23 Mart 2009 Pazartesi

RETRO// Teoman : Gönülçelen (2001) vs Athena : Herşey Yolunda (2002)



Ama bu haksızlııık! Bir yanda mızmız romantik aşk şarkıları ile alkol kadın depresyon halini ifade eden aykırı ses: Teoman diğer köşede ise optimist hedefle politikasız ska kulvarında bizi coşturan Athena! Benzer bir tarz bile değil, nasıl karşılaştırılabilinir?
Sus, edepsiz! Sanğa ne. İstediğimi yaparım. blog benim, ee yani blog benim.
Pek çok incık gıncık özelliğiyle pek hazzedemediğim Teoman'ın bu albümü Börülceler, İstanbul'da Sonbahar, Zampara'nın ölümü ile vaktinde bayağı ses getirmişti. Sanırım çok da satmıştı. Bense eski vakitlere göre şu anki dinlememde maalesef daha az hoşlandım.
Kötü bir şarkıda da olsa saksafon solosu, İstanbul'da Sonbahar ve tutkuyu hissedebileceğimiz Sevdim Seni Bir Kere yorumu (yorum çok iyi kotarılmış demiyorum, sadece burada sahte mırmırizm yerine tutkuyu hissettiğimiz bahsediyorum) , benim için olumlu noktaları oluşturuyor albümün.
Etliye sütliye karışmadan eğlenceli parçalar yapan Athena ise bu albümde biraz sönük bir performans gösteriyor. Gang koronun cilalattığı Bak Takılmana ya da Öpücük kıpır parçalar. (tek kıpır yalnız, kıpır kıpır değil) Ama albümü alıp götüren hit eksikliği hemen göze çarpıyor.
Gökhan'ın yanık vokalini Kayıp ya da Yalan gibi dramatik parçalara aslında çok yakıştırıyorum. An adlı kapanış parçası bu tarzın henüz olgunlaşmamış bir örneğini ilginç klarnet süslemeleri de dahil şekilde gösteriyor bize.

5,50/10 vs 6,25/10

22 Mart 2009 Pazar

RETRO: Şebnem Ferah - Perdeler (2001)


Sil baştan, Sigara, Aşk
klasikleşmiş parçalar.
Günaydın sevgilim genç iken, henüz umutlarım var iken sevdiğim bir parçaydı. Şimdi ise hopidik melodisi ile dinlemeye dayanamıyorum.

8,25/10

RETRO: Rotting Christ - Theogonia (2007)


Tekrar eden riflerle gerilimi iyi taşıyan parçalar muhteşem nakaratlara ve egzotik korolara sahip bölümleriyle yürek hoplatıyor vallahi. Tarafımıza aktarılan mitolojik hikayelerin tüm dramasını özellikle Ortadoğu ezgileri ile Yunancanın ezoterik tüyler ürpertici telaffuzu sayesinde iliklerinizde hissediyorsunuz. . Orta tempolu gotik parçaların kıçına bir tekmik savuran Sakis ve ekibi sadece yürek değil vücudun her bir hücresine headbang yaptırıyor.
Aman trafiği bol olan caddelerde sokaklarda kulaklıkla dinlemeyin. En basitinden araba altında kalırsanız vebali Rotting Christ üzerinde olmayacaktır. Kafanızı tükkanların camekanlarına da geçirebilirsiniz tabi. Self-destruction misali.

9,75/10

21 Mart 2009 Cumartesi

Theatre of Tragedy - Inperspective (2000) EP


Aegis albümünden Samantha, Virago ile Lorelai remiksi+ önceki albümlerden 3 parça remiksi içeren EP neyseki hayalkırıklığı yaşatmadı bana. Remiksler fena değil, iğreltici durmuyor.
Hatta Masquerader and Phonex remiksi için kısaca brütal club mix diyebiliriz. Coş coş coş eller havaya oltugedırr börgghhh !!.


7,25/10

Jay Jay Johanson - Poison (2000)


Keep It A Secret , Alone Again, Anywhere Anytime, Poison, Far Away, Colder
Muhteşem şarkılar.
Bu albümüyle farklı etkileri aynı potada biraraya getirerek uyumlu bir sound yaratabilen JJJ olgunluk döneminin ibaresi olarak lirikleri de biraz daha sofistike hale getirmiş. Gençlikten erkekliğe geçişini tamamlamış olan şarkıcının bu süreci diğer müzisyenlerden destek alarak aştığına inanıyorum. Yani bu albümde kimle çalışmışsa iyi bir kimya yakalamış gözüküyor.
Depresyonsuz melankoli.

Every word is like a knife
But the silence cuts you twice


8,75/10

20 Mart 2009 Cuma

Harry Harrison - Yer Açın! Yer Açın!


Yıl 1999, uzak gelecek
Yer dünya ve New York
Nüfus 7 milyar , 35 milyonu New York'da

1999, yakın geçmişe dahil oldu, 7 milyar nüfus ise hikaye. Ama bu öngörüler, bilimkurgu klasiklerine "aşırı nüfus"un doğal kaynaklarını tükettiği ve açlığın kol gezdiği dünyamızda hayata tutunmaya çalışan bir New York polisinin gözünden amerikanın muhafazakar toplumu eleştirisinin eklenmesine vesile oldu.

Ayna - Bostancı Durağı (2002)


Evimde eski Türkçe rock albümlerinde oluşan bir cd buldum ki bu albümlerin beğendiklerimi zamanında dinlemiştim. Diğerlerini bittabi dışlamış idim. Şimdi reytingleme uğruna bir kulak vermeye karar verdim.
N.Ş.A. özellikle metal albümleri için bir fikir oluşturmak bir kaç dinleme ile geçiştirilecek bir olgu değildir. Minimum 8-10 dinleme gerekir değişik ortamlarda ve kesinlikle bir kulaklıkla. Bu albüm ise hiç dinlemeden kafanızda bir kanı oluşturur. Buna rağmen önyargı denilen çirkin yaratıktan sıyrılıp 3-4 kez dinlemeyi başardım.
Ancak bu ürün için önyargı vakitten kazandıran bir önlem olacakmış. Pragmatik, arabesk- halk-pop-rock bilumum pratik öğeleri kullanan bu gruba şahsen bir gıcıklığım vardı zaten. Ama haklarını yememek lazım. Bostancı Durağı gibi azcık eğlenceli parçalar Türk popunun bugün ne kadar vahim durumda olduğunu tasdiklemesine istinaden bol keseden puan dağıtmama vesile oldu.

2,0/10

19 Mart 2009 Perşembe

Dreamtone & Iris Mavraki’s Neverland - Reversing Time (2008)

Prog-power grubumuz Dreamtone, Yunan İris Mavraki ile işbirliği neticesinde kurdukları Neverland projesi ile geçen sene oldukça iddialı bir çıkış yaptılar. Yoğun orkestral düzenlemeler ile senfonik prog power ayarında çıkartıkları bu ilk albüm özellikle katkıda bulunan isimlerle dikkat çekiyor. Başta Blind Guardian solisti Hansi Kürsch'ün seslendirdiği To Lose The Sun tam BG kıvamında, Hansi'nin vokaline cuk oturmuş bir parça, albümün nambır vanı. Shadow Gallery'den merhum Mike Baker'in Reversing Time'daki katkısı ve parçadaki gitar ile kısa bağlama soloları da pek etkileyici. Evergrey vokalisti Tom Englund ve yine Shadow Gallery gitaristi Gary Wehrkamp'ın destekleri de fark yaratmış.

Senfonik grupların beni sinir eden bir özelliği tekdüze olsa mükemmel olacak şarkıların baltalanması. Burada da hoş bir melodik power rife sahip olan Black Water erkek bayan vokal ve daha iyi olabilirdi düzenlemelerle katledilmiş. İşin aslı senfonik metal benim yüzde yüz sevdiğim bir tarz değil. Kendine has ama yetersiz Dreamtone vokalistinin de maalesef ilerleme kaydetmediğini düşünüyorum, kişisel görüşümdür. Mavraki'nin ses renginden de hoşlanmadım.
Kısacası görünen köy kılavuz istemez, senfonik müziğe karşı olan duygularım sebebiyle (negatif değil ama kolayca etkilenmeyen) oluşan öznel bir sebepden ve müzikal katkılara fazla yaslanması sebebiyle de (ki albümü kurtaran bir öğe bu) gayet aşikar nesnel sebeplerden ötürü beklentilerimi karşılayamadı bu albüm maalesef.
Albüm kapağı kayıtlar ve sunumdaki profesyonellikle uygun şekilde süper , grubun web sitesinden masaüstü indirebilirsiniz.

7,0/10

İşsiz Adam

İşsiz Adam figuranları arasında yerimi almış bulunmaktayım.
Biraz daha süre geçmesini bekledikten sonra kötü yola da düşmeye hazır ve nazırım diyerekten açıklama yapacağıma inanıyorum.

Kavafis - Barbarları Beklerken


Yunan şiirinin önemli isimlerinden Konstantin Kavafis 20.yy ın başlarında İskenderiye, Mısır'da yaşamının çoğunu geçirmiştir. Özellikle yaşadığı kent ve Hellenik milliyetçilik teması etrafında yoğurduğu şiirleri Orhan Veli gibi duru ve alaycı bir teknikle yazılmıştır. Bahsettiğim milliyetçilik politik olmaktan ziyade romantik ve nostaljik bir öğe olarak kullanılırken tarih şair için oyun alanı işlevi görmüş. Dikkat çekici bir öğe de şairin cinsel yönelimini hikayeler aracılığıyla ortaya koyması.
Kitap aldığım vakitte 16 TLlik fiyatıyla oldukça pahalı gelse de giriş yazıları, kronoloji ve biyografisi , Erdal Alova-Barış Pirhasan çevirileri ve basım kalitesiyle nadide bir eser görünümünde.


Barbarları Beklerken


-Neden toplanmış bekleşiyoruz pazaryerinde?

Barbarlar gelecek bugün
-Neden böyle hareketsiz senato?
Boş oturuyor senatörler,yaalarla uğraşacaklarına?

Çünkü barbarlar gelecek bugün
Senatörler neden uğraşıp dursun yasalarla?
Barbarlar gelince yapıcak nasıl olsa
-İmparatorumuz neden sabahın köründe kalkmış,
tacıyla tahtıyla kurulmuş oturuyor
kentin ana kapısında?

Çünkü barbarlar gelecek bugün
İmparator şeflerini karşılamak için
bekliyor. Bir de ferman hazırlattı
sunmak için. Şan şerefler dolu
adlar, unvanlar yazılı üstünde
-İki konsülümüz ve yargıçlarımız neden
kırmızı, işlemeli harmanileriyle gelmişler;
ya taktıkları mor taşlı bilezikler,
ışıl ışıl zümrüt yüzükler,
neden yanlarına almışlar bugün, paha biçilmez
altın ve gümüş kakmalı asalarını?

Çünkü barbarlar gelecek bugün
böyle şeyler gözlerini kamaştırır onların.
-Hani, n'erde saygıdeğer söylevcilerimiz
gelip konuşmuyorlar her zamanki gibi?

Çünkü barbarlar gelecek bugün
söyleler, ince sözler canlarını sıkar onların.
-N'oluyor, nedir bu huzursuzluk, bu kaynaşma?
(Yüzler nasıl asıldı birdenbire)
Hızla boşalıyor sokaklar, alanlar,
evinin yolunu tutuyor herkes düşünceler içinde?

Çünkü karanlık bastı, barbarlar hala görünmedi
Sınır boylarından gelenlerin dediğine bakılrsa
barar marbar yokmuş ortalıkta.

Peki, şimdi halimiz n'olcak barbarlarsız?
Onlar bir tür çözümdü bizim için.

Miris:İskenderiye, İS 340

Felaketi, Miris'in öldüğünü öğrendiğimde
evine gittim, ben ki
Hristiyan evlerine gitmekten kaçınırım,
özellikle yas günlerinde ve bayramları

Koridorda durup bekledim. Fazla içeri
girmek istemedim, merhumun akrabalarının
gelişimden duydukları memnuniyetsizlik
ve şaşkınlık gözlerinden okunuyordu

Onu büyük bir odaya yatırmışlardı
bulunduğum yerden az çok
görebiliyordum, hep değerli halılar,
gümüşten, altından kaplar

Koridorun köşeinde durmuş ağlıyordum.
Toplantılarımızın, gezmelerimizin
Miris'siz ne anlamsız olacağını düşünüyordum
onu bir daha göremeyeceğimi,
bütün gece süren o güzelim, hayasız cümbüşlerimizde
eğlenip gülüşünü, Yunancasının kusursuz ritmiyle
şiirler okuyuşunu bize,
nasıl kaybettiğimi düşünüyordum güzelliğini
sonsuza dek, çılgınca tapındığım bu genci.

Birkaç yaşlı kadın yanımda, fısıl fısıl
son gününü konuşuyorlardı-
ağzından hiç düşmüyormuş İsa'nın adı,
haçı hep elindeymiş-
Derken,kendilerinden geçmiş, dualar okuya okuya
dört Hristiyan rahip girdi odaya
İsa'ya yakararak,
ya da Meryem'e (dinlerini pek bilmem)
Miris'in Hristiyan olduğunu tabii ki biliyorduk.
Önceki yıl grubumuza katıldığı
ilk günden beri biliyorduk.
Kesinlikle bizden biri gibi yaşamıştı.
Hepimizden çok hazza verdi kendini
har vurup harman savuruyordu parasını alemlerd.
Etraf ne der diye düşünmeden,
seve seve katılırdı geceleyin sokak kavgalarına
ne zaman düşman bir çeteyle
karşılaşsa çetemiz.
Dininden hiç sözetmezdi.
Hatta bir defasında kendisini alıp
Serapeion'a götüreceğimize söyledik.
Şakamız hiç hoşuna gitmemiş gibiydi,
hatırlıyorum da şimdi.
Of, iki şey daha geliyor aklıma.
Poseidon'un şerefine içkilerimizi döktüğümüzde
aramızdan ayrılarak başka tarafa bakmaya başlamıştı,
İçimizden biri aşka gelip
"Güzeller güzeli, yüce Apollon
yoldaşlarımızı gözetsin
ve korusun" deyince -Miris
(öbürleri duymamıştı onu) "Ben hariç" diye mırıldanmıştı.
Hristiyan rahipler; yüksek sesle
gencin ruhu için yakarıyorlardı-
Pür dikkat kesilmiş,
büyük bir ilgiyle izliyordum ki
dini vecibelerini yeine getirişlerini
Hristiyan cenaze töreni için yaptıkları hazırlıkları,
birden tuhaf bir duyfu
kapladı içimi. Anlatılmaz bir biçimde
Miris'in benden koptuğunu hissettim,
bir Hristiyandı o, kendi toplumuyla
birleşiyordu şimdi, bense yabancı,
tümüyle yabancı oluyordum giderek. Bir kuşku
düşmüştü içime, tutkularım aldanmıştı
belki de beni, her zaman bir yabancıydım onun için-
Kendimi dar attım korkunç evlerinden,
Miris'in anısı alıp götürülmeden, başkalaşmadan
Hristiyanlıklarıyla, çabucak uzaklaştım oradan.

Kent

Dedin, "Bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim.
Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet.
Yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam;
ve yüreğim gömülü bir ceset sanki.
Aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede.
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam
hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma,
yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım."

Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler
bulamayacaksın.
Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşlanacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma-
Bir gemi yok, bir yol yok sana.
Değil mi ki, hayatına kıydın burada
bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.

18 Mart 2009 Çarşamba

RETRO: Placebo - Sleeping With Ghosts (2003)


Uzun süre lezbiyen bir hatunun vokal yaptığını zannettiğim grup gençliğimizin rock yıldızları arasındaydı. Gerçeği öğrendiğimde şaşkınlığını no way çığlığıyla karşısındakini devirecek kuvvette iterek gösteren old Christine tadında tepki göstermiştim. Tabiyi o günlerde körpeydim, gözüm açılmamıştı.
Şimdi yıldızları sönse bile benim fikrimce elektronik altyapısı ile ,melonkolisi tartışmalı, Mor ve Ötesi gibi grupları etkilediğini düşünürüm. Protect Me From What I Want, The Bitter End, English Summer Rain ya da I'll Be Yours gayet güzel dinlemelik hoş beş şarkılar. Ama albümde bir şeyler eksik, doldurma melodiler şarkılar var, bu da gayet açık.

Come on fallen star i refuse to let you die
Cause that's wrong and i ve been waiting far too long
It's wrong i ve been waiting far too long
For you to be.. be me.. be .. be mine

7,75/10

Knight Errant - Divan (2005)

Hala eksiklikleri vokalde, liriklerde hissediyorsak ya da yer yer bar performansı dinliyoruz hissine kapılsak da toplumsal konulara duyarlı olan grubumuz güzel melodiler , zaman zaman ilk Türk opera vs. çalışmalarını hatırlatır yerellikte keman ezgileri (Türkler ve İrlandalılar kardeş mi acep) bulmakta zorluk çekmiyor. Buram buram samimiyet kokan albüm üstte saydığım sebeplerle her heavy metal dinleyicisinin seveceği bir albüm değil.

Black is my soul, but your heart!
Black is my skin, but your blood!
Black is my nation, but your empire!
Black is my name, but your god!

8,0/10

17 Mart 2009 Salı

RETRO:Rotting Christ - Sanctus Diavolos (2004)


MORALİM BOZUK//
Ortalarında biraz monotonlaşsa da black gotik azcık endüstriyel ve yerel kokular epik felan işte. Bir de Athanati Este.
Vokal tatmin edici değil maalesef.

9,0/10

16 Mart 2009 Pazartesi

Kamelot - Ghost Opera (2007)


Intro ardından başlayan giriş parçalar Rule The World ile Ghost Opera ayarında albümde parça bulmak zor. Diğer parçaların kısım kısım güzel anları mevcutsa da bunu büyük oranda mükemmel orkestral düzenlemelere ve grubun müzikal kalitesine borçlu. Love You To Death ile Silence of Darkness örnek olarak gösterilebilir. Daha çok silik melodiler hakim olmakla birlikte sonuçta tüm titizliğiyle profesyonelliğiyle bu bir Kamelot albümü. Senfonik prog-power metal sarmalına hapsolmuş orjinaliteden yoksun ama hala zevkle dinlenebilen bir Kamelot albümü

7,75/10

15 Mart 2009 Pazar

Justin Timberlake - FutureSex/LoveSounds (2006)


Evet, Justin Timberlake, yanlış okumuyorsunuz..
Timbaland destekli şarkılarını sevdiğimi itiraf ediyorum. İşin püf noktası Timbaland'ın ordan burdan esinlendiği elektronik beatleri (ve backvokali ve pop tarzı için alışılmadık parça düzenlemeleri) üzerine görevini yapan bir adam .
İtirafımın ikinci kısmı: papaz efendi, my love'da şahsın falsetto vokali pek bi seksi yaw.
ohh rahatladım
Bu aşamadan sonra ne kadar ilgilenizi çeker bilmem ama albümün 7. parçasından sonra sıkıcılaşmaya başladığını da eklemeliyim.

7,25/10