30 Nisan 2011 Cumartesi

Have A Nice Life - Deathconsciousness (2008)


Doom black metal minvalinde bir şey bekliyorken ortaya çıkan ürünün indie rock kalıplarına yakın olması en azından beni şaşırttı. Bununla birlikte müzisyenlerin metal müzikle haşır neşir olduğuna dair emareler de mevcut. İşin ilginç yanı bugünün alternatif müziğine metalcilerin kan taşıması, Fransız gruplarının liderlik ettiği post akımlarda olduğu gibi metalcilerin bu iş böyle yapılır dercesine öğreten adam kisvesine bürünmesi de azcık uzundan berisinden gurur verici bir şey. Çift CDden oluşan hayli iddialı bu yapıt farklı dallardan besleniyor. Şarkılarda bu değişimi duyumsamak mümkün. Ambiyans, post-rock, post-punk (endüstriyel dansa yakınlaşan çizgiyi de post-punk'a dahil edelim) , post-shoegaze (herşeyin başına post ekleyin işte), cızırtılı drone, lo-fi folk. Ortak nokta ağır ritimler üzerine halusinejik bir etki. Daha zayıf olmasına sebep olarak yumuşak ve dreamy bestelerini gösterebileceğimiz ilk CD'yi bile uygun zamanda ve şartlarda dinlerseniz baştacı edebilirsiniz. (PS: albümdeki şarkıların ritmik post-punk altyapısına sahip olması bu olumlu faktörün tetikleyicisi) Aslında albümün genel bir özelliği bu. Dinle kapat, on gün sonra tekrar geri dön, kısacası bir klasik. Ve naif (naif dediysek hep rahatsız edici) besteler bile yüksek sesle dinlenmeli. Yine de boş gelebilir bazen. Zira kendimi tekrar edeyim, hiç sevmem, uygun zaman ve şartlar altına hoşlanacaksınız. Deneme yanılma mevzusu.
İkinci CD ise drone ve post-post black cızırtıları ile açılıyor. İlk iki şarkıyı canlı atlatmak mümkün değil. Bir yerinde ölüyorsunuz. Metalcilerin daha çok sevdiği bu ikinci CD elbette indie rock fanlarınca pek tercih edilmese de tahmin edersiniz benim de favorim. Eleştiri olarak orjinal değil ama işlerini iyi kotarmışlar gibi şeyler okuyorum. Bunu yazanlara da siz normalde ne yiyor ne içiyor ne dinliyorsunuz diyorum. İnsan evladı mısınız be yahu diyorum. Benim kitabımda oricinal ve kuul.

8,0/10

28 Nisan 2011 Perşembe

RETRO: In Flames - Subterranean (1994)


Farklı bir vokalle müzik piyasasına çıkan diye söze başlayacaktımki aslında bu EPnin ilk albümden bir kaç ay sonra satışa sunulduğunu öğrendim. Zaten akabinde hiç de ilk kayıtları gibi durmuyor diyecektim deyip toparlayalım. Aslında ben melodeath'i pek severim. Ama DT ve IF'nin de ötesine pek geçmedim. Gerek de yok yani. Çevir çevir dinle. Önce eski DT albümlerini dinlemeye karar vermişken IF konseri başka şeylere vesile oldu. Konser demişken elbette bu şarkıları çalacaklarını düşünmüyorum. Olsun.. Grubun diskografisinin çoğu albümünü de tekrardan yüklemek zorunda kaldım. Zira DT/IF ortak Rus yapımı mp3 CD'mi dağıtacak kadar dinlemişim vakti zamanında. Öldü demeyelim de yarımefta.
Bu albümde ağır basan melodilerin kimi zaman gotik doom çizgiye yaklaştığını söyleyebiliriz. Elbette bu kanının oluşmasında sevgi pıtırcığı sözlerin de etkisi var. Bonus parçalar arasında Metallica'dan Eye of the Beholder ile Iron Maiden'dan Murders in the Rue Morgue'u duyuyoruz. Ahım şahım değiller. Vokal birazcık müzikle uyumsuz gibi. Lakin bir rahatsızlık vermiş değil.

8,25/10

27 Nisan 2011 Çarşamba

Slipknot - Slipknot (1999)


Grubun Vol.3 isimli albümünü dinlemiştim bir vakitler. Dağılan ağzımı burnumu toplayamamıştım. Nu-metal felan değil bu Yarabbim, bu ne sert aksiyon demiştim. Gerçekten ben mi pek bir genç idim, naiftim yoksa o albüm mü ortalamanın üstü müydü hatırlamıyorum. Yaşlılık işte...
Bu albümde ise öncelikle amatörlük dikkat çekiyor. Bazen müzik yok saçma sapan bağırış çığırış var. Hele şımarık bunalım tiineyç sözleri de cukkadunak oturuyor. Rep vokal çekilmiyor zaten. Bir de kabile nüfusuna sahip grubun soundu bana yeterli gelmiyor bazen, birileri çalıyor çalışıyor, birileri de arkada numara mı yapıyor acep? Şimdi olumlu noktalara parmak basalım. bir imaj, iki enerji, üç Wait and Bleed, dört eh biraz da Surfacing.

7,25/10

25 Nisan 2011 Pazartesi

Iron Maiden - The Number of the Beast (1982)


Bruce Dickinson'ın mikrofona geçtiği bu ilk albüm grubun en bilindik şarkılarıyla dolu. Hallowed Be Thy Name ki krallık ötesi cumhuriyet bir şarkı, the Number of the Beast, Run to the Hills, güzel ama abartı be kardeşim, gibi. Albümün bileğine pranga olanlar ise diğerleri. Hele bir Invaders var ki şahsen Vikinglere adanmış en kötü bir şarkı diyesim geliyor vay. Vikingler kovalasın bu parçayı sevenleri. Bi Hallowed Be Thy Name gerçek gerisi boş.

8,0/10

24 Nisan 2011 Pazar

George Abyad - Improvisations Orientales (1994)


Bu sanatçı hakkında internet gibi bir derya denizden bir damla bile bilgi bulabilmek mümkün değil. Kısaca bizim Osmanlı müziğine benzeyen işin aslı farklı olarak sadece Araplara özgü kavalımsı çalgıyı duyabildim, klasik sanat musikisi. Tamtamtam tüm çalgılar eşlik eder, sonra kanun solosu, tamtam tam, kaval solosu, tamtamtam ud solosuşeklinde seyir izleyen albüm her ne kadar farklı makamlardan oluşan parçalar içerse de ben pek bir değişiklik hissetmedim. 1 saat süren tek bir parça gibi.
Orta tempo klasik musiki. Fena değil.

7,25+/10

23 Nisan 2011 Cumartesi

İstatistik cephesinde değişen pek bir şey yok !

1994
1) The Offspring - Smash
2) Portishead - Dummy
3) Megadeth - Youthanasia
4) Yaşar Kurt - Sokak Şarkıları
5) Darkthrone - Transilvanian Hunger

1995
1) Moonspell - Wolfheart
2) Paradise Lost - Draconian Times
3) Blut Aus Nord - Ultima Thulee
4) Hypocrisy - Maximum Abduction (EP)
5) Björk - Post
6) Summoning - Minas Morgul*

1996
1) Şebnem Ferah - Kadın
2) Marilyn Manson - Antichrist Superstar
3) Moonspell - Irreligious
4) Ünlü - Son Defa
5) Özlem Tekin - Kime Ne

1997
1) Pentagram - Anatolia
2) Björk - Homogenic
3) Portishead - Portishead
4) Radiohead - OK Computer
5) Stratovarius - Visions

1998
1) Anathema - Alternative 4
2) Portishead - Roseland NYC Live
3) The Climb - The Climb
4) Paradise Lost - Reflection, best of
5) Massive Attack - Mezzanine
6) Marilyn Manson - Mechanical Animals*
7) Godspeed You! Black Emperor - F♯A♯∞**

1999
1) Anathema - Judgement
2) Demons&Wizards - Demons&Wizards
3) Asafated - Tout va Bien (EP)
4) Nagelfar- Srontgorrth
5) Duman - Eski Köprünün Altında
6) Immortal - At the Heart of Winter*

2000
1) Rotting Christ - Khronos
2) Björk - Selmasongs
3) Nevermore - Dead Heart in a Dead World
4) Clint Mansell - Requiem for a Dream
5) Jay Jay Johanson - Poison

2001
1) Avantasia - Metal Opera
2) Summoning - Let Mortal Heroes...
3) Anathema - A Fine Day to Exit
4) Converge - Jane Doe
5) Ramsstein - Mutter

2002
1) Avantasia - Metal Opera II
2) Rotting Christ - Genesis
3) Sentenced - The Cold White Light
4) Deathspell Omega - Inquisitors of Satan
5) Angel Dust - Of Human Bondage

2003
1) Şebnem Ferah - Kelimeler Yetse
2) Mors Principium Est - Inhumanity
3) Edge of Sanity - Crimson II
4) Anathema - A Natural Disaster
5) Korpiklaani - Spirit of Forest

2004
1) Mor ve Ötesi -Dünya Yalan Söylüyor
2) Neurosis - The Eye of Every Storm
3) Amon Amarth - Fate of Norns
4) Into Eternity - Buried in Oblivion
5) Rotting Christ - Sanctus Diavolos

2005
1) Sentenced - The Funeral Album
2) Mors Principium Est - The Unborn
3) Vega - Hafif Müzik
4) Darkest Hour - Undoing Ruin
5) Hard-Fi - Stars of CCTV

2006
1) Pinhani - İnandığın Masallar
2) Arctic Monkeys - Whatever People Say I am...
3) Katatonia - The Great Cold Distance
4) Massive Attack - Collected, best of
5) Amon Amarth - With Oden on our Side
6) Mono - You are There *

2007
1) Rotting Christ - Theogonia
2) Şebnem Ferah - 10 Mart 2007 İstanbul Konseri
3) Burial - Untrue
4) Dark Tranquillity - Fiction
5) Klaxons - Myths of Near Future
6) Björk - Volta (konser albümü saymazsak)

2008
1) Portishead - Third
2) Grand Magus - Iron Will
3) Amon Amarth - Twilight of the Thunder God
4) Rainbow Arabia - The Basta (EP)
5) Colour Haze - All
6) Anathema - Hindsight *
7) Eluveitie - Slania (*eh, Hindsight da yarım albüm sayılır)

2009
1) Editors - In this Light..
2) Solstafir - Köld
3) Long Distance Calling - Avoid the Light
4) Kylesa - Static Tensions
5) Dinosaur Jr. - Farm

2010
1) Orphaned Land - The Neverending Way of...
2) Burzum - Belus
3) Deathspell Omega - Paracletus
4) Kurban - Sahip
5) Rotting Christ - Aealo

Robert Jordan - Zaman Çarkı 7-I : Kılıçtan Taç


Rahmetlinin sözü uzatmada ne kadar usta olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz. Özet olarak bir kaç cümleden öteye bir şey yazamayacağım kadar hareketsiz olan bu ciltteki hikayenin elbette romanın ikinci cildinde ilerleyeceğini düşünüyorum. Hacim dolayısıyla iki ayrı kitap halinde yayımlanınca elbette ilk cilt hep zayıf kalıyor. Böyle böyle eleştiriyorum ama her defasında kürkçü dükkanı misali bu seriye geri dönüyorum. Yaratılan dünya ve elbette hikayenin ve elbette elbette karakterlerin gücü.
Özet
Aes Sedai fraksiyonlarını dize getiren Rand, her nedense Aielleri ikna edebilmek amacıyla Aes Sedai iradesini kırma faaliyetlerine başlar. Bu arada kendini Rand'ın emirlerine karşı gelerek Cairhien kraliçesi ilan eden bir aristokrata karşı Rand'ın zekice planını görürüz. Rand'ın bayanları aşırı korumacı sahiplenişi ki burada artık psikolojik rahatsızlık boyutlarında, neticesinde bu hain öldürülmez sürgün edilir.
Andor kraliçesi Morgase'i rehin tutan Beyazcübbelilerin lideri daha aşırı bir grubun suikastine uğrar. Kendini Amyrlin makamı görevine iyice alıştırmaya başlayan Egwene'in başı daha büyük bir beladadır. Zira terkedilmişlerden Moghedien zincirlerinden kurtulup kaçmayı başarır. Ayrıca rahmetli Moiraine'nin muhafızı Lan'ı hayatta tutabilmek için birkaç Aes Sedai'nin gizli işler çevirdiğini öğrenir Egwene. Lan'ı sevdicağızı Nynaeve'nin yanına Ebou Dar'a gönderir. Egwene Aes Sedailer içinde kendine yeminli bir grup destekçi fraksiyonu kurmaya başlar. Nynaeve, Aviendha ile Elayne'in hava durumunu düzeltecek nesneyi bulmak için giriştikleri seyahat Deniz halkı liderleri arasında sonlanır. Rand'ı desteklemeleri için ikna etmeye çalışırlar. Güya onlara göz kulak olmak için Ebou Dar'da bulunan Mat ise o şehirdeki beyazcübbeli elçiliğinin karanlık dostlarının üssü olduğunu öğrenir.
En son Rand, Cadsuane isminde hayli saygı gören esrarengiz Aes Sedai tarafınan rahatsız edici bir ziyarete maruz kalır.

Mayhem - Grand Declaration of War (2000)


Müzikten yoksun amaçladığı gibi manifesto tanımını da anlamlandıramayan çalışma grubun fanları tarafından da çok beğenilmemişti. Black metalin postlandığı günümüzde biraz daha kıymeti değere binse de albüm hala grubun zayıf albümlerinden biri, en zayıfı belki de. Henüz post-black diye bir türün olmadığı o günlerde bu türü deneysel noktalara taşımak isteyenler daha çok kendilerini avantgard çizgide buluyorlardı. Progresif besteler ile modern soundun karışımı gibi bir şey. Birkaç yerde sirkvari atmosfer bir kaç yerde elektronik, gruuvi bir ritimsiz bir seyir, sessizlik, çılgınlık. Lafı uzatmayalım, sevmedim diyemem sevdim diyemem. Kayıtsızım daha çok, bir kaç parçada gitar tonu ve ya bateri öne çıkıyor. O kadar.

5,25/10

22 Nisan 2011 Cuma

James Blake - James Blake (2011)


Genç yakışıklı bir arkadaşımızın kaydettiği bu albümü tanımlayacak tek kelime herhalde garip olurdu. Dolayısıyla müzikal duyargaları açık yenilikçi dinleyicilere hitap ediyor bu çalışma. Garip yetmiyor diğer kelimeleri de duymak istiyorum diyorsanız sıralayalım: autotune, elektronik, soul, vokal jazz, downtempo, minimalizm, ambiyans. Üstelik bunlar sadece dinleyip yazdıklarım. Eleştiriler ve diğer değerlendirmelerde dubstepden glitche bissürü sıfat kullanılıyor albüm için. Nihayetinde gerçek şu ki bu albüm vokal fokuslu. Elektrik ya da piyano gibi daha klasik öğeler sadece arkayapıyı oluşturuyor. Albümün en güçlü şarkısı hoş klibi ile dikkati çeken The Wilhelms Screen. Daha fazla isim saymak zor. Çünkü sanatçı kardeşimiz minimalizmin cılkını çıkararak kendini o kadar tekrar ediyor ki, misal mükemmellikle rezillik arasında seyahat eden I Never Learnt to Share, bu şarkı için hala duygularım karışık. Yine de dinlemekten bir dakika bile pişmanlık duymadım. Daha derli toplu çalışmalarını bekleriz efenim.

5,50+/10

20 Nisan 2011 Çarşamba

Arkan - Hilal (2008)


Orphaned Land'a Arapların Fransa vasıtasıyla cevabı. İşte öyle. Referans olarak direkt Arap halk musikisini almakla beraber yumuşak şeyler beklemeyin. Derin kotur kütür death vokal pek leziz. Folk melodilerin metalik yorumları da keyifli. Ta ki pür, yalın folk pasajları giriyor ya. Erkek bayyan farketmez. O kısımları dinlemek ceza ceza. Sözler ise daha Sümerik. Nümerik gibi bir şey. Komedi Dükkanı izlerken reklam arasında albümü son kez dinleyip buraya kaydını girmek pek bir zihin bulandırıyor. Sarp da derinden geliyor. Dişçi hikayesinde gülmekten yerlere düştüm, hele müayyenaaneden sonra . Bu albümde de favori parçam Tied Fates oldu. Ümit vaateden genç bir grup. Şans verelim.

7,50-/10

19 Nisan 2011 Salı

RETRO: Iron Savior - Unification (1999)


Dünyanın tepesinde gezinen makineden mamül ful otomatik uzay gemisi konsepti ile buram buram kuulluk enjekte eden grubun ikinci albümü ilkinin tıpkı basımı gibi. Demişken haksızlık etmeyelim, bestecilik konusunda çok daha iyi iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Scorpionsvari balad Forevermore, ne bileyim Eye to Eye, Forces of Rage, The Battle, isim saymak gerekirse. Ama teraziyi uzun süresiyle dengeliyor, negatif anlamda. 1 saati aşkın süre içinde bu şarkılar diğerleri arasında kayboluyor.

7,25/10

18 Nisan 2011 Pazartesi

RETRO: Stratovarius - Visions (1997)


Çok tatlı bir albüm çok. Hele sonbaharı en keskin yaşadığımız ve kışa hazırlandığımız şu günlerde çok güzel gidiyor. Ah bir de gloria jeans mocha caramelattesi kahve dünyasının yandan ikram çikolataları ile birlikte servis olsa... süperkombo.

9,0/10

17 Nisan 2011 Pazar

Iron Maiden - Killers (1981)


Blogspot yine çalışmıyor Alahım Allahım. Neyse worldpress'e kopyaladık. Nasıl oluyor bilmiyorum ama giriş yapabiliyorum, ama blogları göremiyorum. Birkaç gün de google docsla uğraştım. Neyse di Anno'lu son kayıt Killer, hit parça içermese de Purgatory ile beni mutlu mesut eyledi. Bilindik sounda daha da yaklaşsa da bu kirli vokalle 70'ler havasını aşamıyor albüm. Öyle işte.

7,75-/10

16 Nisan 2011 Cumartesi

Eluveitie - Evocation I - Everything Remains as It Never Was (2010)


Tamamiyle İngilizce sözlere dönen grubun son albümü sanki önceki albümdeki aldıkları eleştirilere yanıt olarak kaydedilmiş. Melodik death'in daha bir vurgulandığı albümün Slania'yı geçebildiğini söylemek güç. Bununla birlikte grubu dinlemeye bu albümle başlayacak kişileri tatmin edeceği de bir gerçek. Özellikle albümün ortaları daha bir coşkulu. Quoth the Raven'da bayan vokalin bir saniyelik brütalleşmesi bile fark yaratıyor doğrusu. Grup geçen sene Unirock'da olduğu gibi dinleyicileri kule etrafında döndürecek mi döndürmeyecek mi göreceğiz artık.

7,50+/10

MFÖ - Geldiler (1990)


Grubun hayranı olmamakla birlikte özellikle bu albümü de dinledikten sonra saygım bir kat daha arttı. Çünkü inovasyon yani özünden kopmadan kendilerini geliştirme konusunda büyük bir yol katetmişler. Tam yavan bir tat vermeye başlamışken bu albümdeki gibi ilginç bir dönüşümün özneleri olmaları takdir edilesi bir gelişim. Tabi grup biraz da bizim musikide pek tercih edilmeyen hikaye anlatımına dayalı sözlerin örneğin Ali Desidero ve Anında Görüntü'de pek bir eğlenceli işlenmesine borçlu. Diğer yandan da aslında vasat şarkıların güçlü nakaratlara bağlanması da bu albümde izlenilen bir yöntem. Neredeyiz ya da daha önemlisi Bitir gibi. Adı geçmesi gereken diğerşarkılar ise yine eğlenceli Mecburen ve bugün etnik tekno ve rave gibi bilimum versiyonları olmadığına şaştığım Sude. Daha önceki albümlerde olduğu gibi Geldiler'deki mistik şarkı geleneğini Ateş-i Aşka ile sürdürüyor grup. Ancak Geçiniz gibi bir parçayı neden yayımlamışlar, anlamak mümkün değil. Neyseki forward'ın bile çile olduğu kaset döneminde değiliz. Aslında grubun külliyatında yer alan popülerliği zayıf parçaların hala ülkemiz pop ve rockçılarının tarafından coverlanmaması harcanan bir fırsat.

8,0/10

13 Nisan 2011 Çarşamba

Frederic Chopin - 24 Préludes op.28 (Maurizio Pollini) 1975


Prelude kısa parçacık demekmiş. Chopin'in de dahil olduğu romantik döneme kadar daha çok girizgah ve çıkışgah amaçlı kullanılan bu föton parçacıkları vakit ilerledikçe diğer tek başına duran parçalardan ne farkım var diyip önündeki sonundaki şarkılardan ayrışmış. Burada da öyle. 36 dakikaya 24 prelude. Hepsi de sadece piyano ile icra oluyor. Dolayısıyla ritmi melodiyi hemen kavramak gerekli. Aha çok güzel bi şi oluyor derken parça bitiyor zaten. İşin garibi birisi bu albüm hakkında yorum olarak şunları yazmış: Pollini kaydı Chopin'in abartılı romantizm tuzağına düşmüyor. Pehh. Zaten en iyi klasik albümler, ki bu da öyle, hep akademik, soğuk yorumlandıkları için beğeniliyor. Bizim gibi yeni yeni klasik dinlemeye çalışanlar, duyguyu coşkuyu romantizmi neşeyi acıyı uçlarda duyumsayarak ilk başlarda türe alışabilir. O yüzden dergilerin eleştirmenlerin mutabık kaldığı en bi süper klasik müzik yapıtlarından ziyade müzikşopların çöp kutularında 3-5 TL'ye satılan ne bileyim Bişkek Kırgızistan Devlet Senfoni Orkestrası tarafından kaydedilmiş klasik eserleri dinlemek daha bi faideli olacaktır. Şunu da keşfetmiş oldum ki piyano fevkalade bir çalgı. Vurmalı bir kere, o bile enteresan. Davulla akraba.

8,0/10

12 Nisan 2011 Salı

Slayer - Seasons in the Abyss (1990)


Bu albümle grup hafiften melodikleşse de ve aynı zamanda 90'lar modernizmine yandan yandan kaykılsa da thrash metal köklerine hiç mi hiç ihanet etmiyor. Hala ritim gitarlar canalıcı felan. Ancak ben yine ilgimi alakamı kaybettim. Daha çiğ ve doğrudan yayın yaptıkları dönem daha bi güzeldi. Reign in Blood demeye çalışıyorum.
hüp hüp majezik!

7,50/10

11 Nisan 2011 Pazartesi

Burial, Four Tet & Thom Yorke - Ego / Mirror (2011) Single


Burial ile Thom Yorke işbirliğini duyunca Four Tet adlı mahlasa sahip diğer sanatçıya dair fikrim olmamasına rağmen bayağı heyecanlandım. Ve yaşadığım hayalkırıklığı da bir o kadar güçlü oldu. Beğenen herbikimsecikler nasıl üç sanatçının da kendi tarzını çok iyi entegre ettiklerini söyleyedursunlar bence Burial canalıcı beatlerinden, Thom Yorke etkileyici vokalinden feragat etmiş. Hatta vokal harmonileri sıradan, heyecansız. Atmosfer var varolmasına da single kısa kalıyor içine girebilmek için.

6,25/10

10 Nisan 2011 Pazar

PJ Harvey - Let England Shake (2011)


2011'in şu ana kadarki en iyi albümü değerlendirmesi biraz abartı olsa bile sadece entellektüel çaba bile bu albümü takdir etmeye yeter. İngiltere konseptli albüm, tıpkı ABD de olacağı gibi karanlık, depresif, alaycı bir atmosferle örüntülü. Rock'dan ziyade modern folk/indie pop sounduna yakın duran yapıt konsept gereği savaşlarla ve ölümle de içiçe. Hatta tema İngiltere mi İngiltere'nin savaşları mı karışıyor bazen. Sanatçı sözünü esirgemiyor, demir leblebi lezzetinde besteler sunuyor dinleyiciye. Misal hücum borusu ile açılan The Glorious Land, ülkenin meyvesinin yetimler olduğunu söylemekten kaçınmazken ironik olarak England ismini taşıyan parçanın gerisinde kulağa inat çalan Ortadoğu ezgisi (ve bir ağıt belki) belki de çokkültürlülük projesini işaret ediyor. PJ Harvey'i daha önce kliplerinden tanıyıp çok da dikkat etmemiştim. Fakat bu albümle örneğin On Battleship Hill'de elle tutulur cismaniliğe bürünen o güzelim ses renginin büyücülüğüne kapılmamak mümkün değil. Yani PJ Harvey'i dinlemeden geçen yıllar...

7,75/10

9 Nisan 2011 Cumartesi

Iron Maiden - Iron Maiden (1980)


Vokalde Paul Di Anno'nun bluesy kirlilik kattığı grubun ilk albümü henüz oturmamış kadrosunun yanısıra oturmamış soundu ile de dikkat çekiyor. Bir yandan gayet gayet 70'ler metali diğer yandan NWOBHM'in öncül besteleri yanyana yer alıyor. Aslında bu sayede kolay dinlenilir bir albüm ortaya çıkmakla beraber akılda 80'lerin şarkıları kalıyor. Prowler ve progresif Phantom of the Opera gibi. Grubun fanı olmadığını daha önceden söylemiştim. Bu yüzden bakire severlikten sıyrılıp objektif bir değerlendirme yapabiliyorum sanırım.
Konserde ordayız? Nerde? Eee, henüz belli değil galiba..

8,0-/10

8 Nisan 2011 Cuma

Burzum - Fallen (2011)


Kendini tekrar eden riflere dayalı şarkılara bayılan biri olarak şunu demem şaşırtıcı olacaktır: Beni bile sıktı. Mistik koku yaymaya çalışan clean vokaller olmamış, rifler genel itibariyle sıkıcı, tekrar TEKRAR ve tekrar melodiler. Evet adamın Shrek vokalini beğeniyorum, yeni gitar tonunu beğeniyorum, ne kadar atmosferik ve melodik olsa da blackmetal sınırları içinde kalmasını beğeniyorum, psikopat hastalıklı kişiliğini kuul buluyorum. Ama bu albümde tatmin olup yerime çömüp keyif cigarası tellendiremiyorum. Bir şeyler değil bissürü şeyler eksik kalıyor.
Bu albüm gözümde her zaman Valen'den ibaret kalacak.

7,50/10

7 Nisan 2011 Perşembe

RETRO: Iron Savior - Iron Savior (1997)


Boru sesli vokaliyle, birbirinin kopyası thrashy power besteleri ile daha öncesinde bir türlü ısınamadığım grup hakkında düşüncelerim bir nebze değişiyor. Zaman her şeyin ilacı. Zira bu güne kadar birbirinden farklı pek çok vokal ve beste dinledim sonuçta. Bunun etkisiyle grubun soundu artık sırıtmıyor. Anavatanları Alamanya'dan çıkan her türlü türdaş grubun etkisini duyumsadığımız albümde bu bir tesadüf değil. Çünkü oradan buradan bilindik isimlerden destek almışlar, hatta bunun ötesinde proje grubu olarak ilk aşamada biliniyorlardı. Yani orijinallik katsayısı sıfır bilmemne olan u albüm yine dinle beni pişman olmazsın diyor.

7,0/10

6 Nisan 2011 Çarşamba

Battleroar - Age of Chaos (2005)


Bir kez daha anlıyoruz ki Yunan komşularımızın metal camiasındaki katkılarına erişebilmek için bir kaç fırın pasta, bir kaç silo enerji içeceği içmemiz şart. Battleroar epik heavy metalin adı sanı pek duyulmamış yeterli desteği görememiş gruplarından biri. Geleneksel doom ve power metal arasında oluşturduğu tarzı en çok Manilla Road'a benzetiliyor. Dinlemedim bilmem. Ama bu kadar benzeşiyorlarsa ve MR bu arkadaşların örnek aldığı Ankara'dan gelen abileriyse dinlememekle çok şey kaçırıyorum demektir. Özellikle vokal sebebiyle Iron Maiden, süper baslarıyla Omen ve biraz da Manowar ise diğer isimlerini zikredebileceğim gruplar. Uzun lafın kısası güzelin ötesinde fantastik kahraman Conan'ın müzikal somutlaşmış hali, ancak bu kadar olur. Bir Vampire Killer, bir Sword of Crom, bir bir birdir bir.
Ufak tefek kadı kızı kusurlarının da üzerinde durmayalım.

8,50+/10

5 Nisan 2011 Salı

Eluveitie - Evocation I - The Arcane Dominion (2009)


Bazen metalkafalar çok bağnaz olabiliyor. Grup sanki elektronik kulvara girmiş de tekno albüm kaydetmiş gibi eleştiriliyor. Aslında tamamiyle folk ki bateri ve ruh itibariyle metali hissetmek mümkün, yani Kelt halk musikisi tarzında kaydedilen bu albümü proje olarak nitelendirmek gerekli. Tamamiyle tarz değişikliğine gitseler haklısınız ismini felan da değiştirsin. Eluveitie her zamanki yazması zor telaffuzu imkansız ismiyle gönlümüzde yaşasın. Ama öyle bir şey yok.
İşte bunları yazmışken bu albümü yok şöyle şaheser yok böyle mühteşem diye öveceğimi zannedenler de avucumu yalayabilir. Elbette, bağyan vokal pek ala, Omnos, Brictom ondan sonracııma The Cauldron of Renascence pek şeker parçalar. Ama Slania'daki folk kısımların üzerine geçilemiyor, taş üstüne taş eklenmiyor. Aksine bir hedefsizlik bir amaçsızlık bir tansiyon düşüklüğü hakim albüme.

7,75/10

3 Nisan 2011 Pazar

Slayer - South of Heaven (1988)


İşlerin biraz daha yavaşlatıldığı ve thrash içinde kalmak şartıyla ufak tefek oynamaların yapıldığı albüm bomba gibi bir parça ile açılıyor: South of Heaven. Özellikle ikinci parça şukela Silent Scream'a bağlanışı ayrı bir hoşuma gidiyor. Bütün parçaların ismini saymak gereksiz. Bir ikisi dışında hepsi ayrı güzel. Ki ritim gitar beni apayrı mestediyor doğrusu. Judas cover'ı da içeren albüm yine de bir öncekinin doğrudan saldırısını karşılayamıyor.

8,25/10

2 Nisan 2011 Cumartesi

The Smashing Pumpkins - Mellon Collie and the Infinite Sadness (1995)


Çift CD olarak yayınlanacak kadar iddialı bu albüm vokalin kendine has duruşu ile birlikte aslında sanatsal bir kendini ifade biçimi. 90'lara damgasını vuran bu albüm grubun istikrarsızlığına inat hayatta kalmayı başarıyor ve klasik bir eser olma statüsüne erişiyor.
Pianolu giriş ardından orkestral destekli Tonight Tonight ki klibi ile de ilgi çekmişti etkileyici bir merhaba diyor. O dönemleri hatırlayan biri olarak Rage Against the Machine kızgınlığın içeren Bullet with Butterfly Wings de ilk CDde. İkinci CDnin en bilindik parçası ise başka bir dünyaya aitmişcesine tınlayan 1979 tabiki. Ama bu albümün en güzel tarafı dinledikçe ortaya çıkan cevherler. Misal Zero, An Ode to No One, Bodies, Tales Of A Scorched Earth, X.Y.U. (Marilyn Manson curcunası?). Tabi bu başarıyı bir ölçüde sükunet ve hiddet arasında dalgalanan parça çeşitliliğine borçlu. Yani albümün duygusal varyasyonu hayli büyük. Demişken hoşlandığım ve ismini geçirdiğim parçaların kuduruk olması da tesadüfi değil. Buradan albümün zayıf yanlarına bağlantı kurarsak, yavaş parçaların albümü aşağıya çektiğini eklemek gerekli. Ayrıca parçaların dizilimi, garip sound kaydı ve yaklaşık 2 saat süresi de dinlemeyi zorlaştıran faktörler.

8,50/10

Rage - Secrets in a Weird World (1989)


Perfect Man'de yakaldığı çizgiden bir adım uzaklaşan grup bir yandan melodiyi bir yandan da thrashy/heavy-power tarzını yakınlaştırmaya çalışmış bu albümle. Ancak bestenin gücü gibi bir iksiri unutmuş görünüyorlar. Elbette, Light into the Darkness, Distant Voices ve Without a Trace gibi öne çıkan parçalar var. Ama bir kere bünye Perfect Man'i tattu. Üstelik grubun pek hazzetmediğim ciyaklayan vokal sorunu bazı parçaları boğmaya devam ediyor. Kısacası fifty fifty.

7.0-/10