And every day is the right day
7,50+/10
And every day is the right day
7,50+/10
7,0+/10
6,25/10
Sonsuza bakıyorum
şimdinin kenarında
bir avuç toprak olarak
geleceği biri bana getirebilir mi
belki ben oraya varamam
yaşam çoğu düşüncelerdir
ve korkmaktır her şeyden
ben öyle yaptım/sebepsizce
çağrıldığım bu kara parçası üzerinde
Ve ayrıca Turan Say
kale varsa elbet saldırılır/ve kale varsa yıkılmalıdır
Aç Yazı dergisinin koleksiyonunu yapmaya karar vermiştim seneler önce. Had bismillah dedik. İlk sayısı zaten vardı. Takip eden sayılarını bulamadan, çok da peşine düşmedim gayrı , işte 4 ve 5. Kapaklarına, sayfa kalitesine gösterdikleri özen hoşuma gidiyor. 4. sayıda yarı dosya Oktay Rıfat hakkında. Nedense aklımda şiir dünyasında hep eleştirilen bir isim olarak kalmış, şair. Buradaki yazılar ve yazılarda alıntılı ferah dizeler dikkatimi celp etti. Yine ismini duyup fikir sahibi olmadığım Avusturyalı şair Georg Trakl için dergi orta sayfalarını ayırmış. Bu sayıda pek çok sanatsal fotoğrafa da yer verilmiş. Ve absürt tiyatro karakterlerinden Übü ile ilgili de bir metine . Şiirlerden Can Alkor'un Bozburun'da Bizi Ağırlayanlara başlıklı eser püfür püfür Ege'yi getiriyor bizlere.Şimdi ayrılıyoruz. Karayelin seslerini götürüyoruz buradan, kekik ve adaçayı kokusunu, selvi fısıltısını,
hep var olan denizi, uykularımızın yanıbaşında.-
Sizler, konuk varıp, dost ayrıldıklarımız,
balıkların, otların adlarını bizim için saklayın, güzel sözcüklerini insanoğlunun:
Yolculuk sonsuz değil anıların gözünde.
Bu kıyıya döneceğiz.
5. sayı ise maalesef aynı ayarda değil, en azından benim için. Yarı dosyada hayatı da dramatik7,50/10
Senin sevgin azaldıysa Yerine sevecegim
Senin sesin kısıldıysa Yerine haykıracağım
Takip ettiğim bir dergiye de ismi ilham olan Aç Yazı, 1951 yılında yayınlanma imkanı buluyor. Toplum ve gerçeklik masallar ile içiçe geçiyor, dünya savaşı ardındaki umutlar sergileniyor, değişik hallere hitaben yazılan konsept şiir denemeleri ilginç bulunuyor.
Şimdilik olumlu alıntılar yapma kararındayım:
Tekrar duydun hayal meyal:
Karnın tok.
Insan göllerle, denizlerle birleşrnek ister.
Kalabalıga karşı, daha çok.
Dağlarca'nın dili baştan beri büyük ölçüde imgesel ve imgenin baskın ve egemen olduğu ama bir uçtan da lirik bulunabilecek ve doğallık içeren bir dildir. Şiirindeki dünyayı da bu imgesel dil ve onun ürettiği imajlar yaratır, oluşturur. Söz konusu imgesel dil ya da dilin yerine geçmiş imge bir yandan da zaman, arzu, ölüm, sonsuzluk, beden ve sığmazlık gibi düşünce ve olgulara bağlı olarak hem metafizikle ve mistik olanla süreklilik gösteren bir ilişki içinde olmasını da sağlamıştır. İmgeler son tahlilde anlam haline dönüşür, anlamın yerini alır. Böylece Dağlarca okuru anlamı imgede arama, imgeyi anlam olarak anlama ve alma yani"imgeyi anlam gibi" okuma konusunda zorlar.
6,25/10
7,75-/10
6,50-/10
Soprano olarak Mirelli Freni ile firavun kızı Amneris'i Agnes Baltsa seslendiriyor. Riccardo Muti şefliğindeki bu eski kayıtta ise sopranolar Montserrat Caballé ile Fiorenza Cossotto olarak yer alıyor. Kumandan rolünü ise Plácido Domingo üstlenmekte. Domingo aynı zamanda James Levine'in yönettiği amerikanın prestijli Metropolitan Operası'nda kaydedilen videonun da parçası. Kadın vokalleri ise Aprile Millo ile Dolora Zajick üstlenmiş. Neden kadın vokallerin bu kadar üstüne düştüm? Bence bu bestedeki asıl yük onların üzerinde ve bu kayıtların ortak özelliği de erkeklere göre, sadece Domingo ya da Carreras değil firavun ve Habeş kralı rolündekilere de göre daha iyi performans göstermeleri.
Bu kayıtların hepsi de ödüllü ve sağlam kayıtlar. Şahsen Muti'nin Domingo'sunu daha etkileyici buldum. Ama Carreras'ın dinamizmi de bazen öne geçiyor. Çok da opera hayranı değilim, öğrenme amaçlı kültürel bir uğraşı içindeyim ve dediğim gibi bir hikayenin anlatımı da önemliyse görsellikten uzak değerlendirmek çok mümkün değil. Bu noktada aklımda çocukluktan kalma bir imajı aktarmanın tam sırası. TRT2'de Aspendos'ta antik Mısır dekoru önünde sergilenen Aida. Hatırımda yani. Bu atmosferi yenileyen bir video kaydı işte bu, devasa bir prodüksiyon. Domingo biraz durgun, Firavun rolünü oynayan da biraz kasılmış. Ama su gibi akan kadın vokallerin performansı görsel şölen ile birleşince güzel bir dinleti-seyir ortaya çıkmış. Zafer marşı ki bestenin üzerine yükseldiği melodi ya da komutanlık tayin sahnesi gayet de epik. Audio tarafında ise Karajan ile Muti kayıtlarını karşılaştırmak biraz güç. Tek tek sanatçıların performansı, şeflerin seçimleri, prodüksiyon kalitesi gibi farklı kriterlerde birbirleriyle yarışan ve farklı sonuçlara ulaşan bir kıyaslama. Atmosfer olarak misal Karajan biraz daha naif geldi ve kadın vokaller, kıyasla tabi geride. Muti'de ise yardımcı erkek vokaller kulağımda fazla patladı. Lakin sopranolara pek de katlanamayan kulaklarım rahat etti. 2. sahnenin başındaki egzotik tapınak sahnesi ise Muti'de çok zayıf. Buna rağmen Karajan'ın korolarını da daha etnik yaklaşımını da beğendim. Genel olarak yani tüm kayıtlar için yeri gelmişken ilk CD'nin sonları ve 2. CD'nin başları çok farklı yerlere dokunan ve harmanlayan kaliteli bir iş olarak öne çıktığını söylemek lazım. Melodramataik dram son kayıtta öne çıkıyor ve başkaların beğendiği duygusallık bana geçmedi.Madem dünyanın grupları birleşti ve ülkemize gelmeye karar verdiler, Gorgoroth'dan da nasiplensek diyeceğim de eski kadro yok.
7,50-/10
7,50/10
8,75+/10
Bu ilk albüm ise ilk albüm olmanın amatörlüğünden ve karnaval dağınıklığına varan deneysellikten çok çekiyor. Örneğin Latin ritimlerine, rap vokaline gerek var mıydı diye bazı bazı sorular akılda belirebilir. Ayrıca şarkı seçimi de daha iyi olabilirmiş. Hemen akabinde takip eden albümleri için ise kefil olabilirim. Maalesef dört albüm ile proje sona eriyor ve Avrupalıların kendi doğusuna baktığı doğru bakışlardan biri eksiliyor.
6,75+/10