13 Ağustos 2020 Perşembe

Mabel Matiz - Maya (2018)

 

"Sezen Aksu'nun 1991'de çıkardığı Gülümse'den sonra, Türk pop müziğinin en iddialı ve ses getiren albümlerinden biri" 

Kendi istemi dışında sürüklendiği saçma ve de sapan tartışmayı bir kenara değil bayağı gerilerde bırakırsak şarkıcının ses rengi ve yayvan söyleme tekniği pek de benlik olmadığı için ara ara Sultan Süleyman gibi şarkıları dikkatimi çekse bile oturup da kendisini adamakıllı dinlemeyi daha önce hiç aklıma getirmedim. Amma burada öyle bir parça var ki kendileri Çukur olur, bir ufak açtırır. Hani illa ki olur ya dinlerken bir parçayı, eleştirmen kesilirsiniz, işte şurası şöyle olsaydı muhteşem olurdu, burası böyle olsaydı fantastik olurdu dersiniz. Müjde müjde size, bize ve yurtdışındaki temsilciliklere! Çukur'un eksiği, tersliği yok. Neyse ki beni irkilten tarzı, folklorik (sözlere bakınız) bir yönden saykedelik popa çeşitlilik gösteren akacak bir yol bulmuş kendine. Zira 20 küsur parça ve 1 buçuk saati aşan sürede odaklanmak zor olurdu. MGMT ve Empire of the Sun'ın Türkiye yerelliğine taşıyor benzetmesi yapmak isterim. Üstelik ilmek ilmek dokunduğu belli güçlü besteler, usta bir ekibin de emaresini taşımakta. Boyalı da Saçların, A Canım, Mendilimde Kırmızım Var böyle şarkılar. Ancak kişisel bağlantı kurabileceğiniz misal Çukur demiştim ama Yaban da yabana atılır cinsten değil, şarkılar da mevcut. Ha, albümün süresi bu kadar uzun olunca kaydın sonuna doğru bestelerin bir gelgitli hale dönüştüğü de aşikar. Sonuç olarak Türk popu son seneler alternatif seslerin yükselişi ile kan tazeliyor, dünyadaki pop da hakeza öyle. Güzel takip edilesi işler çıkıyor. Maya, sanatçının magnum opus'u olup tarihte emsalsiz yerini mi alacak yoksa sanatçı Maya'yı tarihteki yerinde bırakıp sollayıp geçecek mi, zaman gösterecek. Biz iyi dileklerimizi kendisine gönderelim, dinlemesi gayet keyifli, şiir samimiyetindeki çalışması için.

7,50+/10


5 Ağustos 2020 Çarşamba

Cult of Luna - A Dawn to Fear (2019)

Bu albüme alışana kadar canım çıktı. Şimdi de bırakamıyorum, kulağıma dolandı iyice. 
Tekrar eden melodileri ton hoplataraktan  kreşendoya bağlayan ve yavaş bir tempo izleyen ve dinleyenleri ağır atmosfere boğan bir formülü izleyen grup yavaş yavaş bu formülü tamamıyla da terketmeden yeni sulara kulaç atıyor. Rifflerle bezeli teknik komplike progresif bir durgun bir çalkantılı dalgalarla boğuşuyoruz. Benim için hala fazla depresif, vokal fazla zorlayıcı, boğaz pastili versin biri yafu, tempo fazla süründürücü. Ve maalesef bu sınırı hiç bir zaman aşamayacağım. Bir bakıma kaydın kendisi sürüm sürüm süründürüyor. Sanat filmi gibim bir şey, ter dökerek imtihan ediyorsunuz ama kalıcı bir iz de bırakıyor. İğne iğne emek harcanan besteler endişeye mi gark eder, panik atak mı uyandırır bilmem ama değişik duygularla tanışacağınız kesin. Örneğin ben dışarıda katil gibi yürüyordum bunu dinlerken. Lights on the Hill, Nightwalkers gibi sıkı ve haysiyetli parçalara dikkat diyelim. Zamanınızı ayırın, pişman kalmayacaksınız. 

7,75-/10

30 Temmuz 2020 Perşembe

Metin Altınok - Bir Acıya Kiracı

Göğsümde ne ondurur,
Ne oldurur bir yürek.
Ben alevi giydim de
Künyeme külü
Adım diye geçirdim.

Acı ortak paydası şiirlerinin ama ölüme hasret değil, hayatın yalın ifadesi, bir kabulleniş. Başlarken de bitirirken de acı ve mutsuzluk hali daim, bize belki bir nebze usandırış.
Yüreği nice güzlerden, ince hüzünlerden örülmüş şairin vedası da alevler içinde acıyla katmerleşerek oldu maalesef.

Eser verdiği dönemde halk şiirinden, desenlere, gazelden soneye farklı biçimlere de değinen şairin ilk eserindeki Gezgin bölümü bastırılıp cepte taşınası güzellikte, benim için.

ÖNDEYİŞ

Yeni bir ülke yoktur,
Diyor o ünlü şair;
Ne de yeni denizler.
Nereye gitsen bu kent,
Seni peşinden izler.
Ama gitmektir benim
Yenilmezliğim dünyada.
Ve ben durmaz giderim,
Bu can tende durdukça.

AMAÇSIZ BİR GEZGİN

Çıplak bir at, uzak, dizginsiz.
O kuytu ve sıcak ev uzak;
Uzak göğüme, denizlerime.
Haydut bir gecedir bağlayan ellerimden,
Beni bu atın yelelerine.

Bir yenilginin geniş, barbar göğünde
Başımı usulca önüme eğdiğim,
Atımı ürküten hey şeydin.
Ne iyiydin;
Kemikli sırtıma paltom gibiydin.

Böyle garip bencileyin,
Böyle yayan yapıldak,
Yani amaçsız bir gezgin.
Geldiğim şu dağlar boyuydu,
Yüzünüz kadar ırak gittiğim.

ACI

Acı, gittiğini geri dönen yavaş at,
Gizli ve tekinsiz öksesi yaşamanın.
Umulmadık sevinçleri tattıran bize,
Renklendiren bir kuşun kanadını.
Ve gece söküp gündüz örerek,
Var gibi gösteren hiç olmayanı.

Gelirler tüyden adımlarıyla
Ve aşk ve mut ve başkaları.
Duyulur içten içe değişmez acı,
Komaz ansımaya yanıltıcı yanlarını.
Ve bizim o insancıl yaramız,
Açılır bir gülün yapraklarını.
Yüreğimizin kanayan gergefinde,
Delerek acının gerilmiş kumaşını.

SONRA GİT

bunları yap, sakın unutma,
mum yak bir aşkın sıcak anısına,
suyla hesaplaş, rüzgara sür yüzünü,
cesedini bul bir yokuluğun kıyısında.
bunları yap, sakın unutma.

yasını tut, günlerce ağla.
mandalı düşmüş bir kapak
göğsünün kuşsuz kafesinde,
tak tak vururken sızlayan boşluğuna,
yasını tut, günlerce ağla.

sonra git yeni bir aşkı bulmaya,
bir yağmur sonrasının
duru aydınlığında,
yıkanmış avlun, dinmiş uğultunla.
sonra git yeni bir aşkı bulmaya.

***
KİRACIYIM BİR ACIYA

Sen ey kendiyle yetinen!
Fosforun yeri gece,
Ne yapar gecesiz ateşböceği?
Belki anlamsız ve delice
Kumrunun inanılmaz yuvası
Bir direğin tepesinde.
Ama boşluktur biraz da
bir kuşu biçimleyen,
Bence böyle, seni bilemem.

Sen ey kendiyle yetinen!
Ne derlerse desinler
Su eğimine gidecek.
Sen şaraba banılmış ekmek!
Deltasıyız bütün sözlerin
ve söz sonunda bak nasıl
senle bana gelecek.

Sen yarım kalmış bir aşkın
Kaçınılmaz sürgünü,
Katlanan göğsündeki kayaya,
Sen orda şimdi bir hüznü köpürt,
Ben bir çocuğa su vereyim burada,

Ben ki kiracıyım bir acıya.
Sen imzalarsın sabah akşam
Defterini bensizliğin,
Bense kanla öderim
Kirasını kaldığım evin.
Bir takvimi tersten açardık,
Eğer isteseydin.

Sen ey kendiyle yetinen!
Artık suyumuz bulanık,
bir güneş bile olsa sonunda,
yolumuz kırık, önümüz karanlık
ve ağır tuğrası alnımızda
padişah yalnızlığın,
ama yine de umudumuz kalabalık…

***
ORMANLARIN GÜMBÜRTÜSÜNDEN

Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden.

Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramafon sesinden.

Bir yüzük serçeparmağım için,
Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.

Bir yüzük yaptım terli bir yüzük,
Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden.

Yanmasını bilen bakır bir yüzük,
Evime akım taşıyan elektrik telinden.

Bir yüzük yaptım, bir yüzük ki;
Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden.

***
ÖLÜMDEN KONUŞACAKTIK

Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık,
İntiharın ebruli ipliğiyle
Bir düğün gecesinde senin
Yakası işlemeli giysinden.
Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen
Örtüler satan bohçacı ölümden.
Boynuna taktığın eğri taneli
İki sıra inciden konuşacaktık,
Seni ürküten tren sesinden
Ayı gölgeleyen tekinsiz gecede
Karşımıza apansız çıkıveren
O ihtiyar dilenciden.

Gel ölümden söz etmeden önce
Bir şeyler içelim seninle.
Buğulu bir bardağın içinde,
Buzlu ve limonlu votkayla birlikte
Konuşalım ölümden,
Bir samanyolu olsun masamızın üstünde.
Hadi gel konuşalım,
Sulanmış bir taşlığın serinliğinde.
Akşam sefaları içinde,
Bir masa, birkaç sandalye
Ve ikimiz ölümden konuşalım,
Senin ağzında gül, benimkinde menekşe.

Yarına var mısın söyle?
Doğacak çocuğa, çığlığa, ishak kuşuna,
Rüzgarın savurduğu tohuma,
Kavağın pamuğuna var mısın,
Bir ağacın kavına,
Deri değiştirmesine yılanın,
Kozadan çıkan kelebeğe,
Hatmiye, atkestanesine?
Hadi gel öyleyse ölümden konuşalım.
Belki de tümüyle aykırıdır gerçeğe,
Ama ne olursa olsun biz yine
Ölümden konuşalım seninle

Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde.
Bir bardak çatlarsa durduğu yerde,
Bir aşk ansızın biterse,
Ayna kırılırsa yüzünle birlikte,
Zamanıdır konuşmanın ölümden.
Bir çiçek olağanüstü güzellikte
Açıvermişse bir sabah,
Bir topal aksamadan yürümüşse,
Hadi gel ölümden konuşalım;
Yüzünü al basmış hasetçiden
Ve onun elindeki kuru değnek bile
Filizlenir sevgimizden.
***
YOL ŞARKISI

– Eskiden bir sesim
Vardı benim;
Şimdi uzakta.
Çınlar belki
Bir köprünün altında.

Yitirdiklerim de oldu
Kazandıklarımın yanında.

Eskiden bir yüreğim
Vardı benim;
Şimdi uzakta
Çarpar belki
Bir çocuğun odasında.

Yitirdiklerim de oldu
Kazandıklarımın yanında .

Bir ben kaldım şimdi
Tek yakın bana .
Ama ben eskiden de
Hep böyle
Yalnız çıkardım yola
***
DEDİM-DEDİ

- Ceyhun ağabey- dedim - Gün nedir?
- Geceye varandır - dedi.
- Ceyhun ağabey - dedim…
- Oğul dinle - deyip kesti.
- Gün ve gece boş bir sayfadır - dedi.
- Yaz yazabildiğince,
Aşkı, mutluluğu, sevinci. -

Dedim - Ölüm senin için tozlu yol oldu.
Bozkırlar, köyler, istasyonlar
Yolunu gözler oldu.
Ceyhun ağabey, sen yollara düşende
“Hüzün geldi baş köşeye kuruldu” -
- Oğul dedi- Yaşam nedir?-
- Sevgi- dedim, bakışları duruldu.

- Evet - dedi - sevgidir -
Günü geceye bağlayan
Ve geceden damıtan yeni bir günü. -
Dedi ki - Sevgi bağışlamaktır -
Ceyhun ağabey bağışladı ölümü.

**
Bir yerden uzaklaştıkça,
Yaklaştıkça bir başka yere;
Daha iyi anlaşılır bir gurbetçinin
Neden her zaman bir kedi vardır gözlerinde.
Ve neden kendisinden büyüktür elleri,
Bir güvercin gezinir gölgesinde.
 (Çatlak)

**

Yani bilirdim bir kamyon şoförünün
Göğsündeki motor sesini,
Uykuda bile dinlediğini.
Yüzünde hasret belirtileri bulunan biri,
Koynunda taşırdı bir aşk hikâyesini
Kabuk bağlamış muska gibi.
(Muska)

**

Şu bizim dışa dönük gözümüz,
Bir daldan bir orman çıkaran
Usumuza her zaman.
Şu bizim bulup seçen gözümüz,
bir kuşu yüzlerce yapan.
Bir kanatla göğünü durmadan kımıldatan,
Bak çapak tutmuş sevgiyi çoğaltmaktan.
(Göz)

**
Bir tüy kalır geriye senin bittiğin yerde
(Mekik)

***
Özenle boyadım ipliğini sevginin,
Gidip de bulamamanın incinmiş rengine.
Sisi gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirdim,
Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını,
Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim.
Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki buradan nereye giderim.
(Sis)
***
Tüylenir sıcaklığı hüzünle nefesinin,
Bir kuş olur hohlasan avuçlarında.
Öyle uslu ki farkına bile varılmaz,
(Bir Hüznün Dokusu)
***
Konuş, durmadan konuş
Sesinin yumuşak kavı
Sevgiyle parlatsın
Bütün anlamları.
İşte bak sözcükler,
Senin ağzınla seslenmek için
Bekliyorlar sıralarını
(Sesinin Yumuşak Kavı)

***
'Mutlu aşk yoktur dünyada'
Seninle benim aşkımız bile olsa
(İlk Atlas)
***
Bir at tökezler yüreğinde,
Korkuyla havalanır kuşların hepsi.
(Telgraf Direkleri)
***
Göğsünde bir kuyudur
Uğuldayan durmadan
***
Soluğuna bir küçük kuş tünemiş, gölgen yıldız dolu
gökyüzünden biçilmiş.
***
Başa dönelim biraz da,
Hep başa döneriz;
Belki bir çay bardağına,
Sıcaklığa, tutuşa, dokunmaya,
Ne güzel anımsarız geçmişi,
Kendi yalanımızla.

(Nasıl da Eskimiştir)
***
Ne kadar tıkasan kulaklarını,
Duymamaya çalışsan
Göğsünde bir titreşimdir konuşmaları.
Görmesen seslerden anlıyorsun.
Kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı.
(Rüzgarın Yırtık Yeri)

**
Öyle biriyim ki;
Geceleri uykusuz
Kuyuları dinleyen
***

Oysa ben kaç yıldır,
Kaç acı eskittim..
Unuttum
Kaç ölüm gördüğümü.
Bir omuzumun
Alçaklığı ondandır;
Taşıdım kaç kişinin
Kanayan tabutunu..
***
Gün bitti sevdiceğim;
Geriye kalan posa.
Bu serin güz akşamında
Geç otur karşıma sessizce,
Devam et ördüğün hırkaya.

***

dizinin üstünden sarkan elin,
çözülüp akacaktı neredeyse
su gibi uyarak eğimine yerin.

***
Yaşamak şakaya gelmez ciddi bir iştir.
Ancak bunu bilenler.
Hayatı bazen hafife alır.

***
insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya.

**
Bilmiyorum bir turnadan
Acaba kaç şiir çıkar
Ama senin şiirinden
Kalkan turnalar
Mutlaka bir halkın
Solgun tarihine konarlar

***

Ben alıştım elin
Alkış tutmasına,
Küfüne emeğin,
Akarsuyun pasına;
Yüreğime ısırgan
Bir hüzün de dolsa

**
leylakça bir zamanda

**

Ve de ki ben şimdi
Bir paslı fermuarı
Çekiyorum geçmişime
Açılmamak üzere
Sıkarak dişlerimi
Mayhoş bir hüzünle

**

Kimbilir hangi denizin tohumu
gözlerindeki
bu
duru
burgaç
mavi
**
Kaç bin yıllık çamurdur kişilikleri

**

Gönlümdeki sevda seli taştan taşa atladı;
Ne kadınlar sevdim de haberleri bile olmadı.
**
Boş bir mermi kovanı
Sizce nasıl uğuldar!

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Altan Urag - Nation (2010)

Gırtlak türkülerini sadece Tuva milleti tutturmuyor. Moğol halk müziğinin de ayrılmaz bir parçası. Bu albüm vasıtasıyla yüzümüzü Moğolistan'a dönüyoruz. Folklorun biraz daha Çin etkisine girdiğini duyabilmek mümkün. Kayıt biraz dengesiz, bu tür içinde daha önce de rastladığım gibi halk türküleri ile gırtlaktan söyleme tekniğinin yetenek şovu arasında kopukluklar olabiliyor. Bu da müzikal akışı bozabiliyor ve neticede bazı anlarda belgesel bir kayıt dinliyor gibi hissedebiliyorsunuz. Onun dışında kayıt kalite olarak keskin ve yine bazı anlarda tüyler ürperten doğallıkta.

7,25/10

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Saba Alizadeh - Scattered Memories (2019)

Ambiyans müziğini destekleyici etmenleri olunca beğeniyorum. Örneğin Fallout oyun müziği kıyamet sonrası atmosferi iliklerinizde hissettiren tedirgen edici bir deneyim sunar. Fallout evreni amerika'da geçiyor da dünyanın geri kalanı ne durumda acaba? Ortadoğu'dan, tam olarak söylemek gerekirse İran'dan cevap geliyor. Ürkütücü boş şehirler arasında yürüdüğünüzü hissetmeniz için görsel bir araca ihtiyacınız yok, bu albüm yeter. Yürüdüğünüz coğrafya da buralara gayet yakın.

8,0/10

23 Temmuz 2020 Perşembe

The Seatbelts - Cowboy Bebop (1998)

Gelmişin geçmişin en iyi anime dizilerinden Cowboy Bebop'un dizi müziği tek bir grubun elinden çıkmış bulunmakta. Bu geniş kadrolu grubun varoluş sebebi bu  dizi mi bilmiyorum ama kayıtlarının tümü bu anime ile ilgili. Tümevarırsak eğer, demek ki tam da öyle. Çok farklı hatta birbiriyle uyumsuz tarzda şarkılar genelde big band caz temelli olmakla birlikte blues, western, etnik new age hatta reggae dokunuşlarını sergiliyor. Adrenalin hoplatan agresif ama eğlenceli bir tempodan kuul bir atmosfere daldığınız da oluyor. İbre çoğunlukla ilkinden yana tabi. İşte bu çeşitlilik neticesinde TV müziği, soundtrack gibi sıfatları hakikatten de hak etmekte. İster istemez o etkileyici dizi ile  bağlantı kurmaktan kaçınılamadığı için belki de fazlasıyla paye biçiliyor. Bağımsız bir gözle bakıldığında ise çılgın, etkileyici, gösterişli, maceracı arayışçı (sound olarak da), eğlenceli ancak biraz sığ ve her yerde bir çalışma gibi.

7,75/10

19 Temmuz 2020 Pazar

RETRO: Lacrimosa - Angst (1991)

Biz gençken yani doksanlarda mutsuzluğu değişik tonlarda hissedebilmek için bünyeye depresyon aşılayacak grupları keşfe çıkar idik.İşin aslı bayağı bayağı mazoşistmişiz, demek ki keyif alıyorduk kuyunun dibinden baktığımızda, manzara daha güzeldi sanki. Şimdinin sığlıklarında bizi oyalayacak şeyler de sınırlıydı o zaman. Lacrimosa da böyle deli bir grup, dramayı abartıp ara sıra teyatralliğe vardırsa da, pamuk prensesin üvey annesini vokale yer yer katsalar da benim için değerli bir gruptur kendileri. Synthin katmanlaştırdığı atmosferik depresif klasik müzik etkileniminde gotik bir şeyler. Duyar gibiyim metalik bir şeyler ekleseler ne güzel olur dediğinizi. Onu da yapacaklar. Ama bu çıkış albümlerinde ambiyansı gazlamayı tercih etmişler. O kadar zamanın ardından dinlediğimde hala sağlam bir kayıtla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebbilirim. Çünkü besteleri, seversiniz sevmezsiniz sizin tarzınızdır ya da değildir, ilmik ilmik örmüşler emek etmişler, bu çok belli.

7,50/10

11 Temmuz 2020 Cumartesi

RETRO :Mortiis - Født til å herske (1994)

Bu dungeon synth denen mefhumla kişisel bağlantımın zayıf olduğunu söyleyebilirim. Hatta merak ederim FRP tayfası yada işi gücü fantastik şeylerle uğraşmak olan insanların hayalgücüne hayalgücü katar mı bu, gerçekten de dinledikleri bir tür müdür? Sade bir synth ila icra olunan bu ambiyans müziğin tek ilginçliği bu değil. Bu müziğin kökleri black metal gruplarında canları sıkılan keyboardcu elemanlara dayanıyor. Eciş bücüş makyajlı fotoğraflarıyla goblinvari pozlar veren Mortiis de kısa bir süreliğine Emperor'da çalma şerefine ulaşmış türün öncüsü bir ağbimiz. İstikrarlı bir şekilde de ürün vermekte yıllardır. 25'er dakikalık iki parçadan oluşan bu kayıt inişleri çıkışlarıyla hiç de fena değil. ama senfonik çıkışlar yeterince yüksek değil.

6,50++/10

8 Temmuz 2020 Çarşamba

Dr. Skull - Rools 4 Fools (1992)

Sert müzik tarihimizde kült bir nişana kavuşan bu albüme başta ısınabildiğimi söylemem zor. Prodüksiyon gerçekten kötü. Sonrasında ise özellikle kayıtta bolca bulunan melodi ve riffler kulağımı pofuduk pofuduk sarmaladı. Grubu tanımlarken öne atılan Iron Maiden örneği doğru ama yetersiz. 80'ler hard rock'ından 90'larda öne çıkan alternatif seslere uzanan etkilenimler albümü renklendiren ikincil unsurlar oluyor.

7,50-/10

4 Temmuz 2020 Cumartesi

Deep Purple - Deep Purple (1969)

Hala bildiğimiz Deep Purple olmasa da bir adım daha yaklaşmışlar. Lakin özellikle klavyenin de etkisiyle barok aradurağında fazlaca takılmışlar. Mikrofonu bu albümden sonra Ian Gillan devralıp sertleşen soundun sesi olsa da bu ilk kadronun vokali de progresif baskın temaya uyumlu bir performans gösteriyor. Tema demişken grup her albümüne, ki ardı ardına çıkarsa da o yıllardaki diğer müzisyenlerin yaptığı gibi, kafa yorup derinlik katmakta, burada da folk ve klasik müzik üzerine inşa olunan progresif yönelim kaydı değerli kılıyor. Demem o ki yada demeye çalıştığım şey, bu albümün grubun sonraki döneminin gölgesinde kalması bir haksızlık. Sıkı ve dinlemesi keyifli bir çalışma.

8,0/10 

28 Haziran 2020 Pazar

ROME- Confessions d'un voleur d'âmes (2007)

Müzikseverler farklı seslere maruz kalıp farklı duygulara güdülendiğinde ayrı haz alırlar. Çoğu zaman benzer sound üreterek güven duygusunu pekiştiren grupların da ayrı bir değeri olsa da maksimum keyfe bakarsak kıymet değeri yeni keşiflerde daha yüksektir. Artık 5. kaydını dinlediğim grup nasıl oluyor bilmiyorum,  hala bu ikinci kulvarda yer almama başarısını göstermekte. Şu albümü dinlerken yine yeni bir şeyle karşılaşmışcasına heyecanlanıyorum. Dengesiz ve uğursuz ve tatilsiz şu günlerde serin sular efekti yaratıyor. Çalkantılı lakin bir tsunami değil ve soğuk ve karanlık bir deniz, hissettiğim. Kadehimi Rome için kaldırıyorum, seviyorum sizleri.

8,25/10

27 Haziran 2020 Cumartesi

Brockhampton - Saturation II (2017)

Grup 2017 senesi içinde peşi sıra üç Saturation albümü çıkarır. Black Eyed Peas tadında pop sosuna sulanmış hip/hop yapan ve gruptan çok kolektif izlenimi bırakan grubun bu serideki ilk albümü kıyasen az beğenilse de eğlenceli ve maceracı yüzüyle görülen o ki benim daha çok hoşuma giden olacak. Bu kayıt biraz daha ehil ve uslu. İşitsel manada öyle. Sözlerin bir kısmını ben bile anlıyorsam dinleyicisini uğursuz seks/uyuşturucu/para rap üçgeninden kurtarmak istediklerini varsayabiliriz. Oturup okuyacak enerjiyi belki de üçüncü kayıtlarına bulacağım, o yüzden teyit etmekten kaçınıyorum.

7,0+/10

21 Haziran 2020 Pazar

Grand Magus - Wolf God (2019)

Bundan sonra yeni işiyle piyasayı titretecek bir çalışma yapana kadar Grand Magus dinlemeyeceğim. Sanki  tabi oldukları kontratı bitirebilmek için kaydetmişler gibi gönülsüz, isteksiz bir şey bu. En çok kızdığım şey de deli potansiyelin boşa harcanması. Bestecilik konusunda grup dışından birisinden de yardım alabilirler. Biraz farklılık iyi gelecektir. Yine söylemek gerekirse kötü bir albüm değil, hatta bir kaç parça gayet sıkı. Ama o ağır ezici riffler sizi beklentiye soktukça bir yere bağlanmadığını farkedince, ohhm yolculuk menzilden daha iyidir ohmm diye diye kendinizi motive ederek meditasyona başlıyorsunuz. Daha azı olmaz.

6,50/10

19 Haziran 2020 Cuma

RETRO: Morbid Angel - The Beginning (Bootleg)

Grubun 1985 yılına ait provalarının korsan kaydını neden dinledim, hiç bilmiyorum. Garip, sadece gerçekten ve hakikaten grubun geçmişini öğrenmek isteyen metalkafa fanlarına tavsiye ediyorum. 2-3 şarkının bir kaç versiyonu bulunmakta, Demon Seed, Evil Spells felan. Vokallerden biri King Diamond olsa gerek, diğeri de thrashy.  Daha kadro oturmamış bile. Prodüksiyon kalitesini sormayın bile. Artıları şu ki enerjik ve belirgin aksediyorlar, hani diyorlar ya umut vaat ediyor. Diğeri de konuşmalar, değişik vokal teknikleri, amatörlükleri ve akustik parçası ile ilgi çekici bir gariplik sergilemesi.

4,0+/10

17 Haziran 2020 Çarşamba

Forgotten - Of Past and Passion (2019)

Forgotten ilk death/doom gruplarından biri. Dünyada değil güzel yurdumuzda. Demolarını felan hatırlıyorum sanki Şebek günlerinden. Bu güzel kapaklı albüm uzun süren duraklamalar, dağılma, gerileme, fetret ve yeniden kuruluş  dönemi gibi uzun süreçlerin ardından çıkardıkları ikinci çalışma imiş. Duyar duymaz introyu ohh dedim, sıcağı yağmuru dengesiz bugünlerde serin bir esinti oldu. Gruuviliği, duygusallığı, sertliği, piyanosu, akustiği ayarında bir çalışma. Vokal dahi şık, her unsur birbiri ile uyumlu. Sorun şu ki süresi yarım saati anca geçiyor. Yavaş temponun, etkileyici atmosferin içine girdiğiniz anda kayıt bitiyor. Kayıt için gösterdikleri titizlik bu kadar belliyken ihtiyaç duydukları tek şey kadronun birlikte geçireceği, birbirlerine alışacakları, birlikte  üretecekleri kısacası ortaklaşacakları zaman olsa gerek.

7,0/10