21 Şubat 2026 Cumartesi

Yusuf Çağlar - Güldüğün Yerlere Göçelim

 Yalın, naif, sıradanlığın sarsıcı damgasını, çocukluğun ışık huzmesini taşıyan dizeler okuyanın gönlünü okşuyor. Diğer yandan yanyana sıralandığında bu dizeler, konuşma diline yakınlaşması şiirsellik konusunda soru işaretleri yaratıyor.

güldü / güpegündüz // kement oldu gülüşü/gök, yüzünü düşürdü gözlerine // kalbim. gölgesine sığındı gülüşünün

gökyüzü sen kokuyor/ellerim/aklım fikrim/üstüm başım sen/bende kalsın/yadigar

çocukluğuma akıyorsun
tanrıya inanmak gibi
tam kalbimin üzerinde
sevincim oluyorsun
tomurcuklar açılıyor
kapılar pencereler...
hadi
yollar ışıl ışıl
güldüğün yerlere göçelim

yağmurlu bir yolculukta/otobüs camlarına düşen/bir mayıs damlasıydın/seni düşündüm

avluda/akasya ağacının altında/çalı çırpı/yanında ocak/üstünde güneş/annemin avucunda/sıcak bir somun ekmek/güldü. tastamam oldu dünya

beni bırakma zamana/ uçup giden zamana / beni uçup giden zamanlardan al

20 Şubat 2026 Cuma

Lamb of God - As the Palaces Burn (2003)

 Seksi bir albüm bu. Ve garip ve 24 sene sonrasında dahi kulağa böyle geliyor. Açıkçası seksapeli yüksek yırtıcı ve sert vokali müzikle çok bağdaştıramadım. Bazen daha primitif aşamada bir black metali andırıyor vokal. Müzikte thrash etkisi duysak da tam gruuvi havasında. Hardkor dur kalklar da var, benzer bir deseni tekrarlasa da. Gruuvi metal denen tür ile ilişkim gel gitli. Bazen öyle bazen böyle. Burada da farklı bir şey yaşamadık çok şükür. Bu işi ise alternatif modern metal olarak nitelendiriyorum. Bir şeytan tüyü var, devamını dinlemek için gıdıklayan.

7,0/10

19 Şubat 2026 Perşembe

Moğollar - Anadolu Pop (1971 Danses et rythmes de la Turquie d'hier à aujourd'hui)

 Yine pek karışık işler. 1971'de Fransızca isimle basılıyor kayıt ilk kez. Dünyaya açılma olsa gerek, niyet okuma gafletine düşersek. Ama çoğu enstrümental ki Anadolu çalgıları ve türkü yorumları ile bunlar zor hedefler tabi. Bir kaç sene sonra da Anadolu Pop adı ile Türkiye'de basılıyor kayıt. Davullar, zurnalar, halaylar, coşkular hey hey hey. Lorke, lorke, Ilgaz Anadolu'nun bir yüce dağısın, yerli film müzikleri (Ağrı Dağı Efsanesi ki tiyatro oyununu izlemeyi de iple çekiyorum) , saykedelik selamlar, ha bir eksik kalaydın horon, Çığrık'ın sözü ve nihayetinde kabak kemani. Albümün etkili yolculuğu böyle ilerliyor. Zamanın acımasız saldırısına karşı ise bir adım geride savunmada.

8,0/10

18 Şubat 2026 Çarşamba

Father John Misty - Mahashmashana (2024)

 Barok pop ile folk arasında bir köprü diyeyim, siz deyin bir harman. Genelleştirirsek bu bir indie albüm. Country ritimleriyle , üflemeli yaylı telli çeşit çeşit çalgılarıyla, hikayeciliğiyle işte böyle. Sanatçı arkadaş belki de eleştirel bir şekilde, çocukluğunun bağnaz hristiyan bir ailede yetiştirilmesine inat, sahne adı olarak papaz efendiyi benimsemiş. Albüme adını veren şarkı yavaş yavaş ruhani bir coşkuya evrilen dokuz dakikalık epik bir şarkı. Albümün üst seviye anlarından birine daha başlarda tanık oluyoruz. Diğer şarkılar da Mahaşmaşana kadar olmasa da yeni dönem 2-3 dakikalık parçalardan daha uzun bir süreye sahip. Yarı saykedelik indie bir tarafı da belirginleştiriyor bu durum yani. Temponun arttığı hatta dansa vardığı nostaljik I Guess Time falan falan da albümün diğer iyi şarkısı olsa gerek. Sanırım narin kalplerin daha bir sevdiği bir çalışma olmuş.

7,25/10

17 Şubat 2026 Salı

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: Van

 Ermeni tarihinde önemli bir yer tutan şehirlerden Van ile ilgili bu derleme, bir kaç yüzyıllık kısa bir süre için bağımsızlığını kazanmış Vasburagan krallığı tarihi ile açılıyor. Van aynı zamanda Urartuların da anayurdu. Ermeniler bu halkın geçmişini veya çok milletli krallığını tarihsel olarak sahiplense de eser etnografik açıdan bunu tartışmıyor. Van kenti antik çağlardan günümüze farklı egemenlikler altında mimari, kültürel ve sosyal açılardan irdelenmiş. Güneydeki Kürtlerle çatışmalı ilişkiler ve nüfusa dair demografik araştırmalar da diğer makalelerin konusu. Buradan da uluslaşma süreci ile birlikte gelişen patrikliğin propagandası, edebiyata etkisi, tehcir ve katliamlar sonrasında Türk propagandası ayrı ayrı konu edilmiş. Van merkezi ayaklanma ile bir süreliğine Ermenilerin eline geçmesi ve Rus ordusunun ve doğu Ermenilerin desteğiyle ayakta durduktan sonra terkedilerek nüfusun büyük kısmının ülke dışına çıkabilmesiyle biliniyor . Bu yaşananlar bir yandan Ermenilerin Ruslarla dayanışma içinde ihanetine örnek gösterilirken diğer yandan da çoktan artmaya başlamış kırsaldaki katliamlara cevaben direniş odaklı olduklarına dair bir savunmayı da içermekte. Dolaylı olarak ise merkezdeki Türk ve Kürtlerin kıyıma uğratılmasının bahsi geçiyor. Bu derlemenin en ilginç yazılarından biri ise kendi ülkesinde sansüre ve baskılara uğrayan Ermeni yazar Kurken Mahari ve onun Van direnişini arkaplan olarak alan hayli sansasyonal romanı hakkında olanı.

16 Şubat 2026 Pazartesi

Kampfar - Mellom skogkledde aaser (1997)

 Kalbür üstü müzik yapan amma ve de lakin bombalar gibim çıkış yapamamış İskandinav black metal gruplarından Kampfar'ı daha önce dinlediğime yeminler edebilirdim. Bayağı bir kafa yorunca Keep of Kalessin ile karıştırdığımı anladım. Fark şu ki Kampfar'da viking kanı çok daha güçlü akıyor. Bu debüğ albümde ful folkakustik bi bölüm bile yer bulmuş. Ara ara araya giren bariton vokal ve melodilere hiç girmiyorum. Etkileyici olan bir nokta ise trompet gibi tınlayan düzenlemeler. Hiç yabancısı değil elbet bu sound türe, ama çağdaşların noksanlığında özlemişiz. Diğeri ise bastırılarak telaffuz edilen r'nin güzelliği, rrr! 

Bir on sene önce, tür ile bu kadar hem ve de hal olmamışken bende ederi daha yüksek olabilirdi. Bugün biraz bağışıklığım var sanırım. 

6,75/10

15 Şubat 2026 Pazar

Karenn - Grapefruit Regret (2019)

 Isınmakta çok zorlandığım bir albüm oldu bu. Soğuk ve duygusuz ritimlerden belki. Ki özelliği bu. Endüstriyel tekno tabiriyle tanımlansa da sesinde organize sanayi kısmı biraz zayıf. Çatırtulu çuturtulu daha ağır emtia sanayiye alışığız ondandır. Ritim tarafı dinamik ve güçlü. Kaydın tür içinde neden gürültü patırtı uyandırdığını anlamak mümkün. Ve de kaçınılmaz olan lakin gelecek, benim tarzım sayılmaz. Sevenler için biçilmiş kaftan.

6,75-/10

12 Şubat 2026 Perşembe

Bill Evans Trio - Sunday at the Village Vanguard (1961)

 Hemen sonraki sene çıkan Waltz for Debby aklımda iyi bir yer tutmuşken bu albüm niye ters bir intiba bıraktı, demek değişen benim. Aslında bu da naif ve soft bir ses iletiyor dinleyene. Bill Evans piyano başında. Süpürülen bir bateri ve albüm kapağında da isminin yeralmasını hak eden ve besteleriyle de esere katkıda bulunan kontrbasçı Scott LaFaro var. Kadro bu kadar, minimal, üçlü demişler zaten. Bu arada kontrbasın tellerini vuran arkadaş hayatını kaybettiği 25 yaşına kadar Bill Evans'ın yanısıra Ornette Coleman ile de kayıtlar yapacak maharetteymiş. Bu canlı kayıtta kadeh şıkırtıları, fısıldaşmalar, mırıldanmalar ve alkışları duysak da ana ses boğulmuyor, tam tersine özgünlüğüne katkıda bulunuyor. Caz dinleyicisinin saygısına tanık oluyoruz. Müzik ise kelebek gibi, sorun bu. Uçuyor gidiyor, tutana helal olsun, gidene aşk olsun. Arka fon müziğin ötesine geçememesi yazık. Ayrıca anladığım kadarıyla kontrbas çok da etkilendiğim bir enstrüman değil-miş.

6,75-/10

10 Şubat 2026 Salı

Savatage - Handful of Rain (1994)

 Savatage soundunu 90'lara göre modernleşmiş, heavy metalin sınırlarını genişletmiş bu albüm ile. O günün enerjisini de yakalamış. İyi de yapmışlar. Bugün dahi taklit edilen 80'lerin tarzına sağlam bir alternatif olmuşlar. Bu yeni, yeni dediysek 30 sene öncesi (evet saf heavy metal pek gelişebilen, ilerleyebilen bir çizgiye sahip değil) eğilimi pek sevdim. Ufak ufak abartıları var tabi, hoş görülebilecek. Taunting Cobras misal sevilen bir parça olsa da grubu temsil etmeye layık değil. Diğer bir değişiklik ise Cris Oliva'nın ölümü ardından kaydedilen ilk çalışma olması. Operatik ve melodik hattın gitar tonlarında sertleşerek dengeli bir şekilde bir üst evreye çıkarılmış olması oldukça hoş ve hatta Sirens ve Gutter Ballet ardından beni heyecanlandıran ilk kayıtları. Kötü yanı ise bir kaç istisna dışında yani hepi topu 3-4 parça dinliyormuşuz gibi benzerlikler var.

Bu arada Behemoth konseri yasaklanmış, bileti için son ana kadar bekledim zira yasaklanacağını adım gibi biliyordum. Hedonist metalik kitle kendini boşuna kandırmasın, bosphorus da farklı olmayacak. Bol keseden tahliller yapan saf solcular safına düşmeyelim ama şeriatçı yarı faşist bir darbe rejiminin uygulamaları artık bu. Politikadan kültüre her alanda baskılar yoğunlaşacak. Daha iyiye gitmeyeceği kesin en azından. Sinip Kadıköy gettosunda dedikodu kazanı döndürmek dışında bir şey yapılacağı da yok.

8,0/10

9 Şubat 2026 Pazartesi

Black Sabbath - Sabbath Bloody Sabbath (1973)

 Linç edilmeyeceksem eğer gerçekleri açıklamanın zamanı geldi: Müteveffa Ozzy dayının sesini çok sevmem ve Black Sabbath'ın ilk iki albümünden sonrası beni pek de etkilemez. Sıradaki bu beşinci de farklı değil. Hard rock çizgisine daha yakın bir kerem. Metalcilerin en sevdiği riffler , sololar kavramsal olarak pek yer tutsa da benim gönlümde yer edemedi. İyi has sıkı bir albüm ama ötesi yok. En aykırı sesiyle Who Are You daha ilginç vallahi. Ha, Ozzy dayının ölüsü bile bu albümü ortalamanın üzerine çeker. Öyle de oldu, Allah rahmet etsin.

7,50-/10

Mehmet Süreyya Karakurt - Devrimci Yol Hareketi

 74-80 arasındaki istisnai dönemi sosyolojik açıdan derinlemesine araştıran eser, dağınık değerlendirmeler bir yana bırakılırsa bu kadar derli toplusuna pek rastlanmayan bir örnek oluşturuyor. Polemiklere de neden olan yapıt konu olarak o zamanın en kitlesel sol hareketini konu almış. Dev-Yol'un öncülü THKP-C'nin ideolojik mirası ile olan çetrefilli ilişkisinden başlayarak pratikte de izdüşümü bulan (misal aktif savunma konsepti) teorik yanını serimliyor. Amaç ise merkezileşme sorunu yaşayan ve mahalli varlıklardan teşekkül hareketin (yazar savını hareketin ademimerkeziyetçi bir yapıya sahip olduğu üzerine kurmuş) nasıl kitleselleştiği ve darbe ile birlikte bu kitleyi nasıl kaybettiği üzerinde yoğunlaşmış. THKP-C ile kitle örgütü hüviyetinde Dev-Genç arasında ayrım ortaya konmuş. Can güvenliğini merkeze alan ve bu sayede kitleyi arkasında konsolide eden aktif hat, şiddet sarmalında boğulan halkın çözüm beklentisine karşılık veremeyince darbe başlamadan önce bile psikolojik bir yenilgiye dönüşüyor. Yazar performativit tanımını analizin temeline koysa da basit bir lisan halkın ve devrimcilerin karşılıklı bir faydacılık ekseninde hareket ettiği anlaşılıyor. 

7 Şubat 2026 Cumartesi

KÖFN - ROCKSTAR (2021)

 Köfn'e niye takıldım bilmiyorum, sound ve duruşları ile yerli piyasada farklı bir yerde durmuş olmaları bir sebep belki. Az bir şarkılardan mütevellit kayıt dijital albüm olarak yayınlanmış olmalı. İsmiyle toplumun ve rock camiasının sinir uçlarıyla oynamaktalar. Bir sebep de bu olsa gerek, ne söylemişler ki farklı bir türe böyle gönderme yapmışlar, anlama çabamdır Şarkılara baktığımızda elektronik altyapı ile vokalim tam teşekkül uyum içinde olmadığı duyuluyor . Batılı normlarda Soygun benim en sevdiğim çalışma oldu. 5 parça yetersiz elbette, hele biri ototünlü rap destekli olunca yetersiz tabiri yetmez, negatif önyargılar depreşiyor. 5 parçada ne tarz yapıldığına karar verememe karmaşası. 

4,50/10


5 Şubat 2026 Perşembe

Orchestra Baobab - Tribute to Ndiouga Dieng (2017)

 Senegal müziğinin Küba'yı beslediğine kanıt bir meseldir. Anladığım kadarıyla grup kendi vokalleri Ndiouga Dieng'in vefatı ardından ona ithafen kaydedilmiş. Küba afro caz esintileri ile başlasak da  folk ezgileri hakimiyeti ele geçiyor, eh iyi de oluyor. Diğer kayıtlardan farkı enstrümanlardan koranın da eklenmesiymiş ki katkısı çok iyi. Saksafonla birlikte hoş, acı tatlı bir hava yaratılmış. Zirvesi de Sey olsa gerek, kalçamı mı kıvırtsam, rakı kadehi mi tokuştursam yoksa her ikisini mi yapsam, bilemedim.

7,75--/10

4 Şubat 2026 Çarşamba

Weather Systems - Ocean Without a Shore (2024)

 Anathema ölmüş, yaşasın yeni Anathema! Hakikaten bilmiyordum grubun dağıldığını, kardeşlerin kavga ettiğini. Arkasından bir kardeş Danny'nin grubun 11. albümüne ithafen bu grubu kurduğunu. Ses olarak eski Anathema'yız gibiyiz aynısıyız vurgusu ki bizde de kısa süre önce konser verdiler, sanki biraz ihtiyaçtan, maddiyat yani. Aslında sound eskileri gerçekten de hatırlatıyor, enstrüman ve ruh da eksiklik olmakla beraber. Başlangıcı ne diyeyim ki gayet iyi. Sonrasında ismini aldığı art rock dönemleri de baskın hale geliyor. Yapacak bir şey yok, Anathema ile ilintili her grubu dinlemek bana farz. 

7,75--/10

3 Şubat 2026 Salı

Vüs'at O. Bener - Buzul Çağının Virüsü

 Tutunamayanlar'dan çok daha zor bir romandır. Yazarın Oğuz Atay ile arkadaş olması da tesadüf değil. Yalnız değerim bilinmedi diye hayıflanması yersiz. Bu hikayeyi anlayan çıkar mı ki? Sadece 2-3 hadi 4 sayfadan oluşan bölümleri ayrı ayrı okumak bir yöntem. Kimi bölüm bir mektup, kimisi dilin sınırlarının zorlandığı bir deneme, kimi de diyalog ağırlıklı. Bolca ironi. Amma karakterlerin izini sürebiliyoruz. Bölümler arası o kadar kopuk da değil. Kronoloji takip etmeyecek kadar da kaprisli, olsun. Osman var başrolde. Gençliğinden beriye. Bir yasak aşk , Viola diye seslendiği Şukufe. Kocası doktor prens. Bir arkadaşı intihar eder sevgisine. Savcı arkadaşının sonu tımarhane. Memuriyet, hapishane. En iyisi buraya bir bakın okuduktan sonra, faidesi olmayacak mıdır?

Reyhan Tutumlu: İpuçlarını İzlemek: Buzul Çağının Virüsü

1 Şubat 2026 Pazar

NxWorries - Why Lawd? (2024)

 Grubumuzun ismi No Worries olsa gerek, grup ve şarkı isimlerine olur olmaz x yerleştirmek de bir süredir moda. Grup değil de proje de denebilir. Anderson.Paak ismiyle gayet bilinir işlere imza atan bir vokal ile Knxwledge (yazım hatası yoktur) namlı bir prodüktör müzisyenin güçlerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş. Yeni tür soul deseler de hipdırıhop ve sample estetiği çok belirgin, sounda çok hakim. Eskiden 90'larda r+b şarkılarında nakaratta veya ayrı bir bölümde rapçiler devreye girerdi, bu öyle değil. Doğru dürüst beste yapısı da yok. Tamam dört dakikayı bulan parçalar da var ama 1 dakikalık da çok var. Çok yeni nesil işi olmuş bu. Bazen ama bazen atmosfer Fugees/Lauryn Hill'e yaklaşıyor. Ama mesele geçmişten beslenip 2010'lardan yükselen yeni sesin inşası. Ve o senelerde ben yokum. İşitsel açıdan narin dokunuşlar ve çeşitlilik ile farklılaşma yapılmış. Lakin söylem ve ana ritim dümdüz. Pek çok benzer örnekte rastlandığı üzere konuk sanatçılara yer verilmiş, en ünlüleri Snoop Dog (ki şarkıyla uyumu hiç olmamış) ve Thundercat vb. gibi. Çok çok etkilendiğimi söyleyemem, güzel parçalarda da keyif bozan bir şeyler eklemişler (kulak tırmalayan kaba tabirler) . Yalan söylemeyeyim tersi de mevcut. Daydream gibi bir şarkıyı elektro gitar üst aşamaya geçirmiş. Grup geleneksel üzgün soul havasına büründüğü ölçüde iyi iş çıkarıyor kanaatimce. Vokalin sesi de hiç fena değil. Ayrıca takip edilmeli.

6,50-/10

31 Ocak 2026 Cumartesi

Ruggiero Leoncavallo - Pagliacci (1953 Cellini) (1982 Pretre)

Paggliacci yani Palyançolar Leoncavallo'nun en önemli opera yapıtı. İsmin işaret ettiğinin tam tersine yaylıların katkısı başta olmak üzere tüm atmosfer gerginlik ve melodram ağırlıklı. Hem de daha prolongtan itibaren sirkte palyaçoların gelişini izleyen , eğlenen insanlara rağmen ezgi hiç de hayırlı bir şeyler müjdelemiyor. Bu gerginliğin tüm süreye yayılması ki aslında opera eserine göre 70 dakika süresi kısa sayılır, biraz aşırı olmuş. Trajinin ekseni karısını kıskanan kumpanya reisi Canio etrafında şekillenmektedir. İşin kötü yanı karısının dışarıdan bir sevgilisi gerçekten de bulunmaktadır. Kumpanya mensuplarından yarı meczup Toni de kadıncağıza sulanmaktadır. Red cevabını kaldıramayınca keşfettiği iki sevgiliyi kocasına gammazlar. Bakın ki sahneledikleri oyun da benzer bir konuyu işlemektedir. Kasaba halkının önünde sahnedeyken diyaloglar gerçeğe döner ve Canio karısını ve hemen sonrasında aşığını bıçaklar. Konu bu. Oyun çok bilinen ve sahnelenen eserlerden biri. Dünyaca ünlü 1. sahneyi sonlandıran tenor aryasında zirveye ulaşan ana tema, başlangıç ve bitişte de karşımıza çıkar. Kayıtta acı kahkalar, seyircinin sesleri farklı bir hareketlilik katıyor. İşitsel olarak seçtiğim versiyon, 1953 yılına ait Renato Cellini şefliğinde bir amerikan orkestrası tarafından kaydedilmiş. Kaydın eskiliği sebebiyle sanatçıların çoğunun bilinirliği kalmamış olabilir, o yüzden saymayacağım. Bu versiyon da bitiş tüyler ürpertici olsa da bazı tonlamaların kulağı tırmaladığını söyleyebilirim. Bir de erkek seslerde Canio ile somutlaşan tenor, bende tam olmuyor. Bestenin karakter dağılımı da oldukça dengeli. Canio, bariton manipülatör Tonio ve soprano neredeyse eşit ağırlıkta. Sevgilinin ve diğer palyaçoların da katılmasıyla birlikte işitsel bağlamda bir içiçe geçmelik ve ayrıştıramazlık olabiliyor.
Ayrıca operaları filme almasıyla ünlenen İtalyan yönetmen Zeffirelli, Georges Pretre şefliğinde orkestra ile 1982 yılında Pagliacci'yi de filmografisine eklemiş. Önemli nokta başrollerden Canio rolünü Placido Domingo'nun sahneliyor olması. Arka yapı ise 1800 sonları yerine 1930-40'lar olarak belirlenmiş. Kumpanya kamyonla seyahat ediyor, örneğin. İlla ki operada görselliğin faydasından yararlanıyor. Özellikle soprano seçimi görsel uyum açısından isabet olmuş. Yapıtın kısa ve lineer olması eksiklik olarak göze çarpıyor.

7,0/10 

27 Ocak 2026 Salı

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 2)

 1. Bölüm mantığından devam ediyoruz. 1973 Gazi Mustafa Kemal Atatürk  Kurtuluş savaşında köylerine düşmanın baskın yaptığı bir köydeki 13 yaşındaki bir çocuğun öyküsüyle açılıyor. Sonrasında bağımsızlık savaşının inşa yolunda Atatürk'ün adımlarını takip ediyoruz. Çanakkale savaşı, Kubilay vakası, Atatürk'ün vefatı ve ünlü Mustafa Kemal'ın Kağnısı şiiri eserde yerlerini bulur. İki sene sonra Yanık Çocuklar Koçaklaması eseri yayınlanır. Önceki kitaptaki öyküyü geliştirir, bağımsızlık savaşına kendini feda eden çocuğun , çocukların destanına dönüştürür. Bütün şiirleri külliyatına şairin çocuklara yönelik eserleri dahil edilmezken içeriğin sertliği sebebiyle Yanık Çocuklar Koçaklaması'nda istisna uygulamışlar görünüyor. Bu derlemede maalesef özgün basımın incelikleri kayboluyor. 

Derlemede takip eden Ağrı Dağı Bildirisi adlı eser hakkında pek bir bilgi yok. Askerliği sırasında Ağrı Dağı'nın zirvesine  Atatürk büstünü taşımasını konu alan ve bu serüven üzerinden dönemin cumhurbaşkanınının eleştirildiği şiir ana merkezini oluşturuyor.

Biri sırtlan, biri kurt, biri kaplan, biri fil, 
Orda biri Türkleri yonetirken Türk degil. 

Kitabın ana izleği emperyalizmin sömürü kıskacındaki ülkemiz.

Almanya'larda Çöpçülerimiz eseri ayrıca basıldı mı yoksa hep Horoz isimli derleme içinde miydi bilinmez ama esere adını veren şiire de Ruhi Su'nun ses verdiği bilinir. Göç olgusu zaten şairce sık işlenir. Almanya'ya göç ise ayrılamaz açlık ve fakirlik gerçeği ile birlikte işlenmekte.

Hollandalı Dörtlükler ise 1977 yılında yayınlanmıştır. Dörtlükler benim zannımca en başarılı olduğu form. Hollanda ziyaretine dair gözlemlerden besleniyor olsa gerek, çok daha serbest ve farklı duygu çağrışımlarına açıklar.

Göruyor musunuz / Giyinirken / Daha soyunduğunu / Hollandalı kadınların 

Sanki kopar gelir /Yeryüzündeki bütün uçurtmalar / Ellerine / Hollandalı çocukların 

Kaç gecedir göremiyorum / Tekini bile /  İstanbul'da mı kaldı / Yıldızlar 

ISIKLA YIKANMAK Aydınlana /Aydınlana/  Sarışın olmuş / Hepsi 

Eski bir kitabı aramakta /Amsterdam'daki kanallar /Tanrının /Okuduğu 

Önce / Harfleri / Öğrenmiyorlar burda / Önce gülmeyi öğreniyorlar 

Doğa daha yakın / Burda / Evleri yok yuvaları var /İnsanların burda 

Erken öten horoz imgesinden esinle Horoz adını verdiği esere işçilerin, devrimci gençlerin, köylülerin mücadelesi ışık tutuyor.

Bu deniz bu kayayı yiyecek, bitirecek. 

Benzer duruşu devam ettiren İkili Anlaşma Anıtı, Abd askerlerinin helasını temizlemekle görevlendirilen Mehmetçiği konu alır ve şair hakkında dava açılır.


Aç mısın, çıplak mısın, sorumludur, 
O, Ankara duran. 
..
Öldürür sömürür hep, bir alçağın eliyle hep, 
O, Amerikan duran. 


Pir Sultan Abdal Günleri de bildiğim kadarıyla Horoz derlemesi içinde bulunuyor. İçerik ile önceki eserleriyle ortaklaşsa da folklör biçemine yakınlaşma söz konusu.
Anıtlarında Solukalan  kitabı Tokat, Afyon Mardin, Çankaya gibi farklı yerlerdeki Atatürk anıtlarından esinlenerek yazılan şiirlerden oluşuyor. Konsept olarak ilginç ve tabi Bütün Şiirleri'nde resim, ilüstrasyon eksikliği hissediliyor.
Bir Elde Yaşamak, Reşat Bey Destanı altbaşlığını taşıyor. 57. Tümen komutanı Reşat Bey'in Çiğitepe'yi bir türlü alamayınca kendi canına kıymasını konu alır. 
Yurducunu Sevmek alt başlığını taşıyan Çukurova Koçaklaması 1979 tarihlidir. Fransızların Adana ve çevresini işgale milli mücadelecilerin yanıtını işlemektedir. İleri karakolun teslim alındığı maceranın çeteci soluğunu ensemizde hissetmek mümkün. Diğer bir Bağımsızlık Savaşı eki de Türk İstanbul adını taşımakta. İstanbul'un işgalinin hissiyatı dizeleri yansımıştır.
1981'de basılan Çıplak, insan vücudunu, cinselliği ve erotizmi konu alan dörtlüklerden oluşmakta.

EL YORDAMIYLA BULMAK Yatak/  Karanlığında /Elin /Göz olduğu 
ISIRILMIS Onun / Dudağı /Kalmıştı ötekinde / Biraz öpüşemediler 
GÜN AĞARIRKEN Öyle seviştiler ki / Kadın erkekte kaldı / Erkek / Kadında 
BULMAK Sevişmiyoruz / Arıyoruz birbirimizi / Nerelerde ben varmışım / Nerelerde o varmış

1981 oldukça verimli geçmektedir. Nötron Bombası isimli eseri daha çok barış eksenli şiirlere ev sahipliği yaparken, Uzun İkindi  şairin hayatına bir geri bakışı içeriyor. Uzun ikindi yaşlılık olsa gerek, şairin ablaları, diğer şairler, öykücüler, akademisyenler, asker arkadaşlar terk-i diyar eylerken arkalarından fotoğraflarına bakar gibi ağıtlar yazmak Dağlarca'ya düşmüştür.

Ölmüş eli ayağı uzak / Camların  üstü buğu / Ölmüş çocuklar izin vermeden / Yüzünde sarışın çocuklugu
Nerede olursan ol ne olursan ol Sait / Yanında çocuklar balıklar kuşlar /Düşündüğün gibisin 
Sait, duyuyor musun /Buz gibi buz gibi geçiyor yıllar /Ölüler yok / Ölülerin yaşı var
 
Aynı sene Yunus Emre'de Olmak adlı eserini de kaleme almıştır. Metafizik bir yönelim ölüm olgusu ile birleşir.
 
Serçelerin soluğu var / Ortaçağı yıkan surda

Dağın inleri gibi kazılsa da gömütlerimiz /Bir kocaman kuştur / Uçar kocaman / Hepimizin öle öle büyüttüğü /  Bir dev yaşama 

1985 senesinde ilginç bir esere imza atar: Akşamcı.


İçkievine saat koymazlar 
Neden koymazlar 
Birimizin süresi 
Öbürünükine karışmasın diye koymazlar.

Görür  
Karşı masadaki adam 
Bir yudum icki kaldığını
Boş masanın bardağında 

25 Ocak 2026 Pazar

Primordial - A Journey's End (1998)

 Kabasaba ilk albümünden sonra daha narin bir işe imza atmışlar. Normal vokal daha hakim albüme. Atmosferik black metal amma neofolk ve Lake of Tears'ın ilk dönemlerindeki gibi efendi ve melankolik bir doom metal etkisi duyuluyor. Hayal duymuyorsam 5-10 saniye Pink Floyd bile geldi kulağıma sanki. Bu clean tonların çok çok da hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Uzun şarkıların black ataklarına bağlanması ise sevdiğimiz hareketler. Sonbahardan kışa geçişte, kasım ve aralık ayları gibi tüketilmesi tavsiye olunur.

7,75/10

23 Ocak 2026 Cuma

Behemoth - The Apostasy (2007)

 Sound olarak asıl geçiş albümü bu olsa gerek. Bestelerin dile pelesenkliği noktasında geriye bir adım atılmış. Soğuk ve sert ve güçlü. Agresif tarafı güzel zaten. Nile grubuna benzerliğin tavan yapmasıyla suçlansa da oryantal ezoterik şeyler her zaman grubun radarındaydı. Stil olarak, Nile çok dinlememiş olsam da bana da bir andırım bir sandırım şey etti. Enstrümanlardan özellikle bateri kulakta yer ediyor. Albümün en enteresan noktası ise Warrel Dane düeti olsa gerek. 

7,0/10

21 Ocak 2026 Çarşamba

Selda Bağcan - Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi (1976)

 Selda Bağcan'ın ilk döneminden çıkamıyorum bir türlü. Daha önce dinlemiş olduğum Selda'nın 2 versiyonu ve Türkülerimiz 1 de bu dönemin bestelerini içeriyordu. Bu albüm de öyle. Aslında başta Anadolu rock üstadları olmak üzere o zamanın sanatçılarının diskografileri hep bir karışık. Tekliler asli format çünkü. Albümler aslında bunların toplaması. Sonra plak şirketleri izinle yada izinsiz farklı derlemeler yapıp satıyorlar. İşler ne oldu, karıştı. Demem o ki bu albümde çok heyecanlanmadım ama sanatçının şarkının ruhuna uygun şekilde tonunu değişmesine yine hayran kaldım. Maden Dağı'nda hançere parçalayan ağıtın sesine, Katip Arzuhalim'de kırılgan bir sese, Gesi Bağları'nda elf sesine, başka bir şarkıda tatlı bir yeniyetme kız sesine dönüşmesini duyuyoruz. Tabi bazı anlar biraz aşırı kaçabiliyor. Hele hasso, yasso, tasso, çorbe gibi en hafif tabiriyle enteresanlıklar diyeyim kulak tırmalıyor bugün. Bir de üstte de isimlerini geçirdiğim iyi şarkıların son ikisi,  aslında sonraki sürümlerin bonus parçaları. Dolayısıyla albümün asıl kısmı görece zayıf. Ne yazık ki politik ve protest yoğun eserler müzikal olarak biraz sıkıntılı olabiliyor. Yine de Karaoğlan, her ne kadar bir hayal kırıklığını simgelese de, ve Eco'ya Dönder Beni, bunun sözleri de mi simgesel acep, melodileri sebebiyle diğer öne çıkanlar oldu benim için. 

7,75/10

18 Ocak 2026 Pazar

HEALTH - Rat Wars (2023)

 Ters Köşe. Endüstriyel metal dedükleri, cazurtu cuzurtu, lisan ül makina, takırtı tukurtu bekler üdük. Gayet edgü huylu çıktu. Marilyn Manson'dan sert değil hallice. Bir o kadar da melankolik duygusallıkta. Vokal kadın cinsi biraz ağır tempoda, katatonik söylüyor, travmatik bir etki altında sanki, uzak ve soğuk. Prodüksiyonu ise sevmedim hiç, compress edilmiş gibi. Şarkılar böyle melodik ve depresif ilerlerken elektronik beatlere, endüstriyel sinematek çöküşlere bağlanabiliyor. Elektronik tarafta Chemical Brothers ve Rammstein'in Deutschland dönemi akla gelse de grubun üç aşağı beş yukarı kendine ait bir ses yaratabildiğini söylemek mümkün. Üç aşağı beş yukarı çünkü albümün zayıf karnı biraz da sound olarak bütünleşik uyumlu bir oturaklığın henüz sağlanamamış olması. Parçalar da birbirine geçiyor bir noktadan sonra. Aslında grup hiç de yeni sayılmaz. Bunun sebebi ne ola ki diye bakıp tür değişikliğine gittiklerini öğrendiğimizde bence gayet makul bir sebebi bulmuş oluyoruz.

7,25+/10

17 Ocak 2026 Cumartesi

Yann Tiersen - Le phare (1998)

 Bu albümde biraz irkildim, zira maceracılık konusunda açık fikirliliğe sebep olan amatör yaklaşım bu albümle terk edilmiş, tabiri caiz ise piyasa ürünü kimliği belirgin hale gelmiş. Her şey hesaplı kitaplı gibi geliyor kulağa. Ve sözlü şarkılar hmm yeterince etkili değil desek, yeridir. Formalizm kaydı modern ama popüler klasik müzik çizgisine biraz daha yaklaştırmış. Ruhen Fransız duygusallığı debam etmekle birlikte yürünen yol sonbahar yapraklarıyla süslü olana dönüşmüş.

7,0/10

16 Ocak 2026 Cuma

Yeasayer - All Hour Cymbals (2007)

 Bir zamanlar 2000'ler çok uzak değil, o günün pozitif vaybını da yansıtır şekilde saykedelik pop ve dream pofuduk pop hayli revaçtaydı. Yesayer'ın bu çıkış albümü de o günlerin rüzgarını arkasını almış. Farkı ise atmosferin daha tatlı-acı olması. Müzikalite ise garip, bir metalci için bile değişik bir enstrümantallik mevcut. Albümün başlangıcı daha tanışmaya yönelik. Dibine baktığımızda hippie rock gibi bir şeyler de ayırt edilebiliyor. Dinledikçe de şekerleniyor hani. 2080 daha baştan ilgi uyandırıyor ki çıkış teklisi olması rastlantı olmasa gerek. Wait For The Wintertime tam bir gruuvi rock çalışması. Genel olarak çok arada kaldım ama değerlendirmemi yukarıya taşıyamadım. Türün benzer örnekleri gibi eveleme geveleme çok parça içeriyor çünkü. Grup şu an yok. Bir süre sönümlenerek yollarına devam etmişler ve 2019 sonunda kalmamışlar. Yine de gökkubbede hoş bir sada bırakmışlar. 

6,75/10

14 Ocak 2026 Çarşamba

Myrath - Tales of the Sands (2011)

 Grubu ufak kitlelere duyuran bu çalışmayı her nedense diğer üç albümü de dinledikten sonra zayıf buldum. Demek ki grubun genel soundu tarihsel açıdan kendini tekrara düşüyor. Seslerini cılız ve bestelerini fazla oryantal buldum. Diğer albümleri de öyledir ama artık kulağıma batmaya başladı. Dinlemediğim için bilmiyorum progresif metal grubu Symphony X'e benzetildiğini okudum. Ben ise illaki Orphaned Land ve biraz da Kamelot izleğini duydum. Enerjisi iyi ama arabik hilelere bağışıklık kazandıkç

7,0+/10

13 Ocak 2026 Salı

Joel Ross - Nublues (2024)

 50'li, 60'lı yılların caz ekolünü modernize ederek bugüne taşıyan bir çalışmadır. Joel Ross vibrafon çalıyor, piyano gibi ama büyük tuşlara çubukla vurulan hoş bir ses veren bir çalgıdır. Saksafon, piyano eşliğinde başarılı kompozisyonlar icra edilmiş. Uyum konusunda denecek bir şey yok. Her gün vibrafonun başat olduğu bir caz albümü de duymuyoruz. Ancak başrolü çoğu zaman saksafona kaptırıyor. Neden eski efsanelerin albümleri yerine bunu dinleyeyim sorusuna işte vibrafon, işte modern vakitlerin taze soluğu, enerjisi dışında pek ikna edici bir sav sunamıyorum. Bu da naturlich çok da döneceğim bir albüm olmamasına teşkil-i sebebiyettür.

6,50+/10


12 Ocak 2026 Pazartesi

Çağatay Anadol - Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi / Ali Taşyapan - Duvarın İki Yakası

 Bir Barbar Aşısı (TSİP 1974-1990) alt başlığını taşıyan bu sol tarih/anı kitabını partinin üst yönetiminde bulunan Çağatay Anadol partinin birlikçi tutumunu eksene alacak şekilde inşa ediyor . Merkezi konumda üstlendiği rol icabı üst yönetimin görüşlerini dinlemek önemli, genelde yerel aktivistlerin anılarına dayanan külliyata aşinayız. Kapsam oldukça iyi ve yazarın arkadaşları da kendi tarihlerini de ekleyerek katkıda bulunmuş. TSİP'in kuruluşuna yol açan etkenlerden başlayarak SBP içine likidite ( Türkiye sosyalist hareketine varlığını armağan ettiği) olduğu dönem ayrıntısıyla eserde yer bulmuş. Ama idealizm damgasını vurmuş. Geriye yönelik olarak partinin birlikçi tutumu o kadar övülüyor ve buna karşı çıkanlar yeriliyor ki... darbe döneminde kapalı faaliyete  kusursuz geçişi. Yine de bir siyasi partiyi tüm cepheleri ile aktarabilmek zor. Başta TÖB-DER olmak üzere dernek ve sendika faaliyetlerinin üzerinde pek durulumamış.


Ali Taşyapan yenilgi sonrası TKP/ML Koordinasyon Komitesi üyesinden siyasi hayatına devam ettiği TKP/ML Hareketi bünyesinde sempatizanlığa kadar düşüş hikayesini zehir gibi bir hafızanın ürün olarak oldukça nükteli ve rahat bir lisan ile aktarıyor. Bu açıklığı sadece siyasi yaşamını değil özel hayatında da sergiliyor. Ayrıca ayrıntılı şekilde birlikte mücadele ettiği kişileri anılarıyla kitaba misafir etmiş. Hacmine rağmen akıcı bir okuma sunuyor. Tanıklıklar ekseninde önemli bir belge olarak sol tarih külliyatında yerini buluyor.

11 Ocak 2026 Pazar

Enslaved - Mardraum: Beyond the Within (2000)

 Enslaved ile ilk black metal döneminde tanışmakla beraber 2010'lar itibariyle sevmeye başladım. Geçiş dönemini de yüzyıllar önce bir ucundan dinlemiştim ve ısınamamıştım, üzerinde de durmadım. Yani 2000 model albümlerine de pek ihtimam gösterdiğim söylenemez. Mardraum aslında bu dönemin ilk ürünü. Progresif ve teknik yanı derin ve dolayısıyla çok dinleme gerektiriyor aşinalık için. Prodüksiyon da ayrı bir engel. Çamursu kalitesi sesleri daha da bulamaca dönüştürüyor. Yine de kaydın gümbür gümbür açıldığını söylemek mümkün. Çubuk agresif tarafa bükülünce hoşuma gidiyor doğrusu. Sound'un black metal sonrası ve dahili ve lakin viking folklörünü terketmeden bir progresif metal ekseninde belerdiğini söylemek mümkün. Daha ilk albüm olması sebebiyle gayet başarılı olsa da bu birleşimin tam oturmadığını, aradan bir yerlerden, bir gruuvi rif olur, bir sıkıcı clean vokal harmonisi olur, kaçaklar yaşandığına tanık oluyoruz. İyi şarkılara gelirsek, başlangıcı övmüştük zaten, 4. sırada Ormgard ile yine bir silkileniyoruz, 7'nin kafası ve sesleri iyi. Sonlara doğru özellikle bestelerin düzleştiği gerçeği de mevcuttur. Gençliğimde, müzikal birikimimim sığ iken bu tür bir albümün yeterince hakkını verememiş olmamı gayet doğal karşılıyorum.

7,50-/10

9 Ocak 2026 Cuma

Altın Gün - Aşk (2023)

 Altın Gün, önceki albümlerinde biraz deneysel daha doğrusu arayış içinde denemesel işlere imza atmıştı. Öylesini de seven çıkmıştı ama geneli düdak bürkmüştü. Bende ikinci taifedeydim. Bu albümle bir silkilenmişler, ilk hallerine dönmüşler, düğün dernek çiftetelli halay haydi ermeydane hey hey olmuş. Cerrone'ye taş çıkartacak euro disco düzenlemesi ya da Leylim Ley gibi bir destanın cıvıltılması gibi kantarın topuzunu kaçırdıkları anlar olsa da daha önce bahsetmiştim, daha klasik (daha ibaresi için parantez açıyorum, türkülerin otantik formuna elbet hala uzak) formata yakınlaşmalarını tercih ederim. Neyse elimize mendilleri aldırıyor mu, evet. 

Grup dağıldı diye biliyordum  konserine denk gelince geçen aylarda anladım ki kadın vokale ses veren arkadaş ayrılmış ki grubu Altın Gün yapan değerlerden biriydi eh şimdi ne olacak nasıl olacak bakmalı.

8,25/10

7 Ocak 2026 Çarşamba

Arooj Aftab - Vulture Prince (2021)

 Ruh haliniz denk düştüğünde bu Pakistan folklöründen beslenen yalın, naif ve yavaş parçalar yoğun ve yorgun beyninize rahatlatıcı masajlar yapacak. İşte sadece o anlarda kıymetli olabilmesi zaten en büyük zayıflığı kaydın. Böyle bir kayıt, modernlik de uğramış çünkü, anca İngiltere gibi çok kültürlü bir coğrafyadan çıkabilirdi. Müzik sanatında çok kültürlülük hoş ürünler ortaya koyabiliyor. Misal yükselen bir İngiliz caz türü de var da konumuz bu değil ama. Bi gölgesi düşmüş amma.

7,0/10

6 Ocak 2026 Salı

R.F. Kuang - Haşhaş Savaşı II: Ejderha Cumhuriyeti

 İkinci cilt Rin'in aşk ve nefret yaşadığı Nezha'nın çok katmanlı kişiliğiyle ilgili bir ipucu ile açılıyor. Eserin en başarılı olduğu yanlardan biri bu ilişki ve Nezha'nın çelişkili kişiliği olsa gerek. Başarısız yönü ise  Çin alegorisinin banallaşması. Öyle ki tanrıları çıkarırsanız tarihi bir roman okuyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Kötü kraliçeye karşı Ejder vilayeti başkanı ki Nezha'nın da babasıdır, cumhuriyet ilkeleri ile isyan edince Rin ve ekibi de onun emrine girer. Kötü kraliçenin Japonların Çin'in güneyini bir soykırım ile işgal etmelerine göz yumduğunu hatırlatmak isterim. Lakkin cumhuriyetçiler de batılılardan, yani tek tanrılı dinlerini yaymaya çalışan ve emperyal hedefler içeren Hesperia askeri yardımına bel bağlamıştır. Kraliçe asıl düşman, Japonları da fişekleyen hep onlar telkinini Rin kulak ardı eder. Hesperialıların şamanik güçlere düşmancıl davranışlarına rağmen. Çok çetin savaşlar olur. Kuzey ordusu deli bir tanrıyı salsa da Rin'in gayretleri ve Hesperia'nn son dakika yardımı ile darman duman olur. Fakat Rin'in şamanik arkadaşları idamdan kurtulamaz. Hesperia işbirliği azgındır.  En yakın arkadaşı Kitay ile kaçakçılar kraliçesine sığınarak Rin, bitmek bilmez intikam yeminlerinden birini eder.

2 Ocak 2026 Cuma

King Crimson - Lizard (1970)

 Yeni yıla bu albümle girmek umarım senemi daha karmaşık hale getirmez. Değişik bir albüm bu, progresif rock tanımının rock kısmı biraz zayıf kalıyor, progresif kısmı ise değişik. Teyatral ve grotesk bir şov havasında. Yalnız bugünün temposuna göre yavaş ve notalar aralıklı, boşluklu. En iyisi x1,25 ile dinlenmeli sanki. Tabiki öyle bir şey yapmayacağız. Kısacası alıştığınız dalga boyunu değiştirmeniz ve harmonize olmanız gerekli bu albüme. Sound olarak synth zaten yoğun, akustik gitar, saksafon, flüt yani egzotik tatlar devreye giriyor. Eksisi ise bazen bu seslerin absürtleşmesi. Eğri de oturmayalım, yalan da konuşmayalım. Albümün lokomotifi alt bölümlere de ayrılmış Lizard isimli epik demeyelim de ne diyelim bilemediğim uzun konsept şarkı. Folklorik, tatlı ve duygusal karakteri güçlü. New age/caz destekli bir Ortaçağ hikayesi olsa gerek.

7,25/10