20 Mart 2026 Cuma

Metro Last Light - Omega Strike - Hades - Serial Cleaner

Metro serisinin 2. oyunu oynanışta getirdiği farklılıklarla bir miktar öne çıkıyor. Hikayeyi bilirsiniz, Rusya metrolarında yaşayan faşist, komünist ve bizim mensubu olduğumuz Polis fraksiyonları var. Diğer yandan yeryüzü zehirli gazlarla yaşanmış hale gelmiş, mutant yaratıkların oyun bahçesine dönüşmüş. Bir de üstüne uzaylı mı başka boyutlu mu nedir,  karanlık varlıklar var. İlk oyunda onların inlerini başlarına yıkmıştık. Meğerse kötü değillermiymişlermiş. Bu oyunda da geriye kalan çocuk karanlık varlıkla iletişime geçiyor ona yardım ediyoruz, diğer yandan da kızılların entrikasını ifşaya çalışıyoruz. Oynarken özellikle karanlık dehlizlerde yol bulamama , bataklığa düşme ya da gaz maskesinin bataryasını değiştirmeyi unutma neticesinde bir çok kez ölebiliyoruz ve bir kaç bölüm canavarında ter döküyoruz. Su aygırı gibi olanda artık cephanem bitince gözümü karartıp ya Allah deyip bıçakla saldırım başarılı çıkınca sevinmiştim misal. Bunlar güzellik katan unsurlar diğer deyişle. Binaenaleyh vow değil, lakin oynanır hala.

Çok çok çok kısa oynadığım pikselli 2 boyutlu ve o kadar şirin oyun Omega Strike. Her biri kendi avantajına ayrı hareket çektiren 3 ayrı karakterle yer altından yer üstüne çıkış mücadelemiz, pat pat mermi eşliğinde sürüyor. Kontroller kolay, patır patır ilerliyoruz ta ki ilk boss'a kadar. Metroidvaniaymış. Mükemmel zıplamalar, el çabukluğu, bilek kıvraklığı gerektirecek, belli. Hiç bana gelmez. 
Yakınlarda devamı çıkan efsane bir oyun. Karakteri geliştirme ve  farklı silahlarla sürekli kesip biçme aksiyon rol yapmaları hatırlatıyor. Diablo ruhunu üst seviyeye çıkarmışlar. Ayrıca mekaniği çok şık, şiir gibi akıyor. Babamız Hades'in yer altı krallığından kaçmaya çalışıyoruz. Güçlenmelerin bir çoğu geçici , ölünce aynı odaya hemen hemen ilk halinizle geri dönüyorsunuz. Her denemede farklı odalar açılıyor. Lakin aynı sendromdan muzdaribim. Oyuncuların %85'inin geçtiği ilk boss tanrıça beni yoruyor. İlgimi kaybediyorum. Ve inanıyorum ki bu oyunu sabırsız genç nesilden ziyade daha eski kafalar baş üstünde tutuyor.

Serial Cleaner genelde vasatın üstü olarak değerlendirilse de benim bayağı hoşuma gitti. 1970'lerde sanırım mafyaya çalışan bir eril bir şahısız ve gelen telefonlara istinaden cinayet mahallerine gidip polislere görünmeden cesetleri ortadan kaldırıyor, kanıtları yok ediyor ve kan revanı temizliyoruz. Her mekan kendine özgü zorluklar içeriyor. Bitkilere ve dolaplara saklanıyoruz ya da dikkat dağıtıcı sesler çıkararak sonraki odalara sızıyoruz. Grafik ve renkler sanatsal ama bazen zorluğun parçası olabiliyor. Her yakalandığınızda ki polisler sizden daha hızlı koşuyor, şanslıysanız gizlenme noktası size daha yakındır, yoksa tüm haritaya baştan başlamak zorunda kalıyorsunuz. Ve bazen haritadaki görevleri bitirmişseniz bile arabanıza dönerken yaptığınız bir küçük hata sinir bozucu olabiliyor. Ama çabuk sıkılan ve zorluklara gelemeyen biri olarak belli bir noktaya kadar keyifle oynayabileceğinizi belirtebilirim. 10. görevde paydos ettim, getirebilirdim ama şiarımızı hatırlıyoruz: hayat kısa , kuşlar kabız.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder