8 Mart 2011 Salı

Dirty Three - Ocean Songs (1998)


İsmi çokca duyulmamasına rağmen türün has hacip takipçilerinin müptelası olduğu post-rock gruplarından biri olan Dirty Three içerdiği keman ağırlığı ile dikkat çekiyor. Besteler klasik seyri izlerken müziğe daha çok keman ve bateri ikilisi yön veriyor. Bu cihette daha hareketli oldukları için Distant Shore, Authentic Celestial Music ve See Above, Sky Below daha bir dinlenesi parçalar oluyor.

7,75/10

7 Mart 2011 Pazartesi

MFÖ - Vak the Rock (1986)


Albümün taşıdığı imge ve imajın tersine suların biraz daha durulduğuna bizi şahit yazıyorlar. Albüme adını veren efsane şarkı belki de tek hareketli parça. Adımız Miskindir Bizim, Lay Lili Lili Lay, Bazen akla gelen diğer şahsiyet kişilik taşıyan parçalar.

7,25/10

6 Mart 2011 Pazar

Atlantean Kodex - The Golden Bough (2010)


Geçen sene heavy metal sahnesine şaşaalı giriş yapan birkaç grup vardı. Onlardan birisi de über süper albüm kapağıyla dikkat çeken Atlantean Kodex ve mitlerle örülü aynı ismi taşıyan kitabın konseptini izleyen albümü. Bir saati aşkın süresiyle ve uzun parçalarıyla, misal sondaki 15 dakikalık şarkı gerçekten zaman israfı, eleştirebileceğimiz albüm, Bathory'nin ağır folklorik atmosferini heavy/doom metal eksenine taşımaya çalışmış. Gittikçe güzelleşen seyirdeki setlist Vesper All Hymn ve Atlantean Kodex de zirve yapıyor. Ancak yaratmaya çabaladıkları bu sentezin biraz da garip kayıda ve özelliksiz çalma tekniğine bağlı olarak, kolayca alışabilir bir yanı olduğunu söyleyebilmek güç. Belki grup daha da profesyonelleşir ve türü bizim bile tahmin edemeyeceğimiz bir yöne götürür. O güne kadar bu albümle idare edeceğiz.

7,50/10

5 Mart 2011 Cumartesi

Sevgi Aktüre - Anadolu'da Demir Çağı Kentleri


Anaolu'da bronz çağı dönemini anlattığı kitabın devamında kentleri, sosyal ve politik yapılarbağlamında incelemeye devam ediyoruz. Konuyla ilgilenenlere ufuk açacak yetkinlikte bir çalışma. Örneğin "medeniyet" denilen şeyin ağırlığı Batı Anadolu'da özellikle Milet kentinde yoğunlaşmış iken Yunan yarımadası ve Atina'ya sonraki aşamada geçmesi yeni öğrediği bir olgu. İşin aslı antik Yunan tarihine karşı olan ilgisizliğimi değiştirmeyi başardı bu kitap.

RETRO: Stratovarius - Fourth Dimension (1995)


Yepisyeni bir vokalle , Kotipelto, artık grubun klasik sounduna kavuştuğunu ilan edebiliriz. Albüm sonlarında bir dalgalanıp durulsa da Galaxies gibi güzel bir parçayı içeriyor. Epik keyboard melodisi ile açılan parça aynı atmosferi metal sınırlarına taşımayı başarıyor. Thrashy açılış parçası Against the Wind, oryantal bir ezgiye sahip enstrümental Stratovarius ve Lord of Wasteland diğer hususi sevilesi şarkılar. Albümü dinlerken kimi zaman aklıma Scorpion gelmedi değil.

7,0+/10

4 Mart 2011 Cuma

RETRO: Slayer - Hell Awaits (1985)


Slayer'ı dinlemeyi bıraktığım albüm. Yıllar beni hiç değiştirmemiş. Çünkü fikrim pek değişmedi. Müzisyenlik işçilik harika. Albümün açılışında ne kadar kendinizi kassanız da boynunuzu durdurabilmek imkansız. Hell Awaits ve Kill Again örneğinde olduğu gibi. İlk albüme göre büyük bir adım olsa da. Progresif bestecilik ve bazı geçişlere şayan şayan takdir yollasak da. Vokal pasajlarında sıkıcı höy höy höy hececiliği ve gayet sıkıcı nakaratlar albümün özellikle ortalarında aldığım zevki itinayla öldürüyor. Kişisel bir şey.

7,75-/10

3 Mart 2011 Perşembe

RETRO: Blind Guardian - Nightfall in Middle-Earth (1998)


Grubun en bi olgun albümü dinleyenler tarafından çok seviliyor. Konsept olarak Silmarillion'u konu alırken konuşma pasajları vessair kısımlar aksine albümün akışına güç katıyor. Vokal ve koro düzenlemeleri fevkaladenin fevki. Ancak benim zevkime göre vokal ağırlığı biraz fazla. Konsept dedik şarkılar birbirini tamamlıyor dedik. Yine de zatihalihazırda klasikleşmiş parçaları çıkartmış durumda albüm. Nightfall, Mirror Mirror, Time Stands Still, Blood Tears, Noldor gibi.

8,50/10

28 Şubat 2011 Pazartesi

Agathocles / Depressor - Trash (Split) (1998)


Antik çağ devirlerinde henüz internet lüks iken ki işsiz bir adama hala lüks kaçabilir özellikle limitsiz ki çalışmama rağmen bak şimdi düşününce her ay ödediğim 50 lira koydu oturdu şuracığıma, metal dinlemek isteyen biri mp3 kayıtlarını iki yerden alabiliyordu. Biri Aksaray'da ne sattığını bilmeyen seyyarlardan ki virüs var mı bunda sorusuna olmaz mı ağbı virüs var ne ararsan var diyen satıcılarla karşılaşmışlığım var, profesyonelce derlenmiş Rus cd'leri toparlayabilirdiniz. Diğeri de yerli malı yurdun Akmarı civarı yarım yamalak artık neyse. Ama burada da seçenek boldu. Agathodaimon bulmuşluğum vardı vardı da içinden çıkan bu gürültülü kaydı duyunca dumura uğramıştım. Sonra öğrendim araya kaynayan karıştırılan başka bir şey. Agathocles ve Agathodaimon. Agatha Christie kitabı sokuşturmamışlar iyiki. Neyse bunun adı grindcore. Böğ böğ gargara vokal, sert ve hardcore u hatırlatan dur kalklar, sert müzik yani. Büyük ağbi Agathocles'in belki de biraz destek amaçlı çıkarttığı ikiyüzyirmisekizinci split deki konuk Depressor adını taşıyor. Fakat daha sonraları da ortalardan kayboluyor bu grup. Toplam on buçuk dakka. Agathocles kısmı biraz daha pro durmakla beraber soud kalitesi irrezil dolaylarında. Tam da sert ve rezil şeyler canım çekiyorken iyi gitti doğrusu. Depressor ksımı garip başlıyor, veled sesli biri biz Depressoruz ee şarkı isimlerimiz eee diye bişiler geveliyor. Sonra klasik punk-hardcore-death arası birkaç klasik örnek ardından kayıt rapli hip hoplu bir hal (olağanüstü hal olsa gerenk) de sonlanıyor.

7,0/10

27 Şubat 2011 Pazar

Ex Oriente Lux

Teenage Panzerkorps - German Reggae (2011)


Güncel albümleri çok ihmal ediyorum. Neredeyse şubat bitiyor ve ilk 2011 albümümü yeni dinliyorum. Der TPK olarak da bilinen grup amerikan müzisyenlerle alman vokal ve aynı zamanda hasadamın güçlerini birleştirmesiyle kuruluyor. Fakat alman ruhu albüme yüzde yüz hakim, bir kere sözler almanca, hisler almanca, karanlık almanca. Türe çok aşina olmamakla birlikte post-punk'ın erken dönemlerinin izini taşıdığını tahmin edebilirim. Çünkü şarkıların kısa olması gibi bazı punk tavırlarına sahip albüm. Vokalin nutuk çeker gibi şarkı söyleme tekniği ve kaydın garipsiliğine de kısa sürede alışıyorsunuz. Özellikle albümün başlangıcı mühhtiş ritimler sayesinde yürek kabartan bir etkide bulunuyor. Gitarların halusinejik yankımasının parçaların kısalığı sebebiyle damağınızda bıraktığı eksik tat şarkıları tekrar tekrar dinlemenizi sağlayabilir, uyarması benden. Sonlara doğru aynı büyüyü devam ettiremiyor yalnız.
Dediğim gibi tür bu mudur bu türün tipik bir örneği midir bilemiyorum. Ancak gotik rock ve endüstriyel musiki (martial) gibi etkileri de damla damla hissetmek mümkün. İnternet ise özellikle krautrock ve noise rock diyor, bilgim yok susarım.

8,0/10

26 Şubat 2011 Cumartesi

A Forest of Stars - Opportunistic Thieves of Spring (2010)


Grup aynı yoldan yürümeye devam ediyor. Dramatik sinematik progresif post black metal gibi bir şey bu yolun adı. Otoban sayılmaz tali yol. İşte bu konspept sebebiyle şarkıları sırasıyla dinlemek gerekli. Aslında albümü (ki albüm 70 dakikanın üzerinde) 6 uzun parçaya ayrıştırmaya da gerek yokmuş. Albüm tek bir parçadan da oluşsa olurmuş. Çünkü yoğun bir muud ve tempo değişikliği mevcut parçalarda. Yanlış anlamayın baş yapıt demiyorum. Bir kere dinlemesi çok güç. Tempolu anı var sesiz kısmı var. Nakarat diye bir şey yok. O yüzden ritimler ve rifler önem kazanıyor. Bir şarkıda arz-ı endam eden bayan vokal bile bu yüzden büyük fark yaratıyor. Ayrıca kemanın yoğun kullanımı da ağızlarda şukela bir tat bırakıyor. İlk şarkıdaki enerji süper cezbedici. Albümdeki favori parçam ise Summertide Asp. Kapanış parçası da sunduğu ağır ve bazı kısımlarıyla füçuristik atmosferi ile pek bir etkileyici.
Önceki albümle kıyaslayamayacağım. Zira bu tarz albümleri dinledikten sonra aklınızda pek bir şey kalmıyor. Daha doğrusu aklınızda kalan şey albümü dinlerken duyduğunuz haz sadece.

8,25/10

25 Şubat 2011 Cuma

Ludwig van Beethoven - Symphony No.5 & No.6 'Pastoral' (1984 Karajan)


Klasik müzik tarihinin belki de en ünlü eseri Dadada DAANN dadada DANNN anladınız siz onu. 5. senfoninin başlangıcı, daha afilli söyleyelim Allegro con brio. Diğer takip eden kısımları ile birlikte dinlemesi gayet keyifli. Lakin geçmişte klasik bile dinlerim ama cazı hiç sevmeyeceğim gibi büuük bir laf yutan benim için işler biraz tersine dönmüş gibi. Piano ok, romantik duygusal olsun lütfen. Ancak bu tarz senfonileri dinlemek bazen, baen değil çoğu zaman ızdırap halini alabiliyor. Doğa temalı 6. senfoni de biraz öyle. Bakmayuın siz böyle 8 üstü puan verdiğime. Beethoven bile anlamıyor demesinler diye biraz da.. Belki de bunda Karajan'ın bir etkisi vardır ki internette bir başka kayıtta 5. senfoninin bir kısmını dinledim. Evet o ağır , vakur, sound olarak cilalı hava yoktu. Ancak samimi ve duygusal bir tavır takınmıştı.

8,25--/10

24 Şubat 2011 Perşembe

Rage - Execution Guaranteed (1987)


İyi başlayıp iyi sonlanan albümün arada kalan parçalarından pek bahsetmesek iyi olur. Bir kısmı sönük sıkıcı , bir kaç tanesi de garip. Thrashy riflerle canlanan Execution Guaranteed misal, vokal performanından pek bir negatif ekleniyor. Ha keza Deadly Eror ciuv ciuv lazer efekti içeriyor. Fazla da klavye oynatmam bu albüme.

6,0/10

22 Şubat 2011 Salı

Blur - Leisure (1991)


Grup ilk albümünde kendi tarzlarından farklı bir rota tutturup biraz saykıdelik biraz dreamy enerji yoksunu bir rock çizgisini takip etmişler. Brit-pop öncesi İngiltere'de belli bir popülariteye ulaşan bu tür Madchester olarak adlandırımakta olup ileri gelen bir kaç isim de Stone Roses ve Happy Mondays'miş. Her iki grubun da bir kaç şarkısını dinlemiştim. Tarif ettiğim soundla aynıydı şarkıları. Neyse bütün bunlara rağmen shoegaze havalarında She's so High, eğlenceli pop There's no Other Way, efendime söyleyeyim Bang ve bunalım Sing kulak kabarttığımız parçalar. Albümün özellikle son üç-dört şarkısı tümden atılıp vakitten tasarruf edilseymiş ve yine bazı parçalar daha kısa olsaynış hayat bayram olacakmış. Albümdeki şarkıların ortak özelliği genel bir siliklik hali ne bileyim vurgu noksanlığı. Bununla birlikte ön cephe gitar sanatı ve ön cephe değişken vokal sanatı tam müzayedelik.

I can't feel cos I'm numb
What's the worth in all of this?
Sing to me

6,75+/10

20 Şubat 2011 Pazar

MFÖ - Peki Peki Anladık (1985)


O dönemde de Avrupa'ya açılma gibi bir furya var mıymış musiki cemaatinde bilmiyorum. Ancak albümün yarısı İngilizce parçalardan oluşuyor. Belki o dönem ülkemiz müzikseverlerin kulaklarının evensel müziğe daha bir açık olduğunun kanıtıdır. Albümde her iki versiyonuyla yer alan Diday'ın ne kadar sinir bozucu bir şarkı olduğunu bu güne kadar anlamamışım. Ayrıca Barcelona ve Vamos da üjbeş dinlemeden sonra sıtkı sıyırtanlar cinsine katılıyor. Neyseki hala eğlencesini koruyabilen Peki Peki Anladık'ı dinleyebilme fırsatını bulabiliyoruz. İlk albümde olduğu gibi sufiyan bir şarkıyı da eklemişler albüme, Buselik Makamı. Mazhar Alanson'un solo albümünde funk versiyonu ile yer alan New York Sokakları ise daha bir durgun. Kısacası çıktığı yıllarda ses getirebilen bir pop çalışması olabilir. Yıllara dayanabildiğini söyleyebilmek ise bir o kadar güç.

7,25/10