30 Eylül 2020 Çarşamba

Amadou & Mariam - La Confusion (2017)

 

Mali'den müzik emekçisi ikili genç yaşlarda körler okulunda tanışıp müzik yapmaya başlıyor. Arka arkaya Fransa başta olmak üzere pek çok ülkede ses getiren albüm çıkartan ikilinin bu son kaydı maalesef karışık tepkilerle karşılanmış. Geçmişlerini bilmem ama bu kayıtta prodüksiyon ekstra cilalı. Yaptıkları batı Afrika müziğinin otantik temsili mi o da şüpheli olsa da ruhu taşıyor. Olay yine batılı yapımcılara emanet edilen Afrika albümü olsa gerek. Özellikle müzikal altyapı  karmaşaya düşmeden ilgi çekici bir renklilik sunabilmekte. Yiki Yassa'nın sonlarındaki kanun benzeri enstrümanın solosu, muhteşem şarkı Diarra'nın perküsyonları gibi incelikler kaydı değerli kılıyor. Altyapıdaki zenginlik gitar, saksafon, synth, cembe, ngoni, flüt gibi enstrümanlarla sağlanıyor. Bence yeterince sofistike bir o kadar da gruuvi dans edilebilesi. Dinledikçe de daha bir havaya giriyor eller havaya yapabiliyorsunuz. Ben beğendim.

8.0-/10

26 Eylül 2020 Cumartesi

Gonca Özmen - Belki Sessiz

 Geçen sene üçüncü kitabı ile şiir dünyasında yerini sağlamlaştıran Gonca Özmen ikinci eseri Belki


Sessiz'de taşra sıkıntısını - Nuri Bilge Ceylan- farklı bir boyutuyla da olsa tekrarlıyor buluyoruz. Disiplinli işçiciliği şiirlerini bir kaç defa okumaya sebep verse de dizeye yoğunlaşma şiir boyunca anlam boşluğu yaratabiliyor. Buna rağmen şiirlerini okumak zor değil. Yinelemeler ve zihne zorlanmadan yansıyan pastoral imgeler  okuyucunun işini kolaylaştırıyor.  Nesnelerin duyuda izlenimi başarıyla gerçekleşiyor. Yine de okuyucu temayı bütünleştirme çabasıyla güzel anlatım ve tamlamalar için geriye sık sık dönecektir. Ses sevgili olmuş bozkıra aşk düşmüş, diyelim.

bilirim lekesi kalır ağlamanın

***

Seninle her şey susar sanırdım

Perdelere anlatır sırrını zaman

Gövdemde bir patika uzar durur


Ben o bitmeyen sözlerdim

Bekleyen ahşap


Gök alçalır diye bilirdim seninle

Bir sincap zıplar kollarında

Alıp bir lekeye götürür  beni

Öyle bilirdim


Sen o yorulmaz sulardın

Diri seslerdin


Ben işte durmadan sana dolardım

***

Gürültüsünü duyamaz olmuş toprak

Bir ağaç gölgesine uzanıvermiş bir ev

***

Şuramda dudaklarınızı bıraktıydınız

Uzaklığınızı şuramda


Onca su zambağı

Onca taşlık yol

Onca siyah kuğu arasında

Bildim bir yokluktu yeryüzü


Onca çam ormanı

Onca yenik patika

Onca sahipsiz yeşil arasında

Gördüm ötesi var akşamın

Gövdenin gizil bir sesi


Şuramda bir ölünün yükü

Kirli bir çiçek bıraktıydınız

Tenimdeki çocuğun kederi için


Allahın taş damında sevişirdik

Islaktınız ve elleriniz vardı barbar

***

Kilitli durur yirmiş yaşım

Kuyulara bağırırım adını

***

Gökyüzü devam ediyor

Bunu omuzlarından anlıyorum


Sen dağınıklık diyorsun

Ben dalgınlık diyorum ona


Sen nehirleri seviyorsun delice

Ben bir derenin yıkıklığını


Sen başıboşluğunu insanın

Öteki berikiyi ben

Kapı ardına bırakılanı


Sen denize giriyorsun

Ben kıskanıyorum tüm suları

Tüm suları topluyorum ayaklarının dibinde


Ayaklarının dibinde sonsuzu arıyorum


Uzak devam ediyor

Bunu omuzlarından anlıyorum


Kim kimin ardından su döküyor şimdi

Ben suyun yarasına bakıyorum

24 Eylül 2020 Perşembe

Black Front - Hail the Fallen (2019)


Yerli gruplarımızdan Black Front'un yaptığı müzik biraz değişik geldi kulağıma. Daha önce böyle bir şey dinlememiştim doğrusu. Attyapı post punk ve gotik rock. Üzerindeki vokal ise farklı tonlarla çeşnilendirilse de metalik gölge taşımakta. Sertleştiği anların tınısı çok da hoşuma gitmedi. Post punk ile de aram bir öyle bir böyle. İçi içine koah hastası gibi hırıltılı hırıltılı söylenen türün ne yapacağı da belli olmuyor. The Cure iyiyken Joy Division ya da She Past Away etkilemiyor şahsen. Aslında etkileyici kapak çalışması ve endüstriyel metal sıfatıyla tanzimi de biraz yanıltıcı. Bu çizilen portreye Black Sun daha yakın, misal. Died ve Runaway Horses girizgahları daha ferah geliyor kulağa. Dinledikçe güzelleşse de vokalin müziğe istinaden sertliği set gibi karşıma dikiliyor. Tabi ki bence.

6,50-/10

23 Eylül 2020 Çarşamba

Paradise Lost - Obsidian (2020)

 2020'nin sonuna geliyorken, bitsin artık yafu, bu seneye ait ilk albümümü anca dinleyebildim. Biraz da

yeni kayıtlara özellikle de metal olanlara çok konsantre olamadığım keşküllü bir hakikattir. Çoklukla da takip ettiğim eski grupların yeni eserlerini tercih ediyorum. Paradise Lost önceki albümünde bayağı bir geriye dönüş yapmıştı, taş devrine kadar geriye gitmişlerdi. Bu kayıtta ise kendi diskografisinin ortalamasına göre daha dengeli bir sounda kavuşmuşlar. Yalnız artık evlenip iş değiştirdiğimden ve bunun sonucunda akıl sağlığımın çok daha güçlenmesinden mi nedir bilinmez, gotik ve doom metalin depresifliği üzerime çarpıp geriye sekiyor. Çok dinledim, ilk başlarda beğenmedim de. Dinledikçe açıldı saçıldı , başta gitar sololar parlıyor. Ama parçaların bazılarında aşırı olmak üzere başvurulan formülün tekdüzeliği şimdilerde batmaya başlıyor bana. Daha progresif bir beklentilerdeyim demekki bugünlerde, genel olaraktan.  Ya da ben eski ben değilim artık.

7,75+/10

20 Eylül 2020 Pazar

The Seatbelts - Cowboy Bebop 2 (1998)

 Manik bir çeşitlilik ile tam da dinleyiciye dizinin ruhunu geçiren ve ilk kaydın hiç de altında kalmayan bir

çalışma. Country, vokal caz, big band ve standard caz, elektronik, blues, oryantal rock, oryantal pop caz, koral, ortaçağ avrupa folku, dark caz. Tek tek saydım. Aslında biraz bana Björk'ün oynadığı bir film vardı, onu hatırlatıyor.  Ayrıca her nedendir bilinmez sanırım dizinin jenerik müziği de bu ikinci kayda eklenmiş. Ne diyelim  üçüncü kaydı merak ediyoruz.


7,75/10

17 Eylül 2020 Perşembe

Altay Öktem - Şeytan Aletleri : Genel Kültürden Kenar Kültüre Fanzinler ve Öteki Kitaplar

 


Fanzin ağırlıklı yayınları bir bir anlatan kitabın tek eksikliği 90'ların demolarına yer vermemesi, daha doğrusu ilk baskıda yer alan bu detayın sonraki baskıdan çıkartılması. Kare boyutu ile bol bol resimleri ve grafikleriyle dolu dolu kaynak bir kitap. Kitabın yayınladığı Deniz Suyu Kasesi fanzininden Hülya Aydoğdu şiiri bir daha okunası. 



sanki gece kucaklamış. tomurcuk bir gül. ve

gül de gül hani. pek narin. melisanın

çiçekleriyle ip atlıyor balkonda, nerdeyse

değecek gibi duruyor begonvil yıldızlara.


tomurcuğum sana

açmaya geldim


ellerimi aralasam dikenleri görünecek gülün.

şimdilerde eylül geçiyor balkondan. çünkü

eylül aşkların göçüdür. bir limon ağacımız

olsun seneye. bir de zeytin...gölgeli serin

derinliklere uzansın kırlangıçlar. saçları uzar

belki o zaman yağmurun.


eylül

varlıkla yokluk arası bir şey


gelişim. bu yüzden sana. gelişin bu yüzden

bana.olmaya.dalında sallanıp duran zerdaliler

gibi.belki de gülüşünü düzeltmiş oluruz

tanrının.

15 Eylül 2020 Salı

Com Truise - Iteration (2017)

 

Göçüşmeli geçişmeli spoonerismli grup isimleri bir dönem bayağı popülerdi. Aradım da internette şimdi çok da örnek bulamadım. Demek ki o kadar popüler değilmiş, ah ve de hah. Com Truise'dan daha iyisi vardı asıl. Spitney Beers. Üçnoktabir oldu ve kayboldu, geriye Melis Danişmend kaldı. Com abi, çünkü grup değil pofuduk sakallı bir abimiz, elektronik tınıları tıngırdatıyor. Serin havada dışarıda yürümeye çıkmışken daha da ferahlatan, iç açan bir sounda sahip albüm. Sahte pembe bir mutluluğa bürümüyor ama hayatınıza değer katıyor. 80'lerin kaliteli bir yorumuyla karşı karşıyayız. Kaydın başlangıcı özellikle göz dolduruyor. Kral şarkı Ephemeron'u sonlarında ağır efektle murdar etse de. Ama bu katmansızlık, sığlık kaydın sonlarında parçaları benzeştiriyor, sıkıcılaştırıyor. Sondan başlayarak dinledim, yine maya tutmadı. Bertaraf edilen bir potansiyel, minimalizm uğruna katledilen bir potansiyel.

6.75/10


13 Eylül 2020 Pazar

Jose Saramago - Filin Yolculuğu

 


Hedefe, amaca odaklananların belki de burun kıvaracağı bu Saramago kitabına aslında her şeyin, hayatın kendisinin bir yolculuk olduğu kabullenişiyle başlanıldığında hakettiği değerini anlayacağımızı söylemek mümkün. Portekiz kralı kuzeni Avusturya arşidüküne Hindistan'dan gelen fili onun bakıcısı Subhro ile birlikte hediye eder. Yıl 1500'ler. File erzakları taşıyan hizmetkarlar ve askeri bir birlik eşlik eder. Din, politika ve insan doğası bu seyahat esnasında yazarın eleştiri ve alay konusu edeceği hususlar. Tabi yazar bugünün (bu yüzyılın desek) bilgisiyle donanmış ve bunu sergilemekten çekinmiyor. Kesinlikle okuması keyifli ve tam bir Saramago kitabı. Yine de bence bir başyapıt beklentisine girmemek lazım.

10 Eylül 2020 Perşembe

RETRO: Mortiis - Keiser av en dimension ukjent (1995)

 

Değişiklik olarak sinir bozucu bir vokal efektini duyuyoruz. Yine yavaş, biraz gecikmeli kısacası aynı tempo ile birlikte açıkçası çok da hoşuma gidecek eserler ortaya koyamıyor Mortiis. Yapmak istediği şeyi anlıyorum. Ama o elflerin, cücelerin ve hatta orkların diyarına götürecek atmosferi Summoning gibi bir grupta daha başarıyla bulmak mümkün. Bence önceki albümden yarım fanila eksiği var. Trompet fazla keskin ve prodüksiyon plastik. Lakün albüm kapağı pek şık.

6,25/10

7 Eylül 2020 Pazartesi

Manilla Road - Metal (1982)

 

Epik metal janrında Manowar ile adı geçen grup bu ikinci albümünde klasikleşmiş sounda henüz ulaşamasa da emareyi ortaya koymakta, ne var ne yok masa sallanmakta. Bir kere ilk albümü ile kopuş sağlamışlar. Metaller kısacası köşesinden ışıklar saçaraktan. Ancak bu değişiklik oturmamışlığı da olmamışlığı da beraberinde getiriyor. Kabul etmek gerekir ki dinledikçe bestelerdeki incelikleri kapıp keyif almaya başlıyorsunuz. İlk izlenim prodüksiyon kalitesini de, eski orijinal kaydından dinliyorum, göz önünde bulundurursam gerçekten felaketti. Arada gargara gurultusuna yaklaşan vokal de cabası.  tekrar etmek gerekirse bilhassa b suratıyla façasıyla toparlamayı başarıyor. Vokal bu kadar ham çökelek olmasaydı bikaç tık ileri giderdi.

6,75+/10

5 Eylül 2020 Cumartesi

RETRO: Lacrimosa - Alles Lüge (1993, Single)

 Grubun hit parçası tekli olarak yayımlanmıştı zamanında. Şarkı farklı bir versiyonla iki kez yer alıyor


kayıtta. Ek olarak yine etkileyici Dieter eines Geistes ve daha durgun Ruin de dahil edilmiş. Açık fikirli olmak ve biraz da bardağın boş tarafından bakmak lazım hayata, takdir edebilmek için. 90'lar Gotik rock namına klasik bir single çalışması olarak arşivlerde saklanası..


8,50-/10

1 Eylül 2020 Salı

Brockhampton - Saturation III (2017)

 

Aynı sene içinde çıkardıkları üç albümden sonuncusu. Zincirlerinden boşanarak akmışlar, önlerinde setler bendler kalmamış. Birikmiş demek ki söyleyecekleri. Neredeyse ilk kaydın ayarında. Bana göre ikincisine de fark atar bir çalışma olmuş. Kaliteli pop ve hip hop karması albüm eminim ki sözler açısından da boş değildir. Yavaş yavaş tane tane meramlarını anlatıyorlar çünkü. Bununla birlikte depresif melankolik drama budalası hiç değiller. Dinlerken umudumu kaybetmiyorum, keyif alıyorum daha bi doğrusu. Aradaki İspanyolca skitleri de sevdim. Aslında albümlerini sound olarak geliştirip progresif bir açılımla zenginleştirecek, ne bileyim saykedelik derinlikten tekno ritimlerine, belki akustik gitar katkısı, farklı enstrümanların katılımı, altyapıya sahipler ki ucundan girmiyor değiller. Kayıt sonlara doğru daha araştırmacı geliştirmeci yöne kayıyor ki güzel oluyor, Hottie, Sister/Nation, Rental gibi parçalarda taçlanıyor bu akış. 


7,75+/10