18 Ekim 2018 Perşembe

Erkan Oğur & Djivan Gasparyan - Fuad (2001)

Erkan Oğur'un  kayıtlarında yavaş tempoyu tercih ettiğini çözdük bugüne kadar. Ortaklığa gittiği diğer müzisyenleri de kendine mi benzetiyor, yoksa kendine benzer insanları mı seçiyor, merak konusu benim açımdan. Bu kayıttaki birlikteliğin diğer tarafında hemen sınır ötesinden, Ermenistan'ın ünlü duduk sanatçısı Djivan (Civan olsa gerek) Gasparyan yer almakta. Parçaların çoğu geleneksel besteler olsa da sonuçta perdesiz gitara da uyum sağlayacak düzenlemelere tabi tutulmuş. Türkülerin asıllarının modern yorumlara göre bir nebze yavaş olduğunu biliyorum. Belki de daha da yavaşlatıyor ve özellikle enstrümentallerde odaklanma sorunu yaratıyorlar. Evet, taktım bu yavaşlığa, başka konuya geçemiyorum. Diğer bir handikap yine Erkan Oğur'un sesi. Açılış parçasını seslendirmesi dinleyici karşılıyor olması sebebiyle biraz talihsiz olmuş. Ermenice seslendirilen parçalar daha bir sevilir kabilinden. Ama tekrar edelim, sözsüz çalışmalar haylice bulunmakta albümde. Öyle olmasına imkan vermemekle birlikte kimi zaman ayrı stüdyolarda mı sanatçılar şarkıları kaydetmiş de sonradan mikslenmiş gibi bir soru aklıma gelmedi değil. Ayrı ayrı müzisyenliklerine bir şey denemez elbette. Lakin birbirlerine ne tam ısınmışlar ne tam ısınamamışlar gibi, fifti fifti. Yandan yandan albümü gömüyor gibiyim, ahaha. Öyle değil aslında. Uzun lafın kısası böyle bir birliktelik bomba gibim olmalıydı, sarsıyor devirmiyor. Bu sarsıntının da baş müsebbibi Mayrig. En azından bu şarkıyı bir dinleyiniz efenim.

7,50--/10

15 Ekim 2018 Pazartesi

The Quintet - Jazz at Massey Hall (1956)

Gelmiş ve de geçmiş en iyi caz albümleri arasında 36. sırada bulunan bu çalışma ki kim bu sıralamayı yapmış diye sormayın, bilmiyorum amma ve de lakin hepsini yüklemişim fi tarihinde, aslında bir süper grubun kaydı. Demem o ki tek başlarına dahi isim yapmış sanatçılardan oluşuyor. Bassda Charles Mingus, trompette Dizzy Gillespie, alto saksafonda Charlie Parker, bateride Max Roach ve piyanoda Bud Powell. Bana bile bu isimlerin çoğu aşinaysa varın siz düşünün artık. Albümün en keyifli yanı seyirci tepkisini de duyabileceğiniz canlı kayıt olması. Temposu yüksek ve eğlenceli bir atmosferde dinleyiciyi coşturmakta. Yalnız kulağa sabrinas gibi gelen salt peanuts çığırışları güldürsün mü ağlatsın mı bilemedim. Dinledikçe sinirime dokunur hale geldiği kesin. Böyle işinde ehil insanların ortaklığı söz konusu olunca kulağı bu türe çok alışkın olmayan benim gibiler kendini kaotik bir ortamda hissedebiliyor. Büyük ihtimalle spontane icraya dayalı olması da yarattığı bu etkinin en önemli sebebi olsa gerek.

7,25/10

13 Ekim 2018 Cumartesi

Scorpions - In Trance (1975)

Grubun müzik dünyasına adım attığı saykedelik ve bluesy soundunu bu üçüncü uzunçalarında geri bırakıp slowlara da bolcana yer veren hard rock etiketli tanıma nihayet kavuştuklarını duyuyoruz. Baladlar grubu dinleyenleri ortasından ikiye ayıran alametifarikası grubun. Yarısı hiç sevmiyor yarısı ise bayılıyor, sanırım ben ikinci gruptayım. Dumanı üstünde Life's Like A River gibi bir şarkı nasıl sevilmez, Allahasen? Ayrıca heavy metal gölgesi düşmüş bestelerde gitar tonu çok leziz ve sololara da sıkça başvurulmuş.

7,75--/10

10 Ekim 2018 Çarşamba

In The Woods... - HEart of the Ages (1995)

Biraz pagan biraz progresif biraz doom amma kesinlikle atmosferik black metal. Bu türler arasında efsanelerden sayılan bir kayıttır bu. Hoş gel zaman git zaman grup kayıplara karıştı ve 2000'leri atlatamadı. Ta ki bir kaç sene öncesine kadar, 2016 da uzun , pek bir uzun süre ardından yeni bir stüdyo albümü kaydetmişler. Neyse, kompozisyon konusunda kayda getirebileceğim herhangi bir eleştiri olamaz. Pastoral bir yolculuk, sonbahar ve kış modunda. Gitarın soloya bağladığı anlar, evet böyle anlar bulunmakta, ağzımın suları aktı. Bir kaç ufak eleştiri: ruh hali çok fazla değişkenlik içeriyor, synthlerle birlikte meldoram, sonra epik, kreşendo, ardından drama, duygusallık, hop agresif ataklar. Evet bir yolculuk ama manik depresifliğin dozajı bir tık , hani, bir tık azaltılsa... Bir de çığlığa saran black vokallerini severim sevmesine de rüzgara karışan histerik bir seviyeye varınca.. ı-ııh. Neyse ki çok sık değil ve çoğunda da müziğin arasına kaynaşmakta. Doksanlar güzeldi yafu.

8,0+/10

9 Ekim 2018 Salı

Yozoh - My Name Is Yozoh (2007)

Bu albümü hangi kafayla yükleyip dinleme listeme aldığımı bilmiyorum ol geçmiş zamanda. Fenomen K-pop dünyasını hiç duymamıştım bile. Aynı ülkeden çıkmak dışında şarkıcının bu türle çok da ortak bir yanı yok. Ama alt-tür olarak duyduğum Koreli indie pop soundundan da çok farklı değil. Azcık bıkkın, biraz saf ve kimi zaman da hınzır (Banana Party diye bir şarkı var, lütfen masum sözlere sahip olduğunu söylemeyin, çünkü kulaklarım let me taste your banana gibi bir cümle duyuyor) bir vokal, minimal ses ki mızıka, akustik gitar, azcık perküsyon ve basit besteler. Tarifimiz bu şekilde. Bir kaç şarkının gerçekten tatlı melodilere sahip olduğunu inkar etmeyeceğim. Hatta belirttiğim özelliklere istinaden melodi yanının çok daha etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Bir de ismini Yoco diye telaffuz ediyor zira Benim adım Kırmızı pardon My Name is Yozoh diye bir şarkısı içermekte kayıt.

6,50/10

8 Ekim 2018 Pazartesi

Giant Squid - Minoans (2014)

Atmosferik ve progresif sludge alanında gelenekselin dışında arayışlar gerçekleştiren grup yine, çünkü önceden kısa bir albümlerini de dinleme fırsatı bulmuştum, kritik bir eşiğin kenarında duruyor. Bu albümüyle de o eşiği aşamamakla birlikte keyifli bir dinleme sunmakta. Konseptin ortaya koyduğu Antik Yunan öncesi Giritli Minoan medeniyeti ezgisel olarak da hakimiyetini hissettirmekte. O dönemin ezgilerini bilmesek de... Her zamanki etkileyiciliğinde keman ve gitar tonu albümü eşsiz kılıyor. Bestecilik ve bazen yayvanlığıyla kendi sınırlarını zorlayan vokal ki kayıtta geniş bir yelpazede performans sunmakta, kulakları da alışılmışın dışında olması sebebiyle zorlamakta. Diğer yandan gerilim ve hatta sevinç dahil farklı duyguları harekete geçen şarkı inşası oldukça ilginç. Zaten bu öğeler ilgiyi ayakta tutmakta. Yine de albümün biraz dinleyiciden çaba istediği de aşikar.

7,25/10

7 Ekim 2018 Pazar

RETRO: Tiamat - For Her Pleasure (1999) EP

Neyse ki bu elektronik-gotik rock denemesi 4 şarkıyla sınırlı kalmış. Beğenmedim diyemem, aksine dumtısların ardından seçebildiğim kadarıyla son iki şarkı oldukça sıkı. Yine de sık sık duymak istediğim bir sentez değil bu. Doom ve gotik metal müzisyenlerin kimlik bunalımına girdiği döneme ait farklı bir kayıt diyelim, en hafif tabir ile.

6,0+/10

4 Ekim 2018 Perşembe

Candan Erçetin - Melek (2004)

Melek gibi oldukça vasat çıkış şarkısının ve klibinin takdim ettiği bu albümden hoşlanmamak için çok çabaladım. Amma zor işmiş yafu. Dinlediğim şarkıların sözlerine ehemmiyet vermeyen ben , kendimi eşlik eder buldum. Bir kere, kayıt sound ve tür olarak birbirinden çok farklı akımlardan besleniyor. Karanlık elektronik tınılı Mete Özgencil destekli dönemini severdim normalde, lise yıllarıma da derin derin işlemiştir. Bu albümde o dönemi hatırlatan Ceza'nın eşlik ettiği Şehir, Sonsuz ve Bu Sabah gibi bir kaç örneğe rastlamak mümkün iken genel hava aşk acısı da yaşasa da oynak melodileri müziğinden eksik etmeyen Balkanlar üzerinden estiriyor. Yıkılmadım ayaktayım diyor şarkılar, bir yandan kadehler tokuşturulurken, dans pisti kenarında. Meğer, sevenin de sevenin de ah edenin de aaahhhh Canı Sağolsun (normalde klarneti sevmem ama bu şarkıdaki başka bir şey) bu minvaldeki leziz misaller. Dramayı da eksik etmiyor şarkıcı, yaylı çalgıların girizgahı ile Sitem'i seslendiriyor. İşte ben böyle bir hal içindeyim, aslında keder içindeyim... İlk kez Zeki Müren'in seslendirdiği Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar ve Bir Yangının Külünü hakim atmosferi beslemekte. Candan Erçetin vokaliyle şarkıların ruhuna uygun bir performans sergileyerek düz okumanın ötesine geçemeyen pop şarkıcıları ile arasındaki farkın altını çiziyor.

8,0-/10

3 Ekim 2018 Çarşamba

Marshmello & Anne-Marie - Friends (2018) vs Dua Lipa - New Rules (2017) Single

Babasının bebek yeğenimi yabancı pop şarkılarına alıştırmasından dolayı maruz kaldığım şarkılardan biri. Son yıllarda adını duyurmuş ve sebebini anlamadığım bir şekilde isim olarak kendisine Marshmello seçen ve bununla kalmayıp kova gibi yüzünü saklayan marshmallow şekerlemesi başlığıyla arzı endam eyleyen Dj bir arkadaşın tekliği. İnsanlar popüler olma gayretiyle ne uğraşlar içinde ya Rab! Yuğtup kanalında milyonlarca izleyeni olduğundan bahsetmeye gerek bile yok. Friends için vokal desteğini Anne Marie ismindeki bir kızcağızdan almış. Özel bir yanı yok, amerika'daki diğer pek çok şarkıcı gibi. Senle sevgili olamayız, ısrar etme, arkadaşız sadece, bunu kalın kafana sok. Sözler böyle. İtiraf etmek gerekirse şarkının tek akılda kalıcı gitarın da devreye girdiği nakarat kısmı. Böylesine bir elektro pop şarkısında böyle yürek kabartan bir etkisi var. DJ arkadaşın  trap, elektronik geçmişine göre daha yumuşak ve pop dinleyicisine hitap etmekte. İzlenme sayısı da başardığını gösteriyor.

Dua Lipa namındaki genç kızımız son zamanlarda dikkatlerimden kaçmadı. Pop piyasasında güzelliğiyle ve başkalarının deyişiyle (dinlemedim çünkü)  kaliteli müziğiyle rüzgar gibim esiyor. Bu klibi gördüğünde ekrana bakıp dona kalan , eli havadaysa havada, olduğu haliyle kalakalan erkek cinsinden yeğenim de bu yorumlara katılıyor olsa gerek. Pek değerli şarkıcı kardeşimiz Marshmello'nun aksine arkadaş da kalamayız diyor, bittiyse bitti, artık yepisyeni kurallarım var demekte. Hayır, çikolata renkli değil. Şimdi itiraf kısmına geldik: Şık bir klip, güzel bir şarkı. Bir pop şarkısına göre tüm süresi boyunca vokallerde özellikle, incelikler barındırmakta. Altta, derinlerde böyle atlatılmış bir hüzün, bir özlem sezinlemedim de değil. Genel depresifliğimden dolayı da olabilir, bilmedim, bilemeyeceğim. Bildiğim tek şey bu karşılaşmanın galibinin kim olduğu, hem de açık ara farkla.


4,5/10 vs 7,25/10


28 Eylül 2018 Cuma

Yat-Kha - Aldyn Dashka (2000)

Tuva müziğinin progresif yüzü Yat-Kha. Nasıl Mali ve Nijer'in Tuareg yada çöl rock'ı varsa bu da bozkır rock olsa gerek. Gırtlaktan söyleme tekniğinde becerilerini sergilemekten ziyade folk ezgileri rock enstrümanlarıyla birlikte yorumlamaktan geriye kalmıyor grup. Diğer sevdiğim grup hemşerisi Huun-Hur-Tuu'ya istinaden vokalin tekleşmesi zayıflığı. Ama diğer bir fark gelenekselin dışına çıkması.  Slavik bir tad bırakan Oi Moroz, neredeyse ağlatıcı güzellikte Sambazhyktyn-Yry albümdeki favori şarkılarım.

8.0/-10

27 Eylül 2018 Perşembe

Spoon - Gimme Fiction (2005)

Dans rock tınılarının da ilk kez denendiği, hareketli ve eğlenceli ve gruuvi bestelerle birlikte indie rock'ın sıkıcılığından sıyrılan bu çalışmayı oldukça beğenerek yine grubun hayranlarından sanırım ayrılıyorum. Önceki kayıt ile birlikte değerlendirince Wilco, Death Cab for Cutie, British Sea Power, Modest Mouse gibi indie rock gruplarının albümlerinde de benzer şeyleri yaşamış ve çok da farklı şeyler dillendirmemiştim. Bu albüm ise farklı ve farkların çoğunu da ilk cümlede sıraladım. Ayrıca seslerde ve tempoda farklılıklar denenerek çeşitlilik de sağlanmış durumda. Melodiler keskin ve yahut gürültülü değil ancak yine de belirgin.  I Turn My Camera On, My Mathematical Mind, Was It You? gibi ritmik eserlerin yanısıra  I Summon You gibi melodik bir şarkıyı da beğendim. Kapak da güzel, daha ne olsun?

7,75/10

25 Eylül 2018 Salı

Franz Schubert / Robert Schumann - Wanderer-Fantasie/Fantasie Op. 17 (1996)

Ünlü piyanist Maurizio Pollini tarafından kaydedilen bu çalışma Schubert'in Wanderer Fantasie olarak da bilinen Fantasie in C major, Op. 15 (D. 760) ismindeki bestesiyle açılıyor. Romantik dönemin bestecileriyle aramda bir kan uyuşmazlığı var. Bu parçaya ise farklı bir sebeple tam ısınamadım. Belli bir motifin farklı şekillerde icrasına dayalı dört hareketten oluşan beste yeterince romantik değil. Fazlasıyla güçlü ve keskin, hatta belli anlarda kabaremsi bir atmosfere bürünüyor. Teknik olarak zorlayıcı olarak nitelendirilen besteye Pollini'nin katkısı mıdır, aslı mı bu şekildedir, bilemeyeceğim.
Schubert gibi aynı devrin adamı Schumann bestesi Fantasie op. 17 3 hareketten oluşmasına rağmen daha uzun. Teknik olarak sadece beceri değil sıkı ve disiplinli bir icracı gerektirdiği çok bariz. Ve kayıtta bunun başarıldığını da gayet net duyabiliyoruz. Enerjisi, draması daha dengeli ilerlemekle birlikte doğrusunu söylemek gerekirse benim gibi klasik müziğe amatör bir kulağa karmaşık gelme olasılığı yüksek. Yani bana biraz fazla geldi. Yine de son parçayı oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Genel olarak da serviste sabahları dinlendirme görevini layığıyla yerine getirdi. Kapağı metalcilerin de kullandığı tanıdık bir tablo süslemekte. Bu kadar.

7,0+/10

23 Eylül 2018 Pazar

Wolfmother - Cosmic Egg (2009)

İkinci albümleri Cosmic Egg ile değil, çıkış albümleri ile rock camiasını sallayan gruba sırf bu sebeple gıcık olmuştum. Popüler şeylerle alakam olamaz, hah ve de hah. Nedense bu ikinci albümleri denk geldi, oradan dinlemeye başladım. Ve daha ilk şarkıda vuruldum. Tanıdık sesler ama modern daha doğrusu canlı berrak yorumlar. Cazırdanak riffler. Enerji enerji enerji. Vokal Ozzy'ninki gibi genizden ve biraz da tiz. Hard rock namına 2000'lerde yapılan güzel işlerden. Orijinalliğini sorgulamayın diyeceğim de hard rock 50 sene sonra ne kadar yaratıcı olabilir ki zaten? Ancak Blues Pills dinlerken farkına varıp söze dökemediğim şey bu albümü dinlerken somutlaştı. Sessizlikten faydalanıp bestenin dinamizmini ve işitsel yelpazeyi geniş tutabilmek. İşte bu kayıt bunda başarılı.

8,0/10

22 Eylül 2018 Cumartesi

Thy Catafalque - Geometria (2018)

Thy Catafalque türler arasında geçişmeleri seven öncü bir metal grubu manasında sevdiğimiz arkadaşlardan oluşuyor. Sıkça önceki albümleri hakkında da giriş yaptığımdan dolayı tanıtıcı mahiyette bir şeyler karalamayacağım. Bu son albümde daha önceki kayıtlarında yaptıkları işleri bir araya getirip güzelleştirdikleri kanatindeyim. Güzel progresif incelikler, folktrik ezgiler çok daha ustaca detaylandırılmış. Yalnız sorun şu ki altyapı olarak metal değil artık elektronika tercihi fazlasıyla belirgin. Metal süs niyetine, sıva niyetine kullanılmış intibası veriyor. Hani sık sık derim ya metal dinleyeceksem ince, geçici, uçucu bir prodüksiyon değil tok, kulak dolduran tonları seviyorum diye. Aklımda kalmıyor yani bu albüm. Sevdiğim bir cümleyle veda edeyim. Yapacak bir şey yok...

7,50-/10

20 Eylül 2018 Perşembe

Taemin - MOVE (2017)

Güney Kore'li Shinee grubu üyesi Taemin'in ikinci solo albümü oluyor Move. Albüme ismini veren şarkı ve üç ve hadi dans performansını da sayarsak dört klibiyle dikkatleri çekmişti. Kibarlık gereği androjen diye nitelendirilse de kıvraklığıyla gayet feminen çizgiler taşıyan sansasyonel dansı gerçekten de göz dolduruyordu. Minimal hareketler, Blade Runner teması, seksapellik vessair. Şarkı da hiç geride kalmıyor, seksenlerin synth popunu tekrar gündeme getiriyordu. Gayet şık bu şarkı, hem modern pop tarzında neden K-pop dinlemeyi tercih ettiğimin yegane cevabı hem de albümü dinlemek için yeterli sebep olmakta. Üstelik diğer şarkılar da ayrıksı ton, harmoni, solo gibi farklılaştırıcı özellikler sayesinde vasatın üstünde performans göstermekte. Misal Thirsty, Stone Heart gibi... Yalnız bir şarkıda Sia, diğerinde de Seal gibi batı sanatçılarını hatırlatan harmonileri duydum ki pop namına kulağım zengin değildir. Bu da K-pop'un genel bir sorunu. Batıdan al, değiştir, tekrar sun.

7,25/10