29 Nisan 2022 Cuma

Maria Lord & John Snelson - Antik Çağlardan Günümüze Müziğin Öyküsü

 

Klasik müzik ağırlıklı, kronolojik bir sıra takip eden, güzelce ciltlenmiş kitap ağır bir teknik ve teorik dille söze dökülmüş. Okunması çok rahat olmasa da derli toplu onlarca besteci hakkında az çok kelam etmesi girizgah manasında oldukça değerli. Yalnız elbette o mühim bestecilerden bir kaçına en fazla bir kaç sayfa yer verilebilmesi de zorunlu bir hoşnutsuzluk. Bu modern çağda müzikal bir eserin işitsel malzemelerle desteklenmesi de elzem olmakta. Bunu da kol kuvveti ile youtube, spotify, apple, itunes namlı amcalara teyzelere başvurarak yapıyoruz. Ancak yetmiyor, zor iş.

28 Nisan 2022 Perşembe

Idris Ackamoor and The Pyramids - Shaman (2020)

Caz dünyasına son yıllarda Afrika tarzı hakim oldu, sadece zenginleştirmedi, aynı zamanda çeperini de yeniden genişletti. Afro funk türü Etiyopya ve Nijerya başta olmak üzere Afrika ülkelerinin yanısıra Abd'de de geçmişten beri güzelce icra edilir oldu. Bu yeni uyanış biraz konservatuvarlardan ve hipster çevrelerden de yükseliyor ve doğası gereği politik mesajları dolaysız iletmekten kaçınmıyor. Idris Ackamoor ile The Pyramids işbirliği artık bu üçüncü kayıtla birlikte kalıcılaşmış gibi görünüyor. Bu kaydın emsallerinden farkı 70'ler spirituel caz geleneğin gölgesini daha komplike besteler hani bazı bölümleri ile doğaçlamamsı dokunuşlar içeriyor, üzerine düşürüyor olması. Enstrüman zenginliği ve kuul ve chill out atmosfer değil de tavır albümün diğer öne çıkan özellikleri. Elbette kişiden kişiye değişir zayıflıklar da barındırıyor. Misal bestecilikteki kompleks ve bir türlü tam manasıyla ulaşamadığı funky eksikliği bana uymadı. Didaktik poetik söylevlerden de mümkün olduğunca kaçınırım ki bir kaç parçada buraya da sızmışlar. 

7,50/10
 

27 Nisan 2022 Çarşamba

RETRO: Nightwish - Paris 2000 (Bootleg, 2000)

 

Hay hay hoy hoy. Sonuçta kaçak kayıt bu. Mikrofonun dibinde erkek bir hayranın tezahüratını fazlasıyla duymak konser havasını solumanın bir adım ötesine geçiyor. Onun dışında çok şokolat bir setlist, duyabildiğim kadarıyla ki sahneye yakın bir yerde konumlandığı belli oluyor kaydedenlerin, performans da iyi. Nihayetine legal bir kaydın kalitesinden pek uzak. Ve beklediğimin tersine Nightwish müziği konserde ekstra güçlü ve etkileyici gelmedi bana. Elimde aynı döneme ait bir kaç konser kaydı daha bulunuyor. Onlara da bir kulak vermek lazım.

6,75/10

24 Nisan 2022 Pazar

Ruhi Su - Ezgili Yürek (1987)

 

Sanatçının ölümünün ardından 1987, başka bir kaç kaynağa göre 1986, yılında kaset olarak çıkan ve aynı zamanda sanatçının basılı eseriyle aynı adı taşıyan eser çok daha sonraları Zeybekler ile birlikte aynı CD'de basılmış. Eserin yarısı kendi kaleme aldığı ve seslendirdiği şiirlere ayrılmış. Yine kendisine ait türkülerin bir kısmına ise Dostlar Korosu eşlik etmekte. İçeriğinden bağımsız konuşmak gerekirse şiir okurkenki ses tonu oldukça dinlendirici. Toplu değerlendirmek gerekirse eğer, en güçlü yapıtları arasında sayılması zor.

6,75-/10

22 Nisan 2022 Cuma

Destruction - Infernal Overkill (1985)

 

40'ımda sık sık thrash dinlemek ister oldum, maazallah 50'mden sonra da Uysal gibi saçlarımı dikeltip punk takılabilirim. Alman ekolünden Destruction'ın selamün aleyküm albümü türü takip edenler tarafından ilgiyle alakayla karşılansa da klasikliği konusunda tartışmalar sürmekteymiş. Yırtıcı ve dur durak bilmeyen enerjik tarafıyla beni yeterince mutlu mesut etti. Yalnız büyük bir kusuru var. Dinlerken aldığınız keyfin stop tuşuna bastıktan sonra anca ekosu kalıyor geriye. Bestelerin akılda kalma oranı biraz düşük gibi geldi bana. Diğer yandan kayıt güzel bir sürpriz de içeriyor. Bağzı bağzı vokal, az biraz bateri stili ama daha çok vızvız gitar tonunda erken dönem black metal izleğini duymak şaşırtıcıydı.  


8,0/10

20 Nisan 2022 Çarşamba

alt-J - An Awesome Wave (2012)

 

Albümde öne çıkan parçalar zaten tekli olarak piyasaya sürülmüş: Breezeblocks, Tessellate, Frtizpleasure gibi. Indie rock diye etiketlenip ödüllere doymayan bu çıkış albümü aslında  rock enstrümanları ile çalınan elektronik tabanlı indie pop gibi bir şey. Kimilerine itici gelebilecek karakteristik ve bence uyandırdığı cozy hissiyatıyla müziğine oldukça yakışan vokaliyle ve hafif ve güzel ve pozitif hissettiren sounduyla ve kolayca alışılabilecek besteleriyle ne kadar metalciliğim tutup sevmemeye çalışsam da bir yere kadar bu ısrarı sürdürebileceğim. Evet sevdim bunu. Yurdumuza gelecek gruplardan biri amma açık hava festivaline başka gruplarla beraber pek bir yakışırdı. 

7,25+/10

17 Nisan 2022 Pazar

Moonspell - The Butterfly Effect (1999)


 Moonspell'in sallantıda olduğu döneme ait eserleri pek dinlememiştim. Görülüyor ki grubun her tür işi bir şekilde beni cezbedebiliyor. Hal tavır meselesi demek ki. Zaten gotik metal ve endüstriyel rock bir olacak, kardeş olacak, ee tabi mahir ellerde can olacak. Albümün girizgahı da çok hızlı, çok güçlü. Türün klişesi olaraktan bestecilikte çok ince işler beklemek yersiz olacak. Görevini yeterince yerine getirmekle beraber bazı bestelerin bariz zayıflığı bazılarının da saçma isimli Can't Bee ve Disappear Here başta olmak üzere fevkalade etkileyiciliği kayıtta bir süreklilik sorunu olduğunun işaretini veriyor.

7,50-/10

14 Nisan 2022 Perşembe

Andrew Collins - Göbekli Tepe ve Tanrıların Doğuşu

 

Mantıklı mantıklı sorularla, gözlem ve yorumlarla başlayan ve adım adım sizi içine alan kitap doğal gidişatı içinde yine ezoterik saçmalamalarla sona eriyor. Bugün de youtube'da Göbeklitepe ve diğer tepeler hakkında ileri sürülen çoğu tezlerin temel kaynağı bu eser olsa gerek. "Neden olmasın ki" beyin fırtınası yapılan bir iş toplantısına daha uygun bir soru. Sosyal bilimlerde bu biraz fantaziye yol açıyor. Ayrıca yine avrupamerkezcilik. Yani neolitik dönem öncesi insanların devrinde dahi Avrupa'dan böyle tanrıları andırır uzun güzel insanlar ortadoğuya medeniyet getirmiş felan. Sonra yazar nasıl oldu da Adem'in oğlunun dünyaya indiği yeri Bingöl dağında bulduğuna geldi, içinde gizli kalmış bir bilgi hazinesi içerir oda olduğu iddiasına vardı, hiç takip edemedim.

13 Nisan 2022 Çarşamba

Charles Ives - Sonatas for Violin and Piano (1996, Hansheinz Schneeberger / Daniel Cholette)

 

Amerikan ezgilerine sıkça raslayacağımız ama çalma tekniği ve annlerimizin kes şu gıygıy sesini diye söylendirecek iticilikte keman tonları sayesinde çok da kulaklarımızın şenlenmeyeceği bu çalışma dört adet keman sonatası içermekte. İşin aslı şu ki Charles Ives zaten bu bestleriyle bilinir bir isim de değil. İllaki ben Ives'i tanımak için daha popüler eserlerini dinlemeyeceğim yada onları dinledim daha kuytu köşedeki çalışmalarını dinlemek istiyorum diyorsanız ve gözünüze keman sonatalarını kestirdiyseniz size naçizane Hilary Hahn/Valentina Lisitsa ikilisinin kaydını tavsiye edeceğim. Aslına sadık olması tartışılır ama daha dinlemesi kolay olduğu kesin.

5,0+/10

12 Nisan 2022 Salı

The Wheel of Time (1. sezon) , Star Trek: Picard (1. sezon) , Peaky Blinders (4. sezon), Kulüp (sezon 1-2), Red Kit, Star Trek: Enterprise (2. sezon)

 

Ünlü roman serisi Zaman Çarkı'nı bir yere kadar okuyabilmiştim. Ne zamandır da şöyle hızlıca göz ata ata baştan başlayıp seriyi bitirmeyi de düşünmekteyim. Canım, onbinlerce sayfa nedir ki! Dolayısıyla araya da zaman girdiğinden bu Amazon dizisinin ne kadar temsili oranda ekrana uyarlanabildiğini pek hatırlamamakla birlikte ana örgü aynı gibi geldi bana, yani iyi kötü mücadelesi felan. Fakat karakterler ve onların hikayeleri bir değişik. Karakter bazında Mat'ın hainliği, Rand'ın mızmızlığı vd. beni pek memnun etmedi. Bu sezon aslında büyücü Moraine odaklı. Belki de tüm dizi ona adanmıştır. Romanla uyumsuz ama bağımsız olarak değerlendirirsek bu işe yaramaz genç kadro yerine Moraine diziyi daha izlenir kılıyor. Bu açıdan yani basılı eserin kapağını kapatıp uzak bir tarafa, çatı katına bırakırsanız, kendini bir solukta izleten bir dizi olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Irksal ve cinsel çeşitlilik, feminizm  gibi konuların göze sokarcasına uygun düşüp düşmediğine bakılmaksızın zoraki bir yolla empoze edilmesi demek ki Netflixe özgü bir trend değil imiş.

Amazona girmişken Uzay Yolu'nun Picard versiyonunu izlememek de olmazdı. Picard'ın askerleriyiz, umutluyduk bu diziden. Ama bu da beni kesmedi vesselam. Bir kere kaptanımız çok yaşlanmış, bu kadar yormamak lazım kendilerini. Genel hikaye, yani kendi kaderini çizen insan görünümlü robotların varoluş hakkı , ne bileyim, gaddar mıyım bilmiyorum ama yapay zekaya kendimizi ve geleceğimizi emanet etme taraftarı hiç değilim. Sonda Picard'ın 'hayata fazlaca tutunması' da inandırıcı değil. Karakterler de öyle. Ve karakterlerin rollerine de mana veremedim. Yedi oynuyor dizide yahu, zaman bir durmalı, işte gelip gidiyor, bir şeyler yapıyor kendince. Ninja bir genç var. Ama niye var. Sığlık dizboyu değil bileğe geliyor ancak. Yine de izletiyor mu, evet.
Peaky Blinders'ın ilk 3 sezonu bu sezon içinmiş demek ki. Çok iyi. İtalyan mafyası ile çatışması, çaresizlik ve kayıplar. Lakin daha cesur olmalı ve ölü de ölü kalmalıydı. Thomas Shelby senin de öleceğin günü dört gözle yani gözlüğümle birlikte bekliyoruz. Acı çek, sürün ve yalnız öl. Ama ağına düşüreceğin kadınlar var, daha çok dört ayağının üzerine düşeceksin, biliyoruz. Ha, içimden bir ses son sezonun kötü olduğunu söylemekte. Bakacağız.

Kulüp dizisinin bu kadar fenomen olmasını anlamamakla birlikte daha iyisi yapılana kadar belki de en iyisi bu. Sonuçta Netfliksin kalitesi belli. Yalnız akıcı olduğunu düşünmüyorum dizinin ben. Bayağı takıla takıla izleyebildim. Zayıf noktaları da çok fazla. Bir kere kulüpteki aile havası , aslında son bölümde gördüğümüz o kaynaşmış kitle yada Matildanın herkese anaç tavrı, yok aslında öyle bir şey. Matilde gergin ve itici bir karakter. Kızı şımarık. O öyle bu böyle. Netfliksi savunayım diyorum ama etnik Türkler arasında da normal bir karakter yok. Aslında herkesin bir itici yüzü, kusuru var. İnşallah dizinin mesajlarından biri de kimsenin mükemmel olmadığıdır. Bazı yan hikayeler şoför mesela, zoraki izliyoruz. Herkes iyi oynamıyor ama herkes diziye uygun oynuyor. Bir kaç isim misal Fırat Tanış ve oyunculuğu ayrı bir yerde. Atmosfer hoş ama aşırı steril, cilalı ve parlak. Tarihi değil neredeyse büyülü gerçekçi fantastik bir fon mevcut. Dediğim gibi daha iyisi yapılana kadar belki de en iyisi bu.

Yeni maceralarıyla Fransız yapımı Red Kit 24 bölüm netfliksde. Sanki bazı maceralar eskiden izlediğimiz Red Kit'te de yer alıyordu. Neyse , bu yeni çevrim Z kuşağına hitap edeceğim diye çirkin dijital çizimlere, nevrotik ve sosyopat hikayelere, epilepsiye sebep verecek renklendirmelere, kaotik tempoya kurban edilmemiş. Severek izlenebilir yani. Kızılderililer başta olmak üzere Çinli, İtalyan vessair karakterlere klişe yaklaşımı ve klişe şakaları da ahlaki kusur olarak eleştirilebilse de itiraf edeyim ben seviyorum. Bu dizinin Adile Naşitli yeşilçam filmlerinde olduğu gibi sıcak bir havası var ve buna bayılıyorum. Geriye aklımda tek bir soru kalıyor. Bir Fransız eseri olarak bu kovboyun adı neden Lucky Luke ve neden biz şanslı Luk diye değil Red Kit olarak uyarlamışız? Aklımdaki soru adedi tek değilmiş.

Diğer bir Uzay Yolu versiyonu Enterprise'ın 2. sezonu da bildiğiniz gibi. Yine taytlı bir ablamız var. Zihin okumuyor, Borglar büyütmemiş, özgürlük savaşcısı da değil. Etten kemikten Vulkan. Ya uzatmayalım, bu dizinin sorunu şu ki Uzay Yolu serisinde bunu çok yapıyorlar. Zamanı lineer takip etmeyip hadi şimdi Spock'ın gençliğine dönelim. Kaptan Kirk çocukken nasılmış, onu çevirelim. Ne oldu, seri hikaye/anlam/zaman bütünlüğünü kısacası tarihselliğini kaybetti. Burada da insanlığın uzayda ilk adımlarına geri dönüyoruz ve sonraki zamanları işleyen ama daha önce çevrilmiş diğer versiyonlarla çelişiyor yada çelişmese de büyük bir soru işareti yaratıyor zihinlerde. Sulibanlarla zaman savaşı tutmamış olacak ki bu sefer  de başka bir ırk dünyaya saldırıyor. Oha abi oha. Ana konudan kopuk bazı bölümler ise fena değil. Antenli mor  Andorailılar ilgi çekici örneğin. Trip'in saldırgan bir uzaylıyla bir gezegende mahsur kalması da Enemy Minecisimli gayet sıkı bir filmi hatırlattı.

11 Nisan 2022 Pazartesi

Borknagar - Borknagar (1996)

 

Konsere yurdumuza gelecek gruplardan biri olan Borknagar külliyatına baştan başlamanın dayanılmaz ama gereksiz hafifliği beni dürttü zira black metal geçmişlerine pek de setlistte yer vereceklerini düşünmüyorum. Ama zaten her zaman dinlemek istediğim gruplardandı Borknagar, hemi de evveliyatı ile. Ve çok da iyi yapmışım. Tam da dedikleri gibi hakettikleri değeri camiasında görememişgrup. Bir kere şaşırtan bir hakikat şu ola ki grup aslında bir süper grup imiş. 11 stüdyo albümüne uzanan bir faaliyet süresi nasıl bir projenin kapsamında olur, hiç anlamadım. O vakit bu ilk kaydın kadrosuna bakalım. Oystein genelde Borknagar odaklı işler yapmış. Vokalde yırtıcı şahin gibi çığıran Garm, Ulver ve Arcturus'a bulaşmış. Basçı Infernus da Gorgoroth'a. Kayıttan 3 sene sonra hayatını kaybeden baterist Grim de Gorgoroth'un bir kaydında baget sallamış. Keyboard'un başındaki Ivan Bjornson da Enslaved ile biliniyor ki folklorik tarzda solo albümünü daha önce dinlemiş bulunmaktayım. Eh, daha ne olsun, bomba gibi kadro. Viking metal etkisinde rifçe zengin, ritmen sımsıkı bir black metal yaptıkları şey. Aralarda akustik ve folklorik geçişler mevcut. Elemanların diğer gruplarına baktıkça o esintiler bir mana kazanıyor. Ama misal Enslaved'in ilk işlerinden daha etkili benim naçizane görüşüm. Bir de anım var, Allah'ın unuttuğu mahallemde yoğun bir karlı gecede canım rakı çektiğinde, bir birahanenin sigara kokmayan tek tarafı at yarışları oynanan arka odasında boyası dökülmüş duvara bakarken ve donmuşken bana eşlik eden , ortama en uyumsuz albüm bu olabilir mi acaba? Ama hayatıma denk gelen en bi post modern ortam o değil. Kadıköy'de bir lahmacuncuda servis yapan garsonun İran'lı, ustaların Orta Asya'lı, müşterilerin sarışın Avrupalı, çalan müziğin rock ve metal olması. Antep lahmacuncusunda Antepli olmadığını söyleyebilirim ama yemin edemem.

8,50-/10

10 Nisan 2022 Pazar

Crippled Black Phoenix - Ellengæst (2020)

 

Katar katar geçen trenlere yine geç kalmışım. İsmini az çok hatırladığım grup bu albüme kadar 7 albüm yapmış ve tanışma şerefine nail olduğum bu sekizincisi bende dokuz puanla hızlıca ve güçlüce bir açılış yaptı. Neden bu kadar geç kaldım diye oturup ağlayacak değilim. Grup için getiren tanımlamalarda benzeştiği gruplar şöylece yazılıp çizilmekte. Sisters of Mercy, Godspeed You! Black Emperor, Nick Cave, Solstafir, Anathema, Ennio Morricone. Bu beşi benzemez, altı oldu ya neyse, nasıl bir albüme sığar diye düşünceniz varsa valla yapmışlar, pek anlamadım. Tonla konuk sanatçı ile birlikte , Gaahl, Vincent Cavanagh, Tribulation'dan J.Hulten vd., nasıl oluyorsa oluyor, oturaklı tumturaklı bir sound oluşturabilmişler.  Amerikana gotik duygusallığı üzerine inşa olmuş hayli dramatik, inişli çıkışlı besteler daha ilk dinlemede dinleyeni alıyor , bir tokat atıyor, odanın öbür tarafına taşıyor. Ancak bu çeşitlilik ve genişlik yüzölçümü boyunca yayılmış, dinledikçe anlıyoruz ki derinlik sağlanamamış. Bestelerin popüler bir anlayışla inşası ve denenmişliğin tekrarı kolayca dinleyeni sarıp sarmalasa da kötü yanı da şu ki, çabuk da bıktırmakta. İşbu sebep, başlangıçtaki dokuzdan geri adım atmak şart.

8,50-/10

7 Nisan 2022 Perşembe

Kjarkas - Canto a la mujer de mi pueblo (1981)

 Bolivya halk müziği denince ilk kulak verilecek grup Los Kjarkas. 80 tarihli bir önceki albümünü oldukça beğenmiştim. Bu da çok da altında kalmıyor. Enerji yükselten hoş atmosferiyle belki de bizdeki özgün müzik duyarlılığıyla dinlenesi, öteki coğrafyaların müziği olması babında öğretici bir çalışma.

7,75/10


3 Nisan 2022 Pazar

RETRO: Nightwish - Passion and the Opera (1999, Single) / Sleeping Sun (4 Ballads of the Eclipse)

 

2. albümleri Oceanborn'un iki güçlü parçasını, Passion and the Opera ile Sacrament of Wilderness'ı içerir. Promosyon amaçlı bir kayıt olup yayıncılara, radyoculara felan gönderilmiştir. 

8,0/10

Aynı sene içinde çıkan 4 parçalı maxi tekliye adını veren parça, Sleeping Sun  o zamanlar hiç bir albümde yer almıyor. 2 parça Oceanborn'dan sona kalan da ilk albümleri Angels Fall First'den ki alnümle aynı adlı şarkı aslında. Kaydın alt başlığında belirttiği gibi bu kayıtta yer bulan şarkıla yavaş tempolu duygusal slow parçalar. Dolayısıyla ki metalde baladları pek sevsem de sadece bu parçalardan oluşan bir kaydın dinlenebilirliği de uzun soluklu olmuyor.

8,0-/10


1 Nisan 2022 Cuma

Vega - Delinin Yıldızı (2017)

 

Yorgunluktan kısa keseceğim. Uzun süredir takip ettiğim sonra unuttuğum sonra tekrar dinleme listeme aldığım albüm olanca Vega şıklığıyla dinleyicisini üzmüyor. Sadece hazır bir ruh hali gerektiriyor. Depresif değil mutlu da değil. Melodramatik ama umutlu ve biraz da bezgin ve kış güneşi.


7,75/10