28 Şubat 2024 Çarşamba

V.A. - Catch the Rainbow: A Tribute to Rainbow (1999)

 

Ender bir durumla karşı karşıyayız efendim. Baba gibi bir saygı albümüyle. Tamamıyla heavy metal ve hard rock ama farklı lezzette baharatlarda eklenmiş Rainbow yorumları. Şarkıların hepsi birbiriyle uyumlu zira kadro parçalar arasında pek değişmiyor. Projenin arkasındaki isim Kuş Ali (tutamadım kendimi Uli Kusch) bateriye de kurulmuş tek isim. Gamma Ray, Helloween ve Masterplan gibi dev gruplardan biliniyor. Vokallerin çoğunu da Henne Basse diye çok bilindik olmasa da benzer ekolde bir isim üstlenmiş. Demem o ki patron ne yaptığını biliyorsa ortaya çıkan iş de öyle güzel oluyor.

8,25/10

26 Şubat 2024 Pazartesi

Yaşar Kurt - Göndermeler (1997)

 Yaşar Kurt'un bu ikinci albümünde parçaların çoğu ilk yapıtındaki ozanca duruşla kaydedilmiş şarkıların orkestral yorumlarından oluşuyor. Şarkıların her biri alternatif sularda kaya taşı hükmünde olduğu için günümüze de sapasağlam kalabilmiş durumda. Hala gençliğim aklıma geliyor, hala eski İstiklal aklıma geliyor. Dolayısıyla nasıl muhalif ve kalbe dokunan, yara sızlatan beste yapılabileceğinin bir rehberi gibi önümüze serilmişler. Kusurlar var elbette, en başta Martı'daki bilinçli grunge söyleyiş tarzı. Bence. 

8,0/10

22 Şubat 2024 Perşembe

Traveler - Termination Shock (2020)

 

Bu heavy metal grubunun en sevilen özelliği , grubu Traveler yapan karakteristiği aynı zamanda Aşil topuğunu vuran ok misali dönüp kendini vuruyor. Çok fazla 80'ler olması, o da. Çorbada yeni bir lezzet yok. Misal o dönemlere dair ben neler dinlemişim, bakalım. Judas, Iron, Motör, Manowar, Dio, Savatage, Mercyful/Diamond, Grave Digger, Omen, Venom, Manilla Road, Running Wild, Helloween, WASP, Rage, Warlock/Doro, BG. Bu gruplardan daha doğrusu o dönemlerde yaptıklarından  üstün mü, kesinlikle değil bence. İşte, eskileri yad etmiş oluyorsunuz. Temposu hızlı bir de bestelerin. Ben daha çok erken dönem Iron, RW, BG'nin erken dönemleri felan hatırladım. Seven çok severdir, ama bir o kadar da ecnebice meh diyeni çıkacaktır.

6,50/10

20 Şubat 2024 Salı

Dead Can Dance - Dead Can Dance (1984)

 

Grup daha bu ilk albümüyle kendi otantik sesini bulmuş. Tabi o günün gotik/post punk etkisi çok belirgin. Başat sıfat bile olabilir. Bu post punk işi de çok garip. Sound olarak bile, imajını geçtim, popüler olabilmesi bir o kadar zorken olmuş vallaha zamanında. Kayıtta ayrıca perküsyon dikkat çekmekte. Arkaik ve hipnotik bir deneyim yaşatmakta başarılı. 

7,50/10

18 Şubat 2024 Pazar

Perturbator - Dangerous Days (2014)

 

Synth pop'u korku temasıyla yapan grubun kült çalışması. Korku temasını ne filmlerde ne oyunlarda ve anlaşılıyor ki ne de müzikte pek sevmem. Bu grubun prodüksiyonunda da bir şey var, duvar gibi önüme dikiliyor. Isınabilmekte zorlanıyorum. Bir nebze benim basit zihnime göre sofistike kalıyor. Onun dışında bilim kurgu ambiyansı, 32. Gün introsunu hatırlatır melodileri ve kulüplere layık agresif ritimleri kaydı güçlü tutuyor. Hele vokal katkısı ile konvensiyonel popa yaklaştıkları ender bir an var ki pek güzel. Albüm sonlara doğru sıkmaya başlıyor. Başlardaki şarkılarn her biri ayrı ayrı güçlü bir kimliğe sahipken garip bir şekilde albüm formatında yorucu kalabiliyor.

7,0+/10

16 Şubat 2024 Cuma

Yellow Eyes - The Desert Mourns (2014, EP)

 

Muhteşem bir kapak, tam posterlik. Alternatif bir black metal yapsalar da imaj, sözler vs.. yaptıkları müzik türünün amansız hiddetinden bir milim eksik bir enerji sunmuyor dinleyenine. Sadece 2 parçadan oluşması bir handikap. Bütüncül anlamda tadım esik kalıyor çünkü. Yetmedi kısacası. Amma albüm kapağı gibi umut saçtıkları doğrudur. Ambiyans kıvılcımları da heyecan dalgası yaratıyor. Vokalin yırtıcılığı bir miktar geride yankılansa da bana şahsen bir parmak, bir tık fazla geldi. Radarım zonkluyor.

6,75+/10

15 Şubat 2024 Perşembe

György Ligeti - Requiem; Aventures; Nouvelles aventures (1985)

 

Requiem yorumunu merak ettim demiştim Ligeti'nin bir kaç ay önce. Biliyorsunuz dini eserler sınıfına dahil edilir klasik musikide, requiemler. Bu tecrübeyi korku temasıyla harmanlamak pek alışageldik bir şey değil. Ürkütücü, ötedünya bir şey. Yine de cenaze merasimi ayinleri ile ilgili olduğu için çok da mantıksız değil. Dİnlerken Kubrick'in maymunlu filmi geliyor aklıma, monolitin müziği değil miydi hakikaten bu? Kaydın ikinci parçası isminin işaret ettiği üzere dinleyeni şaşırtan bir maceraya çıkarıyor. Rasgele bağırışlar, çığlıklar, ünlemler, ciyaklamalar, patırtılar... Hani bunun canlı bir koro ile icra edildiğini düşünüyorum da güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. Sansasyonal olduğu kesin. Yetmemiş olacak ki benzer bir parça ile bu maceranın devamı gelmiş. Bu sefer ulumalar, maymun sesleri ve daha hayvani tınılara kadar deneysellik genişletilmiş. Canım istedi de bugün bu kaydı dinleyeyim demeniz ihtimal dışı. Klasik müzikte avangardlık nereye uzanırın cevabı olsa gerek. 

6,50+/10

13 Şubat 2024 Salı

Kayo Dot - Moss Grew on the Swords and Plowshares Alike (2021)


 Zayıf bir albüm ardından hayli dramatik ve belki de konsept bir kayıtla ve başarıyla müziklerine devam etmiş grup. Daha ilk parçada esrarengiz melodilerle sarmalanıyoruz. Değişken vokal tekniklerin müziğe biraz sert geldiğini düşünüyorken takip eden parça oldukça yumuşak bir vokal ile açılıyor. Bence daha bariton ve post punk bir vokal yakışırmış. Teyatral yönüyle gotik damar bir iki yerde King Diamond işlerini hatırlatıyor. Ama bu müziği bir yere koymak, adlandırabilmek oldukça güç. Bence üçüncü parça mütevazı başlangıcının tersine epik bir taçlanma anına ulaşmasıyla albümün zirvesini teşkil ediyor. Albümün ikinci yarısı ise takibi zor kaotik bir helezon içinde deviniyor ve neticede ayağa pranga misali yüke dönüşüyor.

7,0/10

12 Şubat 2024 Pazartesi

V.A. - Tribute to Guns n' Roses: Appetite for Reconstruction (1999)

 

Doksanların havasını solumuş biri için bu endüstriyel elektronik rock işlerine aşina olmakla birlikte yaşa bağlı olarak bana da biraz ıkır tıkır gelmedi değil. Bu baş, bu da kafa. İşin daha da ilginci bu remiksler Guns n'Roses'ın orijinal şarkılarına yapılmamış. Quiet Riot, LA Guns gibi grupların , valla diğerleri pek tanıdık değil, Guns n'Roses coverları temel alınmış. Yapıbozumun yapıbozumu. Derrida pek severdi bu çalışmayı dinleseydi. Naturlich çok da iyi tepkilerle karşılanmamış da ben sevdim valla. Değişik bir albenisi twixi var. Bunu da yeniler değil beski eskiler bir nebze hissedebilir. Hele rave gibi patlayan Think About You yorumu var ki gerçekten garip zamanlarda yaşıyoruz dedirtiyor.

6,50+/10

11 Şubat 2024 Pazar

Just Cause 2 / The Night of the Rabbit/ Ghost of a Tale/ Tacoma

 Just Cause 2, favori bilgisayar oyunlarım arasında yerini çarçabucak almış durumda. Far Cry serisine benzettiğim macera oyunu benzer şekilde diktatörlükle yönetilen bir ada ülkesinde çeşitli muhalif gruplarla ittifak yaparak rejimi değiştirmeye çalıştığımız bir eksende ilerliyor. Karakterimiz hödük bir cia ajanı. Muhalif grupların görevlerini yaptıkça oyunu bitirmemizi sağlayacak ana görevler de açılıyor. Görevler haricinde de belki de yüzün üzerinde köy, kasaba, üs, ada, şehir yer alan haritada dağ, orman, çöl, deniz demeden her yere girip çıkabiliyorsunuz. Ara çözümler olsa da ulaşım biraz sıkıntı. Ama her türlü aracı, helikopter, uçak, feribot dahi kullanabiliyorsunuz. Elinizdeki kancayı fırlatarak örümcek adam misali uçuveriyor, kancaları insanlara fırlatıp binalardan düşürebiliyor, fazla kaos yaratınca bütün emniyet güçleri peşinize takılıp helikopter avı başlattıklarında, kancayla helikoptere varıp ele geçirebiliyorsunuz. Askeri üslere helikopterle baskın yapmak ayrı bir keyif. Kaydetme seçeneği yalnız bi garip. Bir görev esnasında ara ara kendini kaydediyor. Ama görev bitmeden oyundan çıkarsanız, en başa geri dönüyorsunuz ve üstelik tam başlangıç noktasına değil, yakın bir muhalif üssüne. Diğer bir sıkıntı ise bir lokasyonu asiler adına ele geçirmek için %100 başarıyı yakalama zorunluluğu. Köylerde 4 adet noktayı halledince başarıyorsunuz da üslerde %95'de kalmak sinir bozucu. Geniş mekanda ne bileyim bir cephane sandığını, bir jeneratörü bulmak zor olabiliyor.

The Night of the Rabbit hoş bir dinamiğe sahip bulmaca macera oyunu. Bir tavşan sihirbaz tarafından hayvanların insan gibim hareket ettiği bir ormana ışınlanıyor ve herkesin derdine derman olmaya çalışıyoruz. 12 yaşında sinir bozucu bir oğlan çocuğuyuz. Hareketlerin, yürümeler özellikle, yavaş olması can sıksa da genelde görevlerin çoğu çok da zor değil. Bayağı bir noktaya kadar kendi kendime gelebildim yani. Ayrıca esrarengiz bir atmosfer hakim. Arkada gizlenen kötü bir büyücü var. Tavşan ustamız da hiç tekin değil. Gerçek hayatta da baba figürü niye eksik? Hepsi birbiriyle bağlantılı bir hikayenin düğümünü çözeceğiz. Ana karakterler ne kadar sinir bozucuysa figüranlar da o kadar tatlı. Sonunu getirebildiğim oyunun sadece son çeyreğinde sıkılmaya başladım. Yani gayet iyi.


Ghost of a Tale, hikaye odaklı, bulmacalı macera rol yapma oyunu. Bu sefer hapisten kaçan bir fareyiz. Lokasyon oldukça kısıtlı, bir kale, zindanları, mezarlık bodrumu, surları ve odaları, ayrıca liman ve etraftaki bir orman. Bu kadar. ilk önce gizlilik teması ile ilerleyip hafızamızı tazelemek ve hangi sebeplerle orada olduğumuzu öğrenmek ilk amacımız. Bizden uzun ve irice sıçanlar yönetiyor kaleyi. Sadece bir kaçından iyilik görüyoruz. Muhafız zırhlarını bulunca da yeni bir muhafızız diye serbestçe dolaşabiliyoruz. Bunun da bir bedeli var, yavaşlık. Bilmeceleri çözüp görevleri yaptıkça yeni görevler açılıyor. Belki arama bulma (misal çeşitli sayı ve türde mantar toplama gibi) görevleri biraz zor amma geneli keyif bozmadan ilerliyor. Yine de kendinize güvenmeyin, internetteki rehberlere başvurmak zorunda kalacaksınız. Fantastik bir dünyanın tarihi gayet derin detaylandırılmış. Yalnız görüntülerdeki renk tonları birbirinin içine geçiyor, çamur gibi görüntü. Ya da benim emektar bilgisayarımda böyle. Faremiz ozan olduğu için ilk fırsatta şarkılar da çalıyor ama nedendir bilinmez oyunda seslendirme yok. Bu da büyük eksiklik. Diğeri de hikayenin bitmemiş olması yani hanıma ulaşamıyoruz. Ufuklara yelken açıp ikinci oyunun çıkmasını bekleyeceğiz galiba. Savaşma dövüş de yok, en şiddetlisi odun atıp kaçmamız sanırım. Hoş bir tecrübe, demek ki iyi bir bütçeyle daha da iyisi yapılabilirmiş.

Tacoma da değişik bir tecrübe sunuyor. Bilim kurgu hikayenin bir parçası oluyoruz. Normalde bir seyirciyiz. Bir uzay üstünde üssün belleğini firma adına toplamak üzere gidiyoruz. Ama meğer firma kendi suçunu örtbas ediyormuş. Bilimadamlarını orada ölüme terketmiş ve üssün yapay zekası insanlara yardım edip onların kurtulmasına imkan vermiş. Tabi bunu İngilizce olarak bölük pörçük kayıtlardan ve zaman ile öğrenebiliyoruz. Oynanışta bizim bir rolümüz bulunmuyor, üç boyutlu bir filmin içindeyiz. Sonunda karakterimiz de şirkete nanik çekiyor . 

8 Şubat 2024 Perşembe

Ezginin Günlüğü - Sabah Türküsü (1986)

 

Grubun ikinci albümü. Özgün müziğin biraz daha şehirli bakış açısını yansıtıyorlar. Halbuki çok sayıda türkü yorumu da içermekte. Orhan Veli, A. Kadir, Oktay Rifat gibi şairlerin eserlerinden bestelenen şarkılar seksenler modernitesiyle dikkat çekiyor. Ama bana hitap etmekten uzaklar. Kadın vokalin tınısı bu parçalara değer katmakta başarılı. Yalnız dilimizin tangır tungurluğu bu yumuşak melodilerde kulağa bir miktar yabancı kalabiliyor. Toplumsal duyarlılık protest propaganda seviyesinde derinleşmiyor. Biraz dağınık gelde bana, uzun lafın kısası.

6,75+/10

7 Şubat 2024 Çarşamba

The Witcher - Sezon #2 / Dragon Age: Absolution / The Chair / Şempanze İmparatorluğu

Witcher'ın  üçüncü sezonda beğeni oranları yerle bir ve de yeksan olmuş görünüyor. Ama dağınıklığı ve konunun zor takip edilirliği kendini 2. sezonda dahi belli etmekte. Witcherların kalesine yapılan baskın da mantık hataları içermekle birlikte genel olarak takip eden sezon için heyecanı ayakta tutmakta başarılı. Yenefer'in ayaklarının yere basmaya başlaması da insani yönünü görebilmek için fırsata dönüşüyor. Yalnız krallıklar arası çatallanan budaklanan entrikalar pek ilgi çekici değil. Ciri 'yi de oyunu oynayanlar bilecektir, canlandıran karakter ve mıymıntılığı bağdaştırmak pek bir zordur.

Dragon Age: Absolution, Dragon Age namındaki rol yapma bilgisayar oyun serisinden esinlenmiş kısa bir çizgi dizi. Bir kere elflerin yüksek kültürlü, seçkin bir halk olma klişesine alternatif kurulan fakir, ezilmiş, köleleştirilmiş elf imajının da klişeleşmesi bu dizide de öne çıkıyor. Hırsızlık yapma gayesiyle bir araya gelen hiç biri birbirine benzemez bir macera grubunun imparatorluğun merkezi sarayına girmesi, grubun elf kız üyesinin geçmişi , geçmişindeki kabuslarıyla yüzleşmesini konu alıyor. Çok da bir nane yok bendenizcesi. Sakallı cüceyle sakallı adamın öpüştüğü sahneden sonra gözlerimi devirmekten bir hal oldum. Karşı cinsi sevmek diye bir şey kalmamış çizgi dizilerde bile. Abartı üzerine sitemkarım zira dizinin başrolündeki kızlarımız da birbirini seven aşuklar. Senaryodaki bir iki twistegel sürprizler diziyi ayakta tutabiliyor.


The Chair yani Başkan, 6 bölümlük bir mini dizi. Prestijli bir kolejde ya da üniversitede, abd'de ayrımı anlayabilmek zor,  İngiliz Dili ve Edebiyatı bölüm başkanlığına seçilen bekar ama evlatlık bir kıza sahip, hırslı Koreli-Amerikan bir kadını konu alıyor. Yöneticilik yapmak zor zanaat. Bir yandan ailesi, diğer yandan arkadaşları, üniversite yönetimi ve gıcık , havadan nem kapan , ırk meselelerine obsesif aşırı duyarlı genç nesil. Dizinin konusu siktir et bu nankörleri, ailene önem ver ise gayet başarılı. Orta şeker, hafif nüktedan, hızlı seyirlik, entel işi bir şey. Bir kaç ödülü de var imiş. 
Şempanze İmparatorluğu da bir mini dizi ama belgesel. Kongo'da bir ormanda iki komşu ve rakip şempanze topluluğuna odaklanıyor. Şempanzeler bildiğimiz gibi teritoryal ve sosyal canlılar. Kendi grupları dışındakilere ölümcül saldırılar gerçekleştirmeleriyle biliniyorlar. Öyle şirin göründüklerine bakmayın, tamamıyla kas yığını vücutlara sahip olmalarından mütevellit çok güçlüler. Kendi topluluklarında da şiddete meyilli ve hiyerarşik bir modele tabiler. Dişileri ise ikinci sınıf vatandaşlar. Belgesel, artık nasıl başarıyorlarsa yakın çekimle bizi topluluğun direkt içine konuk ediyor. Mimiklerine kadar bir detay hakim. Mahershala Ali'nin kuul sesi ve ağır temposuyla gece yatmadan önce, ormanın yoğun dokusuna dahil olup acımasız bir huzuru soluklanabiliyoruz. Başarılı ve ödüllü bir yapım olarak öne çıkmaktadır.

4 Şubat 2024 Pazar

Yemen Blues - Yemen Blues (2011)


Kafa karışıklığı yaşatan bir albüm bu. İsmi Yemen Blues fakkat İsrail'den. Makuldur zira Yemen'den farklı kültürlerini göçettikleri İsrail'de yaşatmaya çalışan bir yahudi topluluğu var. Amma albüm Arapça ağırlıklı. Üstelik Latin funk ritimleri pek belirgin. Modern folk pop temeli üzerinde bir füzyon. Vokal de öyle ayrıştırıcı ki ilk duyduğumda albümün tümünü dinlememe engel bile oldu. Böyle lakayt bir tarzı var, rahmetli MFÖ'nün Özkan'ı gibi. Müzikal olarak bana pek hitap etmese de müziğe karakter kazandırdığı kesin. Müzisyenlerin kimliklerine de baktığımızda demek ki Yemenli yahudiler Arapça söylüyormuş diye tahmin ediyorum. Köklere sahip çekip geleneği Latin Amerika'ya taşıyan caz etkili bir proje olarak somutlanma mevcut. Ekip caz ve dünya müziğinde ehil isimlerden oluşuyor. Üst motto ise eğlence olsa gerek, absürt bir karnaval müziği gibi. Bu topraklardan yükseldiği için özellikle bazı şarkılarda ağıtvari çağrışımlar da duyulabiliyor. Seveni çok sevecektir.

7,25/10

2 Şubat 2024 Cuma

Jean Paul Sartre - Bulantı

 

Elimdeki 2022 yılı nüshası 50. baskı damgasını taşıyor ve sadece bu baskı 10,000 adet yapılmış. Bazen bazı eserlerin kendi bizzatihi ülkemizde çok çok sevildiğini ya da sevilmesi gerektiğini düşünüyorum.Varoluşçu felsefenin roman yüzünü Camus'un daha başarıyla temsil ettiğini söylemek mümkün. Sartre ise felsefesini kuran bir isim. Yalnızlığın, kendine ve dünyaya yabancılaşmanın felsefi düşün bir romanı Bulantı da daha çok sahne oyunu yazan Sartre'ın çalışması. Karakter düşünüyor, kendi kendine konuşuyor ve kriz geçerecek kadar yoğun bir bulantı hissediyor hayatın kendisine. Nadiren iletişim kurabildiği isimlerden otodidaktik'in sevecen tavırlarının bir çirkinliği gizlediğini öğreniyoruz. Eski sevgilisi ile buluşma ise tam bir hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor. Bize de duygusal bir boşluk içinde zorlu bir okuma görevi düşer. Üzerimizden de bir yük kalkar.