6 Ekim 2017 Cuma

Ayllu Majasaya - Música Originaria de los Andes de Bolivia

Bolivya'dan kült bir kayıt. Internette seslendiren grup ve hatta çıktığı tarih hakkında dahi pek bir şey bulamıyorsunuz. Erkek ve kadın vokallerin yerel enstrümanlar eşliğinde seslendirdiği, nefesliler, perküsyon, akustik gitar vessair, halk şarkılarından ibaret. Bolivya'daki yerel kültür ve müziğin nasıl modern dünyanın etkisinde bir senteze ulaştığına dair bir kaç kelam etmiştim daha önce. Yani bir kaç albüm dinlediyseniz o yörelerden, çok farklı değil. Ama bir fark var. Mikrofonun arkasında duran amca ya sarhoş ya deli. Gülüyor, kahkaha felan. Bir de çocuklar birbirini illet ederken garip garip anlamsız sesler çıkarır ya, kavgaya çağrı ciyaklamasıdır, burada da amca durmadan vıs vıs vıs deyüp sinirimi bozuyor. Şaka yapmıyorum cidden sinirim bozuldu. Aynı zamanda albümün müzikal olarak akıcı bir tarafı yok. Bazen çeşitli sololar üzerinde konuşmalar, bazen yalın ve basit şarkılar, yeri geliyor bölük pörçük melodiler ardarda sıralanıyor. Ancak 18 parça içinde illaki hoşa giden, ki o coğrafyanın müziği hiç de es geçilecek gibi değil, bir şeyler bulmak mümkün. İşte onların hatırına...

6,25/10

5 Ekim 2017 Perşembe

RETRO: Enslaved - Blodhemn (1998)

Grup black metal'in sıkı çocukları olma yolunda gayet sert adımlarla bu albümde de ilerlemiş. Sonrasında ilerlemeleri bir türlü durmadı zaten progress progress progresif. Diğer kayıtlardan farkı liturjik tertemiz vokaller ve ambiyatik gösterişlerin müziklerine girmesi oluyor. Duruşlarını bozmadan bu öğeleri müziklerine yedirebilmeleri başarı hanelerine yazılıyor. Ayrıca bu albümde biraz hafiften, ucundan melodik unsurların da bestelere sızdığını söylemek mümkün. Beklenmedik şekilde albümün bir atmosferi olduğunu dahi söyleyebiliriz. Yine de diğer melodik ya da atmosferik black gruplarından farklı bir sound üretmeyi başarıyorlar. Sondaki Viking şarkısı kuul. Boğazım şişti çocuk gibi, keyfim yok, kısa keser.

7,50+/10

4 Ekim 2017 Çarşamba

RETRO: Kamelot - The Expedition (2000)

Bu bir konser kaydı. Vokaller fazlasıyla önde mikslenmiş ve çoğu zaman konser kaydından çok, konuşma ve anonslar haricinde stüdyo kaydı temizliği taşıyor. Yine de bu kötü demek değil. O güzelim Fourth Legacy'den 5, Siege Perilous'tan 3, Dominion'dan 1 neyse We Are Not Separate'i Roy'un ağzından dinleme şerefine erişiyoruz ve ilk albüm Eternity'den 1 şarkı içeriyor. Sözsüz We Three Kings galiba önceki albümlerinde yer almayan bir parça. İstatistiklerden görüleceği gibi son iki albüme sırtını dayamış bu konser kaydı. Diğer bir deyişle grubun romantik mecralarda kaybolduğu dönemin öncesinde neler yaptığına dair fikir alınabilecek güzel bir derleme gözüyle bakılabilir.

8,0/10

3 Ekim 2017 Salı

Mustafa Sandal - İşte (2004)

Eski cdlerimi karıştırırken 2004/2005 tarihli pek çok yerli pop rock kaydına ulaştım. Ya ben doldurdum ya da hediye. Zaten başka bir ihtimal yok. Çoğunu da dinlediğimi sanıyorum. Şu an tekrar bir kulak atmamın sebebi gayet riyakarca söylemek gerekirse RYM sitesindeki ortalamamı biraz düşürmek istemem. Gel gelelim bu kayda. Öncesinde Mustafa Sandal'ın çıkış albümünü çok sevdiğimi ve defalarca zamanında dinlemiş olduğumu söylemeliyim. 90'lar Türkçe popu severim ama eski anılarımı yokedeceğini ve artık sevmeyebileceğim ihtimalini gözönünde bulundurarak tekrar dinlemekten kaçınıyorum. Bu albümle sayın Sandal, dünyaya açılmaya yeltenmişti. Yarısına yakını remiksler biraz Türkçe biraz İngilizce şarkılarla tam da albüm sıfatını hak etmese de. O zaman da eh deyip geçivermiştim, şimdi de peh diyorum. All My Life yaylılarla fena durmuyor gibi, ancak hiç sevmediğim Latin pop öykünmesi pek itici. Bırakın şarkıyı albümün en güzel anı müzikle uyumu tartışılır olmakla beraber o düdük kaydı ki Fıkra'nın başını da hoş kılıyor. Bu şarkı biraz erken dönemleri hatırlatıyor. Burada da akustik gitarın hoş bir katkısı bulunmakta. İsyankar'ın hele hip hop bölümü de düşünülünce sevilir bir tarafı yok. Yalnız farkediliyor ki düzenlemelerde bazı anlar bayağı öne çıkmakta. Yabancı eli değmiş gibi, bilmiyorum, Bülent Aris'in ismine rastladım. Kavrulduk ne kadar makyajlansa da oryantal bir şarkı. Tek tek tüm şarkıların üzerinden geçmeyeceğim ama genel fikiri anladınız. İlginçlik olarak Story'nin içine Gangsta's Paradise'ın kaçtığını ve kaydın en iyi parçasının Özetle ismindeki enstrümantal olmasının rastlantı olmadığını ekleyeyim.

5/10

30 Eylül 2017 Cumartesi

küçük İskender - Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir

Hemen her şair dünyasına bir nebze de olsun okuyucusunu alıştırabilmek için bir tür rehber gereksinimini yaratır, bunlardan sanırım en belirgini de küçük İskender olsa gerek. İmgelem tarzına alışkanlık kazanabilmek için keşke küçük İskender nasıl okunur tarzı bir sözlük elimin altında olsaydı dediğim oldu ki bu bir bakıma şiirin özgürce anlamlandırılmasını zedelemesiyle şaire de bir hakaret. Toplumsallığa göndermeler içerse de ki yazıldığı dönemi bilememek ve okuyucunun da yer aldığı fil hafızalı toplum ile boşa düşme tehlikesi her zaman var (11 Eylül çok bariz bir istisna), bu üç bölümden oluşan kitaba damgasını vuran özellikle ilişkilerden beslenen bireysellik. Hem de bu kişisel dertler hırçınlıkla hınçla yazıya dökülmüşken okuyucuya rahat ve huzurlu bir okuma sunmayacağı kesin. Bir yandan farklı imgeci dili şiirlerini, üzerinde takur tukur ilerlediğiniz delik deşik bir varoş sokağına dönüştürürken diğer yandan duygusallığın ağır bastığı anlarda tam zıttına akıcı bir okumaya teslim oluyorsunuz. Bu bir. İkincisi bazı kelimelerin şiirselliğe zarar verdiğine inanan eski kafalı biriyim. Elbette modern şiirin temsilcilerinden şairin bunu iplemesini beklemiyorum. O yüzden penis penis penis. Üçüncüsü yayınevine, şairin eserlerinin kapağına biraz daha özen lütfen. Sayfalardaki yıkıcılığı temsil ediyor mu? Evet, ama estetik diye de bir şey var canım. Dördüncüsü, burada uzun olduğu için alıntılayamayacağım bir nedeni yok yalnızca öptüm şiirini yazan, yaratabilen bir şairin eserlerini ortaya koyarken biraz daha özenle rafine işlemine tabi tutmasını beklerdim. O yüzden ister istemez, ki sadece ben değil, şiirleri çoğu kez cımbızlama yoluna gidebildim.

macun

Canımı yakıyor ağacın gölgesi,
çıkarıp suya atıyorum en eski hücremi ve
acımın eseri teni.

Ağaç, çok gülüyor gecenin çıplak ayaklarına,
sarhoşuz hepimiz tavşan dudaklardan ruhlarımıza kadar
hüznü hoşgör; nasılsa yarın pazar.

ellerimiz uyur, biz bedenlerimizi parka götürürüz azar azar.

Allah

nara sor: hangi tanesini daha çok seviyor

ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
hüzün hastası bir hayvansın
şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
ağır işkence görmüş şehirlerde
saadetin zarif, adaletin ince.

bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.

tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
ve
alelacele asılmış bir çocuk militan
gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
yükseldiğin gökyüzüne.

ben seni ayakta alkışlıyorum
hep ayakta alkışlıyorum seni ben
yollarda yürürken alkışlıyorum
sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum
vuruşurken alkışlıyorum seni ben
evet, hüzün hastası bir hayvansın
acınası tesadüflerle ayrılıyorsun
kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.

o nasıl bir hale
bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun
aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
kirpiklerin alnına deyiyor
bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
uykum geldi diyorum
seni sevmekten uykum geldi
jilete abanıyorum
korkuya abanıyorum
tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü!

çek perdeleri, kapat ışıkları
bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi
uykum geldi diyorum
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim
heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim
bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
bitiyor
sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor
bir kez olsun samimi bak
bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor!

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden
ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu
oysa hiç sansım kalmadı
yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.

al bu külü de götür
al bu külü de götür, diğer taraflara üfle
muzaffer bir hain gibi ayrıl
tertemiz hayal hikayemden.

okul arkadaşı

Aynı ranzada uyumuştuk seninle
yatılı okula benzeyen bir sevdada,
üstte kim yatabilirdi ki: Elbette yeryüzü!
altta kim yatabilirdi ki: Elbette gözlerimizdeki intihar süsü!
birbirimizi düşündüğümüz gizli saklı rüyalarla
kim mutlu olabilirdi ki: Elbette günah dürtüsü!

Nasıl tabir edilir ki artık veda kabusları..
şimdi çift kişilik yataklardayız başka
başka insanlarla! Başka başka hayatlarda!

ama hiçbir iyi geceler! ağlatmıyor beni
ağlatmıyor senin karanlığın içinden duyulan
küçük hıçkırıkların kadar hala!


parça tesirli melodram


senin yaşın aşka tutmuyor hiç gelme
bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
on santim daha uzasan başın göğe çarpacak
göğsün diyordum göğsünden sözediyordum / sen
sen ölmeden beş dakika önce düştün
mandallarından savrulup uçan beyaz bir gömlek gibi
havada uçarken ölüp savrulan beyaz bir kelebek gibi
hay aksi dengesini kaybeden bir cambaz gibi
virajı alamayıp şarampole yurvarlanan arabalar gibi
aklıma ilk gelecek bir şey gibi
düştün
düşüşün bir rüyaydı
düşüşün yarım kalacak bir rüyaydı gecelerden bir gece
gecelerden bir gece aşkın üstüne yürüdün
delikanlı bir yanın vardır karanlıkta
şöyle sert, şöyle naif, şöyle öfkeli!
senin yaşın aşka tutmuyorum çocuğum, hiç gelme
açıkta kalırsın
aşk insanı acıktırır
aşk insanı bir ölüme susatırsa aşk diye anılır
senin mahallende aşk masallara giremez
masala giren aşk çıkamaz o mahallelerde!
masalların aşkına, benim aşkıma, Allah aşkına
senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme
bana ayak bastığın gün
aşk herhangi bir gün olarak katılır haftaya
salı ile çarşamba arasında bir yere
aşk, her koşulda eğlenceli; aşk, istedi mi sereserpe!
yüzünde derin mi derin, kuşkulu, canavar bir gülümse
yırtarsın, kapatırsın, vurur deviremezsin
sevgilim
sen bu aşkta dolap çeviremezsin!
açıkta kalırsın
aşk insanı acıktırır
aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır!
yüzünde derin mi derin, kopkoyu, yapış yapış bir gülümseme

senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim
lütfen gelme!

**

ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler

**
tanrının ağzındaki yaraya duyduğum
karşı konulmaz eğilim.
**
Örneğin
Ben sana hep insanı anlattım
Sense hep insana küfürle kapattın gözlerini.
**
Ruhuma iyi bakın, ben mühim değilim
**
Bu, sağduyunun tabiatı; aşkta akıllı olmak lazım
talana çıkmış ordunun içine karışmak lazım
**
Sana karanlığımı bağışlıyorum aptal aşık!
O karanlığı artık, kendi siyahınla besle!

**
meleklerin göğüs uçlarıymış ay'la dünya
bilemezdik

yeryüzündeki acılardan utanıyorduk
henüz göğe bakmadık!
**
İnsana doğru kaymaz hiçbir yıldız
İnsana doğru yükselmez hiçbir dağ
Bunların hepsi tanrının,çocukları peygamberleri kandırma yalanı!
..
Beni bir halk öpüyorsa aşığım
Beni bir devrim kucaklıyorsa sadığım sevdalıya!

**
sıkıldı cebimde taşıdığım herşeye hazır bıçak!
bu gece bu sevda bu bıçakta ruh bulacak!
**
Çünkü yeryüzü, gökyüzüne sığmayacak kadardı!
**
ayaklarıma tül yığıldı
unutulmuş bir imha kuralı gibiyim!
**
cam parçaları sıçrardı hıçkırığınızdan.

29 Eylül 2017 Cuma

Altar of Plagues - White Tomb (2009)

Atmosferi güçlü black metal örneklerinden biri. Grubun debüğ albümü. İlk şarkı ki albüm uzunca 4 şarkıdan oluşuyor, ilk ikisi Earth, son ikisi Through the Collapse üstbaşlıklarını taşımakta, sanırım anladınız mevzuyu., inanılmaz sıkı, etkileyici vokaller ve kulağa her daim taze gibi gelebilen ,evet ilginç bir beceri;  klişe black metal öğeleri ile dikkatinizi celp ediyor. İkinci şarkı bu sıkı dizilimi, eklemlenen enfes yırtıcı vokal ile birlikte ayrı bir boyuta taşıyor. Her ne kadar atmosferin dozajı kaçsa da bu konuda asıl payeyi sanırım 3. parça hak ediyor. Ultra ağır drone doom pek sevdiğim bir şey değil. Bana göre albümün paçasına yapışıyor ve dörtnala koştuğu parkurda tökezlemesine sebep oluyor. Yine de albüm kapağında da tanık olduğumuz o içsel boşluk uyandıran havaya katkısı es geçilemez. Sonuçta grup dikkatimi çekmeye başardı ve takip eden diğer iki kaydını dinlememem için hiç bir sebep yok.

7,50++/10

28 Eylül 2017 Perşembe

Georges Ifrah - Rakamların Evrensel Tarihi -6

Seriyi okumaya başladıysanız eğer, gönül rahatlığıyla diyebilirim ki bu cilti pas geçiniz. Sıfırı icat ederek (daha doğrusu bugünkü anlamıyla kullanmaya başlayarak) matematiği radikal bir biçimde değiştiren Hint uygarlığının din ve mitoloji ile içiçe geçmiş sayı dünyasına ait bir sözlük bu. Sözlük oluşturacak kadar ne derinliğe sahip olabilir ki diye sorabilirsiniz.

Sanskrit dilindeki büyük sayı adlarının (tam olmayan) aritmetik üstesi:
ON ÜZERİ 4 (on bin): *Ayuta *Dashasahasra (i).
ON ÜZERİ 5 (yüz bin): *Lakha *Lakkha *Laksha *Niyuta *Prayuta
ON ÜZERİ 6 (milyon): *Dashalaksha*Niyuta *Prayuta
ON ÜZERİ 7 (on milyon): *Arbuda *Koti
ON ÜZERİ 8 (yüz milyon): *Arbuda *Dashakoti (i). *Nyarbuda*Vyarbuda
ON ÜZERİ 9 (milyar): *Abja*Ayuta *Nahut *Nikharva *Padma *Samudra*Saroja *Shatakoti*Vâdava *Vrindâ
ON ÜZERİ 10 (on milyar): *Arbuda *Kharva *Madhya *Samudra
ON ÜZERİ 11 (yüz milyar): *Anta *Madhya *Nikharva*Ninnahut *Niyuta *Nyarbuda *Salila
....
ON ÜZERİ 119:* Kathâna
ON ÜZERİ 126:*Mahâtkathâna
ON ÜZERİ 140:Asankhyeya
ON ÜZERİ 145:Dhvajâgranishâmani

Tamam, küçük rakamlara bakalım.

BÎR SAYISI. Bu kavram doğrudan ya da simgesel olarak çoğu kez şunlarla ilişkiye sokulur: Tanrı *Sûrya, tanrı *Ganesha; bir çeşit derin düşünme(*ekâgratâ); tektanncı bir öğreti (*ekântika);
*biricik gerçekliğin incelenmesi;Bütünün seyredilmesi (*ekatva); *Ay;ölümsüzlük içkisi (*soma); Yer; *Ata;* Büyük Ata; *Ilk Baba; *başlangıç; *cisim;*Kendi; *Son Gerçeklik; *üstün ruh; *bireysel ruh; *Brahman; “*biçim”;“‘•‘damla”; *çok büyük; “*yok edilemez”;*tavşan; “*ışıklı”; *Kutup Yıldızı; “*Soğuk Işınlar”; *Shukra’nın gözü; *yer dünyası; “*Taşıyıcı”; *Ilk ilke; *tavşanşekli; *Inek; yoğurt,...

Bu kavramların ve imgeselleştirmelerin manasını irdelemek istiyorsanız Hint Kültürüyle biraz daha haşır neşir olmanız gerekli. Ve en azından matematik ile ilişkilendiği kadarıyla kaynakçanız bu kitap olacak.

27 Eylül 2017 Çarşamba

Arca - Xen (2014)

Prodüktör olarak  ismini duyaran Arca kendi albümlerini de kaydediyor öte yandan. Kafası farklı çalışan yaratıcı bir isim olduğu ürettiklerinden de anlaşılıyor. Gayet deneysel bir elektronik müzik yaptığı şey de. Bu kayıt ise ister istemez değişik fikirlerin bir araya geldiği bir kanaviçe şeklinde. Genel sound tutarlı olmakla birlikte şarkılar şarkı hüviyeti kazanamamış daha parçacık seviyesinde. Dediğim gibi sanki değişik fikirleri sergileme amaçlı bir taslaklar bütünü gibi. Dolayısıyla akıcı rahat bir dinleme sunmaktan uzak. Öyle de bir yanı var ki bir yandan rahatsız etse de ara verip döndüğümde tekrardan kayda, hoşlandığım pek çok anı bulabilmek mümkün. An burada kilit kelime. Xen, Tongue, Bullet Chained de görebildiğimiz anlar hoş. Diğer bir deyişle deneyim seviyesi yüksek, zeki, çevik ve ahlaklı (son sıfatta ısrarcı değilim) elektronika severlere hitap ediyor. Mest olacaklarına eminim. Ha, ben bu hedef kitle içinde değilim, o ayrı.

5,75-/10

26 Eylül 2017 Salı

Bush - Razorblade Suitcase (1996)

Garage rock, post-punk bunlar revival oldu da grunge'ın nesi eksik? Keşke diyorum keşke. Bush kendine özgü ve biraz sığ da olsa bu alt türde kendine bir yer açabilmişti zamanında. Üstelik inanılır gibi değil Swallowed, Mouth gibi şarkılar radyoda defalarca çalınıyordu. Bugün böyle sert şeylerin çalınabilme ihtimali bile hayal gibi bir şey. Neyse, grup bu albümde yavaş yavaş tarz değişikliğine de giderek alternatif rock kulvarında da şarkılara yer açmıştı, bilhassa albümün B yüzünde. Yine de ne varsa eski tarzlarında var. Üstte adını andıklarımın haricinde Insect Kin, Cold Contagious gibi. Bir de kapanışı yapan Distant Voices var ki bu albümle keşfettim. Evet, bir Nirvana değil lakin bugünün müziği ile kıyaslanamaz bile.

7,75-/10

24 Eylül 2017 Pazar

Albert Camus - Veba

Büyük bir beklentiye girdiğimden olsa gerek varoluşçu felsefenin önemli bir örneği olan bu romanı okuduktan sonra öyle ahım şahım bir keyif almadığımın farkına vardım. Bir kere fikir romanı bu. Salgın neticesinde karantinaya alınan ve ölümlerin sıradanlaştığı Oran şehrinde, ki hiç bir Arap karakterin sayfalara konuk edilmemesiyle Akdeniz'e kıyısı bulunan herhangi bir Fransa şehri de olabilirdi, özgürlüklerini kaybetmiş halk günlük uğraşlarıyla, sevdikleri ile de bağlantıları koptukça felsefi olarak da bireysel yalnızlıkları derinleşir. Önce küçümseme, görmezden gelme olarak başlayan tepkiler yazarın ince ince işlediği toplumsal psikolojik çözümlemelerle ilerledikçe sadece vebanın etkilediği bir toplumun değil zaten vebalı gibi işleyen bir toplumsallığın mercek altında olduğunu görüyoruz. Karakterler vebanın gölgesinde kendi seçimlerini yapmaya başlar. Başka bir hastalık dolayısıyla salgından önce Avrupa'ya gönderdiği karısından ayrı düşen Dr. Rieux canını hiçe saymaksızın hümanist kaygılarla salgınla mücadelede öne atılır. Hiç bir zaman kazanılmayacak bir dava da olsa kendisi doktordur ve umutsuzluğa kapılmadan mücadelede yer almalıdır. Onun bu örnek davranışı farklı düşüncelerde de olsa, en uç örneğiyle salgını Tanrı'ya bağlayan rahip dahil, diğer karakterleri de etkiler. Her ne kadar aşk ve özlem gibi duygusal değerler de işlense romanda, hemen her olgu mantıksallığın sert ve kırılmaz camından süzülerek okuyucuya yansıyor. Seçimlerini yapan ve sonuçlarına katlanan karakterler güçlü kişilikleri ile gerçekdışı bir senaryonun parçası gibi. Cottard gibi çıkarcı bir şahsiyet bile karşılaştırma olsun diye konmuş gibi ki aslında romanın en renkli kişiliklerinden biri olarak yer almakta.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Fawzi Chekili - Taqasim (1993)

Albüm kapağındaki kafam gibi ibareyi görmeyip oryantal musiki beklentisi ile dinlemeye başladığımda küçük bir sarsıntı yaşadım. Tunus'da Şekilli Fevzi namındaki ağbimiz birleşmesi zor olan iki tür üzerinde oynamalar yaptığı bu kayıt ile iddialı bir duruş sergilemiş. Dolayısıyla çoğu zaman caz kısmın parçalar içinde tek başına hareket ettiğini ya da sentez bölümlerinin çoğunlukla caz sololarının arkasında yerel enstrümanların ritim tutması şeklinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bu kötü bir şey değil. Ama asıl sarsan şey caz kısmındaki tercihler. İlk şarkı Kenny G tadında bir smooth caz alıntısını hak etmiyor. Kendi oğlum bu şarkıyla karşıma gelse ya bi s.. git derim yani. Neyse ki kaydın gerisi bir ölçüde telafi ediyor bu talihsiz karşılamayı. Gitar bile var. Ki tonu tam da o dönemi akla getiriyor. Zaten sanatçı piyanist, udi ve daha da önemlisi caz gitaristi olmakla ünlenmiş ülkesinin caz camiasında. Albümde yer alan diğer bir enteresan çalgı da akerdeon. Akdeniz havasını katmakla beraber çok hafif gelip geçiyor.

7,0+/10

22 Eylül 2017 Cuma

The Paul Butterfield Blues Band - The Paul Butterfield Blues Band (1965)

Tam blues değil bayağı bayağı rock'n roll'a bulaşmış durumdalar. Yani hareketli, aydınlık ve eğlenceli bestelerle dolu kayıt. Mızıka işi güzelleştiriyor. Yalnız benim gözüme fazla parlak geldi, fazla mutlu. Akşam işten gelince ışıkları kapatıp köşeye çömen bir insanım. Böyle pozitif şeyler hani, bir kaç kilometre uzak dursun modundayım. Dolayısıyla tersi bir karakterseniz böyle twist twist twiste gel havalarından acayip keyif alacağınızı söyleyebilirim. Albümün güçlü bir yanı da bazı ezgi ve soloların standart ya da ne bileyim ikonik olması. Tak tak özet olarak budur formunda, jingle'ımsı.

7,0/10

21 Eylül 2017 Perşembe

RETRO: Enslaved - Eld (1997)

Bilgisayarımda yine sorunlar var. Resim mesim yok şimdilik o yüzden. Neyse, Enslaved'in bu
albümünde viking metal türü daha baskın şekilde kulakta yankılanıyor. Üstelik atmosferi metal harici unsurlarla da yakalamaya çalışıyorlar, ilk şarkıda duyduğumuz üzere. Dolayısıyla bir önceki eserleriyle kıyaslarsak bir nebze o ileş black metal hırçınlığını kaybetmişler. Bu sayede yine görece söylemek gerekirse daha kolay içine girilir, sarıp sarmalanır bir dinleti sunmuşlar. Bu demek değil ki enerjilerinden, o epik tempodan bir şey kaybetmişler. Bir yandan da belli rifflerin, soloların ayırtedilmesi konusunda efor, çaba gösterme zorunluluğu ortadan kalkmış. Ayrıca yanlışsam düzeltin, clean vokalin duyulduğu ilk albüm de bu olsa gerek grubun. Ve tavuk gıdaklamasının da :)

7,50+/10

20 Eylül 2017 Çarşamba

RETRO: Kamelot - The Fourth Legacy (2000)

Grubun en sevdiğim yapıtlarından biri. Roy Khan gruba tamamen uyum sağlamış ve bu kan birliği neticesinde dinleyeni kolayca avucuna alan bestelerle dolu, catchy dememe gayreti, prog ve senfoni esintili bir power metal albümü kotarmışlar. Progresif yönü sırtını daha çok Arap ezgileri üzerinde şekillenen fantastik Nights of Arabia'ya (ki introsu Desert Reign'den ayrı düşünülemez) kadar yansıyan ama ibaret olmayan foklor etkisindeki çeşitliliğe dayıyor. Bununla birlikte sadece egzotik sound katkısı değil bestecilik de epik tarafıyla fantastik kurguya yakışır bir lezzet katıyor. Buna temponun genelde hızlı olmasının etkisini de katabiliriz. Elbette o dönemin türdeş eserlerinde olduğu gibi bir kaç balad da eksik değil. Sonuçta ortaya illa ki dinlenesi bir power metal yapıtı ortaya çıkıyor. Yıllar sonra dönüp tekrar dinlediğimde sadece gitarın biraz daha tok bir sese sahip olmasını dilemekten öteye pek de şikayetim doğmuyor. Yeni keşfettiğim şey ise bir kaç şarkıda iç burkan etki yaratan yaylılar.

8,50-/10

17 Eylül 2017 Pazar

The Algorithm - Polymorphic Code (2012)

Ne derler bu işe bilmiyorum ama elektronik üstbaşlığı altında yer aldığı kesin. Ritimler sert, bir metalcinin hatta progresif metalcinin elinden çıkmış gibi. Ki bir kaç şarkıda gruuvi gitar öğesi de eklenmiş durumda. Baterinin güçlü ritim tutuşlarını da unutmayalım tabi de bilgisayar işi hepsi. Teknik detayı inanılmaz güçlü olması sebebiyle IDM, sonracığıma dahil ettiği sesler sebebiyle trance ve hafiften chiptune hatta jazz ve reggae sampleları, çok sesli çok ritimli karmaşık bir müzik işte. Bundan dolayı acayip bir takdir edesim gelmedi değil. Bir tualin her boşluğunu farklı tonlarda renklere bulamaç etmiş gibi bir görüntüsü var albümün. Ama oturup ne kadar dinlerim, şüpheli. Hatta 'normal' bir insan evladının niye bu kaydı dinleme ihtiyacı duyacağını da pek anlayamıyorum. Bilahare sevenlerine saygım sonsuz, o ayrı. Access Granted delişmen bir şarkı bu arada.

6,75-/10