31 Ekim 2023 Salı

Gülşen - Of... Of... (2004)

 

Tam bir 2000'ler kaydı. Çok da bildiğimden değil, biraz hafızamdan biraz okuduğumdan, klasik doksanlar soundunu takiben alaturka popu dibine kadar benimseyerek yaptığı bu kayıtla bir kopuş yakalamış ve kalabalık kitlelere ulaşmış. Sound olarak Hande Yener'in alaturka versiyonu benzetmesi yapıyordum da satışlar söz konusu olduğunda onu kat kat geçiyormuş. Hakikaten de konserinde gözlediğim üzere genç kitlelere de ulaşmada maharetli olduğu hemen göze çarpıyor. Bir de oryantal söyleme tarzını garip bir şekilde teknoya boğması. Ben şahsen sevmiyorum ama kabul etmek gerekir ki bunu en iyi yapanlardan biri de o. Dolayısıyla albüm bilindik, bugüne de kalabilen, hani yeni tarz meyhanelerde elleri kaldırıp gönül acısı çekiyor gibi nağmeyle dans edimine eşlik edebilecek potansiyelde pek çok şarkı içermekte. Bir de Sezen Aksu'dan bildiğimiz Sarışınım yorumu var. Şarkıların çoğunu bizzatihi Gülşen yazsa da ilginç bir şekilde Hande Yener, Yıldız Tilbe gibi vokallerin performanslarını da hatırlıyorsunuz. Biraz da düzenlemelerin de katkısı vardır elbette. Ama vokalde kendini bulduğu anlar da yok değil. Uzun lafın sünnetlisi 2000'ler Türkçe pop'un pop manasıyla top pop albümlerinden.

5,50+/10

29 Ekim 2023 Pazar

Tzusing - 東方不敗 (2017)

 

Çin usulü endüstriyel tekno denince hele bir de albüm kapağı Kill Bill tarzı olunca doğal olarak beklentiler de çok yüksek oluyor. Tabi lokal müzik etkisi belirgin, belirgin amma heyecan uyandıracak deneyselliği yüksek kıvamda değil. Dünya müziğini sömüren batılı müzisyenler füzyon yapınca yani klişeleri tekrarlayıp daha da abarttıkça benim de o kadar hoşuma gidiyor. Buradaki iş ise Malezya doğumlu sonradan Tayvan'a geçen halis muhlis Asya'lı birine ait olunca bir miktar daha düz bir seyir izliyor. Ederi bir çeyrek, bir yarım daha fazla olabilirdi. Haksızlık ettiğimin farkındayım. Ama beklentilerim kısmi karşılanınca çok vahşi birine dönüşebiliyorum. Grrr.

6,75+/10

26 Ekim 2023 Perşembe

Murder King - Fiyasko (2019)

 

Normalde pek tutmam ama elektronikanın dokunduğu metalkor/melodik death işi bu albüm enerjisiyle beni yakalayabildi. Yerli malı yurdun malı yerli ve milli grubumuzun ikinci albümü Fiyasko Türkçe de sert parçalar içermekte. Yıllarca yanılmıyorsam Dorock'ta da program yapan grup yakaladığı istikrar ile emsalleri arasından sıyrılıyor. Şans verilmesinden yanayım.

7,0/10

25 Ekim 2023 Çarşamba

Isaac Asimov - Galaktik İmparatorluk Serisi III: Gökteki Çakıl Taşı


 Gökteki çakıl taşı, efendim, bizzatihi dünya oluyor, yaşlı koca şişko dünya. Serinin diğer eserlerinde sıkça göndermelerde bulunulduğu üzere uzak gelecekte dünya radyoaktive bölgeler arasında bölük pörçük yaşayan az nüfuslu ve kaynakları kıt bir gezegene dönüşmüştür. Evrendeki binlerce gezegen tarafından itilmiş, kakılmıştır. Çünkü dünyalılar dışarlıklara düşmanca yaklaşan, şüpheci, bağnaz ve radyoaktive sebebiyle de her ne kadar uyum sağlasalar da azcık farklı bir ırk haline gelmiştir. Evrende pek inanılmasa ve bilimsel gerçekliği müphem de olsa insanlığın evrene dünya'dan yayıldığına dair hipotezler de mevcuttur. İşte bunu araştıran Sirius'lu bir bilimadamının, 1960'larda geleceğe kaza eseri ışınlanan kelli felli bir adamın, bu adam üzerinde zeka geliştirici deneyler yapan ve yaşamının sonuna yaklaşmış (kıt kaynaklar sebebiyle dünyada 60 yıldan fazla yaşamaya müsade edilmez) bir doktor ve onun kızının yolları kesişir. Yine gizli planlar ifşa olunur. Casuslar, gaddar imparatorluk askerleri, ırkçılık... Galaktik İmparatorluğun parçası olsa da defaatle isyan etmiş bu dünyanın gerici yönetici komitesi evrendeki herkesi etkileyecek bir biyolojik silahı salıvermeye yakındır. Sorgulanan şey ise her ne kadar mazlumda olsa bir millet haksızlıkların bu şekilde ölümcül bir yolla üstesinden gelmeye hakkı var mıdır?


Isaac Asimov - Galaktik İmparatorluk Serisi II: Uzay Akımları

 Bu romanı okuyalı çok oldu ama buraya kayıt düşmeyi unutmuşum. Aslında bu Galaktik İmparatorluk serisinde yer alan eserler birbiriyle direkt bağlantılı değil. Konunun geçtiği evren ortak sadece. Bu eser de yine inanılmaz komplolarla, takiplerle, plan projelerle dolu. Hafızası silinen bir uzay analisti mahsur kaldığı ve fatihler için boğaz tokluğuna çalışan ırk ayrımından muzdarip ahaliden oluşan bir gezegende bakıcısı gibi ona kol kanat geren bir kadın tarafından bebek gibi bakılır. Hafızası gelmeye başladıkça daha önce bu gezegenin yok olmaya mahkum kaderini keşfettiğini ve başının bu yüzden derde girdiğini anlar. Ama ne daha önce çalıştığı ve hala onu arayan ajansı, ne bu gezegenin halkını ne de egemen yönetici gezegendekileri ne de onların düşmanlarını ilk başta ikna edebilmiştir. Daha kötüsü bu güçlerin arasındaki bu entrikaların içinde kullanılmaya başlanır. Su yolunu bulur, şüpheler açıklığa kavuşur. Sömürge konumundaki bu gezegen tıpkı Dune gibi kendine özgü bir metanın üretici olmasından dolayı özgün bir özelliğe sahiptir. Benim naçizane görüşüm bu eserde olay örgüsünden çok karakterler ve onlar arasındaki etkileşimin gücü öne çıkmaktadır.

23 Ekim 2023 Pazartesi

June Tabor - Abyssinians (1983)

 Yerel müzikler evrensel anlaşılırlığı en zayıf türler belki de. Kültürel olarak anlatılan hikayeden tutun, alışageldik melodilere , farklı bir geçmişe sahip olanların tam da idrak edemeyeceği bir mesele. Duygulanımların kesişim kümesi dar. Böylesi normal ve böyle olmalı zaten. Ortaçağ izlerini de taşıyan İngiliz halk müziği de bize pek yabancı. Hemen hemen (tamamıyla değil) yalın vokalle icra edilen bu sakin şarkılar elbette modernitenin çemberinden geçmiş gibi geliyor kulağa. Aksi halde bu kadar dingin olmazlardı. Eskiler bizden daha eğlenceye düşkündü derler. Böyle yumoş yumoş kış modu türküleri. Ama ötesi değil. Bülent Ortaçgil severlere gelsin.

6,75/10

22 Ekim 2023 Pazar

Miles Davis - Water Babies (1976)

 Klasik cazın şaşaalı günleri sona ermiştir 70'lerin ilerleyen yıllarında. Türün önde gelen isimleri de doğal olarak arayış içine düşeceklerdir. Miles Davis'in sonraki dönem eserlerinden biri ama 80'ler kadar füzyona bulaştığını söylemek güç. Bu arada kendimi hatırlatayım. Tür olarak klasik yada post-bop'un sıkı hayranı değilim, Miles Davis'in de ki belki de cazın en büyük ismi addedilir. Caz kabul edelim fazlasıyla kültürel belirlenimcilik eseridir. Bu yüzden dünyada kendi ezgilerini caz ile birleştiren pek çok müzisyenin de cevap vermesini teşvik etmiştir. 60'ların ardından dedim ama işin esprisi şu, buradaki parçalar daha önceki albümlerine girmeyen hani utanmazsak artık diyeceğimiz parçalar. Bu eserde Waune Shorter, Herbie Hancock, Dave Holand, Chick Corea gibi her biri kendi namını yürütmüş müzisyenlerle birlikte biraz daha ağır kanlı ve güvenli bir yol izlendiğini duyuyoruz. Benim kararım ise şu, parçalar güzel başlıyor ama ilgiyi ayakta tutmakta zorlanıyorlar. Genel kanı ise eski parçalar olmasından mütevellit biraz da, iyi olduğu noktasında. Sound olarak da albümün ilk tarafı daha eski model, son tarafı ise daha laytve o dönemin güncelliğine yakın. Garip olan ise bonus parça albümün en iyisi.

6,75/10

20 Ekim 2023 Cuma

Sumerlands - Dreamkiller (2022)

 

Son vakitlerde ismini çokca duyuran bir heavy metal grubu Sumerlands. 6 yıl aradan sonra çıkardıkları bu ikinci albüm de ilki kadar sevilmiş görünüyor. Doom tadı hissedilse de power metal ritimleri ve delişmen bir gitar işi göze çarpıyor. (bir şarkıda neoklasik rif gülümsetti doğrusu) Yalnız ben vokali pek sevemedim. Müziğin enerjisine eşlik edemediğini ve bir tık cılız kaldığını düşünüyorum. Epik metal denince Manowar o kadar baskın bir tarz hattı çizmiş ki insan ister istemez kıyas noktası için daha azını kabul edemiyor. Ayrıca besteciliği de zayıf buldum. Bütün şarkılar birbirine benziyor yafu. O kadar da çok dinledim halbuki. He, aynı değiller elbette ama fazlasıyla başka gruplara gönderme yaptığını hissediyorsunuz. Tekrar tekrar 80'ler hard'n heavy albümlerini hatim edenler için hoş bir meşgale olabilir. Benim için ise vokal tınısı, vokal prodüksiyonu ve tempo sorunsalı , Atlantean Kodex'de dinlediğim gibi devasa engeller olarak önüme dikildiler.

6,75/10

19 Ekim 2023 Perşembe

V.A. - Thunderbolt: A Tribute to AC/DC (1998)

 Vokali sebebiyle beni zorlayan gruplardan biridir AC/DC. Bu sebeple Accept'e de bir türlü başlayamamışımdır adam akıllı. O kadar yırtıcı olmasa da bu saygı albümündeki performanslar o efsanevi vokal tarzına yaklaşmaya çalışıyorlar. Bunu tam anlamıyla başaramamaları da iyi bir şey zira o seviye, dedim ya, bir kaç şarkı neyse de albüm boyunca beni gererdi. Burada da kadrosu oturmuş gruplardan ziyade karışık müzisyenlerden teşkil bir insan topluluğu tarafından parçalar icra edilmekte. Vokaller tabi parça başına çalışıyor. Kimleri görüyoruz, Sebastian Bach (Skid Row),  Joe Lynn Turner, Jack Rusell (Gret White), Kevin Dubrow (Quiet Riot), Dee Snider (Twisted Sister), Lemmy (Motörhead) gibi hard'n heavy'nin ağır isimleri başta olmak üzere aynı kulvarın hasadamlarını.Şarkıların çok da değişmemesi ve asıllarını bu sebeple geçememeleri önemli bir etken olsa (yine de her sanatçı kendine ait bir şeyler katmış) da aynı ruhu sergileyip gayet eğlenceli anlar yaşattığı da doğrudur. Ayrıca bu sayede AC/DC'nin Back in Black, TNT, Highway to Hell gibi  hitlerden çok daha fazlasına sahip olduğuna tanık olma imkanını yakalıyoruz. Ben biliyorum da zaten bilmeyen de öğrenir vesselam. Yalnız Thunderstruck gibi bazı önemli parçaların da es geçildiğini görüyoruz.

7,0+/10

18 Ekim 2023 Çarşamba

İlhan Berk - Pera

 Pera yani Beyoğlu, Galata'nın az biraz üstü, İstiklal Caddesi yani eski Cadde-i Kebir'in sağlı sollu sokakları. Eskiden Taksimci derdim kendime. Bakırköy yakındı, yakındı da sıkıcıydı. Kadıköy ise bir o kadar uzak. Saatlerce yürürdüm sokaklarında. Türkü cafelerden metal barlara, Atatürk kitaplığından Yüksekkaldırım'a doyasıya dolaşmışım. Karların kapattığı bir gecede mahsur kalmıştım. Sonra bozuldu da bozuldu, diğer bir deyişle iki kere bozuldu, üç kere bozuldu. İlhan Berk'in kaleme aldığı diğer benzer eseri Galata'ya nazaran daha poetik yazılar sergileyen bu kitabı da okuduktan sonra tekrar o yolları aşındırmaya heveslendim geçen hafta. AKM'den aşağıya yeni açılan sergi salonları ile biraz biraz umutlandım. Kalabalıktı da her biri, gençlerle doluydu. Yine umutlandım.

Sadece sahaflarda bulabileceğiniz ciltli özel baskı fiyatını hakediyor. En azından ben aldığımda öyleydi.

15 Ekim 2023 Pazar

Erkin Koray - Elektronik Türküler (1974)

 

Merhum'un arabeske kayan tarzı bir önyargı yaratsa da, popülizm ekseninde diyorum küçümseme manasında değil,  tabi öncesinde böyle etkileyici işlere imza attığını bilmek lazım. Progresif, saykedelik ve halk müziği tabanlı, maceracı, arayışçı ve yine de eğlenceli. Karlı Dağlar'ın rifi enternasyonal alanda ün yapmış, Hele Yar'ın Hint ve türkü hibridi hoş havası, devasa coşkuda Türkü, mistik avantür Sır, ismi üstünde ki neyseki kısa süren Korkulu Rüya, rock'n roll ritmiyle Yalnızlar Rıhtımı, çok çok sevdiğim Kapadokya türküsü Cemalim'deki surf rock etkisi... Her parçanın bir hikayesi, bir izi, bir karakteri var. Böyle yapıtlar pek yapılmıyor artık. Bu albümü de sadece ülkemiz sınırlarında değil global çapta klasik hale getiren de bu korkusuz yaratıcılık olsa gerek. Bugünün şartlarına göre bile öyle.

9,25/10

12 Ekim 2023 Perşembe

Perturbator - Lustful Sacraments (2021)

 

Yeni yeni türler icat olunuyor, her bir sese özel bir adlandırma yapılıyor günümüzde. 80'lerdeki gotik akımını bugüne taşıyan ve bu taşıma zeminini korku ve gerilim tınıları üzerine belirleyen synth ağırlıklı bir tür var ki darksynth diyorlar. 80'ler kültürünü taklit ettikçe retrowave gibi bir şeyler de oluyor vese vese. Bu türün önde gelen isimlerinden biri Perturbator ve ahan da bu da son albümleri, 5. sıradaki olan. Yine de aradan iki sene geçmiş bile. Bir kere prodüksiyondaki boğukluk isteyerek ve bilerek ve kasıtlı olsa gerek. Sevmedim. Beklediğim kadarıyla orijinal da çıkmadı. Ancak Excess'deki post punk atmosfer şaşırttı. Özgünlüğüyle değil ortodoksluğuyla. Tanımlamadaki, gergin ve hızlı tempolar, korku teması, gotik hava, depeche mode'luk, sinematiklik, seksenler, fututirstik blade runnerımsılık,  bunları çok belirgin duyuyorsunuz. Ya güzel, ne diyelim. Tartışmasız türü temsil etmeye en yetkin çalışmalardan olsa gerek.

7,50-/10

11 Ekim 2023 Çarşamba

Klaus Schmidt - Göbeklitepe :Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı

 

En Eski Tapınağı Yapanlar alt başlığını taşıyan bu eser Göbeklitepe'yi bulmasıyla arkeoloji disiplinine ismini altın harflerle kazıyan Klaus Schmidt'in ilk bulguları kendi yorumlarıyla paylaştığı resmi ekole yakın ama okuması kolay bir yapıt. Özellikle taşçağında bu yapıları tapınak olarak adlandırması tartışmalara yol açmıştı. Diğer bilim adamları kurumsal dinin oluşmadığı o dönemlerde böyle kesin belirlemelere karşı çıkıyorlar. Ama ortada ruhani bir inanç sistemi var, kült yapılar zinciri var. Büyük bir kültür var. Kitabın yazıldığı dönemden bugüne gelişmelerin olduğu açık. Misal insansı heykellerin belirgin olduğu Karahantepe şaşırtmaya devam ediyor. Yine de bence bu eser güncelliğini kaybetmiyor. Tam tersine bu gizemli kültüre yönelik okumaya karar verildiyse ilk buradan başlanmalı.

8 Ekim 2023 Pazar

Oathbreaker - Rheia (2016)

Tanımlaması zor bir müzik yapıyor Oathbreaker. Bir yandan normal sesiyle modern metal etkili balad bölümleri seslendiren bir kadın vokal, diğer yandan black çığırtkanlığı ile dinleyeni sarsan bir kadın vokal var. Ve aynı kişiler. Rahat rahat black metal demenizin imkanı yok. Bestecilikteki duyarlılık moderniteyi işaret ediyor. Bu yüzden alt türlerin zenginliğine rağmen ve sayesinde  post metal minvalinde atmosferik sludge daha uygun düşüyor gibi. Hissiyat ise inanılmaz bir mutsuzluk. Gotik ve darkwave bir dalganın aksi bir şey getirmesi mümkün değil zaten. Depresif, sarsıcı, çığlık çığlığa, ucundan kan damlayan jilet bir mutsuzluk. Grup da bu üçüncü albümlerinden sonra uzun bir süredir (bir tekli hariç) birlikte iş yapmamışlar. Bundan sonra ne yapabiliriz ki demiş olabilirler.

Çocukluğunuzu birlikte geçirdiğiniz kuzeniniz öldüyse bu aralar, pek dinlemeniz tavsiye edilmez.

8,75-/10

5 Ekim 2023 Perşembe

The Bulgarian Voices »Angelite« feat. Huun-Huur-Tu, Sergey Starostin & Mikhail Alperin - Fly, Fly My Sadness (1996)

 

Tüyleri diken eden müzikal deneyimlerden biri Tuva müziği ise diğeri de Balkan kadın koroları olsa gerek. Doğayı örnek alan, doğadan yükselen bir ses olma konusunda ortaklaşan bu iki türün ortak albümü de büyük bir beklenti yaratıyor elbette. Hakikaten de kayda adını veren ilk şarkı sizi alıp başka bir yere, dağlara, bulutların ötesine taşıyor. Ve hatta müziğin de ötesinde ruhani bir tecrübe yaşamamak elde değil. Takip eden parça ise bizi fazlasıyla aşağı çekiyor, daha çok Boşnak ağıtlarını hatırlatmakta. 3. parça ise ismi gibi dalganan vokal loopu baz alan ve fazlasıyla uzayan deneysel bir çalışma. Aslında albüm konusunda genel düşüncemi güçlendiriyor bu şarkı da. Tüm potansiyelini kullanamayan bir proje kaydı olması o da bu işbirliğinin. Dördüncü şarkı Yalnız Kuş ile kaydın başlangıcındaki güzelliğe geri dönüyoruz. Yine efsanelerden bir parça ile karşı karşıyayız. Son şarkıda orta karar mutabık dinletimizi kapatıyoruz.

Stüdyoda bile olsa canlı bir kayıt olması bile aklımızı yerinden etmeli.

9,0-/10

3 Ekim 2023 Salı

Gustav Mahler - Symphony No. 2 "Resurrection" (1963)

Geç romantizmin ünlü siması Mahler'in en beğenilen senfonilerinden biri Resurrection yani Basübadelmevt diğer bir deyişle Ölümden Sonra Diriliş alt başlığını taşımakta. 5 bölümden oluşan senfoninin ilk hareketi bir cenazenin gerginliğini ve çelişkili hissiyatını yansıtıyor. Sükunetten Star Wars benzeri patlamalara albüme de damgasını vuran dramatik çeşitliliğe fazlasıyla yer vermekte. Belki de hayatımda hiç bu kadar her yere dokunmaya çalışan bir parça duymamışımdır. İkinci parça nostaljik bir mutluluk arayışını sembolize etmektedir. Ben mutluluk yerine Disney müzikalinde bir macera yaşıyor gibi hissettim kendicağzımı. Üçüncüsü ise hayatın beyhudeliğini simgelemekteymiş. Dördüncü harekette bu hayatın yorgunluğunun galebe çalmasıyla yükümüzü sırtımızdan atmayı arzularız. Bestecinin gayesini anlatan satırlar bunlar. İşte burada soprano vokal devreye giriyor. Ve bu kısa bölümde ilk sakin anı tatma imkanına kavuşuyoruz. Son hareket yani final o kadar uzun ki iki alt bölümle ifade edilmekte. İlkin şüphe kabilinde yükselen temsil nihayetinde coşkulu bir geçiş ile sonsuz yaşamın büyüleyiciliğine yükseliyor. Sık sık sessizlik veya minimal seslerle kesilen performans sonlarda ruhaniliği yansıtan soprano ve koro ile zenginleşiyor. 

Şef Otto Klemperer dönemin en başarılı isimlerinden ve Alman disiplinine sahip olarak yıllarca Londra merkezli The Philharmonia Orchestra'yı yönetmiş. Romantizm ve Mahler konusunda ise görüşlerim bellidir. Biraz tanıma ve öğrenme amaçlı bir dinletiye dönmüş durumda tüm çabam.

7,50-/10