30 Haziran 2009 Salı

Marilyn Manson - The High End of Low (2009)


Bir önceki albümündeki değişimi devam ettiren MM, bütünlüğü zayıf bir albümle bu sene de bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Alışılageldik uzun süreli albüm bu sefer tek bir soundun hakimiyeti altında değil. Yeni geliştirmeye başladığı yırtıcı vokalli baladların yanısıra, eski tarz endüstriyel marşlar da yer alıyor. Ve hatta dance rock, indie gibi arayışlar içinde. Albümde sizi ikna edemeyecek ve vasat olarak adlandırabilecek şarkıların varlığı, The High End of Low'un önceki albümden daha iyi olduğu gerçeğini gölgeleyemiyor.
Eski tarzına yakın parçaların arasından single olarak da basılan Arma-bıdıbıdı-geddon öne çıkıyor. Hipnotik I Want to Kill You bıdı bıdı ise yeni şarkıların en iyisi hatta 8 dakikalık şarkının ne zaman sonlandığını anlamıyorsunuz. Bir de I Have to Look Up Just to See Hell varki pek leziz. İsmini geçirmezsem bana darılacak olan WOW ile Blank and White parçaları da en can sıkıcılar listesine dahil edilebilinir. Hah ha.

8,0+/10

29 Haziran 2009 Pazartesi

Arch Enemy - Anthems of Rebellion (2003)


Hah! sonunda sevdiğim tarza geldiler, melomelomelodeath!
Üstelik çeşitlilik de sağlanmış.

Dead Eyes See No Future, Instinct, Leader of the Rats, End of the Line, Dehumanization

8,25+/10

Pi eS: Sınav stresini atlattık heh he

Pi eS2: Psikolojik olarak çarpık bir ruha sahip olduğuna inansam dahi bu çarpıklığın köklerikötüniyet yerine saflık (sosyal zekanın tersi) ve çocukluğunu yaşamamışlığına uzanıyor. Michael Jackson'dan bahsediyorum. Yaptığı işler ortada. Şöyle gözünüzü bir kapatıp bugünden geçmişe bir değerlendirme yaparsanız pop müzikte onla boy ölçüşen başka bir isim bulamayacaksınız. Ne tarz müzik dinlerseniz dinleyin sevdiğiniz bir MJ parçası vardır. Benim için özel olan ise Billie Jean adını taşıyor. Piyasa kurallarının bir kişinin daha canına malolması nanı bir kat daha üzüyor. Allah rahmet eylesin.

26 Haziran 2009 Cuma

Heaven&Hell - The Devil You Know (2009)


2009 tarihli dumanı tüten albümlere dev bir grupla devam ediyoruz. Dio dönemi Black Sabbath, aslında pek de bildiğim bir dönem değil. Dio'yu ayrı tanıyorum ve çok az da Ozzy'li Black Sabbath'ı. O yüzden değerlendirmem de tazecik olacak.
İlk dinlediğinizde ağır ve sert riflerle aklınız uçacak. İşte bu sebepler ve sludge stoner türlerinin büyükbabasını andıran geleneksel doom çalış tarzı, albüm genelinde parçaların tekdüzeliğine sebep verdiği için bir kaç dinleme sonrası sıkılmaya başlıyorsunuz maalesef. Elbette istisna oluşturan parçalar mevcut ki onlar da benim albümdeki favorilerim oluyor. Kimi daha enerjik kiminin iç dinamikleri kısmen güçlü. Hiç te orjinal olmasalar da Bible Black ve Eating the Cannibals örneğinde olduğu gibi . Kayıtlar maşallah güzel, bas, sololar gayet güzel duyuluyor. Milletin Dio üzerinden grubun performanslarına yaptıkları eleştirileri ise haksız buluyorum. Dedem çapa sallayamazken bu adamlar konser veriyorlar. Dio'nun vokalleri yaşına istinaden halen ayrı bir lezzete sahip. Tam da burada Dio'nun vokaline çok da hayran olmayan birinin sözleri olarak dikkate alınmasını rica edeceğim. Evet albümde kimse risk alıp acayiplikler yapmıyor. Bu da gayet normal.
Albüm, sert ve çok tatlı şekerleri hatırlatıyor bana. Yemesi güç ve yerken bile dişleriniz zonkluyor. Ama ara ara yemekten de vazgeçemiyorsunuz.

7,75+/10

25 Haziran 2009 Perşembe

Solstafir - Köld (2009)


Ohh be! Sonunda beni şaşırtan ters köşe yakalayan bir çalışma. İzlanda kökenli eski black metal grubumuz bir değişmiş tam değişmiş. En basitiyle post-metal sınıfı içine dahil edebileceğim albümün yansıttığı türler: sludge, post-rock, grunge (bi ara Nirvana duydum galiba) ve diğer alternatif metal türevleri. Burada dudak bükebileceğimiz tek şey türlerin sentezlenmemiş olması. Yani çok bilmiş edasıyla bir elimiz diğerinden destek alarak çenemizde <<>> gibi yorumlarımıza müsade edecek kadar parçaların ayrık olmasından bahsediyorum. Aynı zamanda bu durum albümün dinlenilirliğini arttırmakta. Yine de post-rock /ambiyans ağırlıklı şarkıların daha zayıf kaldığı rahatça gözleniyor.
Vokaller yeterince brütal ya da yırtıcı olmamakla eleştirilmesine rağmen benim hoşuma gidiyor. Atmosfri gerilimi yeri geldikçe güzel yansıtıyor. İşin aslı post-hardcore vokallerden hazzettiğim de söylenemez. Hipnotik ayin benzeri bir atmosfer sunan albüm, kesinlikle bu senenin en iyileri arasında yer alıyor.
*She Destroys Again, 78 Days in the Desert, Pale Rider, Love is the Devil**

8,75/10

Rainbow Arabia - The Basta (2008) EP


5 şarkıdan oluşan bu debut EP ile karı-koca bir ekipten oluşan ilginç grup, yarattığı tür karmaşasını lehine çevirip kulaklarımızdaki pasları silme harekatına bodoslamasına dalıyor. Ve bu işte çok da başarılı olduklarını gösteriyorlar.
Etno-elektronik tanımı en kapsayıcı terim olmalı bu albüm için. Ama alttan alta oryantal ezgilerin, müziğin altına gömülmüş bayan vokallerin, punk garage rock etkisinin tıkır tıkır işlediğini duyuyorsunuz. Kimilerinin hoşuna gitmeyecek şekilde saykodelik ve deneysel bir yanın da ağırlıklı olduğunu söylemek lazım. Daha fazla analize felan gerek yok. Eğer bu albümün çalındığı bir parti veriyorsanız haberim olsun! Benim gibi mendebur bir adamı bu şarkılar eşliğinde gerdan kırmaya çalışırken izlemek oldukça eğlenceli olabilir.

9,0/10

24 Haziran 2009 Çarşamba

Tricky (&DJ Muggs & Grease) - Juxtapose (1999)


Başlıkta ismi geçen yapımcılarla birlikte hip hop ağırlıklı hazırlanan bu albümde vokallerde bob Khalil, yavşak rapper modunda Mad Dog ve bayan vokal olarak da ismi pek duyulmamış Kioka ve Dna'nın destekleri mevcut. Trip hop'un trip kısmını seven biri olarak önyargıyla yaklaşsam da , albümün rap verselarla dolu olduğunu söylemek de haksızlık olacak. Farklı yapımcılarla çalışmanın gereği olarak müzikte ortaklaşma, homojenliği sağlamıyor. Bir yandan akustik gitar ve perküsyon, diğer yandan rap vokal, yaylılar vesair. Kimi yerde birleşiyorlar, kimi yerde de Allaha şükür ayrılıyorlar. Yaylılarla ve karanlık Tricky vokaliyle güzel bir gerilim atmosferi yakalayan Bom Bom Diggy'nin rap kısmı ile çuvallamasına tanık olduktan sonra bu hop tarzının albümün sağlığı için iyi olmadığını kolaylıkla anlıyoruz. Hot Like A Sauna da benzer şekilde katlediliyor maalesef. Dediğim gibi parça çeşitliliği mevcut olduğu için umudumuzu kesmiyoruz. Klasik sounda yakın Call Me, trip hop'un ritimlerine yakışan Dna vokali ile, 'yi bulduğumuz an albümün en iyi şarkısını da bulmuş oluyoruz.
Sözlerde de ünlülerin kendilerine yabancılaşması, uyuşturucu ve seksle dolu sokak hikayeleri olması negatif bir etki benim için. Ahlakçılığımdan dolayı değil , mevzunun banalliğinden kaynaklı.

6,50/10

23 Haziran 2009 Salı

Steve Wright - Gökyüzünü Fethetmek: İtalyan Otonomist Marksizminde Sınıf Bileşimi ve Mücadelesi


60 ve 70'lerde İtalyan politikasında etkin ama belirleyici olmayan bir güce ulaşan radikal sol akımın en önde gelen bileşimi "otonomistler üzerine bırakın Türkçeyi İngiliz dilinde dahi en azından sanal ortamda kaynak bulmak oldukça güçtür. Ülkemizde otonom marksizmi tanıtma görevini üstlenen bir yayınevinin fuar standında rastgelince almamazlık olmazdı. Daha çok politik ve sektolojik sebeplerle dürtülendiğimden kitabın alt başlığına dikkat etmemek bir hatam oldu. Ne diyormuş?, bıdı bıdı sınıf bileşimi ve mücadelesi... Yani otonom hareketlerin, daha doğru bir deyişle ideologların, İtalyan işçi sınıfına ve bileşimine dair ultra-teorik ve soyut çözümlemeleri. Merak ettiğiniz o yıllardaki mücadelelerin analizi , yapılar vesair ise sayfalar arasına ter dökerek birleştireceğiniz Hansel ve Gretelin bilgi kırıntılarından ötesine denk gelemeyeceksiniz. Hiç olmazsa orda burda ve şurda karşıma çıkan kitlesel işçi ve sosyal işçi tabirlerine biraz da olsa açıklık getirebildim.

RETRO: Paradise Lost - Host (1999)


Grubun bu albümü dinledikten sonra ümidimi kesmiştim. Tüm ilgi alakamla birlikte. Zira o günler bir yola girildiğinde dönüşü olmayacağına inanıyordum. O kadar tiksinmiştim bu albümden. Çünki ortaya çıkan şeyin bırakın metalle, rock müzikle bile ilgisi yoktu. Çok kızmıştım, evden çıktım, birkaç kedi doğradım. Puhahaha..
Kısacası bu bir Depeche Mode, gitar yok gibi birşey. Şarkılar basit. Ancak bugünün penceresinden bakınca nefretimin zayıfladığını söyleyebilirim. Hatta grubun o zamanlarda daha güzel melodiler üretebildiğini de ekleyebilirim. Bkz. Behind the Grey, So Much is Lost, Made the Same vs.. Önyargılardan sıyrılıp melodi ve vokal ağırlıklı bir dinleme durumu kurtarıyor. Yalnız beni rahatsız eden şey new wave bestelerle canlı davulun uyumsuzluğu. Benim hoşuma gitmiyor o kadar.

7,50-/10

22 Haziran 2009 Pazartesi

RETRO: Agathodaimon - Blacken the Angel (1998)

Favori black gruplarımdan olan Agathodaimon'un ilk albümü melodik, senfonik ve gotik etkisini yansıtmakta. Bu sound aslında Romen-Alman karması grubun ilk döneminin alamet-i farikası. Melodi sadece riflere değil vokal performansında da gözlenebiliniyor. Pek güzel, pek ala. Durağanlıktan dinamizme geçiş, 15 dakikalık gotik Near Dark isimli parça, İngilizcenin yanısıra Romence ve Almanca sözler, atmosfer, atmosfer, atmosfer...
İnişleri çıkışları ile bütünlüğü bozmadan ortaya konan bu çalışma özellikle bu tarzı yeni dinlemeye başlayanların daha fazla zevk alacağı bir yapıt. Her ne kadar gitar ve riff egemenliğinde olsa da albüm "dinlerim ben Marduk Mayhem, gotik melodik abi hiç gelemem" diyebilirsiniz.

8.50+/10

20 Haziran 2009 Cumartesi

Megadeth - So Far, So Good ... So What! (1988)


Üçüncü Megadeth albümü güzel bir enstrümental parça ile açılıyor alıştığımız gibi. Ardından da bombardıman başlıyor. Amma ve de lakin albüm tutarlı bir hat izlemiyor, hatta anlaşılmaz bir bütünlüğü var albümün. Örneğin üçüncü parça ünlü Anarchy in the U.K., tamam sıkı riflerle gayet kuul ama at kardeşim albümün sonuna. Ya Mary Jane'e ne demeli, Allah Allah bir giriş ardından bu da ne Mercyful Fate mi? derken şık bir köprü ama bir türlü karşı kıyıya , nakarata, varamıyor. Vardığı tek yer hoş ama boş 502 oluyor. Kötü değil ama anlayamadım.
Hook in Mouth ve Set the World Afire sıkı thrash parçaları iken albümün favorisi mükemmele yakın In My Darkest Hour baladı oluyor. Albümde Mustaine'in özellikle sevdiğim vokal tarzı bu şarkıda tavan yapıyor. Genel olarak disipline ihtiyaç duyduğuna inandığım grubun bu albüme bir de mühendis gerekli. Buna rağmen albümü bir nefeste sıkılmadan dinleyebilmek de ayrı bir zevk oldu benim için. Thrash metali seviyormuyum ne?

7,75+/10

19 Haziran 2009 Cuma

Devil May Cry


Bir süredir internet üzerinden anime izliyorum. İçlerinden biri de yarı iblis olarak hayatını idame ettiren Dante'nin iblislere karşı savaşmasını konu alan Devil May Cry. Pek de orjinal sayılmaz, değil mi? Feleğin tekerini ters çeviren seri aslında bilgisayar oyunundan , ya da playstation ne haltsa, uyarlanma. Süreci tersten takip etmiş yani. MTV'de denk geldiğim kadarıyla vasat bulduğum Hellsing'i hatırlatıyor biraz. Fakat birkaç kademe üstün geldiğini itiraf etmem gerek. 12 bölümde sonlanmasıyla beni ziyadesiyle memnun eden seri başlarda bölüm başına ayrı maceraları takip etse de bunların final için bir hazırlık olduğunu anlıyoruz. Tabi sonradan.
Velhasıl eli yüzü düzgün , mükemmel olmasa da zevkle izlenen kısaca gayet güzel bir senaryoyla çilekli dondurma hastası, iblis öldürmediği durumlar haricinde uyuşuk ama über-karizmatik süper heronun ekranı kana bulamasını istiyorsanız, ta ta ta ta...

Firewind - Allegiance (2006)


Bildiğiniz gibi power metal türünü gay vokal, ince ince nüfuz eden keyboard saldırısı, çifte kros dıgıdık dıgıdık, kuşlar böcekler sevgi kelebekleri ya da ıkın ıkın sen bu işi başarırsın tarzı sözler ve melodik besteler aracılığıyla ifade eden, tabi ki burda marjinalleştirdim mevzuyu biraz, Avrupa ekolü ile thrash etkilenimli daha karanlık, sert ve erkeksi Amerikan ekolü olarak ikiye ayırabiliriz. Firewind 'in tabanı Avrupa olsa da (nakaratlar nakaratlar) örneğin baterinin çok daha akıllıca kullanımı, vokallerin orjinal olmamakla birlikte farklılığı, bu arada yüksek oktavlarda bana birilerini hatırlatıyor deli olacağım bulamıyorum, ve Avantasia'nın son ürününde olduğu gibi hard rock etkisi grubu farklı bir yerde konumlandırıyor. Grubun beyninin kendine lakap olarak Gus G. gibi en hırbo rapçinin bile seçmeyeceği absürdlükte bir namı seçen ve asıl ismi ise Konstantin Karamanlis ayarındaki Yunan bir gitarist olmasından mütevelli "hele bir durun şöyle bir solo atacağım aklınız duracak" tavırlarını da sık sık duyumsuyorsunuz. Yaw kardeşim tamam tonla grupta çaldın, süpersin alemlerde namın almış yürümüş de bunun Gus G. ismiyle olması mı şart. Konstantin ol bak ne şükela.
Benim gibi arada bir manowarluğu tutan birinin hedefi dolaysız vuran Ready to Strike gibi bir heavy heavy metal parçasının albüm içindeki favorisi olmayacağını düşünmek bile bir hata. Ayrıca Falling to Pieces, bayan vokal destekli Breaking the Silence, 20-30 sene öncesini yadeden dinozor abilere özel Dreamchaser şeker şerbet şarkılar. Her şey kulağa mükemmel geliyor. Hiç mi kusurlar yok. Bir, bazen besteler kulağımızın alıştığı klasik bateri ya da ritim gitar temposunun eksikliğinden mi bilemiyorum, çamura saplanmışcasına gitmiyor, akmıyor. İki, yapım çok kaliteli , yeni moda gürültülü kayıtlara benziyor biraz. Vokal haricinde dinamik yapı sakatlanmış gibi duruyor yani.
Uni-rock'a geliyorlar, bakalım dinleyebilecek miyiz?
8,25+/10

18 Haziran 2009 Perşembe

RETRO: Marilyn Manson - Antichrist Superstar (1996)


Son günlerde ortalığı kırıp geçirecek tarzda bir albüme denk gelmediğim için eskilere daha sık dönüyorum. Sıra bir zamanlar taptığım bir albümde.
Sonuçta metal müziğe daha körpe iken tedrici bir geçiş yapan ben, başlangıç noktası olarak walkmanimi beyazıt çekme kaset formatında en sık ziyaret eden Marilyn Manson'ı seçmiştim. Agresyon, nefret, kendi kendine acıma duygularının , şimdi geçmişe bakınca anladığım, karanlık bir mizah unsurundan kaynaklandığını öğrenmek de ilginç doğrusu. Yeterince karanlık olmasa da eğlenceli bir alıntı:

I wasn't born with enough middle fingers

Bunalım amerikan gençliği için sıcak sıcak servis edilen ürün en azından ayakta kalma iradesi aşılıyor hedef kitlesine. Para için insanlardan mı faydalanıyor? E ihtiyaç varsa doğaldır. Bu adam için kendini öldüren duymadım henüz. Metalin laleyli lambur lumbur kalıplarından sıkılanlar için sessizlik ve kopuş arasındaki dinamiği başarıyla yansıtan yaratıcı endüstriyel bir rock albümü, üstelik boş şarkı içermiyor. Tecavüzden kaynaklı psikolojik rahatsızlığını müziği ile tedavi eden ve kendi kendini tatminin yaratıcı yöntemlerine kafa yoran bu imaj kraliçesi gereğinden fazla ciddiye alınıyor da nedir a dostlar? Daha entersan bir şey söyleyeyim, hala albümü süper buluyorum.

9,75/10

17 Haziran 2009 Çarşamba

Green Day - Dookie (1994)


Sosyal konulara duyarlı ve şirin bir vokaliste sahip olması ile Mor ve Ötesi'ni taklit eden amerikalı popüler punk grubunun ünlendiği albüm Dookie çıkalı 15 sene olmuş. Zaman, tutamıyorsun ki. Neyse melankoliye sapmayalım. Benim gönlü nazarımda her zaman When I Come Around ve Basketcase ile değerlenen ve bu alemlerde gereğinden fazla abartılan grubun diğer şarkıları aynı seviye de mi, bir kulak verelim. Zira diğerinin biz de kalması çıkarımıza. Kulakdan bahsediyorum aloo..
Şarkılar genelde kalburüstü. Açılış parçası fena değil, Having a Blast da öyle. Chump'dan Longview'e geçiş kuul olmuş, baslar ve bateri önde o da kuul. Sessizlikten gürültüye geçiş hissedilir derecede, eski kayıtların gözünü seveyim. Welcome to Paradise hoş, Pulling Teeth komik 60 lı dönem surf şarkıları gibim. Evet tüm şarkıları yazacağım. She güzel, Sasafras Roots fena değil. Sonlardaki üç birbuçuk dakikalık şarkılardan en iyisi ve albümdeki When I Come Around ve Basketcase haricindeki en iyi parça In the End. Kapanış parçaları FOD ve All by Myself ise biraz garip kaçıyor. Sözler ise bunalım amerikan teenage felan fişmekan.

7,75-/10

16 Haziran 2009 Salı

Tortoise - Millions Now Living Will Never Die (1996)


Post rock camiasında hatırı bir değil pek çok olan grubun en sevilen ve de sayılan albümü hamsili bir kapağa ve afilli bir isme sahip. Sadece arkafonu olma ya da depresif depresif maniiik kalıbını ifa etmeyen çalışma deneyselliğe de açık. 21 dakikalık başlangıç şarkısı için daha ne söylenebilirki? Kimileri nefret ediyor, kimileri takdir. Ben bazen hoşlanıyorum bazen nefret ediyorum. Ama diğer 20 dakikayı oluşturan beş şarkı ise sular seller gibi akıyor. Her defasında durdurup tekrar başlatıyorum şarkıları daha iyi sindirebilmek için. O yüzden idem büyük. hah hah ... Elle tutulmuyor, su gibi maşallah. Albümün sevdiğim bir yanı da bu karışık (post rock, elektronik, krautrock, caz ve doğaçlama) matrise sürüsüylen enstrümanın müdahil olması.
Kesinlikle herkesin orasından ya da burasından seveceği, beğenilmemesi güç bir albüm, ama bana göre muhteşem değil ilgi çekici.

7,75/10

15 Haziran 2009 Pazartesi

RETRO: Almora - Shehrâzad (2004)


Yerli metal albümleri arasında gurur duyulacak bir yapıt, açıkcası. Bayanlara emanet edilen vokal kısımları daha da artmış, yüksek tempolu folklorik melodiler power metal kalıbı üzerine itinayla döşenmiş. İnsan daha ne ister ki? Şehrazad adlı şarkısı için aldığım albümün ilk beş parçası için eleştirecek birşey bulamıyorum. Güzel, pek güzel..
Sözlerdeki pozitiflik adam öldürüyor, gerçekten de karanlığın hiç bir temsilcisi bu klişelere dayanamaz.

8,50/10

14 Haziran 2009 Pazar

Tricky - Angels With Dirty Faces (1998)


İlk dinlediğimde gerçekten tiskindiğim bir albümken, çünki bayan vokaller Tricky tarzı tarafından yönlendiriliyordu , zamanla dinleye dinleye hoşuma gitmeye başladı. PJ Harvey destekli Broken Homes ya da Record Companies en hite yakın parçalar. Onun dışında tekrarlayıcı ritimler üzerine Tricky sayıklamaları ağırlıklı, lakin dinledikçe sizi ele geçiren melodiler bunlar. Alkohol beni bırakmasına rağmen dönen bir kafayla güzel bir dinlence olduğuna dair tahminim yanlış olmayacaktır.
Ayriyeten Mellow, Singing The Blues, Carriage for Two güzel şarkılar.
Karanlık, daha karanlık!

7,0/10

12 Haziran 2009 Cuma

Arch Enemy - Wages of Sin (2002)


Aforizmaya benzemeyen laf ebegübesi
1. Bu hatun bu sesi çıkarabilmek için eski sevgililerini yutmuş yimiş bitirmiş

Aforizmaya benzemeyen yavşak laf ebegübesi
2. Bonus sidi ilkine göre daha bir şekilmiş abi yaw

En aforizmamsı (beni bir sen anladın onu da yanlış anladın)
3. Kaliteli hammadde her zaman kaliteli ürün oluşturmuyor.

Savage Messiah, Ravenous, First Deadly Sin, Starbreaker (Judas Priest) ve Aces High (Iron Maiden) öne çıkan parçalar.

7,75+/10

11 Haziran 2009 Perşembe

Katy Perry - One of the Boys (2008)


I Kissed A Girl ve Hot N Cold gibi eğlenceli şarkıları ile geçen sene naçizane benim de dikkatimi çeken amma ve de lakin hedef kitle olarak gencecik amerikan kızları belirleyen pop-rock şarkıcısı, gitardan dolayı rock didim yoksa rock saymak haksızlık olur, albüm için basit bir strateji geliştirmiş. Birkaç eğlenceli şarkı:bkz. yukarıya; birkaç eh fena değil parça: U R So Gay, Self Inflected, I'm Still Breathing gibi; geri kalanı sümme vasat.
Üstelik liriklerin aptalca cahilce çocuk işi olduğunu okuyup idrak edince indikafa amerikalıların neden bu hatundan nefret ettiğini anlayabiliyorsunuz. Ana dilimin ingilizce olmadığına sevindiğim ender anlardan biri.
Aslında albümün bir miktar daha iyi olmasını engelleyen şey çoğu vasat 12 şarkının hepsinin albüme alınması. Ha burdan Madonna gibim bir pop star çıkar mı?, sanmam.

6,50/10

10 Haziran 2009 Çarşamba

Pickpocket - Hayalle Gerçek Arasında (2008)

Heterojen nu- metal/ alternatif metal kulvarında şarkılarını Türkçe kaydeden grubun ilk albümünün her yanından enerji içeceği akıyor. Baştan sona sert bir tavrın hakim olduğu albümdeki şarkılarda örneğin bir Climbvari manik depresif duygusallıkta hissedilebilmekte. Yoğun değil ama, korkmayın. Albümle aynı adı taşıyan parça aynı zamanda albümün özeti gibi. Ayrıca melodik Kork Benden, Özgürlük, Vazgeç, Son diğer kalburüstü parçaları oluşturuyor.
Türkiyedeki gruplar çiftçilerin örümcek ağı teoremini devam ettiriyorlar. Önceki müzikal zevkleri bir sonraki dönem, piyasa kısıtlar çerçevesinde, albüm çıkarabilerek yansıtabiliyorlar. Ne demeye çalışıyorum? Türk rock piyasası için yeni bir soluk olabilir ama dünya müziği için bayat şeyler bunlar. Türü özellikle Türkçe takip etmek isteyenlerin, Çilekeş'in sert bir versiyonunu dinlemek isteyenlerin çok seveceği, benim için ise olmasa da olurdunun ötesine geçmeyecek bir çalışma.

6,75/10

9 Haziran 2009 Salı

RETRO: Almora - Gates of Time


Türk metal camiası death metal'e kaydıktan sonra klasik heavy metal türünde ya da etkilenimli yeni bir grup çıkmadı maalesef. Cenotaph'tan sonra yurtdışı firmaları ile anlaşarak kısıtlı da olsa tanınırlığa ulaşabilen bir kaç death grubu haricinde örneğin Almora ya da Dreamtone tamamiyle sürekliliğini koruyarak bilinir hale geldi. Yine kendi gücüyle yurtdışında konser serilerine başlayan Moribund Oblivion, Episode 13 gibi grupların da ortak özelliği süreklilik. Açıkcası sağlanması bu zor koşullarda pek güç olan süreklilik faktörü başat konumda.
Erkek vokalin yetersizliğini eleştirmek artık bayık derecesine geldiği için sadece belirterek geçiyorum. Sonuçta grup onun, isteyen dinler. Bununla birlikte bestelerin basit güzelliği ve kemanların ve sopranoların katkısı ile, ki normalde metal müzik içinde sevmem, albüm rahatça dinlenir hale geliyor. Almora'nın sahip olduğum iki albümünü de radyoda dinlediğim "hit" parçalara istinaden satın almıştım. Burada da Cyrano bu rolü üstleniyor. No Turning Back, Standing Still diğer hoşlaştığım parçalar . Bazı parçaların daha kısa tutulması gerektiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.

8,0-/10

8 Haziran 2009 Pazartesi

Böh dersem şaşırır mısın?

Melekler ve Şeytanlar
Kitabını bilinçli bir kararla okumayan bir insan evladı olarak filmden zevk aldığımı belirtmem gerek. Sonuçta kitaptan sinemaya uyarlamanın zorluğunu, yumurta kabuğuna karpuz sığdırmaya çalışmanın güçlüğünü herkes biliyor. Tamamiyle önyargısız bir değerlendirme ile ortanın solu sağı değil üstü nitelemesi uygun düşecektir. Kitabında detaylı ve kafa karıştırıcı olduğunu düşündüğüm ipuçları basitçe işlenmiş olsa bile sıradan izleyiciye özellikle belli bir aşamada ağır gelecektir. Tam sıkıcı eleştirmen ağzı kullanmışım hah ha. Ayrıca artık genel olarak hoşlanmadığım kötü adamı bul şaşırtmacası beni rahatsız etmekle birlikte bu filmde kullanımı en azından nefretimi kazanmadı. Baştan beri yönetmenin niyetiyle çeşitli yanlış yönlendirmelere tabi tutulsak da zeki bir izleyici filmin ikinci yarısında pek çok şeyi çözecek aşamaya gelecektir. Hah ha sıkıcı yazmaya devam ediyorum hala hah.

Kartal Göz

Teknoloji, doğru verilerden yanlış bir çıkarsama yapsa ve insanların iyiliği için ufak tefek ölümleri nüans olarak kabul etse ne olur. Spoiler olur :-))
Fena değil ama batı cephesinde yeni bir şey yok. Spielberg'in yapımcısı olduğu filmde en azından başlarda seyirlik bir macera izliyoruz. Fragmanı süperdi yalnız.

Dragon Wars (D-War)

2. sınıf bir film olduğunu biliyordum. Godzilla benzeri yaratıkların şehri basması gibi bir felaket senaryosunun filmi izlenebilir kılacağını düşünmüştüm. Ayrıca yeni bir film bu. Herhalde oyunculuk, metnin sürükleyiciliği konusunda yönetmen bir şeyler öğrenmiştir. Koca bir hayırrr! Bazı efektler güzel, biraz. O kadar. Eğlencelik bile değil.

Beter Böcek/ Blade bilmem kaç

TV'de izlediğim filmlerden çocukluğumuzun efsane filmi Beter Böcek'i tekrar izlemek hoştu, güzeldi. Lakin o canavarların oyun hamurundan yapılmış olması, daha doğrusu bunun yeni farkına varmam pek şaşırtıcıydı. Ellere varda bize yok mi? yemek sahnesi hala müthiş.
Blade iki ya da üç neyse , geçmişten Dracula'yı uyandırıyorlar da Blade ile kapışıyor. Yanına rakam geldikçe kötüleşen serinin bu filmini izlemek yine de hayal kırıklığı yaratmadı.

6 Haziran 2009 Cumartesi

Megadeth - Peace Sells... But Who's Buying? (1986)


Metallica gibi sert ve groove özelliği olmasa bile kendine ait bir tarz oluşturarak adını zihinlere kazıyan (klişeeeee) grup, sosyal konulara duyarlı bazen de gayriciddi , asi bir imaj, geril geril introlar, gevşek parça yapıları ve (belki sadece bana öyle geliyor) King Diamond heavy metali etkisi ile ilk dönemlerinde öznel bir gelişme kaydediyor. Yalnız bu albümde Dave Mustaine'in vokalinin hala oturmadığını görüyoruz.
Tabiki Peace Sells, ayrıca Wake Up Dead ve Good Mourning-Black Friday.

8,25/10

5 Haziran 2009 Cuma

Urfaust - Drei Rituale Jenseits Des Kosmos (2008) EP

Daha önce drone hadisesine hiç bulaşmamıştım. Havuza ayak başparmağıyla girercesine imtina ile yaklaşarak özünde black metal olan 3 şarkılık bu EP mevzuya başlangıç noktam oluyor. İlk parça (I) ecdadınızı yattığı yerden 666 kere sağdan sola ve soldan sağa döndürecek kuvvette . Ayihi ayihi hi çığlıkları ortalarda bir yerde barok vokale dönse de ultra-minimalist yaklaşımı ufak bir nebze bile etkilemiyor. Geri kalan parçalar (II ve III, şarkı isminin olmaması kuulluk dereceini gösteriyor) açıkcası biraz sönük. Albümün süresi 20 dakika, kısa gibi gelse de aslında ideal. Daha uzun süre bu sounda nasıl katlanılır bilmem bilemem.
Her daim dinleyemeceğiniz ilginç bir çalışma. Türe ilgim alakam hala devam ediyor.

7,75/10

4 Haziran 2009 Perşembe

Tricky - Pre-Millennium Tension (1996)


Genel müzik camiası ile aynı fikirde olduğum nadir eserlerden biri de bu albüm. Albümün ilk yarısı gerçekten etkileyici iken diğer yarısı zayıf kalıyor. Baştan sona karanlık ve daral bir atmosferin hakim olduğu albümün az beğenilen kısımdaki parçaların backgroundundaki minimalist yaklaşımlar da hiç fena değil aslında. Cümle biraz nının nının nının olmuş heh he. Albümün bir süprizi ise uzun zamandır unuttuğum Christiansands gibi bir trip-hop klasiğini barındırması. Martina Topley Bird ile yaptığı işbirliği, ilacını arasıra unutan bir şizofreniğin sayıklamalarını dinlenir kılıyor.

7,25+/10

3 Haziran 2009 Çarşamba

Absu - Absu (2009)


Boş zamanlarında eczanelerde doktorların el yazılarını çözmekle uğraşan Prospektüs bey yeni bir kadro ile uzunca bir aradan sonra grubu toplayıp grubun ismini taşıyan bir albümle alemlere geri dönmüş. Sonda söylenecek şeyleri başta söyleyeyim. Tara'yı özel kılan ekstrem öğeler törpülenerek black/thrash tarzından ödün vermeden farklı bir kayıt sunulmuş bizlere. Vokallerin ve baterinin geriye çekildiği ve bu bağlamda prodüksiyonun daha kaliteli olduğunu gördüğümüz albümün hızı da gözle görülür elle dokunulur hissiyatından azaltılmış. Bazı parçalardaki atmosferik öğelerin yoğunluğu ve hatta black camiasında moda olan psyche denemelerinin olması ve de parçaların yapısı sebebiyle albümün Tara'ya göre hayli sofistike kaldığını söyleyebilirim. Sözlerinde Kelt mitolojisinden Sümerlere geçiş yapılan albümün ilk 3 şarkısı özellikle Amy benim ölçütlerime göre muhteşem parçalar. Daha sonrası ise dalgalı seyretmekte.
In the Name of Auebothiabathabaithobeuee adlı şarkıdaki Auebothiabathabaithobeuee'nin telaffuzu merak teşkil etmiş sanırım. Bana gelselerdi söylerdim. Auebothiabathabaithobeuee'nin telaffuzu hobithobithobithobiiiii şeklinde olup orkların savaş çığlığını temsil etmektedir.

8,0/10

2 Haziran 2009 Salı

Stakka Bo - Jr. (2001)

Son albümüyle İsveçli şarkıcı yine radikal olmamakla birlikte tarz değiştirmiş durumda. Eskiler diskosu ve indie pop arası gidip gelen sound genel olarak hızlı olmayan temposuyla kolay dinlenirlik sunuyor. Güzel bir hit parça eksikliği ise hemencecik göze batıyor. Yine de benim romantik bir parça olarak nitelendirebileceğim Sinister ile High and Low dikkatimi pek ala çekebildiler. Monster ya da Commotion daha önce kulak aşinası olduğumuz indie pop rock gruplarının ürünlerini hatırlatıyor. Albümün ikinci yarısı ise uyku getirmeye yönelik atraksiyonlarıyla dikkati çekiyor. Ki biz bu atraksiyonlara halk arasında "sıkıcı" ya da "bayık" diyoruz.

7,0/10