30 Aralık 2021 Perşembe

Wardruna - Kvitravn (2021)

 

Bu grup beni bambaşka bir aleme götürebilen yegane şeylerden biri. Başka bir dünyanın kapıları açılıyor, diken diken olan tüylerin ürpertisi, denizden yükselen sis vadilerden yukarı tırmanıyor, dolunay 6 ay boyunca bir lamba gibi gökte asılı. Karları uzak tutan devasa şenlik ateşi etrafında dans eden korkak savaşçılar, şaman kuklaları. Asık suratlı kurtlar, ağaçların soytarısı yaşlı baykuşlar. Ormanların yosun kokusu, çürüyen yaprakların örtüsü, fantastik canlılar korosu. Minimal yanı daha kuvvetli, atmosfere ağırlık veren bu kayıt gubun diğer albümlerine göre çok da beğenilmemiş olabilir. Lakin tam da böyle yalınlıkları sevmemden ötürü benim için portakallı şeker yahnisi oldu. Anormal tasvirler yapacak kadar ayarlarımı bozdu. Resetlemek istemiyorum, bir süre bu modda kalsak.

8,0/10

The Movies That Made Us (sezon 2-3), Küfürler Tarihi (sezon 1), Love, Death and Robots (sezon 1-2), High Score (sezon 1), Zoo (sezon 1), Peaky Blinders (sezon 3), Star Trek: Enterprise (sezon 1), Modern Family (sezon 5-6-7-8-9-10-11)

 

Dizileri loglamayı uzun süredir ihmal ettiğim için yalan söylemeyeceğim, hissiyat babında bazı şeylerı unutmuş bulunmaktayım. O yüzden bayağı bayağı işkembe-i kübradan sallıyor olacağım. Bizi biz yapan filmlerin 2 ve 3. sezonları etkileyici filmleri konu almakta. Geleceğe Dönüş, Pretty Woman, Jurassic Park ve Forest Gump'ın ardından 3. sezonda daha bayram temalı filmlere ağırlık verilmiş. Kabak bayramı için Halloween, 13. Cuma, Elm Sokağı Kabusu, Noel bayramı için The Nightmare Before Christması animasyonu ki hala izlememekten hicap duyuyorum, ve Elf ki garip buldum, Afrika'nın kurtuluşu için Coming To America ( kaliteli bir Eddie Murphy komedisidir) ve son olarak Bilim Günü için Aliens ve Robocop. Histerik kurgu son sezonda biraz düzeliyor ama bu seferde şakalar baymaya başlıyor. Her bölümün sonunda vefat edenler anılıyor ve kadrodan biri eski mekanları gezerekten burada ne anılarımız var nostaljisiyle hüzünleniyor. Filmlerin çekim aşamasındaki zorluklardan sonra gişe zaferinin sarhoşluğu ya da dünyada bu filmlerin dokunduğu, hayatını etkileyen ünlülerin yer verildiği daha pozitif mevzulara da yer verilse tadından yenmez.

Küfürler Tarihi, Nicholas Cage sunumuyla. Niye bu at kafası sempatikliğini taşıyan adama sundururlar, bilemedim. Yine parası mı bitmiş acaba. Böyle uzmanları felan çağırıp ingilizce küfürleri, shit, damn felan, daha ağırlarını yazmaya utanıyorum, tarihini felan irdeliyorlar. Ama yayının çoğu bu küfürleri kullanmayı seven komedyenler, stand up'çılara ayrılmış. Küfür güzellemesi , övgüsü felan. Biraz bokunu çıkarmışlar sanki.

Aşk, Ölüm ve Robotlar 2 sezon yani 26 kısacık bölümle izleyiciyi sarsmayı başaran, yapım olarak da çeşitlilik sağlayan animasyon dizisi. Çok iyi, gerçekten çok iyi. Sadece 2 bölüm felan vasat. O kadar. Çok iyi. Benim gibi ihmal etmeyin, geçin netflişin başına, hüpletin. 

High Score da Netflix'in popüler kültürü konu aşlan eğlenceli bir belgeseli. Filmleri işlediler, musikiyi işlediler, küfürleri bile konu ettiler. Video oyunlarının ne eksiği var. 6 bölümde Space Invaders, Pacman, Nintendo oyunları, Ultima gibi RPG nin başlangıcı, spor oyunları - FIFA yok ama amerikan futbolu oyunları var peh- dövüş oyunları -mortal kombat, street fighter- ve Doom ile birlikte 3 boyuta giriş ve bilgisayara merhaba. Dolayısıyla bölümler oyun bazlı değil. Bu tarz hikayeciliği beğendim. Ayrıca konu oyunlar olunca grafiğe dayalı görsel bir şenlik de sergiliyor yapım. Geçmişte yapılmış ulusal ve uluslararası oyun turnuvalarına yer vererek gerçekliğe temas da ediyor. 10 senedir zaman bulamadığım bilgisayar oyunlarına da Epic sayesinde ara ara bakma fırsatı buldum. Bi ara bulaştığım oyunların isimlerine başka bir postta yer veririm artıkın.


Zoo yani hayvanat bahçesi Netflix yapımı olmamakla beraber oradan izleyebileceğimiz bir dizi. Akıllanan ve organize bir şekilde insanların aleyhine faaliyete geçen hayvanları ve olarla ilgili gizemi çözmeyi başaran bir grup araştırmacıyı konu alıyor. İlgi çekici ama 8 bölümü zor getirdim ve daha 1. sezon bitmiş değil. Anlayacağınız o ki devam etmeyeceğim. Oyunculuk kötü, çekimler BBC aydınlığında. Hikaye bir garip, işleyiş ayrı bir garip. Yine kötü bir şirket var. Konuyu okuyunca aklıma gelen ilk şey aslanların insanlara saldırmasıydı ve ilk bölüm öyle açıldı. Demek ki bazı müthiş temalar filme/diziye çekilmeye başlayınca ne kadar vasat olabileceğini anlayabilmek için filme/diziye çekilmesini beklemekten başka elimizden başka bir şey gelmiyormuş. 

Peaky Blinders'ı hala niye izlerim, hiç bilmiyorum. Böyle karamsar, gergin ve suça meyilli, negatif şeylerden keyif almıyorum artık. Şu başroldeki adam da tam bir sosyopat aslında, tarafsız gözle bakarsanız, peach'in önde gideni. Yine de izletiyor kendini. Bu sezonda da Ruslara ve İngiliz derin devletine bulaşıyor ekibimiz. Yine oradan oraya savruluyorlar, konu mühim değil, zaten bir süre sonra umursamamaya başlıyorsunuz. Atmosfer, çekim ve oyunculuk kurguyu eziyor. O yüzden de sürükleyiciliği biraz kayboluyor. El mahkum devamını getireceğiz ama sindire sindire yavaş yavaş. 

Uzay Yolu'nun Enterprise dizisine başladık hayırlısıyla. Genel kanı bir baş yapıt değil, kötü de değil, fena da değil yani. imdb 7,50 iyi bile sayılır.  Girizgah kötüydü ancak. İnsanların Vulkanlarla aşk ve nefret ilişkisi neticesinde uzay yolculuğu yapmaları ve ilk temaslarını konu alıyor. Vulkanların himayesinde insanların küçümsenme karşısında toplumsal psikolojileri gibi ilginçlikler de var, tam da bu küçümsemeyi hak edercesine uzaya bir amerikan kovboyu umursamazlığıyla dalmaları gibi itici şeyler de. Yahu diğer dünyalarla iletişime geçiyorsun, ne rezillikler, hiç mi prosedürün yok. Kadroya da alışmak zor. 2. sezondayım ve hala bir ikisi hariç, mühendis ve klişe bir tipleme olsa da vulkan abla, umurumda değil bir çoğu. Dizi ilk başta zaman yolculuğu da yaparak insanları engellemeye çalışan suliban (mıydı ?) ırkıyla yapılan mücadeleyi konu alanve daha önceki dizilerde hiç bahsi geçmemiş bir hikaye ile de saçma bir başlangıç yapıyor. Sonra sonra böyle saçmalıkları bırakıp bölüm temalı konularla ilerleyerek biraz toparlıyor. 



Modern Family'i apar topar bitirdik zira bu sene itibariyle Netflixden kalkıyor. Şansa bakın ki 11. sezon ile dizi de bitmiş durumda, son iki bölümü vedaya ayırmışlar. İlginç olan şudur her sene 1 sezonda 24 bölüm sanırım. Dolayısıyla her sezon bir Halloween, bir Şükran yemeği, aynı sosyalleşmeler tekrarlanıyor. Ha bir de 11 senede bebeğin büyüdüğünü gördük, Luke gibi acayip değişim gösteren de oldu, Manny gibi aynı kalan da. Oğlum gelişim çağındasın, neyin eksik kaldı senin? Eğri oturup düz konuşalım, muhteşem değildi ama eğlendirme görevini, günün yorgunluğunu 20 dakikada attırma işini gayet iyi yaptı. Son birkaç sezonda karakterlerin sinir bozucu yanlarını tekrar tekrar işleyerek bizim de sinirimizi bozduğunu yapımcılar da demekki anladığında daha fazla devam etmesine gerek duymadılar demek ki. 

26 Aralık 2021 Pazar

Gustav Mahler - Symphonie No. 1 (1989)

Mahler benim için zor bir besteci. Romantizm ile modernist klasizm arasında geçişi  benim gibi bu konuda ihtisası olmayan birisinin bile ayırt edebileceği bir şekilde ifade eden bestecinin durduğu temel yine de daha çok romantizm tarafında. Bu demek değil ki kendini amaçsızca duygulara teslim ediyor, tam tersine ince ayar eklektik bir inşanın entelektüel tecrübesine bizzatihi tanık oluyoruz. Daha ilk parçada hınzır ve yaramaz ve cıvıl cıvıl bir çocuksuluğu temsil eden motif parça boyunca da belki de gereğinden fazla, albüm boyunca da farklı ama benzer duygular uyandıran diğer motifler gibi sıkça tekrarlanıyor. Yavaşladığı anlar haricinde bu Peter Pan  havasına çok tav olduğum söylenemez. Çocukluktan yaşlılığa hayat dömgüsünü işleyen senfoninin 20 dakikalık son parçası ise dalgalı deniz gibi karanlık ve çalkantılı ve gürültülü. Besteci Mahler de Concertgebouworkest Amsterdam'a şeflik eden Bernstein da bu zıt duygu yoğunluğunu dinleyiciye hissettirmekte başarılı. 

7,50/10

 

24 Aralık 2021 Cuma

Massive Attack - 100th Window (2003)


Trip hop'un gerileme döneminin temsili soundtracki olabilir bu kayıt. Kendine has bir dinleyici kitlesi olsa da tekdüze ve ağır ritimler, kendi içine içine mırmır okuyuş bana hitap eden şeyler değil.  Depresif, karanlık, soğuk, kırılgan, gizemli, katartik atmosfer de olumlu yönde pek de yardımcı olmuyor. Ha, aradığınız buysa o şanslı gruba dahil olabilirsiniz. Ama benim sözlüğümde sıkıcı maddesi altında 100th Window da yer alıyor. Diğer yandan monotonluğu bozan en ufak hareket o parçayı değerli kılıyor. Special Cases, A Prayer of England (albümün en iyisi), biraz basıyla Butterfly Caught ve yaylılar ardından egzotik kreşendosuyla Antistar. Bu şarkıların yüzü suyu hürmetine vasatın azcık üstüne çıkıyor.

6,25-/10

19 Aralık 2021 Pazar

Thy Catafalque - Vadak (2021)

 Elektronikanın ağırlık kazandığı son döneme kıyasla sounddaki çılgınlığın biraz daha sertlik lehine dengelendiği ama o denge noktasında durmayıp progresif ve folk tınıları doğrultusunda yol aldığı bu albümle grup bir Roka Hasa, bir Rengeteg dönemi gibi olmasa bile dinleyenlerin beğenisi bakımından yeniden bir canlanmayı yaşamış. Özellikle gruba yeni selamün aleyküm diyecekler bu avangard kırık kafa işini gayet de sevecektir. Ama şunu da söylemek gerekli. Çeşitlilik bir bütünlük oluşturmuyor. Rastlantısallık ve eklektizm zıtlığı her zaman uyuşacak diye bir kural yok. Fütürizm ve uzay ambiyansı topraksı folk ve hep aynılığı tekrar eden cızırtılı gitar tonu ve gayriciddi ritimler -darbuka da var yafu - ile birlikte kafada böyle kocaman kocaman soru işaretleri hasıl oluyor. Daha önce de demiştim, grup yenilikçilik bakımından ince bir hat üzerinde yürüyor, bu sefer de direğin öte yanına sapasağlam vardılar ama bizim yüreğimiz de ağzımıza geldi.

7,75/10

16 Aralık 2021 Perşembe

Inter Arma - Sulphur English (2019)

 

Çemişgezek dağlarındaki mağaralardan ayı homurdanması, Tendürek dağlarındaki kuytulardan yarasa çığlığı, Ilgaz derinliklerinde yankılanan ormanların gürültüsü, büyük Ağrı'dan küçük Ağrı'ya yuvarlanan çığ gümbürtüsü. İşte böyle bir tarif mümkün. Ama albümün diğer bir yarısı ise neredeyse drone seviyesine varan ağırlığın altında ezilen bir doom a doom a doom. Odak dağılıyor, hedef kaçıyor. Yine de hakkını vermek lazım tür çeşitliliği bir karmaşa yaratmıyor, nerede death doom black sludge post metal başlar nerede death doom black sludge post metal biter anlayamıyorsunuz. Yalnız biraz tekrara girecek ama dinamik ritim > atmosferik sayıklamalar.

6,50+/10

12 Aralık 2021 Pazar

RETRO: Moby - In This World (Remixes, 2002, Single)

 In This World'un 3 farklı remiksi. O zamanlar hit şarkıları klüplerde dans edilecek ritme kavuşturmak için remiksler yayınlanırdı. Şimdi de öyle ama bazen remikslerin asıllarını geçtiğine daha sık tanık olaraktan remiksçilerin yaratıcılıkta iddialı olduklarını söyleyebiliriz sanırım. Parçaların bir yorumu ATFC namıyla faal İngiliz yöresi DJlerden  Aydın Hasırcı hafiften Daft Punk havasını taşımakta. Yorumlardan bir diğeri de trance etkisini yansıtan Push namındaki isme ait. Özellikle aramamakla birlikte severim böyle çalışmaları.

6,75/10

11 Aralık 2021 Cumartesi

Mercan Dede - Sufi Dreams (1998)

 Mercan Dede'nin ilk albümü hatırladığım kadarıyla farklılığıyla o zamanlar bayağı bir ses getirmişti.  Balkanlar, Anadolu ve Arap mistisizmi içeren new age tarzı parçalar etkileyici. Ama referans noktaları gayet bilindik şeyler. Ederlezi, Arapça dua, zikir. Eklektizmden şikayetim yok da ambiyans olarak kuş cırıltısı, tropik orman fıkırtısı çok anlaşılır değil. Perküsyon etkisiyle de tribal ambiyans sıfatı da yakıştırılan albüm için parçaların bir kısmının gereksiz uzunluğu, tekrara düşmesi,  ayrıca sanatçının ilk kaydı olmasından mütevellit henüz fikirlerin ve ifanın oturmadığı yeterince pişmediği bir kayıt olarak bir değerlendirme yapabiliriz sanırım. Sonrasına bakmak lazım diğer bir deyişle.

6,75/10

7 Aralık 2021 Salı

Long Distance Calling - Trips (2016)

 

Eski Long Distance Calling'i unutun. Türkiye'de de konser vermiş post rock'ın hallice serti müzik yapan o grubu. Kadın vokalli alternatif rock'lar artık. Adapte olabilmek, grubu bilenler, takip edenler için oldukça zor, kabul ediyorum. Dolayısıyla bu albüm ama bu LDC değil diye sızlananların nefretiyle karşılaşıyor. Diğer yandan tamamiyle objektif yaklaşsak bile , ilk kez duyduğumuz bir alternatif rock/metal grubuymuş gibi, şaşırmamak mümkün değil. Çünkim açılışı 80'ler diskosu gibi bir parça ile yapıyoruz. Zaten albüm sound olarak böyle sallantılı bir güzergah izliyor. Alternatif sound ile post metal arasında bir gelgitli. Yine de Trauma, Lines , Momentum gibi memnun edecek sallabaş parçalar mevcut. Önyargılardan sıyrılınca fena değil, değil ama bu parçalı yapıyla nasıl devam edecekler, pek bir merak içerisindeyim. Albüm kapağı rezalet, o kadar ki değerlendirmemi bile etkiliyor.

7,0/10

4 Aralık 2021 Cumartesi

Kurt Rosenwinkel - Heartcore (2003)


Böyle bir caz kaydı dinlememiştim. Tarif etmekte bile zorluk çekiyorum. Dengeli enstrüman icrası, zengin ses çeşitliliği, entelektüel bir ifade, konseptsi kompozisyon, Kimi zaman caz rock esintisi, kimi zaman Hindu spiritualizmi, bazen piyanolu poetika. Ritimlerde kesintili kekeme denemeler duyuluyor. Caz dünyasında perspektifi olabildiğince geniş tutan elinde cetveli, gönyesi, kurşun kalemiyle modernist bir macera. Süper saygı duyuyorum ama içime biraz işleyebildi, kemiklerim ısınmadı henüz.

6,75/10

2 Aralık 2021 Perşembe

Enslaved - Axioma Ethica Odini (2010)

 

Grubun en tumturaklı, oturaklı, uyumlu, su  gibi akan belki de en iyi çalışması. Ya da onlardan biri işte. Black metal sonrası dönemden bu albüme kadar dinlemediğim tonla çalışması var ve son yıllardaki çalışmalarına istinaden o yıllardaki eserlerin bana daha fazla hitap edeceklerine inanıyorum her nedense. Yani Axioma oralara kronolojik olarak en yakın albüm. Avangartuluk adına darmadağın, her türden eklektizmin çorba yaptığı yapıtlardan ziyade ana bir temel üzerinden yükselen çalışmaları daha bir sevmekteyim. Bu kayıt da sınırda. Hakimiyet kaybolmamış ama iddiasını da kaybetmemiş. Yine de bazı parçaların orasından burasından kırpıp kısaltmak isterim. Diğer yandan progresif yapı inşası çok leziz. Eh doğal olarak akılda kalıcılığı zayıf, parçalar hem çeşitlilik gösteriyor ama albüm tek parçaymışçasına bir bütünlüğe de sahip. Hoşa gidecek bazı enstantaneler: clean vokalin duygusal katkısı, aniden depreşen thrash atakları, gitar tonlamasından öteye giden Opeth tınısı (ki bu albüm için dozajı azaltılmış derler). 

8,50-/10

27 Kasım 2021 Cumartesi

Mulatu Astatke - Mulatu of Ethiopia (1972)

 

Çok güzel bir açık hava yaz festival müziği denmiş, hakikaten de öyle bir deneyim, duru bir aydınlık, rengarenk. İyice kotarılmış cazzi Etiyopya folk Afrika funk atmosfer dinlerken eğlendirmesini biliyor elbet. Ortamlara da güzel yaraşır ha. Ancak albümü kapattığınızda aklınızda kalan şey içinize işlemiş ılık bir güneş, melodilerin güzelliği ama melodilerin kendisi değil. Prodüksiyonu daha güzel bir Etiyopya klasiği. 

7,50/10

24 Kasım 2021 Çarşamba

Testament - The Legacy (1987)

 AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA

Oh içim açıldı. Thrash metal'in büyük hayranı olmamama rağmen Metallica ile Slayer arası hız tutkunu bu  taştan albümü sevmemek mümkün değil. Tek zayıf noktası da yine kendisi. Durulduğu bir an yok, bir intro, bi geçiş parçası, bir enstrümantal bi şiler, yok oğlu yok. Pata küte başlıyor, çata küte bitiyor. Detayları profesyonel yazılarda araştırıp okuyabilirsiniz. Benim nacizane dikkatimi çeken ilginçliklerden biri Raging Waters'da Running Wild  hissiyatı, vokalin çığlıktan yaş gurultuya geniş açılı performansı, gitar rifflerin gruuviliği, melodiklikler felan ve de filan. Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Gençken dinleyin, keyfinize bakın.

8,50-/10


22 Kasım 2021 Pazartesi

RETRO: Moby - In This World (Single)

 

3 parçalık tekliye adını veren parça zaten albümün de ağır toplarından. Duygulara dokunan bu soul tarzına uygun şekilde piyano ve yaylıların hışırtılı plak sesine nakşedildiği trip hopumsu bir parça ve tekrara dayanan yine yaylı alıntıların şenlendirdiği chill out downtempo diğer bir şarkıyla tekli tamamım artık ben diyor. Döngüye alıp dinlene dinlene dinlenebilir.

7,75-/10

21 Kasım 2021 Pazar

Philip Smith & Joseph A. McCullough - Steampunk Soldiers : Uniforms & Weapons from the Age of Steam

 

Steampunk buhar teknolojisi odaklı sanayi gelişimini kurgulayan bir fantastik tür. Steamboy diye bir anime film vardı, Yürüyen Şehirler diye kitap ve film ve elbette Hayao Miyazaki'nin filmleri ilk aklıma gelen örnekler. Varsayalım ki bir göktaşı düşmüş 1800lerin ortasında ve bu buhar bazlı teknolojik gelişim bu göktaşından elde edilen yabancı bir elementin hızlandırması neticesinde o günün  ülkeleri yeni askeri taburlar dizayn etsin. İşte o askeri birliklerin üniforma ve silahlarını işleyen resimli bir kitap bulunarak bu alternatif dünyada basılsın.  Fantastik içinde fantastik bir kurgu diğer bir deyişle. Mantıken İngiliz, Fransız, Alman ve ikiye bölünmüş yapısını hala devam ettiren Abd ağırlıklı uyduruk bir tarihin gayet eğlenceli tasviri. Osmanlılar da 2 birimle ufak bir yer bulabilmiş kitapta. Mekanik mühendisler ki bıçaklı derviş modeli otomatonları tamir eden bir resmini ben de ekleyeyim ve oldukça korkulan kimyasal saldırı tim mensubu.



18 Kasım 2021 Perşembe

Alcest - Spiritual Instinct (2019)


Eski dostların dinlemediğim eserlerine kulak veriyorum bir süredir demiştim ya blackgaze türünün kurucu grubu Alcest de es geçilmemeli. Ha, daha ne kadar grubu dinlemeye devam ederim bilemiyorum. Ama merak işte, git gel git gel yine ne yapmışlar acaba diye aklıma düşüyor. Büyülü bir müzik yapıyorlar çünkim. Albüm kapağı kadar garipsediğim diğer bir şey de bu kayıtla ilgili, prodüksiyonu. Müzik vokal performansını eziyor, daha sert, daha ritmik, daha canlı. "Gaze" kısmı biraz sakat yani. Bununla birlikte "black" kısmı da çok sıhhatli sayılmaz. Albümün ortalarında bir hisseder oluyorsunuz. Zaten grubun has soundu ortalarda belirginleşiyor. Sapphire diyorum, tumturaklı bir parça da işte oralarda bir yerde. Şunu da itiraf etmeyelim beni duygusal olarak sarsmayı başaramadı. İyi ama fevkalade değil diyip geçelim.

7,0+/10

17 Kasım 2021 Çarşamba

Septic Flesh - Ophidian Wheel (1997)

 Son dönem senfonik death metal türünde verdiği eserlerle pek bir sevdiğimiz grubun eski dönemlerine geri dönüyoruz. 3. uzunçaları 97 tarihini taşıyor. İlk ikisini niye dinlemeye almadığımı dair bir fikrim yok, hiç yok, netekim hafızam zayıf bu aralar. Death metal tavrı var, özellikle vokalin sertliğinde. Gitar işçiliği ise oldukça melodik. Üzerine gotik tatlarda kadın vokal desteği. Formül fena değil. Beğeneni de fazla. Ama sıkıcı , yani doksanlar, death ve doom ve gotik metal ile bir tanışıklığınız varsa  eğer önceden pek de bir şey katmıyor yağni o bakımdan. Şarkılar genelde tempo farklılığına dayalı bir kaç bölümden oluşuyor. Albüm boyunca hoşlandığım bazı bölümler olduğu kadar hoşlanmadığım bölümler de oldu. Aslında şamanizm dahil beslendiği farklı kaynaklarla çok da sığ olmayan bir albüm bu. Ama o şamanik ritüel sesleri dahi sinirinize dokunan bir şekilde icra oluyorsa, hmm, yapacak bir şey yok.

5,50/10

16 Kasım 2021 Salı

Mark Lawrence - Parçalanmış İmparatorluk Serisi I: Dikenlikler Prensi

 

Modern fantastik kurgunun ortak özelliklerinden bahsetmiştik biraz. Kan ve vahşet ve gaddarlık, entrikalar, gri karakterler, anti etik olması vessair. Çok da popüler biliyorsunuz dümyada, arkası arkasına kitaplar da çevriliyor dilimize. Yalnız klasik fantastik kurgunun geriliğinde paylaştığı bir şey var. Yüzüklerin Efendisi bile hobbit bir karakteri merkezine almışken , hem insan  hem de çocuk değil, takipçilerinin yetişkinliğe adım atan hayatın darbesini yemiş küçük Emrah bir karaktere odaklanıyor olması. Burada da öyle. Bir kralın oğlu annesi ve kardeşinin komşu kral tarafından öldürülüp babasının bu katliamı sadece politik manevralarla iç etmesine kızıp intikam hırsıyla saraydan kaçması ve bir suçlular çetesine, kendisinden yaşlı ve güçlü ve çok acımasız bir grup, her nasıl oluyorsa önderlik etmesi diye başlıyoruz. Bu modern kurgunun acımasız hayat şartları o kadar ekstrem bir noktaya götürülüyor ki 13-14 yaşındaki çocuğun katır kutur insanları kesmesi, fahişeyle geçirdiği gecenin detaylı şekilde tasviri, alaycılığı, manipülatif psikopatlığı, her tehlikenin üstüne gözü kapalı şekilde atılıp her seferinde galip çıkması ki en azından kurgu içinde büyücülerin piyonu olması gibi haklı bir gerekçe gösterilebilmiş, ziyaret edilen ve nereden çıktığı belirsiz garip coğrafyalar, post apokaliptik Fransa haritası (gözümden kaçmadı heh he), antik çağdan günümüze filozoflar ve dini kültürel yansımalar... gider de gider. Hani bir noktadan sonra o kadar saçma ve komik ve absürt bir hal alıyor ki. Yazar gerçekten bunu kastetmiş midir bilmiyorum ama kara mizah olarak okuduğumda bu sığ kitpatan gayet keyif aldım ve ikinci cildini okumaya da gayet hevesliyim. Bakalım psikopat Holden Caulfield ne pislikler yapacak gelecek bölümde?

14 Kasım 2021 Pazar

Gazanfer İbar - Şa Şa Şa'dan Çapkın Kız'a: Müstesna Yayınlar

Kitabın ismine, en azından üstüste iki nokta'dan öncesine ve alacalı bulacalı kapağına aldanmayın, Gazanfer İbar'ın Atlas Tarih'teki basın-yayın tarihi ile ilgili makalelerinin derlendiği bu kitap meraklısına yeni şeyler sunması ve öğretmesiyle gayet keyifli bir okuma sunuyor. Örneğin Arap alfabesinden yıllar önce Yunan ve Ermeni harfleriyle Türkçe kitapların yayımlandığını biliyor muydunuz? Yunan işgalcilerini alkışlayan gazetecilerin hastalıklı yazılarını da ibretle burada okuyabilme imkanı buluyoruz. Kadınlara yönelik basın, spor basını, ilk erotik yayınlar, Osmanlı dönemi gazeteciler bibliyografisi, sinema dergileri, semt gazeteleri, ilk grafik sanatçıları... Kitabın yer verdiği okuması keyifli diğer pek çok başlıktan bir miktarı.

13 Kasım 2021 Cumartesi

The Offspring - Americana (1998)

 Smash hayatımın albümlerinden biridir. Daha yeni yetme bir çocukken televizyonda şarkılarına denk gelmemle birlikte (MTV Türkiye vardı galiba o zamanlar)  aklım ve kalbim bir sarsılmış bir durmuştu. Akmar'a gidip albümü sordup aldığım kopya kaseti kaç kere kasetçalarda döndürdüm bilmiyorum. Ama hala bendedir. Tabi şu an dinlesem aynı şeyi hissetmem mümkün değil. O zamanın hayata ve müziğe toy bir delikanlı ile şimdiki huysuz adamın arasında çok fark var. Neyse takip eden albümü dinlemedim, çünkü diğer gruplara doğru, sert olanlara, hızlı bir geçiş yaşamıştım. Yine de şarkılarını bilirim az çok. Sonrasında da Americana gelir. Bu albümün hiti Pretty Fly ismindeki hilkat garibesini duymakla grubu silmem bir olmuştu. Popüler punk piyasasının en büyük gruplarından Offspring'in bu albümü bir miktar daha sulandırılmış olsa da yüksek sesle dinlediğimde hala başı duman gençlik dönemlerine alıp götürecek enerjiye sahip olduğunu itiraf etmek durumundayım. Neticede hala bir 90'lar kaydı.

7,0/10

11 Kasım 2021 Perşembe

Ruhi Su - Semahlar (1977)

 77 mi 78 mi olduğunu netleştiremediğim kayıt ismi üzerinde Alevi deyişlerini içeriyor. Kültürel olarak yabancısı olduğum için pot kırmama adına laf eveleyip gevelemeyeceğim. Ama Alevi müziğinin  milli kültürümüzün günümüze kadar farklı kültürler karşısında , sadece batı değil güneyden ve doğudan gelen etkiler, ayakta kalmasına büyük katkısı olduğuna inanırım. Diğer yandan bu kayda baktığımızda popüler örneklerde gördüğümüz coşkuyu hissetmek mümkün olmadı. Biraz Ruhi Su'nun yorumunun etkisi vardır bunda biraz da daha öze yönelik parça seçimi olsa gerek. Koroyla birlikte söylediği türküler bir adım öne çıkmakta.

6,50+/10

10 Kasım 2021 Çarşamba

Keleketla! - Keleketla! (2020)

 Bu caz deyil oolum. Caza koklatmışlar ama modern Afrika elektro funkıdır bu. Doğrusunu söylemek gerekirse daha ilk dakikada müziğin günümüze vardığı yavanlığına bir güneş gibi doğuyor. Coşku, haykırma, hönkürme ve dans ritimleri. Mis. Maalesef ve söylemem gerekir ki maalesef aynı enerjiyi devam ettirmekte sıkıntı yaşamakta. Albümün ortalarında yavaşlıyor, biraz nefes alıyoruz. Ve bir ilginçlikle karşılaşıyoruz. Papua'ya özgürlük şarkısındaki politik manifestonun dahi olabildiğince oynak ritimlerle söylenmesi benim için bile garip kaçmakta. Son üç şarkı zaten albümün ağır toplarının editlenmiş versiyonu. Kapanışı tekrar güle oynaya yapmak pek güzel.

7,75/10

4 Kasım 2021 Perşembe

Kairon; IRSE! - Polysomn (2020)

 

Kulağım çınlıyor, kafamda ziller, beynimde çanlar çalıyor. Zor grup vesselam. Önceki kayıtlarını dinledikçe beğenmiştim. Lakin şimdi batıyor her şeyleri, mıymıntı vokalleri, kulak tırmalayan güya uzaysı synth sesi, kaotik kreşendoları, alçalıp yükselen harmonileri. Ya da bilmiyorum benim dinlediğim versiyonun kaydı çok kötü. Ya da indie kafa dönemimi geride bıraktım. Ya da bir önceki yazımda bahsettiğim gibi huysuzluk dönemindeyim, orta yaş krizindeyim belki. Bilmedim bilemedim. Şans verin tabi, en duyulmamış popüler gruplardan biri, ünsüz ünlülerden. Bir fikriniz olsun yanni.

5,50/10

3 Kasım 2021 Çarşamba

Angel Olsen - All Mirrors (2019)

 Vokali ve sisli vokal kaydını ister istemez Lana Del Rey ve şürekasına benzettiğim şarkıcının dinlediğim bu üçüncü albümünde kendisiyle vedalaşma zamanını ilan etmiş bulunuyorum. Komplike ve dramatik bestecilik keman ve orkestral düzenlemelerle bir üst seviyeye çıkmakta. Ama besteler duygusal manada ben de sadece kısa bir an karşılık bulabildi. Dinledikçe uzaklaştım, gökkubbede hoş bir sadaya dönüşüverdi kayıt. Huysuzum bu aralar, dinlediğim şeylerle eskiden sevdiğim sanatçılara ait olsa bile bağlantı kurmakta zorlanıyorum. Bi de bi de belki de mevsimin etkisiyle daha dinlendirici ve huzurlu şeyler dinleyip kendimi uykuya olmadı kış uyuşukluğunun kollarına teslim etmek istiyorum. Bunun için fazlasıyla keskin bir sound. Zorlayıcı. Seveni çok seviyor, üzerimde kalmasın.

6,50+/10

2 Kasım 2021 Salı

RETRO: Moby - 18 (2002)

 

Moby'nin bu albümü daha mütevazı , iddialı şarkıları az ve bayağı bayağı bol ambiyans parçalar içermekte. In This World gibi blues melodisi, Sings of Love gibi indie pop baladı, Fireworks gibi piyanolu ambiyans bir arageçer, Extreme Ways gibi rave rock'ın hüzünlü bir versiyonu, Jam For Ladies gibi parti hip hopu, At Last We Tried gibi arabeski , Look Back In gibi kemanlı beati kayıtta geniş bir çeşitlilik yaratıyor. Artık elektronikadan daha farklı downtempo pop gibi kapsayıcı bir tanımlamaya evrilmiş durumda. Belirttiğim gibi gümbür gümbür bir sound yok, bu da genel beğeni oranını düşürüyor doğal olarak. Ama aradığınız biraz dağınık da olsa yavaş tempo ve derinlik ustalık gibi şeyler ise sizi idare edecektir.

7,25+/10 

1 Kasım 2021 Pazartesi

Ernest Hemingway - İhtiyar Balıkçı

 

Zaman geçer, minibüs servisleri tekrar konur ve işe uzun gidiş gelişler başlar. Eh, kışın karanlığı da çöker. Ne yapmalı, ne etmeli? Sesli kitap dinlemeli. Süper fikir. Başlangıcımız nispeten ince ebadıyla İhtiyar Balıkçı ve ya burada yazmadığı haliyle İhtiyar Adam ve Deniz. Hemingway'i anlatmaya gerek var mı bilemedim. Trajik bir şekilde hayatını sonlandırdığı ana dek çok sayıda başarılı eser üretmiş, ödüller almış ve dönemindeki diğer pek çok yazar gibi hareket halinde olmuş bir yazar. Seslendiren Akın Altan ve okuduğu versiyon da Gulf Stream'i Körfez Akıntısı değil de orijinal haliyle yer veren Bahar yayınevinin. Belki de telif sorunları sebebiyle gizli bir bilgiydi zira çok araştırdım meraktan. 20. yüzyıl ilk yarısı romancılarının metinlerinde sevmediğim bir kuruluk oluyor. Bu eser de farklı değil esasında. Sürükleyicilikten uzak, anlatıcılık hünerine dayalı ve kişisel çabayı konu etmekte. Yaşlı bir balıkçı büyük bir balık avlamak için okyanusa açılır. Karadan üç dört gün kadar süren bir uzaklığa sürükleyen balığı yakalar yakalamasına da dönüş yolu meşakkatli geçecektir. Balıkçılık terminolojisi göz dolduran yazar hakikaten bizi de bu maceraya ortak etmede başarılı. Balıkçılık ve denize meraklı kişiler başta olmak üzere. 

31 Ekim 2021 Pazar

Amy Dempsey - Modern Sanat

 

Empresyonizmden itibaren günümüze kadar modern sanat akımların izini süren renkli kuşe kağıda basılı bu eser göz dolduruyor. Ama içerik biraz sorgulanabilir. Bir tür rehber görevini layıkıyla getiriyor. Her akım içinde başlıca sanatçıların ismi zikrediliyor, koleksiyonlar belirtiliyor. Çok çok kısaca özellikleri tarif edilmeye çalışıyor. Çünkü genelde bir resim ile birlikte her akıma ayrılan iki sayfanın bir kısıtı var. Dolayısıyla bu eser bir yol gösterici. Bizi onlarca sanat akımı ile tanıştırıyor. Detaylar için başka kaynaklara yönelmek gerekli. Bu cihetle kütüphanede güzel görünmesi de ayrıca bir artı.

30 Ekim 2021 Cumartesi

Ihsahn - Pharos (EP 2020)

Bu kısa albümle Ihsahn ağbimiz deneyselliğini pop kulvarında deniyor. Rock orkestrası var ama melodiler pop ve performansa kırılganlık hakim. Ruh olarak biraz new wave synth pop , birebir sound taklidinden bahsetmiyorum, sızmış durumda. Buna uygun olarak sadece clean vokal kullanmıyor, vokal aynı zamanda fazla uysal duygusal ve yumuşak. Rym'de art rock demişler, oturmuş bu tanım. Kayda ismini veren parçanın Behemothvari ruhanilikte korosu dışında çok da heyecanlandıran bir şey yok. Bunu Portishead Road yorumuna rağmen söylüyorum. Bu ne cüret! Genelde beğenilen bu yorum için benim yorumum kendilerini en azından rezil etmedikleri yönünde. Tempoyu biraz düşürselerdi Beth Gibbons performansı ardından uzak ara farkla en iyi yorum olabilirdi, belki de öyledir. 5 parçanın 2'si cover, peki diğeri hangi grubun. Ahahaha . Nakaratta bir Leprous tadı alıyorsanız tesadüf değil enişte Einar şarkıya damgasını vurmuş. Kayınço enişte durumlar karışık. Uzun lafın sünnetlisi bir Ihsahn fanı için bile değişik bir kayıt bu. Böyle bir şey yaptılar, içlerinde kalmasın maşallah, fena da olmamış hani ama burada bıraksın albümü bu. Parantez: Leprous'un  Slave Rockefeller konser videosunu youtube'dan dinleyin.


5,75/10

28 Ekim 2021 Perşembe

Judas Priest - Nostradamus (2008)

 

Progresif tınılar taşıyan heavy metal. Çift albüme uzanan ebadıyla okült kahin Nostradamus'u konu olan konsept bir albüm daha ne olacaktı zaten? Alışılagelen agresif tonlar azaltılmış, tempo düşülmüş, sevenler üzülmüş. Haksızlık ediliyor kanımca. Bu baba yada dede rock şu an tam da ihtiyacım olan şeymiş. Dinledikçe anladım. Melodiler bol ve Rob dede'den çok temiz bir performans. Elbette çift sidiyi doldurmak için ara enstrümanlar fazlasıyla yer almış, bazı parçalar uzun, bazısı gereksiz. Olabilir, genele bakmak lazım. Rob dedenin performansı gerçekten tam ders niteliğinde, kah tüyler ürpertiypr, kah kızgın, farklı duyguları uyandırmakta pek bir mahir.

7,50++/10

Salih Mercanoğlu - Face to Face

 

ağustos böceğinin sesi mi

yoksa sala mı?

birine versem kulağımı

çözülecek gibiydi hayat

***

üzerimde iyi durmuyormuş

hayatmış, varsın durmasın


***

açtım pencereyi

aman bir seher




ben hep çırağım usta, sessiz bir körüm terazin yoksa.

***

iki yüzü vardı, biri ter içinde

kalırdı diğeri veda etmeden gidince


çok dil toplamıştı, biri vermişti

ötekine, o an kürt olmuştu hem çingene


biri giyindikçe soyunmuştu diğeri

soyunduğu yeri ağzıyla yalamıştı masum gece.


çıplak olan paylaşmıştı saydam tenini

eklemişti: neye yarar aysız devrim, dudaksız ülke.


birinin üzerine ruh konmamıştı, ötekinde bir ağırlık

vuranlara sırtını açmıştı, onun ve aşkının zinciriyle.


ne yüzünü gizledi tükürükten ne de kalbini

artık ağlayabilirdi yalan ve gerçek sarılıp birbirine.


iki yüzü vardı, biri ter içinde öteki kan

birini bir peygamber öpmüştü de bırakmıştı ötekine

***

herkesin kalbi kadar benim kalbim de atlas,

tüm şehirler gövdeme dahil

çarptıkça yıpranır biraz.


yalnız tek bir şehir

denizden yeni çıkmış bir balık

gibi şaşkın çaresiz,

acıtır beni.


siyasi ve fiziki

kalbimde artık bitmiştir yaz.

***

...

biz geldik, okuduğumuz hayatın arasına bir ayraç koyup: "her

şiir biraz yalanla başlar"

biraz kehribar, biraz sedef ve biraz mercanla geldik, gülün

güle fısıldadığı bir dikenle

mesela aşk yalansa aşkla geldik , deniz kuşlandıysa kanatla

geldik hüzünle ve kötü bir saatte

ağacın ağacı aradığı, suyun suyla iyileştiği, elması bir geceye,

geceyi bir geyiğe bırakıp da geldik gabriel

...

***

iki şiir söyle kendine


oturduğunda masaya

masayla bardağı ayıran çizgiden

iki şiir dile


geçerken bir tren

rayların üstündeki ıslığı dinle

filen dolmasa da olur

iki şiir

ve bir tren sesiyle dön evine


iki şiir iste

gazete satan

arı kanatlı çocuktan

çünkü çocuklar sevmez haberleri

haber vermez hiçbir gazete

evde saklanan düşlerin yerini


iki şiir ayır kendine

akşam dönüşü

iki ekmek gibi

götürmek için evine


24 Ekim 2021 Pazar

Metis Defterleri : Farklı Dünyaları Düşünmek

2006 ve 2007 yıllarında iki oturumlu Moskova Sanat Bienalinde sunulan bildirileri içeren bu derleme özellikle sanat ekseninde estetik teorisi dahilinde post-modern yorumlara çubuğu bükmekle beraber katı Marksist bir bildirime dahi yer vermekte. Sunum yapan isimlerin çoğu da Rus kökenli olduğundan uluslararası tanınırlıkları düşük. Bugünün küresel şehirlerinin enformel bir siyasal eylem için elverişli yeni melez zeminlerin ortaya çıktığı ve iktidar ile iktidarsızlığın paylaşımın sanıldığından daha belirsiz olduğu teziyle Saskia Sassen yazarlar arasında dikkat çekmekte. Sanatın kurucu bir rol oynayıp oynayamacağını tartışan Ranciere sürükleyici yazımıyla neden isminin son dönem felsefe sahnesinde öne çıktığını tanıtlıyor "her protesto bir icra, her icra bir gösteri, her gösteri dew bir metadır" "bu düzenekler [sanatsal pratikler] metanın iktidarını, gösterinin hükümdarlığını yada iktidarın pornografisini sözümona keşfetmemizi sağlayan bir retorikle galeri ve müzelerimizin  birçoğunu işgal etmeyi sürdürmektedir" "imparatorluk fikrinden, küresel canavar ya da küresel makine fikrinden vazgeçmek zorundayız. Bu fikirle ilişkilendirilen zorunluluk fikri de tahakküm mantığının  bir parçasıdır. Bugün bizi yöneten oligarşiler kendilerini meşrulaştırmak için Marksist tarihsel zorunluluk anlayışını benimsemişler." Chantal Mouffe, Giorgio Agamben de sunumlarıyla derlemede yer bulan öne gelen isimlerinden diğer ikisi.

Avrupa kültürü gücünü tam da sürekli kendi ötekisini üretmesinden alır. Sadece ve sadece Avrupa kültürüne has bir şey varsa, o da onun sadece kendini değil, kendi olası alternatiflerinin tümünü üretme ve yeniden üretme hususundaki mahut yeteneğidir. Bu nedenle, kişinin Avrupa kültürel alanında kendi yabancılığını tesis etmesi, çoğu zaman, kendilerini yabancı olarak konumlandırmak isteyenlerin böyle bir benlik tasarlarken en nihayetinde Avrupa kültürünün tam bu amaçla önceden sunduğu yabancılık göstergesini işler kılması anlamına gelir. Gerek Avrupalılara gerek yabancılara , Avrupa'da kültürel düzeyde bir şey başarmak istiyorlarsa, kendilerini birer yabancı gibi sunmak zorunda olduklarını gösteren, enşinde sonunda Avrupa kültürünün kendisidir.

23 Ekim 2021 Cumartesi

Doğuş - 6. His (2004)

 Bu kadar vakit ayırmaya gerek var mı bilmiyorum ama çok çok kötü değil halbuki diyip zihnime aldığım notları aktarayım. Bir kere inanılmaz bir çeşitlilik gösteriyor ki o geçmiş dönemlerin pop kayıtlarında buna özellikle dikkat edilirdi. Daha başlangıçta belli oluyor , oynak  Roman pop şarkıları sesine çok daha uygun. Doğuş'un kendine has bir ses rengi var ve doğrusu ben hoşlanmıyorum. Peslerin inde dinlenemez olduğunu düşünüyorum. Ama bu şarkılar ki bu aralar böyle oynamalık kafa dağıtmalık alaturka pop şeyleri özlediğimin farkına varmamı sağladı. Özlemek de yanlış bir kelime seçimi. Eskiden sevmişliğim hiç yoktur. Sınır ötesi, darbe yaşamış, 6. his gibi güncelliğe göndermeli sözlerin çok da ciddiye alınacak bir şeyi yok. Minibüs yolculuğuna yakışır kemanlı arabesk şarkıları da Yalnızım isimli şarkısıyla hatırlama şansını buluyoruz ki kendi türü içinde hiç de fena değil bence. Bağlamalı halk müziği formatında Can da sürpriz parçalardan biri. Trakya türküsü Babuna ile birlikte artık bu çeşitliliği kafamın kaldırmadığını idrak ediyorum. Gayet müstakil bağımsız bir paylaşım oldu, içim dışım müsterih.

4,25/10

19 Ekim 2021 Salı

V.A. - Sacred Treasures: Choral Masterworks from Russia (1998)

 

Çok sesli kalabalık bir koronun yavaş ritimde huzurla Rus ortodoks ilahilerini okuduğu kayıt çanla açılıyor, çanla kapanıyor. Beklediğinizin aksine ilk başlarda o kaba Rus tınısı pek yok. 50'li yıllar Disney çizgi filmlerinde seslendirilen hayalperest uykulu harmonileri akla getiriyor. Biraz gregoryan müziğe benziyor ama daha içine kapanık ve tozlu manastırların basık havasını hatırlatmakta. Ortalarda yer alan Rusça dua ve sonlarda bir solo atak dışında dibi zirvesi olmayan durgun bir seyir izliyor, kayıt. Uyumak için birebir güzel bir albüm, tamam, lakin vokallerin kendi içinde harmonik yayılımına kulak vermek de ayrı bir keyif vermekte.

7,50/10

16 Ekim 2021 Cumartesi

Ihsahn - The Adversary (2006)

 

Emperor ile birlikte veya sonrasında yer aldığı diğer grupları alıp şuraya koyarsak, İhsahn'ın ilk solo albümü bu oluyor. Senfonik ve şu son albümlerine kıyasla daha belirgin black metal kökleri bu ilk albümde devam ettirmekte. Son dönem Emperor üzerinden şekilleniyor bu değişim. Zaten biliyorsunuz, avant-garde metal progresif metal unsurlarını sahiplenip daha maceracı adımlar atıyor. Dolayısıyla aynı şarkı içinde tempo, tür, ölçü değişiklikleriyle karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır. Demem o ki bu albüm yüzmeye bilmeyenin derin denize atlaması gibi pek çok öğeyi bir araya getiriyor ve tatata suyun üzerinde de kalıyor. Yine de benim şahsen hoşuma gitmeyen şeyler de var: Bateri tonlaması biraz garip ve zayıf, vokal arada bir King Diamond'laşıyor ki pek tutmadım, senfonik öğeler belirgin neoklasik eğilimi taşıyor ki bazen kontrolden çıktığını düşünüyorum, teyatralliği pek sevmem zira. Bunlar da gayet normal çünkim o kadar farklı noktaya dokunuyor ki kayıt, böyle bir risk türün varoluş sebebi.

7,75--/10

13 Ekim 2021 Çarşamba

Jack London - Yanan Günışığı

 

Amerikan gerçekçiliğiyle John Steinbeck romanları vasıtasıyla gençken  tanışma imkanı bulmuştum. Zaten orada kalmıştı ne kaldıysa geriye. Bu edebi akımın politikada yansıması sosyalizmin sıkı savunucusu Jack London da türün diğer önemli bir yazarı. Bu roman, ilk akla gelen eserlerinden biri olduğun söylemek mümkün değil, yazarla tanışmamız için ilginç bir araç oluyor. Zira okuduktan sonra da hemfikir olmamak elde değil, yazarla tanışmak için kötü bir ilk seçenek. Bir kere önsözde çok doğru bir şekilde altı çizildiği gibi yazarın politik görüşüyle çelişkili güçlü, maço hatta ırkçı tavrı eserde de hissediliyor. Absürt seviyede fiziksel ve psikolojik yenilmezlikle donanmış bir übermensch Yanan Günışığı lakaplı herkesin sevgilisi maceracı kahramanımız Alaska'nın suyunu sıkıp bulduğu altınla ve arsa spekülasyonuyla zengin oluyor. Ama medeniyete yani Kaliforniya'ya dönüp işlerini oralarda yürütmeye başladığında içkiye, sahtekarlığa, bedensel tembelliğe alışıp işine esir olduğunda aşık olduğu bir kadın yardımıyla samimi ve yalın kırsal hayatın üstünlüğüne dayalı eski yaşamını yeniden hatırlar. Bedensel emeğe övgü. Bütün konu bu. Arası sayfa doldurmaya yarayan vasat ve sıkıcı bir şeyler.

10 Ekim 2021 Pazar

Moonspell - Hermitage (2021)

 

İlk dinlediğimde, ve çok kez dinledim, hakkında eleştirel yazacak o kadar şey biriktirip şimdi de hiç bir şey olmamış gibi , çünkü çok kez dinledim, pek bir az kusur buluyorum. Albüm dinledikçe güzelleşiyor, derin de değil ama progresif tecrübe böyle bir şey olsa gerek. Hızlı heyecanlı giriş yapmış bulundum. 2021'i kapatmaya hazırlandığımız günlerde ilk 2021 albümüm Moonspell'e ait oluyor. Tesadüf değil zaten, keyifle takip ettiğim gruplardan. Senfonik sert metal soundun işlendiği önceki kayıtlarından sonra tam bir sürprizle karşı karşıyayız. Anathema Pink Floyd progresifliğinde , hiç bir itirazım olamaz, yüzde doksan nabrütal vokalin egemen olduğu, atmosferik bir şeyler. Şaşkınlık geçiren takipçileri bu kaydı oldukça sıkıcı bulurken ben biraz çekingenlik hakim diye tanımlamış bulunuyorum, özellikle vokaller. Grup radikal adımlar atmaktan çekiniyor gibi diyelim. Bir de çok garip şekilde olması gereken tempo sanki 0,90 hızla çalınıyormuş gibi. İlk başta ben de illet olanlar tarafındaydım. Amma ilaç gibi geldi, sakin sakin nefes ala ala dinlene dinlene yolumuza devam ettik. Yaş kemale erince bu da bir olgunluk belirtisi olsa gerek.  

7,50-/10

7 Ekim 2021 Perşembe

Chen Lei-shi - Spring on a Moonlit River: Music of the Chinese Zither (1984)

 Neşet Ertaş'ı bağlamasıyla dinleyen bir ecnebiyle benzer hissiyatı paylaşıyorum şu an. Batılıları diğer kültürlerin müzikal öğelerini, enstrümanlarını, ezgilerini çalıp çarpıttıkları için bir de kültür emperyalizmiyle suçlamıştık ya. Bu yerel müzikler de kendi otantik dünyalarında çok da cezbedici değil doğrusu. Bu tarz yerel türlerin yalınlık, zor ayırt edilebilen melodiler ve yabancı atmosfer gibi sıfatların evrenselliğini paylaştıkları doğrudur. Yani Çinlilerin burada icrası gerçekleşen kanun benzeri zither yada guzheng enstrümanı yada başka milletlerin başka çalgıları, batılı normlarda popüler bir müzikte kaynaştığı ölçüde benim hoşuma gidiyor, yapacak bir şey yok. Yoksa bir albüm boyunca dirididi din din din Çin klişesi dinlemek pek de bana hitap etmedi. Ama dinleyebiliyorum, test ettim, sorun yok.

5,25/10

30 Eylül 2021 Perşembe

RETRO: Moby - Play (1999)

 

Klasiklerden bir klasik. Cızırtılı plaklardan alınma trip hop gibi iç gıcıklayan bol bluesy samplelara dayanan ki fark yaratıyor demiyorum bizzatihi kaydın iskeleti, karakteri ve ruhu ve bedeni her şeyi, kayıt hala bir şeyleri harekete geçirmeye muktedir. Ama yayınlandığı senede dinlediğinizdeki hissiyatı başka bir zaman diliminde hissetmenin mümkünatı yok. Peki şu an ilk kez duyan genç arkadaşlar ki zihinleri çok farklı koşullarca yoğrulduğu aşikar, ne hisseder?

8,50-/10 

29 Eylül 2021 Çarşamba

Paradise Lost - Believe in Nothing (2001)

 Dinlemeyi kaçırdığım tek Paradise Lost albümü. Ya da dinlediğimi unuttuğum, bilemiyorum zira parçaların yarısını daha önce duyduğuma eminim. Albüm Mouth teklisi ile biliniyor ki kaydı temsil eden güçlü bir çalışma olduğu vakidir. İnce ince melankoli zerkeden gotik harmoniler tempoyu düşürmediği için damakta çok bir şahane lezzet bırakmaktadır. Bırakın o günün modern, alternatif souundunu neredeyse nü-metala yaklaşan bir tavır da kayıda sızıyor. Ben rahatsız değilim açıkçası. Grup her daim müziği ilerleten kafada. Bugünün rock müziğiyle kıyasladığımızda da , kaldı mı ki öyle bir şey?, öp başına koy tüm sığlığına rağmen. Dinledikçe parçalar birbirini tamamlıyor, yükseliyor ve benzeştikçe alçalıyor. Sonlara doğru da artık bir kaç şarkının bu yarışta geriye düştüğüne tanık oluyoruz. 

7,75/10

28 Eylül 2021 Salı

Manowar - Hail to England (1984)

 

Eksikleri tamamlıyoruz dedik ya, Manowar'ın da seksen ve doksanlarda dinlemediğim tek kaydını da böylelikle halledivermiş oluyorum. Göz ardı etmiş olduğum grubun bu 3. uzunçaları da şansa bakın ki en pek bir değer görenlerden. Dönemine göre ezici rifler ve epik atmosfer dolgun bir sound ile harmanlanmış. Keşke şu enstrümantal ve oldukça dağınık son şarkı olmasaydı. Hakikaten geriye düşürüyor kaydı. Onun dışında çok da söylenecek bir şey yok. Manowar.

7,75/10

21 Eylül 2021 Salı

Ruhi Su - El Kapıları (1976)

 Acılı yakınmalı gurbet türkülerini konsept alan bu çalışma yine Dostlar Korosu desteğiyle farklı vokalleri  konuk almış. Kadın vokallerin etkisi gözardı edilemez. Yemen'e giden askerlere yakılan 3 farklı türküyü ki biri Makedonya'dan derlenmiş!, öğrenmek, dinlemek ancak böyle bir kayut vasıtasıyla olabilir. Yalnız Ruhi Su'nun şiir okumalarına hiç ısınamadım. Burada da farklı değil. Yine de daha önceki kaydında belirttiğim, kendi sesini bulduğu ve vokal performansının zirvesinde olduğuna dair yorumum bu kayıt için de geçerli. Koro ile kendini çok daha estetik ifade ettiğini söylemek mümkün.

7,0/10