8 Kasım 2008 Cumartesi

Wintersun - Wintersun (2004)


Düşünün ki bir beyaz amerikan baba ile Latin annenin melez kızlarının çirkin olma olasılığı nedir? Bir de tüm renklerin birleşiminden siyahın , bana göre asil ve muhteşem genel için kötü bir rengin oluşması malum. Karışımlarda ayarı tutturmak önemlidir, yani. Tutmaç çorbası lezzetli de olabilir , ağıza alınamayacak kadar berbat da.
Bu köşe kış güneşi grubumuz da çıktıkları Finlandiya yöresinden tarifi kendilerine ait bir tabak çorbayı beğenilerimize sunuyorlar. Hüpff, mmm... Aşçılık başarılı, belirli bir teknik ve kompleks yapı başarılı bir şekilde kotarılmış. Karışım diyorduk, bol bol malzeme yani tür kullanmışlar, genelde melodik death ve power, ayrıca folk, epik, neo-klasik ya da barok (o kadar anlamıyorum), vokallerde yer yer black (vokal mevzusunu pek açmamak lazım, clean dahil her tür denenmiş). Bence fazla tarz karıştırarak anlaşılamama noktasının sınırlarına yakın dolaşıyorlar. İnşallah ilerde daha da abartarak "yeter yafu kafam şişti ordan oraya burdan şuraya yoruldum" dedirtmezler.
haylayts:Beyond the Dark Sun, Battle Against Time, Death and the Healing, Beautiful Death
8,5/10

6 Kasım 2008 Perşembe

Amon Amarth - Twilight of the Thunder God (2008)


Yıllardır müzikal stillerinden taviz vermeden albüm yapan grupların birkaç albümünü dinleyip geri kalanlara pek kulak vermemekle ilk dinlediğimde aldığım hazzın yokolmasını ve sıkılma olasılığını önlediğime inanırım. Amon Amarth’ın da Fate of Norns’un ardından bu maksat ile hiçbir ürününü dinlememiştim. Mademki konsere geliyorlar, en azından kulak aşinalığı olsun diye bir dikkat kesilmek gerenkli.
Ufak tefek farklılıkları yazarak sabır ve zaman tüketmemek lazım. Bildiğiniz Amon Amarth! Birkaç parçada inceden inceden atmosferik kısımlar ve Live for the Kill’de Apocalyptica çellosu ise albümün bonusları.
Fevkalade parçalar:Twilight of the Thunder God, Guardians of Asgaard, Varyags of Miklagaard, Embrace of the Endless Ocean
Bu arada albümde ağıt havasındaki gurbet (!) kokan parçalar ile balta ve miğferinizi kapıp savaş meydanında sayıca size üstün düşmanın saldırmasını sabırsızlıkla beklediğiniz parçaların olduğu garantisini de albümle geliyor.
9,0/10

5 Kasım 2008 Çarşamba

Gargoyle - March Of The Heroes (2006)


Yerli ekstrem müziğe kulak vererek CD alışverişine , güzide Kadıköy yöremize yolculuğuma başlamadan önce karar verme procemi başlatmış bulunmaktayım.
İsmi hiçbir orjinallik taşımayan grubumuz bu yönüyle diğer Türk grupları ile çok da farklı olmayan bir paydaya sahip. Kendi coğrafyamızın ve geçmişimizin mitolojisinden hatta edebiyatımızdan dahi esinlenmeyen gruplarımız , bu örnekte Gargoyle, olarak Avrupa gotik mimarisinde eçiş bücüş heykelleri seçmiş, hiç olmazsa gotik müzik esinlenmeleri ile ortak bir nokta yakalayabilmişler. Daha kötüsü de olabilirdi , örneğin incilde geçen türlü türlü şeytan isimlerinden birini de alabilirlerdi. Eğer müzik olarak bu toprakları ve tarihini esin kaynağı olarak sahipleniliyorsa grup ismine de takılmam gayet doğal. İnternet üzerinde şarkı sözlerini bulamamakla birlikte İstanbul'un fethi konseptinin işlendiği oldukça aşikar.
Öncelikle düğün ya da taverna orgu kıvamında klavyenin ağırlıklı kullanımıyla eski günleri bana hatırlattığı için çok mesut ve bahtiyar oldum. İşte tam da bu sebepten dolayı pek çok insanın da nefretini çekeceğini düşünüyorum. Müzikle uyumlu vokal (bazı anlar duyguyu ifade etme açısından tekdüzeliği aşıvermesi farkediliyor) ile çok da yavaş olmayan tempo ve de tabi ki doğu ezgileri diğer olumlu noktalardan biri bence. Yalnız albümde sadece 7 parça olması ve parçaların üzerinde biraz daha çalışılabilirmiş hissi, albümü çıkartırlarken aceleye gelinmiş kanısına vardırıyor. Özellikle albümde Dawn At Bosphorus ile Rain öne çıkan parçalar.
Kesinlikle takip edilmesi gereken ve Kadıköy listesine eklediğim bir grup.
7,50/10

RETRO:Çilekeş vs. Dorian



Y.O.K.(2005) / Yeniden Hayata (2006)

Bir vakitler ülkemizde rock grupları belli bir tanınırlığa ve albüm satışına ulaşınca rock müzik patladı başlıkları etrafı kaplamıştı. (Kaplananlardan kasıt Hürriyetin Sabahın haftasonu eklerinin ilk sayfaları) Birkaç iyi adam ise bunun sadece bazı grupların ve yapıtların başarısı olduğunu ve bu dalganın geçeceğini söylemişti. Ve netekim öyle oldu.
İkisi de nu-metal’den etkilenmiş alternatif rock grupları olan Çilekeş ve Dorian bu yükseliş döneminde ismi duyulan gruplardan. Bildiğim kadarıyla en az otuz bin satış rakamına oluşan Y.O.K. ile Dorian’a göre daha fazla bilinirliğe ulaşan Çilekeş’in duygusal parçaları ve otantik vokali avantaj oluşturmuş. Diğer yandan Dorian biraz daha “düşünen adam”ın damak zevkine uygun bir yapıt sunmuş aynı tarzın sınırları içinde . Yine uzaklardaaan duyduğum kadarıyla Dorian albüm sonrası bir fetret dönemine girmiş. Çilekeş ise alternatif rock soundlu yeni albümleri Katil Dans ile kamuoyundan olmasa bile eleştirmenlerden beğeni bonuslarını toplamış durumda.
7,25/7,0

In Flames - A Sense of Purpose (2008)


Sevdiğim ama bir süredir takip etmediğim grupların albümlerini dinlemeye In Flames’in 2008 model albümüyle başlıyoruz. Grubun metalcore mevzusu hakkında en ufak bir fikir yürütecek kadar dahi son dönem işlerini takip etmediğim için A Sense of Purpose’u öncekilerle karşılaştıramayacağım.
Albümü dinlemeye başladığımda ilk farkına vardığım tiz vokaller oldu. Hatta vokalistin bile değiştiğini zannettim. Bolca clean vokal tarzından bahsetmiyorum bile. Albümü dinleyip bitirince ise melodik yanın abartı derecesinde fazla olduğunu ve bunun parçaların birbirinden ayırt edilebilirliğini zorlaştırdığını görüyorsunuz. Hatta açık konuşalım albümün yarısı doldurma parçalar.
Bu sene dinlediğim en iyi şarkılardan biri The Chosen Pesimist de burada yer alıyor. Standart metalcinin nefret edeceği, IF’in de bugüne kadar yaptıklarına pek benzemeyen bu parça 8 dakika süresince ismi gibi pesimist hisler yaratırken müzikal olarak moderen bir soundda aynı rifin tekrarına dayanıyor. Über-melodik nakaratlara sahip Alias ve I’m The Highway ile Condemned (diğrlerine göre daha sert olması itibariyle) diğer hoşlandıklarım. Diğer yandan albümün Japonişi versiyonu +3 parça içermekte.
Metalcore akımından bence bu albümde müzikal açıdan fazla etkilenmemiş gibi gözüküyor. Daha çok sözlerdeki “yolumu kaybettim sarmala beni ehü hüü bıy bıy” gibi basitliklerle kendini belli ediyor. Kastettiğim gibi death metalin çok fazla sulandırılmış hali var karşımızda. Buna rağmen In Flames’den bahsediyoruz burada.
7,75/10

İnternet Yasaklansın !!

Nihayet blogspot'a da gelen saçma sapan yasaktan sonra cahillikte birbiriyle yarışan karar alıcılardan internet gibi içinde kötü şeyler içeren bir kaynağı tümden yasaklamalarını beklemek şaşırtıcı olmayacak. Evet , tüm ülkeyi Kuzey Kore, İran gibi devletlerin izinden yürütmeyi beceren şahsiyetler bu müthiş fikri duymasalar iyi olur. Şşşş...

21 Ekim 2008 Salı

Anathema - Hindsight (2008)

Akustik parçalardan oluşan yeni Anathema albümü aşağıdaki parçaları,

Alternative 4: Fragile Dreams, Inner Silence
A Fine Day To Exit :Leave No Trace, Temporary Peace
Judgement: One Last Goodbye
A Natural Disaster: Are You There?, A Natural Disaster, Flying
Eternity : Angelica
ve yepisyeni Unchained (Tales of the Unexpected)'i içeriyor. Şahsen elektrikli bir Anathema'yı tercih etmekle beraber şu güzelim güz mevsimine yakışan şık bir yapıt ortaya çıkmış.
Güzel olmuş güzel...
Son Söz: One Last Goodbye, of şit! Yine mi :-((
8,75/10

19 Ekim 2008 Pazar

Shaarimoth - Current 11 (2005)

Nasıl ki, Orphaned Land prog death metali kendi topraklarının müzikleri ile birleştirerek heavy metal dünyasına yeni bir soluk getirdiyse, Norveçli grubumuz da her nedense şöyle bir Ortadoğuya , Sümer köklerimize dönelim dedikten sonra (Viking olsa anlarız da!) oryantal müziği hem enstrümanlarıyla hem gitar melodileriyle ödünç almış üstelik köklerine dönmüşken bunu old sküül death metal ile kombo yapmışlar. Büyük bir önyargıya sahipmişim gibi görünmekle beraber eloğlu bizim yapamadığımızı çok güzel yapıyor itirafında bulunmak zorundayım. Bu eski okul death müziği ile aram olmamakla beraber bence ortaya dinlenebilir bir şeyler çıkmış. Yalnız grubun referans aldığı isimlerin müziklerine etkisi çok fazla olduğu için bu bazılarının canını sıkabilir. Morbid Angel ve Nile'den bahsetmekteyim efenim.
Bu arada ful Sümerce intro ya da dua benzeri ambiyans bölümü ( Incantation of Hubur) ile albüm yeterince tüy kıpraştırma kotasını doldururken diğer yandan da Current 11 ile okkült deathçilerin oryantal müzik eşliğinde eğlenebildiğini de gösteriyor. Bööö, çıkkıdı çıkkıdı, Arggh, çıkkıdı çıkkıdı. Pharaoh oyunundakine benzer etnik çalgılar ve zurna ile son nokta! 10 numero
Kiminin bu melez türlerden ve oryantal yaklaşımdan dolayı nefret edeceği kiminin de tam tersine çok seveceği bir çalışma olmuş. Hemi de grup herkesin diline bal sürmeye çalışmışken...

7,25/10

18 Ekim 2008 Cumartesi

Hypocrisy - Hypocrisy (1999)

Final Chapter gibi bir albümden sonra aynı seviyeye ulaşamadıkları ya da benim psikolojimin doğrudan yadsıdığı bu albüm aslında grubun klasik çizgisinin bir devamı. Yırtıcı vokal clean ile karışıyor, genelde orta tempo etrafında şekillense de albüm değişik tempolu parçaları da içermekte, zuzaylılar mezuu bahsi, melodik parçalar vesair vesair. Belki de albümün sorunu bu: fazla çeşitlilik, evet eski albümler de bu çeşitliliği içeriyordu ama burada Time Warp gibi bir örnekle birlikte formül tutmamış gibi görüküyor.

7,5/10

17 Ekim 2008 Cuma

Sear Bliss - The Arcane Odyssey (2007)


Bir baştan, bir sondan.
bir tersten bir düzden.
Trombonu black metalin içine sokan bu enteresan grubun ilk albümünün ardından son albümünü dinleyerek grubun soundundaki gelişmeyi rahatça görebilmeme rağmen hala vokallere haz edemediğimi belirtmem lazım. Trombon biraz daha başrole geçmiş, bununla birlikte daha sofistike ve dinamik ve hatta epik bumbastik bir yapı hakim albüme.
Pekçok ufak tefek etkilenimi özgün soundlarına katkı olarak kullanan grup sadece trombon kullanmaları ile değil gitar soloları, arada bir tekdüzelikten çıkan baterileri ve Rotting Christ'ın orta dönem keyboard tarzı ile de dikkat çekiyor. Fakat kulağa hoş gelen herşey hoş bir tada sahip demek değil.
Bu gruba tam anlamıyla ısınmamı engelleyen ve söze gelmeyen birşeyler varsa da ilk albümlerine göre bence daha iyi bir yerdeler.
7,25/10

14 Ekim 2008 Salı

Godspeed You! Black Emperor - Lift Your Skinny Fists Like Antennas to Heaven (2000)


Yaklaşık 90 dakikalık çift cd ve sadece 4 parça. GY!BE'den beklenmedik bir hareket değil. Öncelikle alışabilmek için Storm ve Static'den oluşan ilk cdyi defalarca dinlemenin ardından ağzımda kekremsi böyle bir pis tat oluştu. Elbette alt bölümlerden oluşan bu parçaların hoş anları yok değil. Amma ve de lakin kafamda yankılanan ünlem simgesinin önündeki cümle şu şekildeydi: E bunu dinlemiştik ama...
Neyseki ikinci cd ki nefis Sleep ve Antennas To Heaven parçalarını içeriyor, şeref golünün pasını atıyor ve albümden güzel, lafın gelişi, duygularla bizi stattan uğurluyor.
8,25/10

12 Ekim 2008 Pazar

Evrimin Başı, Ortası ve Sonu


Nausicaa- Valley Of The Wind

Miyazaki ustanın ilk filmlerinden biri olan Nausicaa bolca, biraz da göz çıkarırcasına çevreci öğeler etrafında kurgulu bir anime olmuş. Heidi çizimleri ve ders verircesine kısıtlı retoriği ile dikkat çeken filmden, Laputa kadar hoşlanmadığımı itiraf etsem de vakit geçirmek için güzel bir seçim.
Babylon AD
Çok da yaratıcı olmasa da ilgi çekecek kadar iddialı bir konuya sahip olan film, umduğumdan daha iyi çıktı. G.Depardiu'nun birkaç dakika kara mizahi rolü , mekan ve atmosfer diğer ilgi çeken anları filmin. Nurgül Yeşilçay'ın takma isimle oynadığını düşündüğüm filmde yeni aksiyon kahramanlardan Van Diesel başrolde oynuyor. Van Diesel'e söyleyecek bir çift laf geldi aklıma: Sen bir hödüksün ve asla Bruce Willice olamayacaksın!
Üçüncü Gün
ATV de izlediğim Latin Amerikan bir gerilim filmi. Dünya kendisini yokedecek olan göktaşını beklerken, ailesindeki çocukları bir katilden korumaya çalışan babaannenin ve sonra oğlunun hikayesi. Aslında ahlaki bir sorgu içeriyor film. Herkesin öleceğini bilseniz hayat kurtarır mısınız?
Double depresif!

Metallica - St.Anger (2003)



Bir kaç boyunca çakma St.Anger dinleyerek vakit harcasam da, işin komik tarafı parçalarda bir yamuklukuğun farkına varsam da, Eternal Decision adlı grubun Hunger adlı hoş parçasını öğrenme fırsatım oldu böylece. Çok şeyler mi kazandım? Hayır, bir şey mi kaybettim? Hayır.

Neyse, uzun zamandır gözardı ettiğim bu albümü dinleyince, Metallica'nın zıçışı karşısına geçip artistik yorumlarda bulunacağım bir grup olduğu gerçeği doğrulandı bir kez daha. Eveeet, bütün eleştiriler haklı, doğru, davul çata pata, tür nü-metal, Metallica tarzı değil, çocukça lirikler, bıdı bıdı vokal, veese bu böyle devam eder... Fakat St.Anger, Frantic, Some Kind Of Monster in may hambıl opinyın birer klasik efenim. Unnamed Feeling, Dirty Window gibileri de untmamak lazım.
Kısacası düzgün bir prodüksiyon ve parçalar üzerinde biraz daha uğraş ile klasiklerin arasında yer alacak bir modern metal yapıtı olacakmış tarzındaki 'olumlu' eleştirilere katılmamak mümkün değil.

7,5/10

11 Ekim 2008 Cumartesi

Billy Talent - Billy Talent II (2006)



Emo/pop punk sahasında faal olan gruplardan biri de Fallen Leaves single'ları ile dikkat çeken Kanadalı grup Billy Talent. FOB ile karşılaştırırsak Billy Talent hardcore-punk köklerine daha sadık, vokaller daha saldırgan. Ama yaratıcılık , eğlence faktörü, albümün prodüksiyonu ve parça düzenlemeleri açısından daha zayıf kalıyor. Haklarını yememek lazım, işçi arılar hakkında alegorik bile olsa parça yazsalar da sound olarak eğlenceli değil, zaten grubun da amacının bu olduğu şüpheli.

Genel olarak güzel rifler bulunsa da albüm soundu biraz çorbaya dönmüş, heryerde karşımıza çıkan ve artık bayan kesik rifler, benzer rifler, alışması zor vokal... Neticede iyi bir yapımcı ile güzel bir yapıt ortaya çıkabilirdi hissi, yavaş yavaş sızlayan başağrınızdan sonra beliriyor. Yanlış anlaşılmasın, albüm kendi türü içinde oldukça iyi, aralarda dinlenebilirliği kolaylaştıran daha basit slow parçalar da mevcut, ama pek yavan pek yavan.
Fallen Leaves, This Suffering, Symphathy ve Perfect World daha çok hoşlandığım parçalar oldu.
6,75/10

1 Ekim 2008 Çarşamba

Mercyful Fate - Don't Break the Oath (1984)



Melissa'ya göre daha olgun, pro bir çalışma ve albüm boyunca çeşitlilik biraz daha az. Bununla birlikte gaz riffler, güzel gitar soloları, en azından Judas'a göre daha ilgi çekici bateri ve tabi ki Kral Elmas'ın vokali aynen devam. Bu vokale alışmak için yılar önce terk edilmiş bir fabrikanın yıllardır yağlanmamış bir kapısını 13 saat açıp kapayarak antreman yapmama rağmen başarısız olduğumu itiraf etmek zorundayım.
Come To The Sabbath, Gypsy ve Desecration Of Souls beğendiğim parçalar. Enstrümantel parça da fena değil. Aslında sık sık aralara bu tarz bölümler sıkıştırsalar oldukça keyifli olurdu. Bu arada albüm kapağı sade ama etkileyici sınıfında bir numara.
7,50/10