28 Temmuz 2022 Perşembe

Melih Pekdemir - Devrimcilik Güzel Şey Be Kardeşim / Ali Kar - Kahreden ve Yaratan ki Onlardır: Anılar / Hamdi Doğan (Hamdoş) - Türkiye İşçi Partisi'ne Aşık Oldum

 

Dev Yol'un yönetici şemasında en üstte yer alan üç kişiden biri, Melih Pekdemir bu anı kitabında detaylıca yer verdiği çocukluk ve gençliğe dair anılarını organize politik hayata atıldıktan sonra kesiyor ve bırakın özel hayatını nasıl yakalandığını dahi geçiştiriyor. Günlük tarzında yazdığı notlar bulunduğu konumun etkisiyle resmi tarih anlatısı bir manasıyla. Ve de o dönemdeki siyasi mücadeleleri bir kez daha tanık olma imkanı yaşatıyor okuyucusuna. Ayrıca sonlardaki kısa bölümde örgütün tüm politik hattını çok rafine bir şekilde özetlemesi gayet doyurucu. Doğal olarak emsalleri gibi 80 sonrası döneme pek eğilmemiş. 

Ömrü hayatı boyunca işçilik yapan Ali Kar uzlaşmasız tavrını sadece orduda, sendikada değil partisi TSİP içinde bile göstermekten geri kalmamış. İşçi kökeni ve örgütçülükteki gücü parti içinde üst konumlara gelmesini sağlamış. Yapı içinde teorik katkısı kısıtlı olmakla birlikte zaman içinde bürokratik sovyetizmin karşısında devlet kapitalizmi teorisini benimseyerek muhalif görüşlerini geliştirmiş ve görüşlerini beyan ettiği makalelere de yer vermiş eserinde. Belki de bu sebeple sonradan anarşizmi benimseyen Gün Zileli'nin eserin çıkmasındaki gayreti tesadüf değil. Yalnız inanıhyorum ki kitabın kapağı için başka bir resim kolaylıkla bulunabilirdi.

Topraksız fakir köylü Hamdoş memleketi Gaziantep'te sosyalist ağasının tedrisatından geçiyor ve ilk TİP'in Gaziantep'teki örgütlenmesine hayatını ortaya koyuyor. Kendine has üslubu, lehçesi  ve zehir gibi aklıyla efsanelerin gerçekle karıştığı Osmanlı döneminden kalma zulümler, acılar, eşkiya hikayeleri ile  benzeri toplumsal tarih ve anı kitaplarından hemen ayırıyor eserini. Bir yandan da terzisi ile, şenlikleriyle, sosyalist terzileriyle, kavgalarıyla o günlerin Antep'i arka fon mekanın ötesinde bir rolü üstleniyor. Sıkı bir Aybarcı olarak yoluna SDP ile devam ediyor ve komşu şehirlerde de örgütlenme faaliyelerine devam etse de hiç bir şey ilk TİP dönemi gibi değil. SDP gibi Leninizmi reddeden küçük bir partinin genç destekçilerinin dahi o günün sert ikliminde silahlı mücadeleye karşı ikna edilmeye çalışıldıkları gibi ilginç bir kaç anektottan fazlasını okumak mümkün değil SDP hakkında. Tıpkı Ali Kar gibi küçüklüğünden beri inatçı ve uzlaşmasız tavrını devam ettiren Hamdi Doğan umudu yitirmeyen sözlerle kitabı sona erdiriyor.




23 Temmuz 2022 Cumartesi

Thomas Mann - Değişen Kafalar

 

Gerçek bir Hint efsanesini ünlü Alman yazar bu kısa romanı ile kendi sözleriyle okuyucuya aktarmakta. Etkileyici güzellikte bir kadının sıkı arkadaş olan 2 adama farklı özellikleriyle aşık olması, ana hikayesi. Tanrıça Kali'nın müdahil olması ve kadının kendisi için kafalarını keserek yaşamlarını feda eden bu iki adamın yeniden hayata dönerken vücutları ile kafaların karışmasına yol açan sakarlığı alternatif okumaların kapısını açıyor. Ki Hint mitolojisi bütünüyle öyledir zaten. Hem hayat bahşeden hem hayatı sona erdiren haşmetli, hayranlık uyandıran ve bir o kadar korkutucu tanrılar , tanrıçalar... Sondaki kanlı seçimin övülmesi bugünün ikliminde tiksinti uyandırmıyor değil.  

22 Temmuz 2022 Cuma

Jeff Rosenstock - NO DREAM (2020)

 

Etkileyiciliği biraz da hangi albümünü ilk dinlediğinize bağlı olarak değişen gruplardan/müzisyenlerdendir kendileri. Bu albümü o kadar tutmadım ilkine göre. Hemen hemen bütün numaralarını öğrendim çünkim. Unutmamak gerekir ki punk ve pop/punk üstüste dinlemeye çok da müsait değil. Yine de şöyle bağımsız kulak verdiğimde ilk kez müzisyenle bu kaydıyla tanışmış olsam We Cool? kadar beğenmiş olmazdım bunu, bir tık altında yağni. 

7,0/10

21 Temmuz 2022 Perşembe

Sabahattin Kudret Aksal - Gazoz Ağacı ve Diğer Öyküler

 

Yazarın ömrüne sığdırdığı öyküleri hepitopu 330 sayfada toplanabilmiş. Zamanla titizlendiği ve gözden geçirip güncellemeyi ihmal etmediği öykücülüğündeki gelişmeyi hayattayken eserlerine almadığı ama bu derlemeye dahil edilen erken döneme ait eserlerinde görmek mümkün. Özellikle Gazoz Ağacı ve Hüseyin Feyzullah'ın Evlenmesi adlı hikayelerinde somutlanan "tam şuraya oturan" sarsıcı hissiyat melankoli ve karamsarlığın üst noktada örneklendiği anlar .Yazım tarzına baktığımızda Sait Faik ödülleri alması da tesadüf değil.  O dönemde kendi hayatlarından da esinlenen, gözlemlenenen karakterlerden ilhamla iç düşüncelerini öyküleştiren bir anlayış hakim öykücülüğüne.  Aile, mahalle mekan ağırlıklı yoğun bir yabancılaşma ve huzursuzluk Varoluşçu felsefesinin gölgesini yansıtmakta. Ekonomik zorluklar ile bu karanlık hava perçinleniyor. Dolayısıyla derleme olmasından ötürü yer verilen hikayelerin kalitesi birbiriyle uyumlu olmaması, akıcılıkta yaşanan takılmalar ve hatta bahsedilen karamsarlığı okuyucuya kolay bir okuma serüveni sunmuyor. Ve iyi okuyucu da zorlukları sevendir.

20 Temmuz 2022 Çarşamba

Uluru - Acrophilia (2019)

 

Alt akışta sergiledikleri egzotik melodiler, post-rock benzeri bir serim, bluesy bir hava, fezada bir seyahat gibi farklı etkilenimleri stoner hard rock üst başlığında Kamchatka gibi bar rock edasıyla eriterek  bütünlüklü sağlam bir sese tuğla taşıdıkları albüm elbette saykedelik hareketten ayrı düşünülemez. Ara ki bul sözlerin yokluğu ile inişli çıkışlı belki de fazladan döngülü ritimler hakikaten de bizi bir yolculuğa çıkarıyor ve albümün sonraki yarısı bayağı bayağı jam ayinine dönüşüyor. Güzel bir çıkış yakalayarak yurtdışında da adını duyurmaya başlayan grubumuzun bu işine nedense ben hayran olamadım. Yeterince ne gazlanabildim, ne de hülyalara dalabildim. Biraz da bu tarzın bende gidebileceği sınırlar belli . Ha, o sınırı zorluyorlar mı, kesinlikle.

6,75/10

19 Temmuz 2022 Salı

Ahmet Erhan - Burada Gömülüdür 2. Cilt

 Ey umarsız! Senin durduğun yerde dursun dünya

..

sabahın ilk güvercinleriyle dolu kalbim

nefes alıyor yeni şarkılarda...

...

En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı

Gökyüzünü de boğduk nefeslerimizle

Kapalıydı perdeler, sokaklar karanlıktı

Dilsiz bir adam kurtuluşu sordu bize


En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı

Çocuklar soğudu her geçen gün oyunlarından

Tekmeleyerek yürüdüler okul kitaplarını

Aldılar nasiplerini kısa pantolon giyerek

yaşlanmaktan


En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı

Denizin karnını karıştırırken bir rüzgâr

Ekerken sulara çiçek kokularını

Yalmzca gökyüzü durulanınca mı gelir bahar

Bir çocuğun gülümsemesi kuşları uyandırmaz mı


En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı

Getiremedik Nazım’ı Moskova’dan

Yatıramadık bir köyüne yurdunun ..

Başında bir salkımsöğüt ağlayacaktı.

***

Bütün ölülerin damarları

Birbirine bağlıdır toprak altında

Dünyanın boşluğa kaymasını önleyen köklerdir onlar

***

Benim dengem hiç yollara düşmediğimdendir

...

Dalgınım çok zamandır, ki dalgınlığım

Tarihin içini çektiği yerlerde durduğumdandır...

***

Anahtar dönüyor yuvasında

Beni bekliyor vazodaki karanfil

Varırım, kendi evime varırım en sonunda

Yaşamdan kaçırılmış, ölüme eğilimli

***





Zulmün artsın! Gördün ya, dağların arasında incecik 

Bir su inadına akar, mazlum ve çevik 

Zulmün artsın! Duydun ya, göğümde dolaşır üç beş üveyik 

Edirne' den Ardahan' a, Sinop' tan Anamur' a selam götürür 

Çapraz ateşinde devletlü gecelerin, pul ve mühür 

Ve faili meçhul bir kalem elinde, yazar durur 

Zulmün artsın! Ki ben de korkup adam olayım.



Buruşuk ceketimi çekiştiriyor elleri annemin

Uçurumlar arasında burgaçlanan rüzgâr

Kirpiklerimi yakıyor- diyor ki, ağlama

Az uzakta deniz, zeytinlikler uçsuz bucaksız

Annemin elleri tuz kokuyor, fesleğen, sabun

Kokular merdiveni doğurmuş beni

Durup durup tökezliyorum- diyor ki, düşme

Büyümüşüm, üzümüm şaraba dönüşmüş gibi

Kendimi içiyorum kan ve ter- diyor ki, içme…

***

Kırık bir tesbih misali dizili günlerin 

Kendinden nefretle, acınası bir gurur arasında 

Gidip geliyor, bir çocuğun ağlayışına bile 

Şiire alınacak bir desen olarak bakıyorsun 

Al onu kucağına, sar bakalım gözyaşlarına 

Çünkü kendi oğlunu bile yazarken hatırlıyorsun 

Gerçekte, bıçaklar atılırken alnına, dünya 

Her gün acımasızlığa bir gemi kaldırırken 

Saflıklar kurnazlık arasındaki o sırat 

Köprüsünde sen, değişik taklalar deniyorsun 

Ama nereye kadar, işte buraya kadar 

Şehrin seni çoktan unuttu, yokluğun 

Bayatlamış ve geri çevrilen bir meze 

Bir zamanlar hayat sandığın rakı masalarında 

Evet, işte buraya kadar hükmün 

Kendini vurmayacaksan bir daha bıçak taşıma 

Ölme, kendi elinden olmayacaksa ölümün ...

***

Sen benim umudumdun, biliyor musun 

Nerden bileceksin her taraf yağmurdan kalma 

Aynaların buğusu bile silinmeye teşne 

Ama yüzler değişiyor gün seyrelince 

Kulağına kiraz takhm rüyamda demin 

Seni yaşanmamış bir çocukluk gibi sevdim 

Bütün gün beklediğim pencereler kırıldı 

Nerden bileceksin, her taraf puştluktan yana 

Seni yazdığım defterler de buruştu 

Gözlerine boncuk taktım az önce 

Ama rüyamda ... Rüyamsa benimdi hala 

Bırak bütün okullar sana "teşekkür" vermesin 

Vermesin ... Varlığına yokluğuna 'teşekkür ederim!' 

***


Mevsimim bitti farkındayım 

Kalem kal' aya dönüştü 

Ey, garip şairler, sizi ey 

Nasıl sevdim bilemezsiniz 

Şimdi yaldızlı açıklama ve pul istersiniz 

Kalbim donarken, kağıdım yandı 

Meselem buydu, farkındayım 

Hayat' a hep uzaktan baktım 

Korkum kendimeydi, kendimleydi ey 

Sol cebimde hep kör bıçak hüznü 

Nasıl sevdim, ey garip şairler, sizi ey 

Mevsimim bitti, bağışlar mısınız ... 



Bu yol aşka çıkıyor 

Doğru git, sola dön 

İşte o denizi ben yarathm 

Şu çiçeklerin adı neydi 

Sümbül, manolya 

İşte onları da 

Bu yol aşka çıkıyor 

Benden söylemesi 

Yüzünde hüzün tanecikleri 

Saçının her teli rüzgar 

Sende sonsuzluğa doğru akan bir şeyler var 

İnsanın şiire inanası geliyor 

Kar gibi birdenbire dağılası 

Ve seninle bir kartopu olası sonra 

Kalbinin düğmelerini koparası 

Avucumdaki çizgiler kadar bildiğim 

Ve sonra unuttuğum bir şehrin 

Solgun bir semtinde 

Elli yaşımın, yoksulluğumun koynunda 

Yaşayıp duran dirliğim 

Bu yol aşka çıkıyor ...

***

uykusuzluk bir nimet bana

biraz daha fazla yaşamak sanki

18 Temmuz 2022 Pazartesi

W.A. Mozart - Le nozze di Figaro (2004, Rene Jacobs )

 

Gelmiş geçmiş en iyi opera bestesi olarak değerlendirilen Figaro'nun Düğünü o dönemdeki yüksek kültürün efsanelere ve kahramanlıklara dayalı operalarını karşısına alarak güldürü alanında (opera buffa) almış da başını yürümüş. Her iyi çalışma gibi zamanında değer görülmemiş. Klasik müzikte şahsen ısınamadığım bir tür opera. Bir kere görsellikten bağımsız düşünülmemeli kesinlikle. Tiyatro ve müzikal karakteri küçümsenmemeli. O yüzden her ne kadar bu Concerto Köln versiyonunu bulamasam da youtube'da, İtalyan kökenli ve İngilizce altyazılı performansını da dinleme fırsatı buldum ki Agapo te Muzike kanalı bir göz atmayı hakediyor. Sadece müzik değil aktörlük de göz doldurmakta.  Uzun lafın kısası yine de tam ısınamadım. Talihsiz zamanlamalara, birbirlerine tuzak kurmalara, yanlış anlaşılmalara dayalı bol konuşmalı üsluba yakın tarzıyla , dolu dolu 3 saate varan upuzun süresiyle, gerçekten de zorlayıcı olabiliyor bazen. Belki o zamanlar modernist bir ifade addedilmiştir lakin bugün yüksek kültürünün güçlü bir nişanesi bu opera. Neyseki prodüksiyon iniş çıkışlarıyla aşırılıklara teslim olmuyor, tam tersine ve şaşırtıcı bir şekilde kafa dinlettiren bir etkiyi hissetmek mümkün. Gene de o ünlü figarofigarofigaro nağmesini burada bulamayacağınızı söylemek gerekli, belki Sevil Berberi'nde olabilir.

Susanna da ne Susanna'ymış ha!

7,50+/10

15 Temmuz 2022 Cuma

Godspeed You! Black Emperor - G_d's Pee AT STATE'S END! (2021) + Godspeed You! Black Emperor Konseri Harbiye 13.07.2022

 

Ya Hu Allah! Konser için yorumum budur. Ufak tefek aksilikler olsa da, ses tertibatı, grubu en güzel anlayan oturup oturup kalkan yerinde duramayan ağbimize yapılan eleştiriler, girizgah Hope'un uzatılmış statik hışırtıları gibi, görsel ve işitsel ve mekan atmosfer, ne diyeyim, bir deneyim idi yaşanması gereken. Albüme ise başta ısınamadığımı itiraf etmeliyim. Canlı canlı bu şarkıları dinlemenin ise şüphesiz olumlu bir etkisi oldu. Fazlaca fikirlerin bir araya geldiği daha progresif biraz daha deneysel bir kayıt olduğunu söyleyebiliriz. En iyi albümleri arasında değil, belki biraz daha oturması lazımdı, biraz odaklanma namına çaba gerektiriyor felan filan. Yine de taş gibi yafu.

8,0+/10

12 Temmuz 2022 Salı

Oyuna gelmeyelim

 

Far Cry 4: Amazon Prime hediyesi oyun gayet keyifli ve tatminkar bir oynayış sunuyor. Kyrat isminde Nepal benzeri bir diktatör tarafından yönetilen bir ülkeye sıfırdan ayak basıp kahramana dönüşüyoruz. Hayli karizmatik kötü adamları yeniyor, köyleri, çan kulelerini, karakolları  ele geçiriyoruz. Hikaye monotonlaştıkça Shangri-La diyarında ecinnileri kovalayarak, avlanarak, araba yarışına katılarak, arenalarda dövüşerek, uçarak, yüzerek sıkıntımızı da atabiliyoruz. Böyle bir olanak çok iyi ki diktatörü devirip ana görevi tamamladığımda oyunun %60 küsürünü bitirmiştim ve oyun hala devam etmeme izin veriyordu. 30 saatte de bitirmek mümkün 50 de, demek ki. Ucuza bulunursa oynanabilecek güzel bir FPS.

BioShock Remastered: Çok çok övülen bir FPS. Biraz zamana yenik düşmüş ki remaster yapılmış. 2 devam oyunu daha mevcut ve gökyüzünde geçen sonuncusu daha da daha bi göklere çıkarılıyor. Konusunu kitabını okuduğumdan biliyorum ki adım adım ilerledikçe bilmediğiniz bir ortamda, okyanus altında bir kent, olan olayları daha doğrusu çöküşü keşfediyor olmanız neticesinde ayrıca sevilmekte. Çok da konuya dikkat etmeyenler için ise kimyasal aşılar zerkederek olağanüstü özellikler kazanmanız, özelliklerinizi otomatlardan güçlendirmeniz ve savaş gücünüzü arttırmanız, görevleri bitirince başarı etiketleri almanız gayet keyifli noktalar. Ama özünde eski tür FPS'lerden farkı yok. Tünel içinde ilerleyip düşman öldürmek. Yahu bu başarısız kentte hemen hemen hiç mi sivil olmaz, herkes mi tepenize binmeye çalışır. Üstelik grafiklerde öyle ahım ve de şahım değil. Uzun lafın sünnetlisi ucuza oynayabileceğiniz ki üçlemeyi Epic bedava vermişti, atmosferi ile keyif alabileceğiniz ama biraz da abartılmış bir oyun.

Divine Divinity: 5-6 oyundan oluşan bir Divinity külliyatı var ve bu macera 2002'de bu oyun ile başlamış. RPG seven olarak zamanında duymamış olmam ilginç. Oyun hardkor RPG sevenlerce çok methedilmekte. Hem Diablo (fare boynu kırdıran tık tık kılınç salladığımız tekrarcı oynanış) hem de Baldur's Gate (görevlerin çok da sıkıcı ve basit olmaması) arası izometrik bir oyun olaraktan tarif edilmekte. Öyle de. Çok hoş özellikleri olduğu kadar çileden çıkartan tarafları da mevcut. 36 saat sonra ben pes ettim ki oyunun yarılarındaydım. Bir kere zamana yenik düşmüş grafikler. Çamur gibi bir görüntü, karakterler ve arka renkler birbiri içine giriyor. Neyse ki aydınlatarak nesneleri seçebiliyorsunuz. Oynanışta da takılmalar oluyor, seri hareket göremeyebiliyorsunuz. Zorluk seviyesi de bir garip, tam arada. Bol bol save yapmanız gerekiyor ve açık dünya düzeninde daha da sık ölmemek için zira zor düşmanlar önüne erken çıkmasın, bir rehbere ihtiyaç duyuyorsunuz. Zaman geçtikçe güçlenmeniz lazım ama ben hala 30 saat sonunda zombilerle mücadele ediyorum. Üçünü öldür , geri kaç, iksir iç yada et ye yada dinlen, yıldım arkadaş. Gitmiyor bir noktadan sonra. Her yerde de dinlenemiyorsunuz. Tabi büyücü olarak başlamamak lazımmış bu oyuna. Buradan iyi yönlerine geçersek seviye atladıkça aldığınız özellikler sınıfınızla kısıtlı değil. Savaşçı başladıysanız büyü alabiliyorsunuz vs. Açık haritayı ve kolay olmayan görevlerini beğendim. Mizah var. Ana bir görev de var ama lineerliği boğmuyor. İnşallah bir gün sabrıma bağlı olarak devam edebilir miyim, bilemedim.

Machinarium: Çıktığı vakitte bile ses getiren kısacası ismine aşina olduğum bir macera oyunu. Yani tıklıyorsunuz, malzeme topluyorsunuz, birleştiriyorsunuz, yol açıyorsunuz, şifre ve bulmacaları çözüyorsunuz. Bir çöplükte sevimli robot gözünü açıyor ve kasvetli robot şehrinde yol arkadaşa yol gösteriyorsunuz. Her sahnede o sahne için ipucu verse de genel hedef bu tür oyunlarda olduğu gibi çok net değil. Anlatayım, sevdiceğinizi bulup kötü robot çetesinden şehri kurtarmanız. Ha kötülerden kurtulunca niye orda kalmayıp kaçmaya çalışıyorsunuz, anlamadım. O kadar kasvet beni de gererdi doğrusu, ver elini Ege'yi biz de isteriz. Zorluk seviyesi bence ideal. Pek çoğunu biraz uğraşarak geçebilirsiniz, zaman önemliyse internetten tüyolara başvurabilirsiniz. Çizimlere kötü bir şey söylemek haddimize değil. Fanları da vardım eminim sanal dünyada. Türü sevenler için o bir 'must'

The Supper: Bu da seçip tıklayıp hikayeyi ilerlettiğimiz oyunlardan. Steam ve itch'de bedava, o yüzden oldukça kısa ve üç sahneden felan oluşuyor. Kendiniz çözebiliyorsunuz. Bu projenin arkasındakilerin aslında anlatmak istediği dokunaklı duygusal ve korkunç bir hikaye var. Bizi ortak etmeye çalışmışlar. Düşük pikseli düşük yani. Bayağı düşük. Tek rahatsız eden şeyi o. Ha çocuğunuzla oynamanız tavsiye dilmez zira korkunç dedim, kanlı ve grotesk yani. Çocuğunuzla birlikte oyun arıyorsanız aşağıya alalım.

Tukoni: Ukrayna'daki bir çocuk kitabından uyarlama bu tıkla hopla macera oyunu, kısa oyunlar aradım bu aralar ve hep aynı türe denk geldim, muhteşem çizimleri ile dikkat çekiyor. Bu da bedava ve pek bir kısa. Yarım saati geçmez. Geyik mi nedir o hayvancağızın evindeyiz, kırdayız, bir de sincabın evindeyiz. Çay demliyoruz, telefonu tamir ediyoruz, mantar topluyoruz, yağmur bastırıyor, sincabın evinde ağaç dalları arasında köprü yapıyoruz. Bunu girizgah yapıp tamamını yapmalılar kesinlikle. Alın çocuğunuzu kucağınıza oynayın işte.

Ghostwire Tokio Prelude: Bu nedir bilemedim. Böyle bir oyun var, çokca da reklamı yapıldı. Epic ve steam hesaplarına da perlud diye bu düştü. Sandım demo. Çalıştırdım roman gibi bir şey. Sanal roman mı acep. karakterlerin resmi var ama çok statik her şey. Biraz okuyayım dedim. Bol tekrarlı saçma sapan bir şey. Oyuna gelmeyin, kendinizi kurtarın.

6 Temmuz 2022 Çarşamba

Fleet Foxes - Crack-Up (2017)

 

Indiekafaların çok çok sevdiği kült gruplardan Fleet Foxes, seni ben de çok sevmek istiyorum. İstedim zamanında, olmadı. Şimdi yine deniyorum. Yok, olmuyor. Allahım, neden, neden ve hıçkırarak ağlar. Neyse benlik olmadığına dair fikrim eyice pekişti. Bir keyif vermiyor değil de. Ama bende mütekabüliyet esası bir yere denk düşmüyor. Biraz böyle yaz saykedelik hava hoş da vokale yaptığı şeyler ve avant ritimler, değişik harmoniler diğer yandan huzursuzluk katmakta. Allah sahibine bağışlasın.

6,0+/10

4 Temmuz 2022 Pazartesi

Kate NV - Room for the Moon (2020)


İsminin Kate NV olduğuna bakmayın. Ekaterina Yurevna Şilonosova namındaki bacımız Dostoyevski'yi bile yasaklayan Rus karşıtlığını aşabileceğini düşünmüş olsa gerek. Ama yemezler, şeceresini dökeriz evelallah. Indie/art pop şemsiyesi altında progresif minimalist elektronik gibi bir şeyler yapıyor kardeşimiz. Enteresan ve şirin (japon şirinliği) ve kafa yormayan ve az çok özgünlük sergileyen, her nedense yeni kuşaklara hitabı yüksek olacağını düşündüğüm bir kayıt. 


6,75/10

2 Temmuz 2022 Cumartesi

Martha Wells - Katilbot Günlükleri I: Tüm Sistemler Çöktü

 

Katilbot Günlükleri ismindeki serinin ilk cildi anglosaksonların novella dediği kısa roman formatında. Organik görüntüye de sahip olsa da tamamıylan yapay zeka bir güvenlik botunun ki kendine katilbot diyor, bilinçlenmesi, kendini merkezi sistemden koparması ve yine de sisteme entegre gibi davranmaya çalışıp ömrünü eğlence kanallarındaki dizilerden keyif alarak geçirmesi. Bir grup biliminsanı tarafından analiz edilen yeni bir gezegende koruma olarak görevlendirilmişken foyası yavaş yavaş ortaya çıkar. Keyifli ve akıcı okumanın hızına maalesef tercümenin yetiştiğini söylemek zor. Bilimkurgu türünde genel karşılaşan bir olgu zaten. "Katilbot'a bayılıyorum" diyerekten referansını veren Ann Leckie'yi hatırlatıyor, hatırlatmasına da o kalibrede değil henüz. Serinin devamı da okunmalı.

1 Temmuz 2022 Cuma

Pyramaze - Epitaph (2020)

 Yoluna power metal ile başlayıp progresif metal bir çizgiye varan Danimarkalı grubun bu tam tamına altıncı albümü. Diğer bir deyişle grubu tanımak için en doğru yerde bulunmuyor olabiliriz. Bu demek değil ki grubun bu kaydı da beğenilmemiş. Lakin şöyle de bir gerçek var ki ne kadar dinleyip hatmetsem de bu kayıt bana çok da hitap etmedi. Modern dünyanın tüm nimetlerinden yararlanmışlar. Biraz senfonik dokunuşu da ihmal etmemişler. Hakkını yememek lazım eski gruplardan Evergrey, Nevermore benzeri ama o kadar yetkin değil tatları duyumsamak mümkünse de bana köşeden Manga, My Chemical Romance fırlayacakmış intibası yarattı. Yanlış anlaşılmasın kedi içlerinde çok değerli ve sevdiğimiz gruplar ama kendilerini metalci kisvesi altında sunduklarını hiç zannetmiyorum. Bir türlü tam anlamıyla içine giremediğim bu albüm sert müziği ilkin bu gruplardan öğrenen kişilere daha çok hitap etmekte.Yalnız dile pelesenk nakaratlar da yazmayı başarmışlar, bak bu da hakikat.


6,75-/10