14 Ağustos 2018 Salı

Summoning - With Doom We Come (2018)

Ufak tefek değişikliklere rağmen asla çizgisinden sapmayan bir albüm bu. Aynı sözleri güzide grubumuz için de söyleyebiliriz. Grubun iki üyesi Protector ve Silenius'un grubun geleceği hakkında biri geleneksel diğeri daha ilerici fikirlere sahip olması, bu iki ismin politik olarak bile zıt kutuplarda bulunması ve belki de kayıtlarını bile birbirlerinin yüzünü görmeden tamamlamaları , konser dahi vermemelerini hatırlarsak belki de bu ikiliyi grup değil uzun soluklu bir proje olarak nitelendirme daha doğru olur, bugüne kadar yaptıkları işte onları bu kadar başarılı olmalarını bir mucize kılıyor. Ama bu kayıtta o gerilim bir noktaya varmış durumda. Daha melodik, belki biraz daha az bumbastik ritimli, lakin uykuda mırıldansalar bile kolayca varacakları epik atmosferi kaybetmeyen bir albüm. Beste olarak yapmadıkları bir şey değil, hatta biraz gölgesinde. Bu kapıdan ne kadar ekmek çıkar bilinmez ama başka bir başyapıt ortaya koyacaklarını sanmıyorum bu noktadan sonra. Ha, dediğim gibi yaptıkları her işi gözlerim kapalı dinlerim o ayrı, isteseler de kötü müzik yapamayacak müzisyenler bu arkadaşlar. Ama heyecanı kaybediyorum yavaş yavaş.

7,50++/10

12 Ağustos 2018 Pazar

St. Vincent - St. Vincent (2014)

Son albümüne göre çok daha tempolu ve catchy dile pelesenk bestelerle dolu bir çalışma. Hala geleneksel anlamda pop diyemeyiz. Altyapılarda rock elementleri de kullanmı. Hava, su, toprak ve rock. Bence gayet keyifle dinlenebiliyor. Yalnız  kendi içinde fazlasıyla tutarlı ses olarak kimi zaman hangi besteleri daha fazla sevdiğinize karar bile veremiyorsunuz.

7,50+/10

Bruce Dickinson - The Chemical Wedding (1998)

Son yıllarda buna benzer bir heavy metal albüm yapıldı da biz mi dinlemedik? Vallaha bu tarzda arayışlarımı azalttım, ultra cilalı prodüksiyonlar, zorlama vokaller biraz uzaklaştırdı beni. Sonuçta bu efsane albümü dinleyerek kulağımın pasını attım. Bilakis herkes Bruce Dickinson'ın gırtlağına sahip değil, çok da zorlamamak lazım. Söyleyeceğim tek şey albümün ilk yarısı daha bir şeker şükela.

8,25/10

11 Ağustos 2018 Cumartesi

August Strindberg - Inferno

Ağır arıza bir ağbimizin 1897 yılında yazdığı ve paranoyalarla, manevi arayışlarla, hezeyanlarla ve
hayallerle daha doğrusu kabuslarla dolu  hayatından bir kesitini anlattığı, yeraltı edebiyatının öncülerinden bir roman bu. Encore Yayınları'nın Duygu Çağı Kitapları serisinden okumadığım son kitap buydu sanırım. Nedense hem bu seri hakkında hem de kitapta yazar ve eseri hakkında bilgilendirici şeyler bulmak zor. Ama gözardı edilmiş kışkırtıcı eserlere eğilindiğini söylemek mümkün. Romanı okumak ise gayet büyük bir çaba gerektiriyor. Karakter ve yazara öykünmek, onunla iletişim kurmak zor. Sorunlu bir akılla frekans uyuşmazlığını ancak romanın yarısında çözebiliyor ve sonunu merak ediyorsunuz. Yine de kehanetler, sanrılar ve gerçekler arasında somut anlamda elle tutabileceğiniz bir çapa bulmak zor.

10 Ağustos 2018 Cuma

Khruangbin - Con todo el mundo (2018)

Çok alışageldiğim bir tür değil. Kesin olan bir şey var ki tam bir yaz albümü. Saykedelik rock diyebiliriz. Ancak hem tonlarda hem formlarda funk özellikleri baskın geliyor ve hatta nostaljik soul. Baştaki doğu ezgili süper ötesi Maria Tamben ve ona yakın bir derece de Lady and Man haricinde chill out'tan hallice mood bestelerin fazlalığı ya da diğer bir deyişle tempo düşüklüğü ki bu şarkıların sözsüz olduğunu da bir kenara yazarsak, yazmayıp akılda tutsak da olur ya neyse,  kaydın zayıf tarafını oluşturuyor. Bu değişkenlik güzel bir şey diğer yandan, sadece denge daha profesyonelce ayarlanabilirmiş gibime geldi. Ben olur verdim dalgalı kur piyasasındaki heyecanın ardından şarabın yanına güzel gidiyor.

7,25/10

8 Ağustos 2018 Çarşamba

A.C.E. - Cactus (2017, Single)

Hızlı elektronik dans müziği ritimleri üzerine K-pop harmonisi, ilginç ve keyifli bir ikili olmuş. Neyse ki bu debü tekli sadece bu şarkı ve onun sözsüz versiyonunu içermekte. Benzer tarzda şarkıları arka arkaya dinlemek baş ağrısına yol açabilir nihayetinde. Agresif temposuna rağmen nispeten incelikler de barındıran, synth ve beatlerin ses rengi gibi, Cactus ile grup sıkı bir giriş yapmış K-pop dünyasına. Yüzlerce emsaline göre daha ilk adımlarında iddialı bir soundu yakalamış görünüyorlar. Takip eden teklileri Callin' de ise geçiş kısmı ve nakarata saklanmış bu karakteristik soundları. Son teklileri Take Me Higher ise bayağı bayağı bir kopuş sergiliyor. Yine de vasat üstü emsal grupların tekrarına düşmemişler. Dediğim gibi bu çıkış parçasındaki hiperaktif tarzlarını bir kayıt içinde klonlamak zor iş.

6,75-/10

7 Ağustos 2018 Salı

Neurosis - Times of Grace (1999)

Sludge metalin öncü gruplarından Neurosis'in bu kaydı 6. albümleri olmakta. Ben post-rock ile daha haşır neşir oldukları ve tabi ki daha az beğenildikleri dönemi tutmakla beraber burada da atmosferik post metalik hava ile sertliğin buluştuğu bir noktada bayrağı dalgalandırdıklarını rahatlıkla duyabiliyoruz. Şarkıların bir çoğu orasından burasından hoşa gidecek enstantaneler sunmakta. Özellikle breakdownlar pek bir şık. Ayrıca trombon, gayda, keman gibi dokunuşların katkısı da es geçilmemeli. Yalnız şunu anladım ki dinlemesi de dönemlik bir çalışma bu. Yağni tansiyonumun bir çıkıp bir düştüğü şu sımsıcak samimi günlerde dinlemesi ayrı bir çaba gerektiriyor. Pek de yaza uygun olduğunu söyleyemeyeceğim hülasası bu.

7,50+/10

6 Ağustos 2018 Pazartesi

The Gathering - How to Measure a Planet? (1998)

Bir Nighttime Birds değil. Sound olarak zararsız, atmosferi güçlü bir çalışma. İkinci sidileri bu açıdan bir nebze de olsa sertliğiyle benim için daha tatmin edici. Uzay efektlerini de yansıtan ambiyatik kısımlar es geçilmemiş. Kulağa bugünden baktığımızda risksiz bir kayıt gibi gelse de gününde değişikliklere açık besteleriyle, elektronik ambiyansla flörtüyle bayağı ses getirmişlerdi.

8,0/10

Robert Moor - Patikalar Üzerine

Evet, kitap tam da patikalar üzerine. Karıncaların, fillerin ve bilimum hayvanın patika açma yetisini takiben neredeyse evsiz gibi hırpani görünüşlü büyük Apalaş dağı yürüyüş yolundaki insanlara değinen, tarihten güncele bir çok hikayecikle örülü okuması keyifli bir kitap. Yalnız elli sayfaya sığdırılacak konuyu yazarların yüzlerce sayfaya sığdırabilme yeteneklerine ayrı bir hayranım. Her ne kadar dilimden düşürmesem de menzile değil yolculuğun keyfine varacaksın düsturunu içselleştiremediğimin bir kanıtı olarak durmakta kitap bir yandan da. Kısacası bir miktar gereğinden uzun olmanın sancılarını taşımakta.

5 Ağustos 2018 Pazar

Richard K. Morgan - Değiştirilmiş Karbon

Tatiller olmasa artık kitap okuyamayacağım. Arka arkaya kitaplarımı bitirmem için yine güzel bir fırsat yakaladım bu sene de. Değiştirilmiş Karbon diziye de çekilip belli miktarda dikkati üzerine çekmiş bir yapıt. İkinci cildini okur muyum, emin değilim. Çünkü dizisine başlamayı düşünüyorum. Enginlik serisinin ilk kitabından bir tık daha fazla hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Ya tercümesinden ya da modern bilimkurgunun ortaklıklarından bilemiyorum, İthaki'nin son bilimkurgu çevirilerini birbirine benzetiyorum, hatta alakasız Cebirci bile aklıma geldi. Ama en çok, konu itibariyle Zelazny'nin Lord of Light'ına benzettim. Yalnız Işık Tanrısı, Hint mitolojisi ile haşır neşir olması sebebiyle daha iyiydi.
Romanın konusu insanların bedenen öldüğünde anılarının aslında ruhlarının demek lazım, harddisklere kaydedilerek veri bankalarında saklandığı uzak bir gelecekte geçiyor. Bedenler ise alınıp satılıyor. Zenginler her öldüğünde yeni ve tabi dipdiri bedenlere upload oluyor. Hapis niyetine de senelerce zihniniz bu bankalarda saklı tutuluyor. Yıllar sonra yeni, genelde daha pörsük bir bedenle topluma geri dönüyorsunuz. Gerçek ölüm ise ensenizdeki çipin silahla patlatılmasıyla gerçekleşiyor. Kitabın başarısı ise günlük hayatı değiştirecek böyle büyük bir normsal gelişmenin iyi aksettiriliyor olmasına dayanıyor. Fakat bu yeni yaşam tarzı her ne kadar aşk, aile gibi insani öğelerle ara ara yumuşatılmaya çalışılsa da getirdiği yabanilikle, acımasız düzeniyle hoşuma gitmedi. Hikaye intihar ettiği polis kayıtlarına geçen bir zenginin, arkadaş her gün zihnim güncelleniyor ve yeni bir beden bulabiliyorken niye intihar edeyim ben diye sorgulaması ve cinayet soruşturması için özel bir ajan olarak kahramanımız Kovacs'ı kiralamasıyla başlıyor. Son güncelleme tarihi ile ölüm tarihi arasındaki günde ne yaptığını hatırlamadığı için intihar bile olsa sebebi araştırılmalı elbette. Bundan sonrası Agatha Christie tadında dedektiflik tahkikatına dönüşüyor ve ardı ardına gizemlerin peşine düşüyoruz. Sürükleyici bir okuma sunmakla beraber atmosferin rahatsız ediciliği, şiddetin fazlalığı kaldırılması zor gerçeklik olarak okuyucuyu karşılıyor. Sinematik etkiyi yaratmada bu manada başarmakta.

Dernière Volonté - Toujours (2007, EP)

2 şarkıyla nasıl Ep oluyor anlamadım. Martial industrial ki ne zamandır dinlememiştim, türünü bekliyorken ki grup bu türün temsilcisi olarak biliniyor, bildiğin Fransızca synthpopa maruz kalmam da pek hoş olmadı. Hayır gerçekten şarkılar çok hoş. Ama iki şarkı 7-8 dakika, değerlendirme yapabilmek için çok yetersiz veri. Bu yüzden biraz gıcıklık yapıyorum.

6,75+/10

4 Ağustos 2018 Cumartesi

B.I.G. - Hello Hello (2017, Single)

Arka arkaya çıkış yapan Kore pop gruplarından biri de B.I.G. Aslında ara verdikleri bir dönemden sonra bu tekli ile yeni bir çıkış yapmışlar. Yine de isimlerini çok duyurabildiklerini söyleyemeyiz. Halbuki 1.2.3. namındaki şarkıları var ki türün klişelerini de aşan 80'ler popu havasıyla ve tempolu olmasına rağmen taşıdığı nostaljik hüzünle (nostalji her zaman hüzün barındırmaz mı?, nostalji gelmiş geçmiş zamandır, geri gelmeyecektir) evrenselle buluşabilen süper bir şarkı güme gitmiş durumda. Bu kayıtta vasatın azcık üstü K-pop şarkıları ve gerçekten kötü enstrümantal miksler de yer almakta.  Toplamda 6 şarkı neden EP olarak çıkarılmamış bilmiyorum. Ancak görünen şey şu ki tek şarkı (1.2.3.) bu kaydı kurtarmaya yetmiyor. İki üç şarkıdan oluşan bir single kafiymiş. K-pop yapımcıları NCT-U nun 7th Sense şarkısında olduğu gibi tür dışına çıkıp etkileyici bir iş çıkardıklarında panikleyip güvenli ve sıkıcı limanlara geri dönerek ellerindeki fırsatı tepiyorlar. Ama değil mi ki K-pop zaten bu klişelerle namını dünyaya duyurdu? Neyse 1.2.3 klibiyle dinleyiniz.

6,75-/10

3 Ağustos 2018 Cuma

Brigitte Bardot - Harley Davidson (1967, Single)

Brigitte Bardot benim için bile ski bir isim. Sanırım Fransız aktrist idi ve zamanında güzelliğiyle ortalığı kasıp kavurmuş idi. Grülüyor ki bir sürü de şarkı kaydetmiş. İki tanesi de bu teklide. Harley Davidson ve Contact. Okuduğum kadarıyla da oldukça beğenilen şarkılar Fransız popu namına. Bana ise biraz çocuk şarkısı kıvamında geldi. Kısacık süreleri ile de çok iyici idrak edip anlayabildiğimi söylemek zor. Biz eski kafa metalciler şarkıya değil de albüme odaklanıyoruz çünkü. Kayıt bu kadar kısa olunca konsantre bile olamıyorum. Neyse ki telaffuzu boğulurcasına gırtlaktan gelmiyor. Hatta Fransız olduğuna emin miyiz?

5,75/10

2 Ağustos 2018 Perşembe

Dinah Washington - What a Diff'rence a Day Makes! (1959)

Cazdan popa müziğin evrimini gözlemleyebilmek için güzel bir örnek. Elbette Frank Sinatra gibi çok daha tanınır isimler de mevcut. Lakin albüme ses veren sanatçının hoşuma giden bir özelliği var ki bu kaydı benim tarafımda önerilir kılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse güçlü kadın vokaller hele de Allah'ın verdiği bu lütfu sonuna kadar kullanmaktan kaçınmadıklarında, bana bir noktaya kadar itici geliyorlar. Dramatik iniş çıkışlar, volümün yüksekliği rahatsız ediyor. Dinah teyzenin de sesi inanılmaz güçlü. Ancak sesini kontrol etmesini, abartmamayı çok iyi biliyor. Ne bayıltıcı derecede , ne de yerinizden hoplatıyor, tam ayarında. Üç beş de melodisi güçlü şarkı olduğu mu , Cry Me River, It's Magic gibi yeme de yanında yat. Deniz kızı back vokaller de üzerinde vişnesi, çileği.

7,75/10

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Todd May - Deleuze: Bir Birey Nasıl Yaşayabilir?

Antik felsefede bu soru 'bir insan nasıl yaşamalıdır?' şeklindeydi. 18. yy sonlarında 'bir kişi nasıl eylemelidir?' sorusuna evrildi. Nietzsche'nin ellerinde ise 'bir birey nasıl yaşayabilir?' e, aşkınlıktan azade. Bu soruya Foucault ve Derrida'nın cevabı benzer olsa da farklı saiklere sahiptirler. Varolanın araştırılması olarak bilinen ontolojiyi Foucault insan varlığının temel doğasını tanımadığından tümüyle reddeder. Yani Foucault varlık sorusuna ilgisizdir. Derrida'nın reddi ise dilsel sebeplere dayanır. Ontolojinin 'bir birey nasıl yaşayabilir?' sorusunun zehri olduğu konusunda hemfikirdir. Ancak özdeşliğin değil farkın bakış açısına dayanan bir ontoloji yorumu çözüm getirebilir Derrida'ya göre. Yeni ihtimalleri aralayan, fırsatları tecrübe eden, keşfe dayalı, kaçış çizgileri arayan bir hayattır önerilen. Spinoza'dan içkinlik düşüncesini ki varlığın tek anlamlılığıyla aşkın Tanrı'yı geride bırakır, Bergson'dan da zamansallık kavramını 'töz süredir, bütün kipleri içinde daima var olan virtüeldir', 'süre kendi kendisiyle farklılaşan şeydir' ve Nietzsche'den ebedi dönüş kavramını felsefesinde kurucu öğeler olarak alır Derrida. Töz sabit bir özdeşlik değil, oluştur. Tözün kıvrılması ve açılması, sürenin edimselleşmesidir. Dönüşse oluşun varlığıdır. Yalnızca oluş vardır ve oluş ebedi dönüştür, farkın kendisi ebediyen tekrar eder.
Politik düzlemde makropolitika yerine farka yanıt veren mikropolitika yanlısıdır Derrida felesefesi. Aile-meslek,iş-tatil,okul,ordu gibi molar - katı kesit çizgileri yerine de esnek moleküler çizgiler yeğ tutulur. Bir de kurucu role sahip toplumu oluşturan kaçış çizgileri vardır: sanki bizi alıp götüren, kesitlerimizi ama aynı zamanda eşiklerimizi çaprazlayıp bilinmeyen, öngörülemeyen ve önceden mevcut olmayan bir istikamete yönelten çizgiler. Hem bir yurdun var olmasını sağlayan hem de onun karasal niteliğini bozan içkin bir yersiz-yurtsuzlaşma hareketidirler. Örneklerden biri olarak da kitap, son yıllarında doğaçlama eserlerle müziğinde arayışını yetkinleştiren caz sanatçısı John Coltrane'in yaşamını okuyucuya sunar.