26 Nisan 2008 Cumartesi

Opeth - Deliverance (2002)


Konser sezonu açılalı epey oldu. Dev isimler kesinleşti, Rock ve Coke iptal oldu. Biz de biletlerimizi ayarladık. Hatta dün Anathema bir konser icra eyledi. Opeth de konsere yurdumuzun güzel köşelerini (sadee İstanbul adlı köşesine de olabilir ya) ziyarete gelecek gruplardan biri. Daha önce Blackwater Park adlı albümlerini dinleyip, süper atmosferik ama favori grubum değil diye kendi kafamda kararımı vermişken diğer albümlerine de kulak vermeye karar verdim , sonucunda konserine gidip gitmeyeceğim yönünde seçim yapmak kaygısıyla(depdevrik cümle).
Albüm genel sound ve havası itibari ile iyi, oldukça sert. Vurucu rifler ağırlıklı ama sanki daha önceki melankolik atmosfer zayıflamış gibi. Örneğin giriş parçası Wreath ancak 8. dakikadaki solo ile ilginizi canlandırabiliyor. Takip eden Deliverance ise farklı fikirlerin denendiği, sonlarda biraz fazla tekrar etse de tüyler ürperten drum ağırlıklı riffiyle albümün en iyi parçası. Ardından piyanolu girişiyle A Fair Judgement başlıyor, clean vokalli atmosferik ve melankolik (yani albüm boyunca zayıf olan yanları) hoş bir parça. For Absent Friends, 2 dakikalık , öyle ahım şahım bir şey beklenmeyecek idare eder bir enstrümantel. Master's Apprentices'ın güm gümlü duble bas drum lı sert girişine iyi hazırlıyor aslında insanı. Sert ve tekdüze ilerlerken parça, tempo değişikliğiyle clean vokal ve akustik yöne evriliyor derkene şizofrenik bir dönüş ve albümdeki diğer tüm şarkılar gibi duygusal ama hareketli ve belki de parçaların en güzel kısmını oluşturur şekilde sonlanıyor. Son parça karanlık , hani derler ya 'evil' bir parça, diğer yandan oynak. Kısacası garip ve manyak bir karnaval havasını yansıtan By The Pain I See In Others ile Stephen King'in O adlı kitabından uyarlanan sakat bir palyaçonun oynadığı film geliyor aklıma. Saklı kısmında (hidden track demeye çalışıyorum) duyulan arabik vokal aslında çok farklı bir şey.Liriklere bakınca ortaya çıkıyor.
Bir de daha hafif son dönem çalışmalarına göz armak , kulak vermek gerekiyor.
(8.0/10)

23 Nisan 2008 Çarşamba

Judas Priest - Painkiller (1990)


Diğer parçalara göre nispeten sönük birkaç parça içerse de bu albüm, heavy metal adına üretilen en iyi örneklerden biri. Tekrar dinledim ve hiç bir sıkılma yok. Öyleyse lafı fazla uzatmaya da gerek yok.
10/10/10/10/10/10/10/10/10/10

20 Nisan 2008 Pazar

Judas Priest - Ram It Down (1988)



JP'nin en az beğenilen albümlerinden biri olmasına rağmen bana göre öncekine göre bir kaç gömlek üstün ve tatmin edici -en azından benim için- bir çalışma. Hallford'un gay çığlıklarını Painkiller'daki kadar olmasa da sık sık attığı , örneğin Heavy Metal, Love Zone adlı parçalar sev yada nefret tarzında. Love Zone , Come On Get It , I'm A Rocker ekstra bir şey sunmasa da dinlemesi oldukça eğlenceli. Hele Love You To Death'de Hallford'un çığlıkları ve şaklayan kamçı sesiyle birlikte aşağıdaki liriklere ne demeli, provokatif ?? Ha Ha Ha!
I'm all tied up on your bed (.....)
do this, do it like that oh yeah
You've hit the spot, give it all you got
Turbo ile karşılaştırırsak, sert, çifte çifte gitar ataklarıynan süslü sololar, namevcut synth gibi özellikleri sergileyen albümün sıkıcı tarafı ise davullar. Albüm boyunca pat es pat es pat es pat a pat şeklinde patatese ulaşmaya çalışan bir performans. Hakkını yemeyelim arada çısçısları da duyuyoruz :)) Albümün olmamış parçası ise aslı Chuck Berry'e ait Johnny B.Goode. Ağır ritmiyle metalik marş olarak arz-ı endam eden Monster of Rock, Blood Red Skies, Hard As Iron biraz da Heavy Metal ve Ram It Down favori parçalar.
Dinlerken aklıma takılan gruplar:Scorpion, Europe, Iron Savior, Climb,Marilyn Manson.
(8,0/10)

19 Nisan 2008 Cumartesi

Therion - Symphony Masses: Ho Drakon Ho Megas (1993)


Geçiş albümü olduğundan gerek türünü adlandırmakta zorluk çektiğim için açık seçik ayan olması maksadıylen istiraye yatıverdim. Sabah kafamda berraklaşan ibare progresif death-trash gibi bir şeylerdi. O anda ak sakallı dedenin uyarısı kulağımda yankılandı. 'Aman evladım, senfonik, doom ve hata black etkileri unutma'. Eh be dede, daha hangi tür kaldı sayacak!!
Özetlersek, önceki albümlerdeki tok brütal vokal yerine albüm boyunca sert trash vokali ağırlıkla kullanılmış. Dediğim gibi önceki death metal soundundan prog. senfonik bir tarza geçiş olduğu için albümde kullanılacak malzemede sıkıntı yaşanmamış. İyi melodi ve rifflerle yaratıcılık da birleştiğinde ortaya tatmin edici bir ürün çıkmış. Yalnız senfonik kısımlar sonraki örneklere göre çok daha amatör çizgide.
Tüm şarkılar iyi olsa da (istisna olarak Ritual of Yezidis'deki oryantalizm komik bir etki bırakıp ayrıksı duruyor) çoğu, zamanla sıkıcılaşmaya başlıyor. Dawn of Perishness, Eye of Eclipse ve Ho Drakon Ho Megas daha uzun soluklu dinlenebilen parçalar olmuş.
(8/10)

Godspeed You ! Black Emperor - F# A# ∞ (1998)



Ülen
East Hastings üleeeenn!
.
.
[İsmini Allah Zihin Açıklığı Versin! Kara Muradım şeklinde çeviremeyeceğimiz, amma çevirsek pek hoş olacak GY!BE, post rock olarak adlandırılan kendi janrının neden kralı olduklarını bu albümde çok iyi gösteriyor. Bildiğiniz müzik kalıplarını unutun, verse, nakarat, köprü, tünel felan. Çeşitli ve bazen de birbiriyle eklemli kısımlardan oluşan uzunca 3 adet parça (The Dead Flag Blues, East Hastings -kült film 28 gün Sonra'nın kült sahnelerinden birinde en coşkulu kısmı çalınan parça olur-ve Providence) KABACA aynı formülü işliyor. Önce konuşma sample'ı, şiir gibi bir giriş, ardınsan sakin bir (çok çeşitli enstrümanların ve elektronik efekt-sampleların birbiriyle karışmadan çalınması ile elde edilen ) geçiş müziği, parçanın kendi kendini coşturarak depresif, melankolik ve hipnotize sounda ulaşması ve sakince sahneyi terkediş. İlk parça girişte okunan şiirle öne çıkıyorken diğer ikisinin coşkulu kısımları felç geçirtecek cinsten. İşlediği kıyamet temasını, insanın dünyayı yaşanamaz hale getirmesi babında, dinleyicisine ve hatta izleyicisine (grup görsel temalı konserler veriyormuş da) şizofrenik bir halle aktarmayı başaran grubun bu albümünde elbette eleştirilecek yan da var. Şu ki parçaları oluşturan kısımlar arasındaki sessiz boşluklar albüme yoğunlaşmanızı engelleyerek, albümü biraz zor anlaşılır kılıyor. Bir de günlük işlerinize, ders çalışmanıza vs. fon müziği yapmayın bu albümü, tersine bu sanat eserini anlayabilmek için kulaklık ve sessiz bir ortam şart. Efenim nerde kalmıştık..]
.
.
Üleen Providence üleeeen
(9,25 / 10)

13 Nisan 2008 Pazar

Therion - Beyond Sanctorum (1992)


Öküz gibi vokal ve gitar tonunu kaybetmeden yapılan progresive death albümü, Therion'un 2. albümü oluyor. İlkine göre daha enerjik, yaratıcı, ecnebiler der ya groovy. İşte öyle.

Albüm, Future Consciousness ile iyi bir başlangıç yapıyor, parça UFOlar ile ilgili bir belgesele soundtrack olmuş hissi veren hoş bir solo ile sonlanıyor. Albümün en iyi parçalarından biri ise tribal bir bateri ritmiyle başlayan death/trash Pandemonic Outbreak, sert ve aynı zamanda bulaşıcı derecede groovy vokaliyle göze çarpıyor.
Albümün diğer favori parçası Symphony of the Dead, atmosferin dibine vuran, bayan ve clean vokallerin de yer aldığı, dinledikçe sizi 90 başlarındaki atmosferik black/gotik gruplarını tekrar dinleme ihtiyacını güdüleyen, içinde çok teknik olmasa da bas ve solo gitar kısımları ile etki uyandıran, değişken ritimleri ile albümdeki en farklı parça. Farklı parçalardan söz etmişken sadece 2 buçuk dakika süren albümle aynı adı taşıyan parça, tüy kıpraştıran bir girişe sahip.
İçinde biri oryantal olmak üzere pek çok ritm bulunduran11 dakikalık The Way adlı parça , hayaletimsi bayan çığlık vokallerle tüylerinize düşman diğer bir parça Paths'e bağlanıyor.
Brütal yanını kaybetmeyen atmosferik/progressive death metal. Hoş.
(7,75 /10)

6 Nisan 2008 Pazar

Judas Priest - Turbo (1986)



Korkunç rezil kapağı, orta tempo yer yer synth kullanılan 80'ler hard rock-glam parçaları ile vasatın üstüne çıkamayan bir albüm. Bunun üzerine pek bir şey yazılmaz ama biz eğlenelim bakalım.
Zaten lirikler konusunda pek başarılı olmayan JP, bu albümde iyice tozutmuş ya da 80'lerin tozunu yutmuş. Turbo Lover'ın manası ben senin turbo aşığınım dıdıdıdm ; kalbimin anahtarı sende geyiği tüten Locked In; gencim güzelim ebeveynimin lafını neyleyim diyerek 80'lerin asi gençlerin marşı kıvamında Parental Guidance; çek ellerini mahrem yerlerimden diye özetlenebilecek Private Property; çılgın geceler, manyak saatler, ya da kaçaman, kurtulaman, saklanaman çünki aşk için yanıp tutuşirem, azmişem. Ha unutmadan dünyayı sallayı yuvarlıcaz tadında rock and roll şarkısı da eksik değil albümde. Evvet lirikler üç aşağı beş yukarı böyle. Gelelim diğerlerinden burun farkıyla farklılık yaratarak öne çıkan parçalara: Girişi ile Nothin Else Matters'ın nintendo versiyonunu andıran Out In The Cold ile nakartıyla Poison'u çağrıştıran ama verse kısmı ile güzel Reckless.
(5,5 /10)

5 Nisan 2008 Cumartesi

Yüksek Sadakat -Yüksek Sadakat (2005)


Şu günlerde yeni albümlerini çıkaran gruba her nedense, belki de sadece müzikal farklılıklardır, rock dinleyicilerince en hafif değişiyle bir ilgisizlik var. Arkalarına DMC desteğini alarak iyi bir promosyon kampanyası ile başarılı bir çıkış yakalamış olan grubun elemanları da müziğe yeni başlayan toy insanlar değil. Belki bu popülerleşmeyle alakalı mevzular, belki de soundun modernize edilmiş Anadolu rocka çalması sebebiyle esaslı rockçılar görmezden gelse de (off, amma da uzattım ), şarkıları kulağımıza oradan buradan ve hatta şuradan yerleşerek kendilerini ezberletti. Hatta sıktı diyebiliriz.
Sözlerin üzerine düşünüldüğü gayet açık olan parçalardan oluşan albümdeki favori parçam Pervane oldu. Albümün soundu genelde 70'ler orgu, bol nağmeli vokaller, gitar ve klavye soloları, neo-arabesk ritimler ile genel kitlenin hoşuna gidecek türde de olsa (bu arada yeni Gripin'den nefret ediyorum) sonlara doğru daha düz, gitar ağırlıklı parçalar da yer alıyor. İşin ilginç kısmı ise bu parçaların albümün geneline göre daha zayıf olması.

(7,75 /10)