30 Ağustos 2023 Çarşamba

Burial - Antidawn EP (2022, EP)

 

Burial'ı sevme sebebim sadece futursuz futuristik  atmosferi değil aynı zamanda iz kaydını takip edebileceğimiz güçlü melodiyi de eksik tutmamasıydı. Son zamanlarda ve özellikle bu sözde kısa albümünde (süre olarak çok da kısa değil yağni) ambiyans başat unsur. Şarkıları kendi içinde, bakın albüm içinde demiyorum, sürekliliğini, dengesini ve tutarlılığını sağlayan melodiden mahrum ediyor. Kes yapıştır samplalar ve deneysel seslerin ağırlığında çatışkılı hissiyat uyandırmaca Deluzian yersiz yurtlaşmanın, Derridian yapısökümün sopsomut halleri. Burada da postmodern mi derseniz, postyapısalcı mı dersiniz en bir güncel felefe eksik kalsın.

6,50/10

25 Ağustos 2023 Cuma

Dernière Volonté - Les blessures de l'ombre (2003)

 

Kısa bir albümlerini dinlemiştim, çok etkilenmemiştim. Kronolojik çizelgede daha geride duran bu uzunçalara ise pek ısınageldim. Tamam, martial industrial ama pop bir tarafı da var. Hatta utanmadan söyleyeyim, gayet pozitif bir kayıt. Her ne kadar melodiler birbiriyle benzeşse de çok belirgin ve güçlü. Fransız yerelliği kayda sinmiş durumda. Synth ise emektar Summoning grubu işlerini hatırlattı, bundandır gözlerimdeki yaş. Özgünlüğü takdire şayan. 

8,0/10

24 Ağustos 2023 Perşembe

Arkan - Sofia (2014)

Arkan eski Arkan değil anlaşılan. Hatta birileri hala folk metal diye etiketliyor. Asli unsur ise bal gibi The Gathering benzeri kadın vokalli gotik metal. Az biraz brütal vokal de var. Ritme eşlik eden oryantal ezgilere derinde yer verilmekle birlikte asli türün ki bilirsiniz popüler ve kaliteli olduğu dönemler hayli geri kaldı, B sınıfı bir ürünü olmanın ötesine maalesef  geçemiyor. Yine de Deafening Silence gibi vasatın üzerine çıkabilen bir kaç parça, bir kaç solo, bir kaç bağlantı sayesinde sıkıcılığın ve basitliğin bataklığına girmekten kurtuluyor.
6,25/10





23 Ağustos 2023 Çarşamba

Metis Defterleri - Göçebe Düşünmek

 

Deleuze Düşüncesinin Sınırlarında altbaşlığını taşıyan bu eser Türkiye kökenli yazarların kaleminden çıkma 13 makaleyi biraraya getiriyor. Siyasetten sinema ve müziğe geniş bir yelpazede konu çeşitliliğimsağlanmış. Şahsen Deleuze'ün yarının siyasetçisi olduğunu kabul etmekle beraber anlatısını büyük tutması sebebiyle, evrensel bir çözümleme ve ayrıştırıcı keskin tarzı, kendisine çok da ısınamadım. Birbirleri arasında tamamlayıcı olarak inşa ettiği terim ve kavramların muğlaklığının (hatta tezat göndermelerin: kaçış çizgileri çağrıştırdığı teslimiyetten ziyade direniş ve yaratıcılık noktasında ricatın ilk adımlarına ya da göçebe olmak seyyar olmak manasında değil bu kaçış çizgilerini yaratan özneye daha fazla denk düşmektedir) fikirlerinin muhteviyatını aşarak modern düşünürlerin aklını çeldiğini ve günümüzde fikirleri  hakkında en çok yazılan  düşünür olmasında çantasından çıkardığı bu aletlerin gücünün etken olduğunu da düşünürüm. Fark, oluş, virtüel, molar, moleküler gibi özgün kavramların bahsi özellikle başlangıçtaki makalelerde yer bulsa da Deleuze'ün fikirlerine bunun ötesinde bir aşinalık , bu derlemeyi sindirebilmek için gerekli bir şart halini alıyor. Zira yaratılan bir etkinlik olarak hakikatın kaynağı, yaratıcılık da öznel değilse ne olabilir paradoksuna aranan cevabı konu alan makaleyi okumak için çok da beklemeye gerek kalmıyor. Aynı Deleuze'ün Hegel ile diyalektik üzerinden derdini irdeleyen ilgi çekici makalede olduğu gibi.

iktidar aynı anda hem molar/ağacımsı hem de moleküler/köksapımsı hatlarda işler

günümüzün kontrol toplumunda öznellik çok sayıda kurumun farklı kombinasyonlarda ve dozlarda eşzamanlı olarak üretilmesiyle oluşur.

marksist kategorilerden yararlanmalarına rağmen totalleştirici, indirgeyici ve temsile dayanan düşünceleri çapraz ateşe aldılar. marksizmin vücuda geldiği modern sosyalizm deneyimlerine, parti siyasetine, öncü aydın konumuna keskin eleştiriler getirdiler. Marksizmin toplumsal analiz kategorilerinden üretim ilişkileri kavramı yerine arzulayan toplumsal makineleri, yapısal ilişkiler kavramı yerine de toplumsal akışlar kavramını tercih ettiler. Sınıfsal çıkar, sınıfsal çelişkiler ve ideoloji yerine şizo-analize, maddi üretim yerine toplumsal üretim ve bilinçdışına öncelik tanıdılar. Çalışmaların odağı ve amacı psikanalizin bir devlet dini, terapistin de bir devlet rahibi haline geldiği bir çağda, modern söylemlerin ve kurumların arzuyu nasıl sömürgeleştirdiğini göstermek ve arzuyu özgürleştirmektir. Arzu bilinçdışı tarafından yaratılmış, duygulanımsal ve libidinal enerjiler üreten bir makinedir. Arzunun devrimci bir arzu olmasına gerek yoktur çünkü arzunun kendisi zaten devrimcidir.

kapitalist toplumda artık efendiler yoktur, başka köleleri kumanda eden köleler vardır. 

göçebe savaş makinesi, devlet aygıtının ve kapitalist makinanın ölümcül makinasına meydan okuyan bir makinadır. Savaş makinasının amacı isminin çağrıştırdığı bütün militarist anlamlara karşın savaş değil, yaratıcı bir kaçış çizgisinin çizilmesi, pürüzsüz bir uzam ve bu uzamdaki insanların hareketinin bilişimidir. devlet aygıtının "kapma" savaşına karşı kurucu bir göçebeliktir. çünkü bu makinayı bir askeri aygıta , bir savaşa dönüştürebilecek tek şey, bir devlet aygıtı tarafından kapılma ihtimalidir.

20 Ağustos 2023 Pazar

Sigh - Shiki (2022)

 

Sigh'ın oldukça beğeni gören bu son albümü bende aynı etkiyi uyandıramadı maalesef. Elbette grubun genel kalitesi eksik kalmıyor. Şahsen ben biraz uslu buldum Shiki'yi. Eski çılgınlıktan eser yok sanki. Yaratıcı fikirler olarak eser miktarda eşelerseniz bulabilirsiniz tabi. Artık sözler de ful Japonca. Japoncanın konuşma ritmi vokal icrasına yansıyor. Arada yerel enstrümanları da duymak mümkün. Ezgiler ise çok göze batırılmadan müziğe yedirilmiş, etki daha çok teknik altyapıda kordlarda, ölçütlerde vessair bu yüzden ana unsur folkdur diyemeyiz. Avangard bile değil progresif metal diye nitelendiriyorum o yüzden. Dramatik ve melodik icra ki bir parça bayağı ağlamaklıydı fazlasıyla yoğun. Herhalde Japon adalarının atmosferini bir alamayan benim.

7,25/10

19 Ağustos 2023 Cumartesi

King Crimson - In the Wake of Poseidon (1970)

 

Sanırım bu grup en çok  abartılan gruplardan biri olabilir. Benim müzik anlayışım belli. Teknik kabiliyet, beceri bir yere kadar. Güzel yani dinlenebilir bir dinleti sunması , farklı duyguları harekete geçirecek bir tecrübe yaratması, yaratıcı olması felan. Grubun klasikleşmiş çıkış albümünü takip eden bu kayıtta bir sürü ıvır zıvır sesler, cırıltılar, vızıltılar bestelerin parçası olmuş. Caz etkisiyle gittikçe uzayan soloların dışında albümü açan parça ve albüme adını veren parça gayet dinlemesi keyifli. Ama benim kitabımda bu kadar deneysellik demeyim ne diyeyim, Mahmut hele bir dur, denemecilik diyeyim, bu kadar denemecilik yer almıyor. 

6,75+/10

16 Ağustos 2023 Çarşamba

Hamza El Din - Eclipse (1978)

 Çok çok ince bir albüm bu. Bir zene bir zona girmeniz lazım. Hayatın harala gürelesinden uzaklaşmak zorundasınız. Bir adam ve udu. Alkış tuttuğu da oluyor, darbukaya sarıldığı da ama ekseriyat uduyla Sudan ve Mısır türküleri söyleyen bir ozanın sesi. Her nedense daha önceki dinlediğim Escalay ismindeki ses getiren albümü kadar etkilenmedim. Yalnız 18 dakikalık Ümmü Gülsüm'ün seslendirdiği şarkıların destansı güzergahını hatırlatan uzun beste dikkat çekici: Your Love is Ever Young.

7,25/10

Tribes of Europa (1. sezon)/ The Dark Crystal : Age of Resistance (1. sezon)/This is Pop / Cowboy Bebop (1. sezon)


İkinci sezonunu göremeyen dizilere odaklanmışım gayri ihtiyari. Belki devamları gelir, bu biraz da niyet çünkü o kadar da kötü değiller halbukim. İlkin Avrupa Kabileleri'nden başlayalım. Yakın bir gelecekte ülkeler parça pinçik olmuş uluslar yıkılmıştır. Kabileler şeklinde artakalan nüfus örgütlenmiştir. 40-50 kişilik ormanda yaşayan ufak bir ekolojik kabilede şefin ufak oğlu batıdaki (Abd olsa gerek) gizemli ve süper teknolojik millet Atlantislilere ait bir uçak kalıntısı bulur, yaralı pilotu eve götürür. Pilot derki doğudan bir tehlike geliyor, amanın. Ancak Hitlervari, militarik karakargalar kabilesi bu teknolojinin peşindedir. Bu millet diğerlerini köle yapar, kölelerinden madenlerde ve yataklarında (maden yataklarında da olabilir) bilfiil faydalanır. Şiddete meyilli bu kargalar ormancıları keser biçer, oğlan atlantis küpüyle kaçar. babası ve abisi köle olarak berlin'e sevk edilir, ablası da Natomsu barış ve kardeşlik için askeri kabile kırmızılılara sığınır. Olaylar olaylar... Biraz ucuza kaçmış, alaman diyarının ormanlarında , eski püskü binalarında çekilmiş. Bilimkurgu havasını pek alamıyorsunuz. Mad Max kıvamındaki psikopatik karga ülkesininin atmosferi hariç, bak o iyiydi.

Siyah Kristal: Direniş Çağı ise üstteki dizinin tersine oldukça iddialı. Bir kukla şovunun bu kadar derin olabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Eskiden de olan bir dizimiymiş, filmmiymiş neymiş. Kült bir izleyicisi varmış. Dizinin görselliği ve dinamizmi muhteşem. Ama karakterler çok çirkin, itici. Skeksis denen dışarlıklı yaratıklar gezegenin ruhunu taşıyan kristalin bekçisi olarak saygı duyulurken aslında numara yaptıkları ortaya çıkar. Gezegenin has sakinleri bir araya gelip direniş göstermeye çalışır. Komplolar ve entrikalar ardı ardına ortaya sürülür. Sıkıntı da biraz böyle şeyler. Bir kukla şovuna göre kanlı ve itici. Aksiyon macera bir yapım için de kuklalar garip ve kurgu fazlasıyla mistik. Süre olarak da biraz uzun. Ne eski kitleye tam hitap eder ne de yeni nesle. Ancak imdb puanları iyidir. 

This is Pop, müziği değil müzik endüstrisini konu alan bir belgesel dizi. Yine Netflix'in. Gayet doyurucu olmakla birlikte aynı kanalın diğer popüler kültür konulu belgesellerinin bir tık gerisinde kalıyor. Gene de öğretici mi öğretici. Boybandlere ilham olan Boyz II Men, hep duyduğumuz İsveç'in pop beste makinesi olma hikayesi, Brit-pop hadisesi, popüler country , protest müzik , festivallerin tarihi gibi ilgi çekici başlıklar yer almakta. 


Aslı anime olan Cowboy Bebop'un kanlı canlı versiyonu yapılacağı haberi düştüğünde fanları pek heyecanlanmıştı. Bu heyecan pek uzun sürmedi. Zira yeni şov sevenleri bir türlü tatmin edemedi. Zati çok geçmeden ikinci sezonu iptal edilen diziler listesine de eklendi. Neden ama neden? Bu umutlar suya düştü, neden? Hikayenin uyarlamasında yapılan değişiklikler, yeterince çılgın ve eğlenceli olmaması, sayko hacker karakteri hiç görmüyor olmamamız, sezon sonunun son en bi son dakikalarındaki üç beş saniye hariç ki görmez olaydık ve animasyondaki serbestliğin uyarlamaya zorluğu . Amma en mühimi de karakterlerin özellikle bazılarının hiç de oturmaması. Ha, devamı gelse izlerdim sanırım. 

14 Ağustos 2023 Pazartesi

Mydreamfever - Rough and Beautiful Place (2022)

 

Son vakitlerde Kore'den yükselen indienin indiesi bir grup var: Parannoul. Bu da onun diğer bir projesi. Gruptan ona doğru bir zamir kayması olduğunu fark etmişsinizdir. Bu arkadaş oldukça genç ve kimliği meçhul biriymiş. Bu albümün türü klasik müzik esintili new age çeperinde nostaljik ambiyans. Piyano ağırlıklı, bahçe böcek sesi, çocuk gülüşleri, samplelar. Bir new age albümüne göre ustaca kotarılmış incelik sergilemekte amma suniliği ve yapaylığı tam da aşabildiğini söylemek güç. Ayrıca parçaların bağımsız kimliği biraz zayıf. Nihayetinde kulakta hoş bir sada bırakmakla birlikte doldurmuyor, tatmin edici olmaktan uzak. Pek çok indie kayıtta olduğu gibi çok da etkilenemediğimi belirtmek ister ufakta ufaktan kaçarım.

7,0/10

11 Ağustos 2023 Cuma

V.A. - It's Now or Never: The Tribute to Elvis (1994)

 

Rock'n roll'u pek sevmemekle beraber Elvis ayrı bir yerde durur benim için. Hiç siyahlardan çaldı, tafra yaptı eleştirilerine kanmayın. Haliyle, tavrıyla damgasını durmuştur müzik tarihine. Ne demişler, Sezarın hakkı salatasına. Bu saygı albümü elbette en bilindik Elvis parçalarını içeriyor. Farklılığı ise yorumcuların ve yorumların daha country ve rock ağırlıklı olması. Aslının yerini pek tutamıyorlar, bence. Kaydın her yerinden amerikanlılık akıyor, anlatması güç.

6,75-/10

10 Ağustos 2023 Perşembe

Dragon's Dogma: Dark Arisen - Mass Effect 3 - The Dark Detective: A Fumble in the Dark

 

AA mı AB mi bilmiyorum, sıkı bir 3 boyutlu RPG oyunudur. Bir kere değişik. Pawn dediği yardımcı karakterler var, ki birini siz yaratıyorsunuz. Ekibinize aldığınız diğerleri de diğer oyuncuların yarattığı karakterler aslında. Oyun hikayesinde de insan olmaya çalışan bir ırk gibi bir şeylere denk düşüyor. Kendi karakterinizi de güzel kızlar, yakışıklı erkekler şeklinde oluşturabiliyorsunuz. Sınıflar ve içerikler çok uğraşmaya gerektirecek detayda değil, çünkü. Bol bol losyonları, bitkileri, malzemeleri birleştirip yenilerini oluşturacaksınız. Turşu bile kuracaksınız. Oyun çok yeni olmamasına rağmen görüntü kalitesi hiç fena değil. Hikaye başlarda çok tırt. Bir ejderha sizi seçilmiş kişi ilan edip kalbinizi çalıyor. O manada değil, bayağı fiziken alıp gidiyor. Onun peşine köyden çıkıp kente gidiyorsunuz. Sonunda ejderhayla yüzleşince size seçenek sunuyor. Bana sevgilini ver, onu feda et ve yaşamaya devam et, kral ol diyor. Ejderhanın teklifini kabul etmeyip öldürünce bitiş jenereği geçse de oyunu devam ettirebiliyorsunuz. Hikaye de devam ediyor. Pek çok pek çok grind yapma imkanı açılıyor. Zira oyun evreninin tanrısı oluyor ve isterseniz seçilmişlerin döngüsünü sona erdirip canınıza kıyabiliyorsunuz. Yine de kurgu mantıksal olarak delik deşik. Bir Brandon Sanderson öykünmesi var diyebiliriz. Sevdim, dibine kadar da oynadım.

Mass Effect klasik AAAAAA sınıfı bir seri ve 3.cüsü de eksik kalmıyor. İlk ikisini oynadıktan sonra biraz sıkıldığımı itiraf etmem gerek. Bir kere, şu kaynak arama ve gezegenler arası mesafe katetme bir türlü oturmadı, burda da değişikliğe uğramış. İkincisi, bir hata yaptım, önceki oyundaki tecrübeleri yüklemişim. Kral gibi güçlüyüm oyunda, ben dikeliyorum, ekibim savaşıyor. Keyfi kaçtı biraz. Kendi klonumu kovalamam güzel bir değişiklik olsa da parti yapma planları için ortalıklarda dolaşıyorken, artık bir ara vermenin zamanı gerektiğine kanaat getirdim. 


Karanlık yörelerin dedektifleri ikinci sezonda da devam ediyor. İlkini pek sevmiş, pek esprili bulmuştum. Bu ikincisi ise ben de tık etmedi neyse. İlkinin aynısı çünkü. Esprisi şakası da çekilmez hale geldi. Tek fark maceraların bir tık daha uzaması ama bulmacalı oyunları şahsen ben kısa olmasını tercih ederim. Çeyreği kaldı, kafi geldi.

4 Ağustos 2023 Cuma

Midnight - Let There Be Witchery (2022)


 İlk dinlemem: Kendini fazlaca kasan Motörhead klonları, sizi gidi.

İkinci dinlemem: Heyooo , hoytt hoyyt ,  aaarrghhh!! 

7,75+/10

1 Ağustos 2023 Salı

Yes - Time and a Word (1970)

 Senfoni öğelerini entegre etmeye başlıyor grup ve bu haliyle progresif rock ile senfonik rock arasında gidip geliyor. Evet, orgun sesi güncelliğin çok uzağında, naftalin kokusundan kaçış yok. Lakin yaylıların katkısı inanılmaz iyi. Başrolde olmamakla birlikte daha fazlasını istemekten kaçınamıyorsunuz. İngiliz folkun da gölgesi hissediliyor. Nedense açık bir havada güneşli bir günde upuzun uzanmış bir çayırlık geliyor aklıma. Günün sonunda minik bir tebessüm kondurmakta başarılı dudağın kenarına. Öyleyse,

7,0+/10

Birhan Keskin - Soğuk Kazı


 Dünyaya tortullar tabakalar yarlar gerektir. 

 İçerde çok yanmışa dışarda karlar gerektir.

Böyle açılıyor Birhan Keskin'in ilk basımı 2010'da gerçekleşen yapıtı. Anlatımı, imgeleriyle geniş bir çerçeve sunuyor. Deneysellikten yerel ağızlara, doğaya ait imgeler bolluğundan toplumsallığa, neoklasik soğukkanlılıktan tepkisel çığlığa, pek çok farklı öğeyi bulmak mümkün. Şahsen nispeten şairin diğer eserlerinin gölgesinde kaldığını düşünmekteyim.


Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım.

İçimi açtım sana. İçini açmak için.


Ben İstanbul'a çok benzerim sevgilim, Bir yanım Haliç'te bir karabatak Bir yanım Samandıra'da saplı samanlı.

Sevgilim kış düşmüş dünyaya içimden Eve nasıl varayım! Bir kovuk bir obruk oldum, Üstüm başım kar, yollar kapalı