3 Nisan 2025 Perşembe

Pink Floyd - Meddle (1971)

 Kapağında su halkalarıyla betimlenen bir kulak bulunan bu albüm grubun sonraki progresif rock tarzına daha yakın olmakla birlikte eski saykedelik tarafıyla bir geçiş, bir köprü vazifesini de kurmakta. Günümüzün hızlı ve ağır atmosferinde, herşeyin vurgulandığı bir ortamda soyut kaçabilir. Biraz durup, hayata karşı bir dur çekip bekler modda dinlediğimizde asıl tadına varılıyor. Ve hatta ve lakin bu yalınlığın hiç de hafif kaçmadığını idrak edebiliyorsunuz. Efektler, gidişat ritmi, atmosferi çok çok çok sonraları post-rock, shoegaze ve doksanların alternatif soundlarına da kapıyı aralıyor gibi. Uyduruyor da olabilirim. Ancak gerçek şu ki dinledikçe şerbetleniyor. Ki benim gibi müziğini biraz daha tombik sevenler için cılız kalmasına rağmen söyleyebiliyorum bunları. Her şarkı kendine has ayrı özellik sergiliyor. Liverpool futbol kulübünün marşıyla söylenen de var, Fransız kıyılarına özgü caz pop şarkısı da. Köpeğe ithafen de. Ve bir de Echoes var 23 dakika.

And every day is the right day

7,50+/10

1 Nisan 2025 Salı

Old Man's Child - Ill-Natured Spiritual Invasion (1998)

 Bence Pagan Prosperity'den sonra bu albüm ile girdikleri  senfonik yolla bir derece önemi azalıyor grubun. Diğer bir deyişle şimdiki kimliğini de buluyor demek mümkün. Aslında tempolu ve kolay dinlenir melodiler hala devam ediyor. Ama doğal olarak daha belirgin olan synthler ve renkli, gotik metale göz kırpıştıran prodüksiyon biraz dinleyeni şüpheye düşürebiliyor. Çünkü ortaya hmm senfonik power metal gibi besteler ortaya çıkıyor. Özellikle albümün ikinci yarısı güzel örnekler sunabiliyor. Bu arada benim gibi bateri-sağırı birisinin bile ilgisini çeken bir performans gösteren bateristin black metal ile bir ilgisi yok. Paralı asker burada. Dönem dönem Death, Devin Townsend, Strappin Young Lad, Testament, Dethklok, Dark Angel gibi gruplarda yer almış bir isim olarak bu albüme kendi namıyla bile dinleyici çekebilmiş. 

7,0+/10

Kaan H. Ökten - Varlık ve Zaman : Bir Okuma Rehberi

 Heidegger'ın ünlü eseri Varlık ve Zaman'ın çevirmeninin kaleminden okuma rehberi felsefecinin hayat hikayesi ile başlıyor ve hemen ardından Hedigeer'ın bu esere ulaşana kadarki yayınladığı eserler vasıtasıyla fikri altyapısının nasıl inşa edildiğini serimliyor. Özellikle altı çizilmesi gereken nokta eserin "Zaman" minvalinde devam cildinin gelmemesi ve bu yönüyle eksik kaldığı. Hatta felsefeci bu eserin devamının ancak yazdığı ilk kısmının baştan gözden geçirilerek değişiktirilmesi gerektiğinden bahsetmiş. Nihayetinde felsefe her zaman değişen dönüşen bir oluş, eserleri de öyle. Etkilediği, esin kaynağı olduğu ölçüde canlı, yazarları o görüşleri terketse bile. Ardından bölüm bölüm özet yer almakta. Eseri okurken terimler arasılığın ne kadar şemalanmaya müsait olduğunu düşünmüştüm. Bu doğrultuda özet çeşitli şema ve çizimlerle destekleniyor. Yine aklımda beliren Heidegger'in kendine has manaya sahip terimleri sıradan insanlara sıradan insanların kavramlarıyla nasıl anlatılabilir sorusuna da cevap bulmuş oldum. Anlatılamaz. Tefsir edilir, açımlanabilir ama dil yine Heideggerca olmak zorunda. Nihayetinde felsefecinin kendi dilinden terimlerin sözlüğüne yer veriliyor. Bazı terimleri bölümleri okurken yeterince anlamadığımın farkına varıyorum. Bir-hal-içinde bulunma, mekansal değil haleti ruhiye etrafında şekilleniyor. Havali ismi ise tam tersine mekan içeren bir kavram. Vicdanın çağrısı, ölüm gibi başlıkların metinlerini okuyunca yine etkilenmemek elde değil. Eser yabancı dildeki alıntıların çevirileri ki Varlık ve Zaman başta Latince ve Yunanca gibi eserlerden alıntılar içermekle beraber felsefecinin vasiyeti gereği tercüme edilmeden bırakılmış, İngilizce, Almanca, Türkçe terimlerin çeviri sözlüğü ve ileri okuma önerileri başlıklı bölümle sona eriyor.

28 Mart 2025 Cuma

Edguy - Kingdom of Madness (1997)

 Power metal gruplarının çiğ kaba saba terbiyesiz heavy metal ilk yapıtlarını bazen denk düşer, ayrı bir severim. Blind Guardian, Helloween gibi. Bazen de hepyek dubara. Edguy maalesef öyle. Bu ikinci albümü de üzerimde pek bir etki yarattı diyemem. Bünyede heyecan pek yok. Prodüksiyon da biraz garip, gitar yalnız kalmış. Vokal de gel gitli. Ama asıl sorun bestelerin sıradanlığı. Bir kaç gitar yada bateri atağı iyi hoş da sololar yeterli değil. Grup ruhu bile eksik gibi. Ancak son epik türkü biraz daha ilgi çekici, grubun ve bittabi Avantasia'nın işlerini andırıyor.

6,25/10

27 Mart 2025 Perşembe

Üvercinka # 123-124 Şiirden #86 Aç Yazı #4-5

 Uzun zamandır dergileri pek okumuyorum, bir kaç arkeoloji ya da tarih ile ilgili popüler şeyler haricinde. Yazılı fanzinleri de tükettik vesselam. Ama üstüste iyi şeylere denk geldiğim için hoşuma giden bir kaç yayından bahsedeyim. Bunlardan biri Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından yayınlanan Üvercinka. Görüyordum ama bir dernek yayını ne kadar iyidir diye burun kıvırıyordum. Baskısı da büyük mizanpaj, gazete kağıdı. Zaten ben Edipciyimdir daha çok. Önyargılar önyargılar... Bir kafede biraz karıştırınca bu sayıyı almalıyım dedim kendime. Şiirlerden çok toplumsalcı geleneğe sırtını yaslayan düz yazılar daha ilgimi çekti. İnternetten eski ve yeni sayıları ve hatta sayı sayı ciltleri bulmak mümkün. İBB'nin sitesini tavsiye ederim. Şans veriniz. 

Uzun soluklu şiir dergisi Şiirden'in bu sayısını Fazıl Hüsnü Dağlarca okuması yaptığım için aldım. Şair üzerine Metin Cengiz ve Halim Şafak yazılar kaleme almış. Bir önceki gönderimde zaten çok güzel betimlemeleri alıntıladım. Keşke daha çok yazı olsaymış, hatta hacimce geniş bir dosya. Dergi kapalı bir şairler topluluğunun sesiymiş gibi intiba bırakıyor. Değerlendirmeler, kritikler derginin ve yayınevinin şairleri hakkında ekseriyatla. Tercüme şiirlerin sayısı dikkat çekici. Dergi çevresinin en bilindik ismi Müesser Yeniay'ın kelime tasarruflu şiirleri  öne çıkıyor.

Sonsuza bakıyorum

şimdinin kenarında


bir avuç toprak olarak


geleceği biri bana getirebilir mi

belki ben oraya varamam


yaşam çoğu düşüncelerdir

ve korkmaktır her şeyden


ben öyle yaptım/sebepsizce

çağrıldığım bu kara parçası üzerinde


Ve ayrıca Turan Say

kale varsa elbet saldırılır/ve kale varsa yıkılmalıdır

Aç Yazı dergisinin koleksiyonunu yapmaya karar vermiştim seneler önce. Had bismillah dedik. İlk sayısı zaten vardı. Takip eden sayılarını bulamadan, çok da peşine düşmedim gayrı , işte 4 ve 5. Kapaklarına, sayfa kalitesine gösterdikleri özen hoşuma gidiyor. 4. sayıda yarı dosya Oktay Rıfat hakkında. Nedense aklımda şiir dünyasında hep eleştirilen bir isim olarak kalmış, şair. Buradaki yazılar ve yazılarda alıntılı ferah dizeler dikkatimi celp etti. Yine ismini duyup fikir sahibi olmadığım Avusturyalı şair Georg Trakl için dergi orta sayfalarını ayırmış. Bu sayıda pek çok sanatsal fotoğrafa da yer verilmiş. Ve absürt tiyatro karakterlerinden Übü ile ilgili de bir metine . Şiirlerden Can Alkor'un Bozburun'da Bizi Ağırlayanlara başlıklı eser püfür püfür Ege'yi getiriyor bizlere.

Şimdi ayrılıyoruz. Karayelin seslerini götürüyoruz buradan, kekik ve adaçayı kokusunu, selvi fısıltısını,

hep var olan denizi, uykularımızın yanıbaşında.-

Sizler, konuk varıp, dost ayrıldıklarımız,

balıkların, otların adlarını bizim için saklayın, güzel sözcüklerini insanoğlunun:

Yolculuk sonsuz değil anıların gözünde.

Bu kıyıya döneceğiz.



5. sayı ise maalesef aynı ayarda değil, en azından benim için. Yarı dosyada hayatı da dramatik
bir şekilde sonlanan romantik şair Keats konu alınmış. O günlerin romantik edebiyatını, süslü laf kalabalığını, ayılma bayılmaları pek sevmem. Bilge Alkor'ın kapaktakine benzer yalın ama derin bir çok desenine yer verilmiş. Bilinç akışı ile yazılan upuzun bir metin ve başı 3. sayıda kalan bir öykünün devamı derginin akışını aksatıyor. Yine sayfalarca süren deneysel bir şiir de elimizde bu kadar zorlayıcı metin varken bu sayı için yanlış bir seçim olmuş. 




26 Mart 2025 Çarşamba

Erkin Koray - Ceylan (1985)

 Erkin Koray'ın diskografisinin içinden çıkabilmek labirentten çıkmaya çalışmak gibi bir şey. Normal albümlerinde bile eski şarkılarına yer veriyorken, derlemeler, toplamalar, onaysız plak şirketlerin baskıları, aynı albümlerin farklı isimlerle baskıları vs. Zor iş. 70'lerdeki işlerine ara verip 80'lere dalayım dediğimde de bu albüm çıktı karşıma. Delici bakışlarıyla albüm kapağına kurulan kral'ın çok naif isimli bu çalışmaya adını veren şarkı halk müziği formatı ile beklenmedik şekilde etkileyici. Çünkü hiç kulağıma çalınmamış. Mustafa Topaloğlu'ndan bildiğimiz Muallim türküsü de zurnalı felan hemen akabinde takip ediyor. Ve dev şarkı Çöpçüler. İlk kez bu albümde dinleyiciyle buluşmuş. Erkin Koray çok farklı etkilenimleri müziğine dahil ediyor. Rock tabi ki ama halk müziği, Hindistan ve Arap folklörü, taverna müziği ve arabesk. İşte ben bu son maddedeki şarkılarını pek hazzetmiyorum. Ama işin ilginci sesi de arabesk ve taverna şarkılarına iyi gidiyor. Bu kayıdın devamı da bu tarz parçalar ile dolu. İçlerinde Yaşayan Sen Ölen Ben daha bir öne çıkıyor benim için. 

7,50/10

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 1 (Bölüm 3)

 Senin sevgin azaldıysa Yerine sevecegim 

Senin sesin kısıldıysa Yerine haykıracağım 

Takip ettiğim bir dergiye de ismi ilham olan Aç Yazı, 1951 yılında yayınlanma imkanı buluyor. Toplum ve gerçeklik masallar ile içiçe geçiyor, dünya savaşı ardındaki umutlar sergileniyor, değişik hallere hitaben yazılan konsept şiir denemeleri ilginç bulunuyor. 

Şimdilik olumlu alıntılar yapma kararındayım:

Tekrar duydun hayal meyal: 

Karnın tok. 

Insan göllerle, denizlerle birleşrnek ister. 

Kalabalıga karşı, daha çok. 


Insan, dallarla, bulutlarla bir, 
Hep O maviliklerden geçmiştir 
Insan nasıl ölebilir, 
Yaşamak bu kadar güzelken?

Aynı sene Samsun'dan Ankara'ya başlıklı bir Bağımsızlık Savaşı konulu epik esere daha imza atıyor. Demek ki aynı anda farklı türde şiirlere çalışabiliyor şair. Kitap Atatürk'ün 19 mayıs'ta Samsun'a ayak basması ile başlamakta. Sebze meyve hububatın, renk renk atların işgale karşı dillenip şiir okuduğu enteresan denemeler de içeriyor. Bu yaklaşımın yabancısı değiliz.


Bağımsızlık Savaşı destanının devamı İnönüler isimli farklı bir eser ile geliyor. Sadece İnönü savaşlarını değil Doğu cephesindeki zaferleri de izliyor kitap. Ders kitaplarında da rasgeldiğimiz Mustafa Kemal'ın Kağnısı epik sanatın incelikli bir timsali olarak bu eserde yerini buluyor.
Sağ Atatürkçü çizginin içine kapanık atmosferi Sivaslı Karınca isimli takip eden kitapta evrensellikle, insanların kardeşliğiyle buluşmaya başladığına tanıklık ediyoruz.  


Fakat aynı kitap Abdli askerleri taşıyan Missouri gemisine de güzellemeler yapıyor. Tabi bunu dünya savaşında Nazilerle çarpışan Abdli askerlerin yiğitliğine dair iyimserliğe borçlu büyük oranda.
1953 yılında yapımı tamamlanan atamızın edebi istirahatgahının duygu seli ile Anıtkabir isimli bir kitap yayımlar, şair. Aynı sene destan geleneğini İstanbul Fetih Destanı ismindeki eseriyle de devam ettirir.

Eski Istanbul, ruh kadar eski, 
Insan daha fazla eskiyemez ki. 




Kronolojik bir hikaye örüntüsünü takip etmemekle birlikte şiirlere gösterilen özen dikkati çekiyor Sesli okumaya yönelik kahramanlık anlatısına dönüşüyor okuduğumuz. Ve 1955'te benim pek sevdiğim Âsû isimli kitabıyla karşılaşıyoruz. Tamamıyla farklı bir yöne dönüyoruz yüzümüzü. Felsefe ile dirsek teması, sezgisellik, soyut ve sembolik anlatım, bir yandan da toplumsallık, evrensellik, enginlik, anlam kayması, mistik ve ölüm teması. Asu manaen asi demek ve esinini afrikalı kurgusal bir kahramandan alıyor.


Turgut Uyar'ın Terziler ile Geyikli Gece şiirlerini yazdığı dönemi hatırlamadan edemedim. Bu eserden hiç alıntı yapmıyorum. Çünkü hangi birini hangi birini. Hususi olarak bu kitabı alıp saklama niyetindeyim kalbime yakın bir yerde. Tarihte yeterli ilgiye görmemiş bir yapıt olarak yerini alıyor.
Delice Böcek isimli takip eden eseri ise Bağımsızlık Savaşı eki olarak geçiyor. Erzurum'dan yola çıkıp İzmir'e kadar yürüyen böceğin yolculuğunun zorlukları İstiklal savaşını süreç olarak simgeliyor.
Fazıl Hüsnü Dağlarca üzerine yazıların yer aldığı Şiirden dergisinde de Halim Şafak'ın kaleminden Ahmet Oktay'dan da alıntılanan isabetli saptamalara yer vereceğim.
Dağlarca'nın dili baştan beri büyük ölçüde imgesel ve imgenin baskın ve egemen olduğu ama bir uçtan da lirik bulunabilecek ve doğallık içeren bir dildir. Şiirindeki dünyayı da bu imgesel dil ve onun ürettiği imajlar yaratır, oluşturur. Söz konusu imgesel dil ya da dilin yerine geçmiş imge bir yandan da zaman, arzu, ölüm, sonsuzluk, beden ve sığmazlık gibi düşünce ve olgulara bağlı olarak hem metafizikle ve mistik olanla süreklilik gösteren bir ilişki içinde olmasını da sağlamıştır. İmgeler son tahlilde anlam haline dönüşür, anlamın yerini alır. Böylece Dağlarca okuru anlamı imgede arama, imgeyi anlam olarak anlama ve alma yani"imgeyi anlam gibi" okuma konusunda zorlar.

24 Mart 2025 Pazartesi

Arditi - Spirit of Sacrifice (2005)

 Arditi, militarist endüstriyel türü en katışıksız ve saf haliyle yapan gruplardan biri. Faşist estetik askeri marş ritimleri ve meydan nutukları alıntıların üzerinde tekrarlanarak müziğin de bel kemiğini oluşturmakta. Endüstriyel soğukluk halinin şeffaf örtüsü altında sergileniyor tüm temsil. Ürkünç atmosfer buzul çağında ölen bir medeniyetten arta kalan seslerin yankısı gibi. Albüm kapağındaki meşale dahi buzlaşmış olabilir. Ama farklı bir enstrüman ya da melodi ile dinletiyi hafifletme gibi dertleri yok. Ve sonuç olarak maalesef statik tempoda bir iş ortaya çıkıyor. Türün delisine , kemik kitlesine ve ne yapıyormuş bu agalar diyenlere hitap edebilir.

6,25/10

22 Mart 2025 Cumartesi

Belphegor - Pestapokalypse VI (2006)

 Bu ülkede, bu insanlarla yaşamak insanı veba eder. Veba demişken işte böyle böyle  insanlığın veba gibi illetler karşısında yok olmasını kutlayan böyle gül gibi , pompiş albümleri dinleyerek biraz rahatlayabiliriz. Belphegor'u severim ve duydum ki konsere geleceklermiş. Ülke Suriye olmadan önce imkanı olabilecekse tabi. Henüz dinlemediğim albümlerden birkaçına bakayım da hatıralarım şenlensin. Albüm çok çok iyi başlıyor. Şeker gibi melodiler ve durmak bilmez ataklarla beni mutlu ve de üstelik mesut ediyor. Bu kadar sert bir imaja rağmen böyle kolay dinlenir bir ses inşa edebilmeleri takdire şayan. Ve hatta grup çok daha bilinir sevilir olma potansiyelini de bu imajıyla yok ediyor biraz da. Lakin sonlardaki besteler biraz daha karışık. Çok özenilmemiş gibi duruyorlar. Yine sağlam bir eser neticede. Zaten grup belli bir çizgiyi tekrar etmeleri ile biliniyor. Sevebilir ya da sıkılabilirsiniz, dinleyene kalmış.

7,75-/10

Kelela - Raven (2023)

 Darmadağın yamalı bohça gibi bir kayıt bu. Sanatçı ablamızın da 2017'den sonraki ikinci albümü . Demek ki amatörlükten değil yağni. R+b/soul cenahtan atağa geçen demeyelim de nazende nazende salınan albüm tam beste yapısına kavuşmamış atmosferik ara parçalarla (ara parça dediğime bakmayın süreleri kısa değil) kesiliyor. Aksine albümün genelini bozmuyor bu durum, durgun, ışıltılı, dinlendiren, olumlayan havasını tümlüyor. Yine de şarkı gibi şarkıları daha çok içerseymiş diyoruz. Bunu da ritimlerin güçlendiği anlarda başarmaya daha yakın duruyor. Hele baslar dubstep garage gibi tınladığında bir lezzet katmanı oluşuyor. Contact misal.  Sessiz ortamda sesine dikkat kesildiğimizde de yavaş tempolarda dahi sesinin güzelliğine hakkını vermemiz gerektiği daha rahat anlaşılıyor. Aralığını genişletmeyi sevmiyor, atmosferle bütünleşerek kadife bir sesle icra ediyor sanatını. Yetmiyor...

6,50-/10

19 Mart 2025 Çarşamba

Giuseppe Verdi - Aida (1980, Karajan) (1974, Muti) (2000, Levine)

 Verdi 1800'lerin sonunda yaşamış bir besteci olarak opera sanatının standartlarını oluşturan önemli isimlerden biri. Romantizmi gerçekçiliğe bağlayan bir sanatçı ve hala pek çok eseri defaatlen sahnelenmekte. Ben de eserlerinden Ernani ile çok kısa bir süre önce de La Traviata'yı izlemiş bulunmaktayım. Antik Mısır sarayında esir Habeş kralının kızının firavunun kızı ile nişanlı Mısırlı kumandana aşkını ve iki millet arasında savaşta kendi milleti için çabalamasını konu edinen Aida, bestecinin son yıllarında artık reddedemeyeceği bir meblağ sunulduğu için Mısır hidivine hitaben bestelediği bir eser. Kasıtlı mı bilinmez ama antik Mısır yanlısı bir hikaye kaleme almasa da hidive gerçekleştirdiği ilk sunumdan günümüze beste büyük beğeni toplamıştır. Karajan yönetimindeki bu kaydın tenorü Jose Carreras ama solonun büyük çoğunluğu Aida ile firavun kızının görev alanına düşüyor. 

Soprano olarak Mirelli Freni ile firavun kızı Amneris'i Agnes Baltsa seslendiriyor. Riccardo Muti şefliğindeki bu eski kayıtta ise sopranolar Montserrat Caballé ile Fiorenza Cossotto olarak yer alıyor. Kumandan rolünü ise Plácido Domingo üstlenmekte. Domingo aynı zamanda James Levine'in yönettiği amerikanın prestijli Metropolitan Operası'nda kaydedilen videonun da parçası. Kadın vokalleri ise Aprile Millo ile Dolora Zajick üstlenmiş. Neden kadın vokallerin bu kadar üstüne düştüm? Bence bu bestedeki asıl yük onların üzerinde ve bu kayıtların ortak özelliği de erkeklere göre, sadece Domingo ya da Carreras değil firavun ve Habeş kralı rolündekilere de göre daha iyi performans göstermeleri.

Bu kayıtların hepsi de ödüllü ve sağlam kayıtlar. Şahsen Muti'nin Domingo'sunu daha etkileyici buldum. Ama Carreras'ın dinamizmi de bazen öne geçiyor. Çok da opera hayranı değilim, öğrenme amaçlı kültürel bir uğraşı içindeyim ve dediğim gibi bir hikayenin anlatımı da önemliyse görsellikten uzak değerlendirmek çok mümkün değil. Bu noktada aklımda çocukluktan kalma bir imajı aktarmanın tam sırası. TRT2'de Aspendos'ta antik Mısır dekoru önünde sergilenen Aida. Hatırımda yani. Bu atmosferi yenileyen bir video kaydı işte bu, devasa bir prodüksiyon. Domingo biraz durgun, Firavun rolünü oynayan da biraz kasılmış. Ama su gibi akan kadın vokallerin performansı görsel şölen ile birleşince güzel bir dinleti-seyir ortaya çıkmış. Zafer marşı ki bestenin üzerine yükseldiği melodi ya da komutanlık tayin sahnesi gayet de epik. Audio tarafında ise Karajan ile Muti kayıtlarını karşılaştırmak biraz güç. Tek tek sanatçıların performansı, şeflerin seçimleri, prodüksiyon kalitesi gibi farklı kriterlerde birbirleriyle yarışan ve farklı sonuçlara ulaşan bir kıyaslama. Atmosfer olarak misal Karajan biraz daha naif geldi ve kadın vokaller, kıyasla tabi geride. Muti'de ise yardımcı erkek vokaller kulağımda fazla patladı. Lakin sopranolara pek de katlanamayan kulaklarım rahat etti. 2. sahnenin başındaki egzotik tapınak sahnesi ise Muti'de çok zayıf. Buna rağmen Karajan'ın korolarını da daha etnik yaklaşımını da beğendim. Genel olarak yani tüm kayıtlar için yeri gelmişken ilk CD'nin sonları ve 2. CD'nin başları çok farklı yerlere dokunan ve harmanlayan kaliteli bir iş olarak öne çıktığını söylemek lazım. Melodramataik dram son kayıtta öne çıkıyor ve başkaların beğendiği duygusallık bana geçmedi.

Levine DVD 7,50+/10 ; Muti 7,50/10 ; Karajan 7,25+/10



18 Mart 2025 Salı

Gorgoroth - Ad majorem Sathanas gloriam (2006)

 Gorgoroth yine kadayıf şekeri bir albüm kaydetmiş, hem de 2000'lerde revaç olan gürültülü prodüksiyon, gürültü duvarı da denen kayıt seçimine rağmen. Hatta tam tersine bu zorluk dinletimizi çabucak eskitmenin önüne geçiyor. Onun dışında eski usul, agresif marş ritimleri, Gaahl'ın özlediğimiz melek sesi...

Madem dünyanın grupları birleşti ve ülkemize gelmeye karar verdiler, Gorgoroth'dan da nasiplensek diyeceğim de eski kadro yok.

7,50-/10

14 Mart 2025 Cuma

RETRO: Özlem Tekin - Tek Başıma (2002)

 Özlem Tekin'in ayrılık sonrası şarkılarını daha içe içe okuduğu modern minimalist elektronik (parantez açalım bugüne göre ble etkileyici bir prodüksiyonla) albümü genel soundun dışarlıklısı Dağları Deldim ve Hep Yek gibi hitleriyle daha çok bilinir. Samuraylı hip hoplu epik nakaratlı delişmen şarkının klibi de zamanında amma dönmüştü ekranlarda. 2000'lerin başı  değişen popüler müzikal sahnenin son kaliteli işleri. Aradan o kadar vakit geçmiş hala da dinleyebiliyorsunuz. Üstüne üstülük albümün diğer parçaları da , evet bir kaç üç tane vasvasat haricinde, kendi içinde gayet mütevazı sağlamlıkta. Tekno Kırıldım, karayip ritimli Deli Gibi, benim kalbime kalbime işleyen Aşka Dair ve yine hareketlilerden Kim Bilir ismi anılası parçalar.

7,50/10

11 Mart 2025 Salı

Dødheimsgard - Black Medium Current (2023)

 Post-black metal, post-metal ve lö avangartue işleri pek bir severim, bu türde deneyselliklerden karnaval ve teyatrallığa düşmediği sürece pek bir etkilenirim. Bazen bu ağır yükün altından layıkıyla kalkamayan işlerle de karşılaşırız. Buna örnektir DHG benim için. Bir türlü tam tamına ısınamamışımdır. Bu albüm ile bu makus talihini yenecek mi grup? Çok da süre geçmeden evvet diyebiliriz. Süresini iyi ayarlayıp bazı parçaları daha bi coşturabilseydi 9'u geçerdi. Sadece atmosfer değil brütalliği de kreşendolarla daha sık bağlasaydı ibre daha da ilerleyebilirdi. Bu haliyle bile bir ayağı paganizmde bir ayağı uzayda gayet iyi bir yer kaplıyor albüm. Bence 2023'e işitsel olarak da yakışıyor. Belki de o senenin en iyisidir, kim bilir.

8,75+/10

9 Mart 2025 Pazar

3 Mustaphas 3 - Shopping (1987)

 Batı ile Doğu'nun birleştiği ve kaynaştığı coğrafyanın adı Balkan'dır. 3 adet Mustafa gelmiştir oraya. Ama Mustafa değildir hiç biri. Her dilden şarkı söylerler ama bilirler mi o dilleri bilinmez. Feslerinin püskülünü sallandıra sallandıra dolanırlar, düğünleri şenlendirirler. Görmedim ama oyun tutturduklarına da eminim.

Bu ilk albüm ise ilk albüm olmanın amatörlüğünden ve karnaval dağınıklığına varan deneysellikten çok çekiyor. Örneğin Latin ritimlerine, rap vokaline gerek var mıydı diye bazı bazı sorular akılda belirebilir. Ayrıca şarkı seçimi de daha iyi olabilirmiş. Hemen akabinde takip eden albümleri için ise kefil olabilirim. Maalesef dört albüm ile proje sona eriyor ve Avrupalıların kendi doğusuna baktığı doğru bakışlardan biri eksiliyor.

6,75+/10