29 Haziran 2022 Çarşamba

DIIV - Oshin (2012)

 

Ülkemize konsere gelecek belki de çoktan gelen gruplardan DIIV'in sesini şöyle tarif edebiliriz. Dream pop vokaller, ama tempo ve sesin enstrümanlar arasında kaybolmaması ile ayrılıyor, ile post punk gitar tonları arasında ara ara shoegaze biraz 80'ler İngiliz jangle pop dedikleri şey arasında salınan amma ve de lakin akılda kalıcı beste üretemeyen, beri yandan tarifte bahsi geçen atmosferin özgünlüğü sebebiyle dinleyeni etkilemekten de geri kalmayan bir çalışma. İlginçtir tembel bir öğleden sonra güneşi altında kıymete binmekte. 

6,75+/10 

28 Haziran 2022 Salı

Cem Akaş - 7

 

Yerli (Komançi olur, siusiu olur) yeraltı edebiyatın üstadlarından Cem Akaş'ın erken dönem romanı Hakan ismindeki saf bir öğretim görevlisinin karşısına gizli Kronk dininin önemli isimlerinden Yağmur ismindeki hatun kişisinin çıkmasıyla gelişen olayları anlatmakta. İllaki Kadıköylerde bir yerde geçen kurguda din savaşlarına alet edilen kendinden bihaber peygamberi.. ne anlatıyorum bilemedim. Yazarın da bildiğini sanmıyorum. Pek de benlik değil doğrusu. 7 sevdiğim bir rakamdır. Uğurlu rakamımdır diyeceğim de pek bir uğurunu da görmedik hani.

Septic Flesh - Codex Omega (2017)

 

Yeni albümünü çıkardığı bugünlerde grubun bu albümünü dinlemediğimin farkına vardım. Ekinde senfonik yorumların yer aldığı Japon usulü tıpkı basım kayıt grubun diğer çalışmaların çok da uzağına düşmüyor. Lakin ilginç bir eleştiri getireceğim. Grup hep büyük oynamış. Cila gibi pasparlak olan senfonik kısma yürek yetmiyor, coşku hep yükseliyor, tavana vuruyor vuruyor sonra yıkıp geçiyor. Biraz abartılmış sanırsam. Hep aksiyon hep aksiyon, nereye kadar. Bu sebepten ötürü biraz ceza veriyor ve notlarını kırıyorum. 


7,75+/10

27 Haziran 2022 Pazartesi

Mildlife - Automatic (2020)

 

Ne denebilir ki bu albüm için, nasıl tarif edilir? Caz demek o kadar yetersiz ki. Funk caz. Biraz 70'ler diskosu, biraz space elektronik. Cerrone, Daft Punk felan. Bi de Avustralya'dan çıkagelmişler. Orijinal oldukları kesin. Bazı parçalar bir tık fazla uzun. Şans verilmeyi hakediyorlar. 

7,25+/10

Ursula K. Le Guin - Devrimden Önceki Gün

 

Mülksüzlerde bahsi geçen anarşist toplumu kuran devrimin öncüsü Odo'nun yaşlı bir kadın olarak devrimden önceki gündeki günleri insani yönüyle hikaye edilmiş. O kadar gerçek ki yazarın son dönemlerine ait bir eser zannına kapıldım. Geçmişini, mücadele ve aşk içinde geçen geçmişini yad eden ve gençlere biraz da imrenen hatta içerleyen Odo artık yorgun ve yaşlıdır. Bir yandan ektiği tohumların yeşermesini izlemekte bir yanda alaycı bir şekilde kendini belki de son kez eleştirmekte. Etkileyici lakin bizim dünyamıza ait figürleri betimleyen ilüstrasyonlarla süslü öykü kitabı güzel baskısı ile göz dolduruyor. Amma tek başına ne kadar doyurabilir okuyucuyu içeriğiyle , biraz şüpheli.

26 Haziran 2022 Pazar

Metis Defterleri - Türkiye'de Yeni İktidar Yeni Direniş

 

Stalinist ve otoriter bir yapıdan özgürlükçü yerel bir deneyim beklemek. Ne bileyim? Şapkadan tavşan çıkarmaya çalışan solcu naifliği olsa gerek. Biraz yazılar bu minvalde ilerliyor, biraz da AKP'nin karakterine dairsosyolojik tespitler üretilmeye çalışılıyor. Yani merceğin yönü bu topraklara çevrilmiş. Üst bakış post-marksizme daha yakın. Foucoult, Deleuze, Gramsci gibi önemli isimlere göndermeler yer almakta. Dolayısıyla ekonomist neoliberal veya neoemperyalist politikalara dayalı tespitlerin yanında disiplin, denetim, hegemonya, müşterekler, çokluk, biyopolitika  gibi kavramlara rastlamak mümkün, derlemede yer alan makalelerde. Ötesinde Susan Buck -Morss'un çokluk karşısına küresel kalabalık terimini geliştirmesi,  Ceren Özselçuk'un AKP'nin ceberrut bir şekilde "bir boş gösteren" olarak hizmet kavramına bel bağlaması gibi orijinal fikirleri okuma imkanı da sunulmakta. Yoksa neoliberal politikaların sosyal yardımlaşma politikaları ile birlikte topluma bir paket halinde sunulduğu popülist siyasetler , küreselleşmenin ulus-devleti ortadan kaldırmayıp yapısını ve işlevini değiştirdiği tezleri yabancısı olmadığımız görüşler. Foucoult'nun yaklaşımlarına yaslanarak Mahmut Mutman , liberalizmin özgürlüğü süreli ürettiği,oluşturduğu, çerçevelediği ve yönettiğini, güvenliğin özgürlüğün öteki yüzü olduğunu ve libralizmin bir tehlike kültürü yarattığını alıntılıyor. Pazarı doğal bir alan kabul eden klasik liberalizmin tersine neoliberalizm pazarı ve rekabeti siyasal müdahale aracılığıyla kurulan ve yaşatılan gerçeklikler olarak görür. (15 temmuzdan sonra olağanüstü bir halle yönetildiğimizi, sadece iki dudağın arasından çıkan emir telakki edilen sözler değil niyet okumalarıyla insanların yaftalandığı, hapsedildiği,  bir gün düşman olan ülkelerin bir gün dosta dönüştüğü, hapsedilen misyonerlerin serbest bırakıldığı, 1984 misali garip bir dönemden geçtiğimizi sık sık kendimize hatırlatmamız gerekli.) Rekabet şartının korunması sürekli müdahale gerektirir, devlet ve pazar birbirlerine dışsal varlıklar değil birbirlerini varsayan ve karşılıklı etkileşim halinde oluşumlardır. Neoliberalizm ekonomik performansı ve büyümeyi hükümetin meşruiyetinin  temel ölçütü yapar. Hatta bizzat hükümetin ve devletin giderek ekonomik bir birim gibi , bir işletme gibi yönetilmeye başlandığını söylemek yanlış olmayacaktır.

20 Haziran 2022 Pazartesi

Dengue Dengue Dengue! - Serpiente Dorada (2014, EP)

 

Yaz sebebi ziyareti neticesinde dinlediğimiz hafif şeylerden biri. Latin Amerika'ya özgü yerel esintiler taşıyan apaçi dans müziğini (Cumbia imiş a canım adı) daha bir dub olsun raggae olsun az biraz saykedelik olsun incelten bir grup imiş. Sık sık indie çevrelerde adı geçmekte. Bu kısa albümü ilk tanımlayacak kelime kendini bol bol tekrarlayan ritimlere başvurması olsa gerek. Loop üstüne loop. Ordan efektler burdan efektler. Lakin müzik biraz sakil. Öyle çılgın partilere teslim olmuş bir gürültülük bir sambalık yok. Kayda adını veren parça biraz o cenaha yaklaşıyor. Ama dediğim kendi içinde döne döne devam ediyor, hani bir yerde kopalım, coşalım, eller havaya, yok. Demek ki bu türün olayı da bu. 

5,50+/10

17 Haziran 2022 Cuma

RETRO: Nightwish - From Wishes to Eternity - Live (2001)

 

Konser albümlerinden devam ediyoruz. Grubun bootleg kayıtlarına nazaran atmosfer ve seyirci tepkisi daha hissedilebilir. Yalnız albüm kapağını alalade buldum. Biraz da erken dönem Nightwish şarkılarını fazlasıyla dinlediğimden içeriği oldukça kuvvetli albüm beni yeterince etkilemedi. Ama bu bana özgü bir şey, çok da takılmamak lazım. Diğer bana özgü şey de daha önce dile getirdiğim kadın operet vokalin uzun süreli performansında bünyede yarattığı yorgunluk sorunsalı. Problematik bir şey, gotik kayıtlarda olduğu gibi erkek ve kadın vokal paslaşmasını dinlemek daha kolay sanki. 

7,75/10

16 Haziran 2022 Perşembe

Ruhi Su - Kadıköy Tiyatrosu Konseri (1987)

 

Sanatçının ömründe seslendirme fırsatı bulduğu şarkıların çift CD'de toplandığı bu konser kaydının atmosferi ve kalitesi biraz sıkıntılı gelse de kulağa, hem ustanın naif sohbetine tanık olmamız hem de hayli kapsamlı bir derleme olması albüme ayrı bir kıymet katmakta.

8,25/10

12 Haziran 2022 Pazar

Phoebe Bridgers - Punisher (2020)

 Küçükken apartman merdivenlerinin, odaların, bahçedeki ağacın büyüklüğü, babanızın uzun boyu, annenizin kokusu, kafanızı kaldırdığınızda gökyüzünün devasalığı, trafo kulübelerine asılı levhalardaki iskelet resminin korkutuculuğu, ölümün uzaklığı ve bir o kadar yakınlığı, sevginin bir dokunuşluk mesafesi, aşırdığınız meyvenin lezzeti... hayat dediğiniz şey her gün hayrete düştüğünüz bir keşif alemi, aklınızın almayacağı bir bilmece. İşte dinlerken bu folk kaydını aklıma düşen şeyler bunlar oldu.

7,0+/10

6 Haziran 2022 Pazartesi

Moonspell - The Antidote (2003)

 

Grubun bir silkelenip kendine geldiği, derlenip toparlandığı albüm bu olmakta. Dolayısıyla da kucak dolusu çiçeklerle, karşılama törenleriyle karşılanmışlar zamanında. Bayağı bayağı gotik tanımını hakeden bir albüm. Altyapıdaki müdahaleler çok ilginç, karanlık ve ürkünçümsümtrak atmosferi beslemeye yarıyor. Özellikle bateri hiç olmadığı kadar ilgi çekici anlar sunuyor, tribal bir hava estiriyor. Vokal ve rifler belki bir miktar gereğinden fazla zorluyor kendini sertlikte. 2-3 parça da gereğinden uzun. İşin özü şu ki dinleyicinin genel kanaatıylan ters düşerek bestelerin pek bir çoğunun akılda kalıcı olmadığını, daha çok böyle değişik değişik katkılarla ilgi çekici hale getirilmeye çalışıldığını söyleyeceğim. Üstüne, her ruh haline hitap etmiyor olması da vaki bir gerçek. 

6,75+/10

5 Haziran 2022 Pazar

Borknagar - The Archaic Course (1998)

 

Bazı vokal vibrasyonları ve teyatral bestecilik hoşlaşmadığım öğeler olarak öne çıkıyor. 70'ler prog belirginleşmeye başlamış. Bir şenlik, şov misali yükselen alçalan harmonik bir performans tanık olduğumuz şeyler. Biraz daha kafa yorduğunuzda kozmik temayı da düşünürseniz aklınıza Arcturus gelecektir. Rastlantı değil zira Arcturus'lu ICX Vortex vokale bu kayıtta geçmiş bulunmakta. Demek ki esere katkısı da ağırlık kazanmış. 2 bilemedin üç parçada agresif tutum hoşumuza gitmedi değil. Yine de bir önceki albüme göre en azından benim için geriye atılmış bir adımdır kendileri. Gönül rahatlığıyla artık baskın tür progresif metal olarak etiketlenebilir. Alt akıntıya elbet folk ve kara metal ile hafiften saykedelik rengini vermektedir.

7,50-/10



3 Haziran 2022 Cuma

alt-J - RELAXER (2017)

 

Değişik kafalardan değişik bir albüm daha. Sadece aynı albümde değil aynı şarkıda bile zıt hisler uyandırmayı başarıyorlar. Dünyadan yerel müzik etkileri belirgin ve şarkı inşası artistik seviyede daha başarıyla hallediliyor. Bu farklı etkilenimler ve farklı ruh halleri kulaklardaki dengeyi biraz sarsmayı başarıyor. Sözlerde de bir terbiyesizlik bir sürtük'lüğe kayma var gibi. Ben yazmaya utandım, kimileri canlı yayında söylemekten çekinmiyor vallaha. Uzun lafın kısası öncekine göre bir adım öne çıkıyor. Dengesiz ve hala sesini, karakterini bulamamış grup. Serseri mayın gibiler, ne yapacakları belli değil. Saykedelik foltronika soundunda uyumlu bir şeyler bekliyoruz kendilerinden. 

6,75+/10

1 Haziran 2022 Çarşamba

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

 

Kitaplar konusunda bir süredir sessiz kalmamın yegane müsebbibi Tutunamayanlar. Okumak kolay değil elbet. Yine de sıkıldığımı söyleyemeyeceğim. Demek ki altyapım kuvvetliymiş. Postmodern türde edebiyatımıza katkısıyla klasikler arasında yer alan roman bende on üzerinden on değil ama bir 8 - 9'luk tesir bıraktı. Ki üstüne çıkanı da bulmak pek bir zor. Özellikle ondördüncü bölüm okullarda okutulmalı, adıyla müzik grubu kurulmalı, diziler çekilmeli ki TRT 1 de ki değil, o hiç değil, senede bir kez anma etkinlikleri düzenlenmeli, kitapçık olarak ön cebimizde taşımalıyız. Bununla birlikte fazla Ulysses hatırlatan genelev mekanlı bölüm yada gereğinden uzun sonlardaki günlük bölümü yada 2 farklı karakterin ağzından yazılanların tarz olarak ayrıştırılıyor olmaması gibi kadı kızında da bulunabilecek ufak tefek kusurlara rastlamak mümkün.