24 Nisan 2017 Pazartesi

Altay Öktem - Tanrı Acıkınca

Yeraltı edebiyatının yurdumuzda önemli isimlerinden Altay Öktem, şiir, fanzin ve roman gibi farklı alanlarda faaliyet gösteriyor. Tanrı Acıkınca adını taşıyan bu romanı her ne kadar gerçeküstücü bir nitelikle sıfatlandırılsa da ben takip ettiği iki ayrı olayın birbiriyle çok da incelikli bir şekilde bağlantılandırıldığını düşünmüyorum. Bakterilerin içinde yaşadıkları insan bedenini bir tanrıyla kıyaslama hikayesi felsefi yada gizemsel bir metafordan çok alalade fantastik kurgu unsuruymuş gibi işliyor. Bakterilerin insansılaştırılması ve ötesinde insansı aşk, nefret gibi duygu ve motiflerle bezenmesi de bunu vurgulayan öğelerden bir kaçı. Gerçekçi diğer hikaye ise bağırsakta yaşayan bir tür bakterinin beyinde yaşamasını sağlamaya çalışan bir bilimadamının etrafında gelişiyor. Eski kız arkadaşı ve çalışmalarıyla ilgilenen gizemli yeni kız arkadaşı arasında ilerleyen olay örgüsü, çok daha ilginç mikro yaşam öyküsünün felsefi açılımına bir dayanak olmakdan öteye gidemiyor. Halbuki yazımın büyük çoğunluğu ayağı yere basan kısmıyla bu bölüm. Yanlış anlaşılmasın, fantastik kurgunun da gerçeküstücülüğün de felsefi alegori ve metaforların da hastasıyım. Ama burada aklımda kalan tek şey panteist evren kuramının ete kemiğe bürülü bir şekilde örneklendirilmesi. Fikir kuul ama bakteri gibi bir simge kişisel olarak deneyimlemekten hoşlanacağım bir şey değil. Misal Mouse Guard isminde bir çizgi seri okuyorum. Fareleri sevecen pofuduk şekilde çizmişler. Benim için eninde sonunda çizdiği şey hastalık taşıyan kımıl kımıl dişlek bir fare, sempati uyanmıyor içimde.

6/10

23 Nisan 2017 Pazar

Gürsel Koçak - Alevi ve Bektaşi Nefesleri Serisi 2 (2003)

Ramazan erken geldi galiba. Ya da Gürsel hoca tasavvufun oranını bir kaç derece arttırdı. Ayrıca ruhu
dinlendirmek, kafayı boşaltmak için meditatif Budist ezgisi, İrlanda new age vızıltısı aramanın kendimizi yormaktan başka bir anlamı olmadığına bu vesileyle ikna oluyoruz. Ha, olsun o da olsun ama kendi geçmişimizde zaten varolan şeyleri de elalemden alıp öğrenmeyelim, hele böyle bir şey karşımıza çıkmışken. Dinlerken omuzlarınızdaki yükün hafiflediğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Beyninizin kıvrımlarındaki karıncalanma bir an duruyor. Bir de sigara yakıp alkol alası geliyor insanın ama o benim dengesizliğim, kimseye mal edemem.

7,75/10

19 Nisan 2017 Çarşamba

Icona Pop - This Is... Icona Pop (2013)

David Guetta gibi DJ'lerin pop müziğini baştan sona değiştirmesi belki de ne bileyim elekro-pop gibi yeni adlandırmaların doğuşunu imliyor. I Love It namında dikkatimi çeken şarkısıyla Icona Pop ikilisinin bu çalışması da hayli fazlasıyla elektronik altyapı üzerine inşa olunuyor. Birbirinden ayırt edilemeyen sesleriyle kadın vokallerimiz şarkıların çoğunda benzer bir söyleme tekniğini takip ettikleri için parçaları farklılaştırma adına bu altyapıdaki elektronik müdahalelere fazlasıyla bel bağlıyorlar. Biraz da ben eski kafalıyım, bu işitsel efektler fazlalaşınca boynumun arkasından alnıma kadar bir baş ağrısı tutuyor. Halbuki melodik olarak moral kalkandıran bir etki uyandırma başarısını gösterebilen bu şarkılardaki değişkenliği vokalle sağlama istikrarını devam ettirebilseler, seksenlerin Madonna'sı gibi (bir kaç şarkıda öyle bir tını duymadım değil) geleneksel bir prodüksiyonda kendilerini ifade edebilseler çok hoş şeyler ortaya çıkabilirdi. Yine de kaydın gerçekten dinlerken güzel ama dinledikten sonra akılda kalmayan melodilerle yüklü olduğunu reddedecek değilim. Biraz daha yalın olmak emsallerinden ayırabilirdi, lakin bu da para eder mi bu gürültülü çağda, bilmiyorum.

6,75-/10

18 Nisan 2017 Salı

Death Cab For Cutie - Plans (2005)

Piano pop rock tarzını da mızmız tonlarda mıymıy vokali de çok sevmem. Bu yüzden grubun en iyi
albümü sayılan Transatlanticism'den de aklımda bir şey kaldığını söylemem güç.Yine de bilinçaltımda bir ışığın yansıması kalmış olsa gerek ki şeytan dürttü, bir kayıtlarını daha dinleyeyim dedim. Başta söylediğim tarzlarından pek de uzaklaşmış değiller. Ama ya grup biraz daha popüler tarafa kaymış ya da benim kafam değişmiş bilmem, bu albüm hoşuma gitti. Melodileri ayırt etmeyi bırakın çoğunu oldukça da sevdim. Hatta direkt REM tarzını yakaladıkları aykırı bir şarkıyı da albümde bulmak mümkün. Someday You Will Be Loved en fazla kalbimde yer eden parça oldu. Şarkılar içinde ve birbirleri arasında ilginç geçişler mevcut. Yine de genel olarak tatlı ama hüzünlü bir atmosfer hakim albüme. Tabi ki bir pop basitliğinin de albüme damgasını vurduğunu es geçemeyiz. İlk kez son değerlendirmemde şarkı sözlerini okumadım. Lakin tahminim o ki bir kaç iyi mısra içeriyordur.

7,25+/10

16 Nisan 2017 Pazar

Oğuz Aral - Utanmaz Adam



İnternette Tempo dergisinin ilave olarak verdiği üç cildini okuma imkanı bulduğum Utanmaz Adam'ı Gırgır günlerinden hatırlar gibiyim. Bu ciltlerdeki çizimler çalakalem gibi görünse de kalemi oynatan kişi büyük usta Oğuz Aral. Kaytan bıyıklı Şeref Haktanır ismindeki karakterimizin bir gün ardamarı çat diye çatlar ve alavare dalavere yöntemlerle para cukkalayan, karı kız içki alemlerinde kazandığını suyu çekene kadar harcayan bir anti kahramana dönüşür. Kavgalar, sahtekarlıklar dizboyu. Bu üç ciltte görebildiğim kadarıyla hedef tahtasına haksız yolla zenginleşenleri felan kor, onlardan ve aptallaşan mallaşan insanlardan nemalanır. Devre ayak uydurma derdinden ötesini düşünmez. Dolaylı yoldan bir eleştiri üzerinde ilerler macerası. Sofistike kurgulara, sanatsal çizimlere alıştığımız bu modern zamanlarda hemen hemen her yönüyle gayet sığ kalsa da ikinci cildi okurken işin özünün eğlence olduğunun gözden kaçırılmaması gerçeği ile karşı karşıya kaldım.

İlk ciltte zengin biri zannedilerek kaçırılır ve zorla evlendirilir. Tam dünya evine girdiği kadına abayı yaktığı anda onu kaybeder. Peşine havalimanına kafasına sardığı havlu ile koşturunca bu sefer de zengin bir şeyh ile karıştırılır. Partilerde birlikte olduğu kadınların mücevherlerini sahtesiyle değiştirerek yolunu bulur. Ta ki gerçek Arap şeyhi ortaya çıkana kadar. İkinci ciltte ise aleyhine bahse tutuştuğu futbol takımının ithal kalecisi yüzünden dertlenir. Türlü türlü yollarla kaleciyi baştan çıkartmaya çalışsa da ertesi günü kaleci zımba gibi topları kurtarmaya devam eder. Bir sarhoşluk anında bahsin çıtasını daha da yükselir. En sonunda kaleciyi bayıltıp maça onun yerine çıkmaktan başka bir çare gelmez aklına. Akşamı yine eğlence ile, ziyafetle kapatır. Üçüncü ciltte ise yolu Amerika'ya düşer. Rock'n roll furyasından faydalanıp kendini ünlü eder. Rakiplerini öldüren rock kralı Pelvis Treyley'i de madara eder. En sonunda başını çektiği rock salgını Amerika'nın düzenini bozunca oradan da şutlanır.

7/10

15 Nisan 2017 Cumartesi

Grails - Chalice Hymnal (2017)

İlk albümünü dinleme fırsatı bulduğum Grails, o günlerden bu günlere oldukça değişik bi hallere bürünmüş. Dinledikçe akıl karışıklığım dineceğine arıza durumum daha da pekişiyor. Sadece farklı şarkılarda değil, aynı şarkının içinde bile post-rock, saykedelik, asansör cazı, progresif rock, macera dolu kraut film müzikleri gibi hem farklı hem de birbirinden fersah fersah uzak da sayılamayacak türler arasında geçişmeler ve eklemlemeler mevcut. Besteler çok katmanlı ve çok çalgılı. Bu yüzden ilk dinlemelerde yaşayacağınız şaşkınlık sonrasında albüm, işi çözme konusunda sizi heyecanlı bir maceraya davet edecek. Hakikaten de dinledikçe ısınacaksınız. Yalnız bazı büyük istisnalar olmakla beraber bestelerin melodik olarak ilgi çekici olmadıklarını, dinleyiciyi teknik, performans ve prodüksiyon gibi ikincil etmenlerle etkilemeye çalıştıklarını keşfedeceksiniz. Parıldayan gitar işçiciliği ile New Prague ve melodisi ile son iki şarkı beğendiklerim oldu. Atmosferik dalgayı sevenler de diğer şarkılara kulak atabilir. Nihayetinde içinde benim de dahil olduğum insanlık için henüz erken bir çalışma. Doğrusu tam idrak edemedim. Ama bu benim eksikliğim bir bakıma.

6,75/10

12 Nisan 2017 Çarşamba

Fuath - I (2016)

Saor'un arkasındaki isim Andy Marshall'ın yeni bir projesi. Her ne kadar bu da atmosferik black metal türüne ait olsa da ufak tefek farklılıklar var. Burada ruhani olarak biraz daha depresif bir hava hakim. Bunu büyük oranda harmoni değişimine ve belki de 10 saniye boyunca aynı teli tıngırdattığı ekstrem ölçekteki gitar tremololarına borçlu. Bu albümde folk etkilenimlerin de önemli bir yer tutmadığını söylemek yersiz olmayacak. Akustik pasajların, keyboard fosurdamasının bestelerin baskın faktörünü oluşturmaması, OK. Ama türün bütün klişelerine çok da iyi bir performansla sergilese dahi, yer vermesi de ayrı bir gerçek. Üstüne üstlük karamsar, dertli ruh halini uyandırması sonuçta albümün her zaman dinlenelirliğini zedeliyor. Gel gör ki dinledikçe Blood'un albümün temelini oluşturan parça olduğunu, son bestede de kulağı şenlendiren riflerin varlığını inkar edecek değilim. Sonuç olarak değerlendirmem de bu kayıtta hissettiğim yaratıcılığın eksikliği gibi temel bir etkenin etkisinde şekilleniyor.
Böylece 2016'nın sert albümleri kampanyam sona eriyor ve bu vesileyle güncel (modern değil, güncel) black metal dinleme etkinliğimi başlatıyorum. Antaeus, A Forest of Stars, Krallice gibi daha önce dinleme fırsatı bulduğum grupların yanısıra Aquilus, Batushka, Cult of Fire, Mare Cognitum, Panopticon, Terra Tenebrosa, The Great Old Ones, Wood of Desolation ve Misthyrming gibi son dönemlerde adlarını duyurmuş birbirinden farklı grupların eserlerini dinleme fırsatı bulacağım.

7,25/10

11 Nisan 2017 Salı

Sourdeline - La reine blanche (1976)

Kadın ve erkek vokal eşliğinde otantik çalgılarla icra olunan Fransız halk musikisi. Kulağa boşuna fantastik gelmesin. Öyle zaten. Ortaçağ döneminde büyük bir şenlik ateşi etrafında toplaşmış, ziyafet ardından çalıp eğleşen içen oynaşan çimenlerde tepişen köylülerin imgesi geliyor aklıma. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Doğrusu eskiler, eğlenmesini biliyormuş. Özellikle bayan vokale nükseten Fransızcanın olumsuz etkisi kulağa çarpıyor. Biliyorsunuz Fransızlar boğazdan r'leri ğğğlattıkça benim sinirlerim hopluyor. Kayıtta da bazı enstrümanların tiz sesleri hafiften rahatsız edebiliyor. Melodiler özellikle, ilk aklıma gelen J'ai vu le loup, le renard, le lièvre ve Mon petit frère, akla böyle şeyler gelmez, itinayla kopyalanır ve yapıştırılır, gibi bazı şarkılarda çok çekici. Keskin kulaklar hafif progresif yönelimi de bazı anlarda hissedecektir. Ayrıca uyarması, dinledikçe biraz daha güzelleşiyor, hemen vazgeçmeyin.

7,25+/10

10 Nisan 2017 Pazartesi

Max Richter - Recomposed by Max Richter: Vivaldi - The Four Seasons (2012)

Bu albüm hakkında iki görüş var. Birincisi: Vivaldi kasap gibi doğranmış, nasıl cüret edebilirler, bu kadar ticari bir hale nasıl getirebilir? Tühh Allah belanı versin! İkincisi ise bütünüyle arkasında durmasam bile daha yakın durduğum şık: şahane, başyapıt vessair.
Aslında bakılan yer aynı, görülen şey farklı. Belki de fazlasıyla değerli bir konuma ulaşmış olan hoppidik Dört Mevsim'in Max Richter tarafından yapıbozuma tutulması, Vivaldi'de duyamayacağınız hüzün ve gerilim duygularını uyandırıyor. Spring namındaki, başta 2 nolu beste olmak üzere etkilenmemek her babayiğidin harcı değil. Özellikle sonlarda modern ve tektipleştirici prodüksiyona teslim olmanın getirdiği etkiye bağlı olarak da banal bir tekrar hakimiyet kazanıyor olabilir. Orada da Autumn'daki Vivaldi'nin en ünlü melodisi devreye giriyor. Ama bir yere kadar telafisi mümkün. Kemanın ki telleri titreten isim Daniel Hope, tonu ve keskinliği, prodüksiyon ve bestecinin seçimleri ile birleşince bir film müziği tadı, iyi yada kötü, bırakıyor ağızda. Biraz Clint Mansell, biraz Steven Price, en çok da Interstellar'ı ile Hans Zimmer. Summer parçalarında özellikle bu karşılaştırma kaçınılmaz. En sona iliştirilen remikslerin gerekliliğini/gereksizliğini ise bir açık oturumda tartışmak lazım.

8,25/10

9 Nisan 2017 Pazar

RETRO: Motörhead - Bastards (1993)

It's on television so it can't be true

Motörhead'ın silkinip kendine geldiği amansızca elde çekic saldırıya geçtiği albümü Bastards, dinleyicisini mest ediyor. Dur durak bilmeyen yüksek tempolu şarkılar akılda kalıcı riffler ve melodilerle bezeli. Çocuk tacizi konulu slow şarkı bile ancak grubun yapabileceği türden. Yalnız dediğim gibi grubu herşeyiyle takdir etmekle birlikte bende aşamayacağı bir sınır var. Ama bu albümüyle o sınırı zorlamasını biliyorlar.

7,75/10

8 Nisan 2017 Cumartesi

Mervyn Peake - Gormenghast 2:Gormenghast

Serinin ilk kitabında belirttiğim gibi gotik temanın ötesine geçip klasik eserleri okumanın verdiği zevke eşdeğer bir noktaya çıkan bu serinin devamını getirmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. O tuhaf kurgusu ve altyapısı bir yandan okuyucuyu ötelerken bir yandan da derinlemesine içine çekiyor. Seri ile aynı adı taşıyan bu ciltte, hain Steerpike'ın yükselişi ve nihayetinde çöküşüne tanık oluyoruz. Bebek veliaht Titus'un ise büyümesine. Gariptir, romanın ilk yarısının ağırlığını şatodaki öğretmenlerin hayatları ve çekişmeleri oluşturuyor. Dolayısıyla kurgudan çok karakter çözümlemeleri büyük bir yer kaplıyor. Genel kurguyla bağlantısı zayıf olduğundan benim çok hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Bir diğer husus ise Titus'un yaş aldıkça dışsal faktörlerin de etkisiyle içinde büyüttüğü özgürlük ve şatoyu geride bırakma tutkusu. İç düşünceleri ve girişimleri tekrarlandıkça bıkkınlık veriyor. Ablasının başına gelenlere üzüldüm. Aslında Titus'un gittikçe yalnızlaşmasını sağlayan olaylar neticesinde nihai karar alma anı kendini biriktiriyor. Diğer yandan Kontes, hayatımda okuduğum en kuul karakterlerden birisi. Kendisiyle çok iyi anlaşabileceğimi düşünüyorum. Ama kedilerine ve kuşlarına bir o kadar da katlanmak zor.

7,50

7 Nisan 2017 Cuma

RETRO: Satyricon - Megiddo: Mother North in the Dawn of the New Age (1997) EP

Grubun hayranları tarafından tepkiyle karşılanan bu kısa çalışmaya herhalde ben de para verseydim, çıkış gayesini anlamadığım için ve cebimden çıkan paracıklara da bakıp sinir olabilirdim. Neyse ki böyle bir derdim yok. İlk kayıt hayli tecavüze uğrayıp yamalı bohça kıvamında eklektik bir kıvama döndürülse de bence endüstriyel tınısıyla dikkatimi olumlu yönde çeken The Dawn Of A New Age oluyor. Bütün bu şamataya sebep şarkıyı remiksleyen Apoptygma Berzerk. Şarkının sonlarındaki tempolu konuşma en bi hoşuma giden parçası. Diğer iki şarkıdan Night of Divine Power, Dark Castle In The Deep Forest'ın temiz, yeni bir miksinden ibaret. Forhekset de bir konser kaydı aslında. 2. şarkıda kaybolan black metal ruhunu çok kötü ses kalitesine rağmen ayağa kaldırmayı başarıyor. Son şarkı ise Motörhead'ın efsanevi Orgasmatron'un yeni bir yorumu. Şarkıya çok da bir şey kattıklarını söylemek mümkün değil. Bari biraz 'karartsalarmış'. İyi ama dinlemeseniz ne olur, pek de bir şey kaybetmessiniz.

6,50+/10

5 Nisan 2017 Çarşamba

Georges Ifrah - Rakamların Evrensel Tarihi 1

9 ciltlik bu eseri ilk bakışta rakamlara ithafen hazırlandığını sanıp nerede sıfıra adanan cildi diye hayıflanmıştım. Ebadından dolayı 9 ciltte dilimizde yayınlanması tercih edilen eser meğerse kronolojik bir sıra takip etmekteymiş. İlk cilt olmasından mütevellit, yazar içeriğin epeyi bir kısmını metodolojisini ve amacını anlatmakla geçiriyor. Yanılmıyorsam matematik öğretmeni olan yazarı tüm dünyayı dolaşıyor, uzmanlarla görüşüyor ve kütüphaneler dolusu tecrübesini dev gibi bir külliyata döküyor. Neticede basitçe bir sayıların tarihinden ibaret değil eski halklar tarihine, sosyoloji, dilbilgisi ve antropolojiye hayli derin mevzularla yapıtını besliyor. Okuyucuya da bu kadar kapsamlı ve ilüstrasyonlarla desteklenmiş bu araştırmanın sonuçlarını keyifle okuma görevi düşüyor. Bu ciltte yazı öncesi ilksel kabile ve kavimlerde daha soyut olarak rakam kavramı oluşmamışken yani sayıların bile adı var ile yok arasında iken, sayma sorunu ile nasıl başettiklerini öğrenme imkanı buluyoruz. El başta olmak üzere vücuttaki kesişme yerlerinden, kemik ve tahta çubuklara çentik atmaya ve düğüm atma tekniğine saymanın kayıt sorunu da bunun bir parçası olmak üzere diye ekleyelim. Ayrıca çeşitli dil öbeklerinde sayılara verilen adlandırmalar ve birbiriyle hem dilsel hem de zihinsel ilişkileri de gayet ilginç idi.

8/10

3 Nisan 2017 Pazartesi

Gürsel Koçak - Alevi ve Bektaşi Nefesleri Serisi 1 (2003)

Gürsel Koçak hakkında şu internet çağında bile bilgi bulmak çok zor. Görebildiğim kadarıyla klasik ve tasavvuf müziği eserleri bulunuyor. Bu albümde beni en çok şaşırtan şey Alevi nefeslerinin beklediğim esrimeyi göstermemesi oldu. Halk müziği motiflerinde ritmik bir ses bekliyorken burada makamıyla kuralı kaidesiyle klasik tasavvufi bir havayı solumak mümkün. İlahi normunda kısacası. Tekke kültürü akla geliyor ki belki de işin Bektaşi özü budur. Daha samimi bir itirafla çok cahilim. Kendimi daha fazla utandırmamak için lafı sakız gibi uzatmaktan kaçınacağım. Yalnız Ali Göründü Gözüme nakaratlı ilk kaydın sözlerinin bana biraz rahatsızlık verdiğini  de söylemeden geçemeyeceğim. İster arkasındaki Batıni mana deyin, ister En-el Hak düsturu deyin, farketmez.

8,25/10

2 Nisan 2017 Pazar

Busta Rhymes - When Disaster Strikes... (1997)

Rap da metal gibi derya deniz. Hiç ısınamama rağmen özellikle eğlenceli kulüp şarkılarını tercih ettiğimi söylemiştim. Belki de içine hiç girmediğim için özellikle son dönemde yapılan sofistik versiyonlardan da pek etkilenmiyorum. O yüzden zaten seveceğime inandığım eski örneklerle rap/hip hop maceramı yeniden başlatayım dedim. Bir kere söz ve ses temelli olduğu için bu toprakların müzisyenlerini dinlemek işin en mantıklı tarafı. Bunu bir kenara bakalım. Diğer yandan Abd'li artist ve grupların da seks, uyuşturucu, para, mafya odaklı şarkı sözü ve yaşantı tarzlarını da biliyoruz. Olsun, black metalde neler dinlemiyoruz ki? Güvenli sığınak olarak Busta Rhymes'ı seçtim. Çünkü gerçekten özel sesini doksanlarda gençkene duyma şerefine ermiştim. Bir yandan agresif bir tavra da kayabilen, küçük dilini titreştiren gırtlaktan bir tona sahip buna rağmen rahatsızlık vermek yerine kadayıf lezzeti bırakan nevi şahsına mahsus bir ses. Şimdi dinledikçe özellikle ritim ve dinamik açıdan da özel bir yetenek sergileyebildiğini duyabiliyorum. Çıplak sesini dinlerken bile yarattığı gruuvi hissiyat başınızla ritim tutmanıza sebep olabilir. Kaliteli bir ekiple çalıştığı belli. Skitler bile çok rahatsız etmedi. Albümün ortasında yer alan porno şarkı hariç. Single olarak çıkardığı Put Your Hands felan filan ve Turn It Up ki Kara Şimşek sample'lı versiyonu bir efsane, gayet şık parçalar. Hip hop sektöründe sample'lamanın cılkının çıktığını düşünmekle beraber şarkıları turbo nitro seviyeye çıkardığı da bir gerçek. Bir de atarimsi melodi üzerine kurduğu Rhymes Galore da tempolu karakteriyle hoşuma gidenlerden. Ayrıca dediğim gibi tarza hem de hiç hakim olmamakla birlikte, bir doksanlar havasını sezmek de mümkün. Güzel bir başlangıç, bakalım sonrası nasıl olacak?

8,0/10