağıza dikkat etmek lazım. Umarım ileride daha da parlar.

8,0/10

King Diamond - Conspiracy (1989)


Hikaye olarak Abigail'in devamı olan bu albümün en güçlü silahı Cremation adındaki sözsüz parça. Diğer parçalar da en azından benim canımı sıkmadılar, iyi yani.

7,0/10

21 Aralık 2009 Pazartesi

RETRO: Summoning - Let Mortal Heroes Sing Your Fame (2001)

Grubun en kolay dinlenir albümü olması ünvanını büyük oranda özellikle albümün başı ve sonlarında yoğunlaşan bol tekrara dayanan epik keyboard düzenlemelerine ( aslında buna epik dersek benzer grupların epik parçalarını paçavralar içindeki bir dilenci kadar epik sayabiliriz) ki bunu da savaş meydanlarını muştulayan trompet-boru ayarı sağlıyor, borçlu. Elbette konuşma ve film sampleları olabilecek en müsait anlarda kullanılarak akışa büyük katkıda bulunuyor. Yürek kabartan duygusallıkta dinamizmi kaybetmeden A New Power is Rising introsu, ardından South Away (buyrun, favori Summoning parçamla tanışın) ve kapanışı yapan Farewell sizi beni konu komşuyu alıp başka diyarlara götürüyor. Şarkılar söz olarak olumlamasa da içimden ulennn! orkların da canı varr! diye bağırmak gelmiyor da değil hani. Kulak orgazmı... Ve bu albümün bazı anları bırakın black metali metal bile değil. İşte tam da bu yüzden bahsetiğim konu komşu da dinleyebilir. Sonra da büyük ihtimal sizin eksik tahtalarınızdan sözedebilir diğer konu komşulara, ama olsun. Heh he.
Ortadaki şarkıların ritmik bir tempo boyunca ilerleyen klasik tarzlarına daha yakın olduğunu , Stronghold'da geliştirdikleri melodik formülayı devam ettirmediklerini söyleyebilirim. Yine de albümün geneline baktığımızda bu durumun keyif kaçırdığını söylemek haksızlık olacaktır.

9,50/10

20 Aralık 2009 Pazar

Jäh Division - Dub Will Tear Us Apart (2004) EP

Valla bu adamlar kimdir, nedir in midir 3 harfli midir bilmem, 2004 yılında 4 tane Joy Division parçasını dub türü içinde yeniden yorumladıkları bir EP çıkarmışlar. Dub kökeni reagge'ye dayanan yavaş, en azından burada sözsüz, ritmik, beatlerin ekolu şekilde yer aldığı, efektli felan kısacası orta tempo pilot müziği. Özellikle Transmission cover'ı uçuruyor resmen. Diğer parçalar olmazsa olmaz Love Will Tear Us Apart ile Heart and Soul ve Disorder. Keyif alınmaması zor bir çalışma. Ama türü takip eden bilen biri için bayık sıradan gelebilir, bilemiyorum.
Böyle farklı çalışmaları arayıp bulunca ayrı bir keyifleniyorum açıkcası. Örneğin bu aralar 3 Mustaphas 3 ile Sir Richard Bishop dinliyor ve kendi kendime de olsa güzel vakit geçiriyorum.

8,0-/10

Pearl Jam - Pearl Jam (2006)


Normalde Pearl Jam'den çok da haz etmem. Grunge ile felan da bir ilgisi yok. Vokal ve soğuk gitarlar en büyük etken aslında. Bu albümden çıkan Worldwide Suicide ya da Life Wasted gibi daha yalın rock parçalarını dinleyince hele bir şans vereyim dedim. Birkaç zoraki dinlemenin ardından ki bu dosyayı nereden yüklediysem, kalite çok kötüydü, kabakçiçeği misali bir açılım gösterdi albüm. Hükümetin makaatında patlayan açılım paketlerine inat parçalardan gittikçe hoşlanmaya başladım. Birkaç kötü an dışında, böyyük hitleri Jeremy'yi fazla andırması sebebiyle Gone ile gospel rock gibi acınası bir balad Come Back, ve tabi fazla didaktik şarkı sözleri ki oğul Bush karşıtı anatema etrafında şekilleniyor albüm, albümün zayıf karnını oluşturuyor. Parçaların çoğu vasatın üstü olmakla beraber üstteki parçalara ek olarak Comatose, Severed Hand ve Big Wave'in isimlerini yad edebilirim. Ortadoğu ezgisinin hafiften yedirildiği Army Reserve ise bu şarkıları burun farkıyla geçip en ilgi çeken parça kulvarında altın madalyonu kazanıyor. Abilerin başarılarının devamını diliyoruz.

7,50/10