12 Nisan 2015 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı #23, Meçhul #8 , Kuzgun #1

Peyniraltı Edebiyatı

Kapak yazarı olarak geçtiğimiz ayki sayısında Borges dergiye konuk olmuştu. Gönül ister ki güzel illüstrasyonu ile konuk olan dosya yazarlarına daha çok sayfa ayrılsın ve hatta yeni okuyuculara yönelik bir okuma rehberi eklensin. Gözlerden kaçmayan bir şey var ki bu dosyaların niteliği de düşmeye başladı. Aslında spesifik olarak bu sayı için değil uzun süreli bir eğilime bakarak bunu söylüyorum. Belki sonraki sayılarda dosyada yer alacak yazarlar önceden ilan edilerek dışarıdan da yazıların ulaşması için çağrı yapsalar bu sorun aşılabilir. Bu sayıyı okurken şiir ya da öyküler arasında sanki göndermeler var gibime geldi; ya benim hüsnü kuruntum ya da imgelerin temaların belli başlı noktalarda sıkışmışlığın göstergesi. Bazı şiirlerdeki yoğun deniz imgesi ya da tanrısı ölmüş müdür artık/mensubu olmayan dinlerin sorusu zikredilen bir şiire cevaben Algos'un Yeri isimli fantastik öykü gibi. Öykülerden özellikle Emre Ocaklı'nın Korku'su, Uğur Uçkıran'ın Algos'un Yeri'si hoşuma gitti. Bir kaç tane de gayet iyi okuma sunan metin vardı. Şiirlerden ise dikkatimi çeken aşağıdaki oldu. Bir de ufak bir mısra.

dün ile bugün arasındaki köprüden atlamış bir adamın şiiri /ismail sertaç yılmaz

orada dur işte/oraya deniz koyacağız./koymazsak bizi bu karada avlarlar./
önümüz bin türlü mevsim.
içimde at yolları/buralarda uçurumlar/dalgaların oyukları
nelerim yok ki/bu dünyanın bir oyuntusuyum yalnız/
bir ağustos böceği olmak için çok şiir var/
şimdi bütün yollarda bir mevsim kadar güzel ötüp/
en güzeli ile sevişmek için yarışıyorum/
ben dünya kurmayacağım./bu deniz güzel/bu ağaç iyi/
ben onun balığı/ben onun sincabı/öylecene gideceğim.

içimden tüm yolları geçirdim/kolaçan ettim kendimi/bir nefes aldım/bir tükürdüm/çişim geldi işedim/bu ben benim
erişebildiğim insansız hava sahalarıma ağaçlar diktim/çayırlar çimenler attım sağa sola/suni terkedilmişlikler yarattım
hayalarımdan ekşi ekşi sular akıttım/üzerine rumi figürler akıttım.seviştim ve faust ile anlaşma yaptım/günü bitiremedim/
ama pek bir şeyi kalmadı/yakında biter bu dünya da. bu dünya bitmeden/gel bu meteorolijiye inat iç içe geçmiş iki bulut olalım/seviş seviş yağmura dönelim/bilincimizi kaybedip kendimizi bulalım/aklıma da başka bir şey gelmiyor/yerçekimi kendini bir unutsa/dün ike bugünün arasındaki köprüden atlayacağımı biliyorum/
gerçi hiçbiri olmasa da sen varsın kalabalığa inat/

bak bu kaya güzel buraya oturalım/dünya da bir kaya parçasıdır en nihayetinde
ben seninle isalaşıyorum/tanrı şaşkın, meryem sevinçli/
asma şu suratını ben boğulurum/bir öp yularımı çek çekelim gidelim./dünya dediğin ne ki.isa keşke dirileceğim demeseydi/ne kadar çok insan ne kadar çok şey bekliyor/belki de bir beklemedir yaşamak be/sıkıldım bu kendimi kemirmekten
aklımın düşünme deresinde balıklar/kımıl kımıl/
zihinsel bir göç belki de seni hatırlamak/ağ attın beynime ulan/yine de bu kaburgamı yuvaya çevirmiş güzel bir balıksın/
he ben de az değilim.

şşş bir bak dinle/gülümse

biat edene dek çarpışmalıyız!..( Neslihan Yalman)

Meçhul

Meçhul fanzin ise Cemal Süreya'yı konuk ediyor kapağında. Biyografik ve biyografi esintili yazılara yer verilmesi ayrı hoşuma gidiyor doğrusu. Bu fanzini içi dolu turşucuğa benzetiyorum. Ellerinden geldiğince içini farklı yazılarla doldurmaya önem gösteriyorlar. Siyaseten dört eğilimciliklerine ısınamasam da tiyatro, sinema ya da gezi yazılarına kadar uzanan bir kapsamda ifade buluyor bu çizgi. Gelenek olduğu üzere orta sayfa seçkisine bu sefer Karacaoğlan'ın aşk dörtlükleri eşlik ediyor. Bu sayıda dikkat çeken öykünün yazarı Salih Aras: Fakat Nevin, Neden Yanakların Okyanus? ismini taşıyor. Görece basılan şiirler yalnız zayıf.

Kuzgun


Cebe çantaya sığmaz upuzun baskısı ve özellikle içindekiler sayfasında taçlanan çirkin tipografisiyle merhaba diyor Kuzgun dergisi. Editör yazısında yazar fotoğraflarına ya da isimlerine yer veren kapak anlayışını protesto ettiklerini söyleyerek kuş ayağını seçmeyi tercih etmişler. Ayrıca fiyat konusunda da verdikleri sözü daha ikinci sayılarında bozuyorlar. Fakat amerikan yerlisi edebiyatına yeni bir soluk getiren Sherman Alexie röportajı ve onun tarafından yazılmış bir öyküyle fırtına gibi bir başlangıç yapıyor dergi. Refik Halid'in kaleminden Osmanlıca üzerine yazılan iki makale, Özbek şair Çolpan üzerine inceleme yazısı, İran'lı kadın şairlerden seçki, Paul Auster röportajı arka arkaya sıralanınca derginin oldukça dinamik bir girizgah yaptığını anlıyoruz. Altay Öktem başta olmak üzere pek çok yazar köşe yazısı minvalinde kendilerine yer buluyor. Şair olarak da Hayati Baki, Ali Hikmet Eren, Mark Strand, Haşim Hüsrevşahi, Veysel Çolak, Arda Karapınar, Mehmet Aycı ve Bilal Kolbüken'in eserlerine yer verilmiş, Özellikle çeviri eserlerin yoğunluğu göze çarpıyor. Derginin pilot koltuğunda oturan ve daha önce Kül gibi örneklerle dergicilikte kendini ifade etmiş olan Bilal Kolbüken'in tecrübesi umarım derginin sürekliliğine katkıda bulunur. İnternet sayfaları http://www.kuzgundergi.com eski sayıları online okuma imkanı sunuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder