31 Ocak 2026 Cumartesi

Ruggiero Leoncavallo - Pagliacci (1953 Cellini) (1982 Pretre)

Paggliacci yani Palyançolar Leoncavallo'nun en önemli opera yapıtı. İsmin işaret ettiğinin tam tersine yaylıların katkısı başta olmak üzere tüm atmosfer gerginlik ve melodram ağırlıklı. Hem de daha prolongtan itibaren sirkte palyaçoların gelişini izleyen , eğlenen insanlara rağmen ezgi hiç de hayırlı bir şeyler müjdelemiyor. Bu gerginliğin tüm süreye yayılması ki aslında opera eserine göre 70 dakika süresi kısa sayılır, biraz aşırı olmuş. Trajinin ekseni karısını kıskanan kumpanya reisi Canio etrafında şekillenmektedir. İşin kötü yanı karısının dışarıdan bir sevgilisi gerçekten de bulunmaktadır. Kumpanya mensuplarından yarı meczup Toni de kadıncağıza sulanmaktadır. Red cevabını kaldıramayınca keşfettiği iki sevgiliyi kocasına gammazlar. Bakın ki sahneledikleri oyun da benzer bir konuyu işlemektedir. Kasaba halkının önünde sahnedeyken diyaloglar gerçeğe döner ve Canio karısını ve hemen sonrasında aşığını bıçaklar. Konu bu. Oyun çok bilinen ve sahnelenen eserlerden biri. Dünyaca ünlü 1. sahneyi sonlandıran tenor aryasında zirveye ulaşan ana tema, başlangıç ve bitişte de karşımıza çıkar. Kayıtta acı kahkalar, seyircinin sesleri farklı bir hareketlilik katıyor. İşitsel olarak seçtiğim versiyon, 1953 yılına ait Renato Cellini şefliğinde bir amerikan orkestrası tarafından kaydedilmiş. Kaydın eskiliği sebebiyle sanatçıların çoğunun bilinirliği kalmamış olabilir, o yüzden saymayacağım. Bu versiyon da bitiş tüyler ürpertici olsa da bazı tonlamaların kulağı tırmaladığını söyleyebilirim. Bir de erkek seslerde Canio ile somutlaşan tenor, bende tam olmuyor. Bestenin karakter dağılımı da oldukça dengeli. Canio, bariton manipülatör Tonio ve soprano neredeyse eşit ağırlıkta. Sevgilinin ve diğer palyaçoların da katılmasıyla birlikte işitsel bağlamda bir içiçe geçmelik ve ayrıştıramazlık olabiliyor.
Ayrıca operaları filme almasıyla ünlenen İtalyan yönetmen Zeffirelli, Georges Pretre şefliğinde orkestra ile 1982 yılında Pagliacci'yi de filmografisine eklemiş. Önemli nokta başrollerden Canio rolünü Placido Domingo'nun sahneliyor olması. Arka yapı ise 1800 sonları yerine 1930-40'lar olarak belirlenmiş. Kumpanya kamyonla seyahat ediyor, örneğin. İlla ki operada görselliğin faydasından yararlanıyor. Özellikle soprano seçimi görsel uyum açısından isabet olmuş. Yapıtın kısa ve lineer olması eksiklik olarak göze çarpıyor.

7,0/10 

27 Ocak 2026 Salı

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 2)

 1. Bölüm mantığından devam ediyoruz. 1973 Gazi Mustafa Kemal Atatürk  Kurtuluş savaşında köylerine düşmanın baskın yaptığı bir köydeki 13 yaşındaki bir çocuğun öyküsüyle açılıyor. Sonrasında bağımsızlık savaşının inşa yolunda Atatürk'ün adımlarını takip ediyoruz. Çanakkale savaşı, Kubilay vakası, Atatürk'ün vefatı ve ünlü Mustafa Kemal'ın Kağnısı şiiri eserde yerlerini bulur. İki sene sonra Yanık Çocuklar Koçaklaması eseri yayınlanır. Önceki kitaptaki öyküyü geliştirir, bağımsızlık savaşına kendini feda eden çocuğun , çocukların destanına dönüştürür. Bütün şiirleri külliyatına şairin çocuklara yönelik eserleri dahil edilmezken içeriğin sertliği sebebiyle Yanık Çocuklar Koçaklaması'nda istisna uygulamışlar görünüyor. Bu derlemede maalesef özgün basımın incelikleri kayboluyor. 

Derlemede takip eden Ağrı Dağı Bildirisi adlı eser hakkında pek bir bilgi yok. Askerliği sırasında Ağrı Dağı'nın zirvesine  Atatürk büstünü taşımasını konu alan ve bu serüven üzerinden dönemin cumhurbaşkanınının eleştirildiği şiir ana merkezini oluşturuyor.

Biri sırtlan, biri kurt, biri kaplan, biri fil, 
Orda biri Türkleri yonetirken Türk degil. 

Kitabın ana izleği emperyalizmin sömürü kıskacındaki ülkemiz.

Almanya'larda Çöpçülerimiz eseri ayrıca basıldı mı yoksa hep Horoz isimli derleme içinde miydi bilinmez ama esere adını veren şiire de Ruhi Su'nun ses verdiği bilinir. Göç olgusu zaten şairce sık işlenir. Almanya'ya göç ise ayrılamaz açlık ve fakirlik gerçeği ile birlikte işlenmekte.

Hollandalı Dörtlükler ise 1977 yılında yayınlanmıştır. Dörtlükler benim zannımca en başarılı olduğu form. Hollanda ziyaretine dair gözlemlerden besleniyor olsa gerek, çok daha serbest ve farklı duygu çağrışımlarına açıklar.

Göruyor musunuz / Giyinirken / Daha soyunduğunu / Hollandalı kadınların 

Sanki kopar gelir /Yeryüzündeki bütün uçurtmalar / Ellerine / Hollandalı çocukların 

Kaç gecedir göremiyorum / Tekini bile /  İstanbul'da mı kaldı / Yıldızlar 

ISIKLA YIKANMAK Aydınlana /Aydınlana/  Sarışın olmuş / Hepsi 

Eski bir kitabı aramakta /Amsterdam'daki kanallar /Tanrının /Okuduğu 

Önce / Harfleri / Öğrenmiyorlar burda / Önce gülmeyi öğreniyorlar 

Doğa daha yakın / Burda / Evleri yok yuvaları var /İnsanların burda 

Erken öten horoz imgesinden esinle Horoz adını verdiği esere işçilerin, devrimci gençlerin, köylülerin mücadelesi ışık tutuyor.

Bu deniz bu kayayı yiyecek, bitirecek. 

Benzer duruşu devam ettiren İkili Anlaşma Anıtı, Abd askerlerinin helasını temizlemekle görevlendirilen Mehmetçiği konu alır ve şair hakkında dava açılır.


Aç mısın, çıplak mısın, sorumludur, 
O, Ankara duran. 
..
Öldürür sömürür hep, bir alçağın eliyle hep, 
O, Amerikan duran. 


Pir Sultan Abdal Günleri de bildiğim kadarıyla Horoz derlemesi içinde bulunuyor. İçerik ile önceki eserleriyle ortaklaşsa da folklör biçemine yakınlaşma söz konusu.
Anıtlarında Solukalan  kitabı Tokat, Afyon Mardin, Çankaya gibi farklı yerlerdeki Atatürk anıtlarından esinlenerek yazılan şiirlerden oluşuyor. Konsept olarak ilginç ve tabi Bütün Şiirleri'nde resim, ilüstrasyon eksikliği hissediliyor.
Bir Elde Yaşamak, Reşat Bey Destanı altbaşlığını taşıyor. 57. Tümen komutanı Reşat Bey'in Çiğitepe'yi bir türlü alamayınca kendi canına kıymasını konu alır. 
Yurducunu Sevmek alt başlığını taşıyan Çukurova Koçaklaması 1979 tarihlidir. Fransızların Adana ve çevresini işgale milli mücadelecilerin yanıtını işlemektedir. İleri karakolun teslim alındığı maceranın çeteci soluğunu ensemizde hissetmek mümkün. Diğer bir Bağımsızlık Savaşı eki de Türk İstanbul adını taşımakta. İstanbul'un işgalinin hissiyatı dizeleri yansımıştır.
1981'de basılan Çıplak, insan vücudunu, cinselliği ve erotizmi konu alan dörtlüklerden oluşmakta.

EL YORDAMIYLA BULMAK Yatak/  Karanlığında /Elin /Göz olduğu 
ISIRILMIS Onun / Dudağı /Kalmıştı ötekinde / Biraz öpüşemediler 
GÜN AĞARIRKEN Öyle seviştiler ki / Kadın erkekte kaldı / Erkek / Kadında 
BULMAK Sevişmiyoruz / Arıyoruz birbirimizi / Nerelerde ben varmışım / Nerelerde o varmış

1981 oldukça verimli geçmektedir. Nötron Bombası isimli eseri daha çok barış eksenli şiirlere ev sahipliği yaparken, Uzun İkindi  şairin hayatına bir geri bakışı içeriyor. Uzun ikindi yaşlılık olsa gerek, şairin ablaları, diğer şairler, öykücüler, akademisyenler, asker arkadaşlar terk-i diyar eylerken arkalarından fotoğraflarına bakar gibi ağıtlar yazmak Dağlarca'ya düşmüştür.

Ölmüş eli ayağı uzak / Camların  üstü buğu / Ölmüş çocuklar izin vermeden / Yüzünde sarışın çocuklugu
Nerede olursan ol ne olursan ol Sait / Yanında çocuklar balıklar kuşlar /Düşündüğün gibisin 
Sait, duyuyor musun /Buz gibi buz gibi geçiyor yıllar /Ölüler yok / Ölülerin yaşı var
 
Aynı sene Yunus Emre'de Olmak adlı eserini de kaleme almıştır. Metafizik bir yönelim ölüm olgusu ile birleşir.
 
Serçelerin soluğu var / Ortaçağı yıkan surda

Dağın inleri gibi kazılsa da gömütlerimiz /Bir kocaman kuştur / Uçar kocaman / Hepimizin öle öle büyüttüğü /  Bir dev yaşama 

1985 senesinde ilginç bir esere imza atar: Akşamcı.


İçkievine saat koymazlar 
Neden koymazlar 
Birimizin süresi 
Öbürünükine karışmasın diye koymazlar.

Görür  
Karşı masadaki adam 
Bir yudum icki kaldığını
Boş masanın bardağında 

25 Ocak 2026 Pazar

Primordial - A Journey's End (1998)

 Kabasaba ilk albümünden sonra daha narin bir işe imza atmışlar. Normal vokal daha hakim albüme. Atmosferik black metal amma neofolk ve Lake of Tears'ın ilk dönemlerindeki gibi efendi ve melankolik bir doom metal etkisi duyuluyor. Hayal duymuyorsam 5-10 saniye Pink Floyd bile geldi kulağıma sanki. Bu clean tonların çok çok da hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Uzun şarkıların black ataklarına bağlanması ise sevdiğimiz hareketler. Sonbahardan kışa geçişte, kasım ve aralık ayları gibi tüketilmesi tavsiye olunur.

7,75/10

23 Ocak 2026 Cuma

Behemoth - The Apostasy (2007)

 Sound olarak asıl geçiş albümü bu olsa gerek. Bestelerin dile pelesenkliği noktasında geriye bir adım atılmış. Soğuk ve sert ve güçlü. Agresif tarafı güzel zaten. Nile grubuna benzerliğin tavan yapmasıyla suçlansa da oryantal ezoterik şeyler her zaman grubun radarındaydı. Stil olarak, Nile çok dinlememiş olsam da bana da bir andırım bir sandırım şey etti. Enstrümanlardan özellikle bateri kulakta yer ediyor. Albümün en enteresan noktası ise Warrel Dane düeti olsa gerek. 

7,0/10

21 Ocak 2026 Çarşamba

Selda Bağcan - Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi (1976)

 Selda Bağcan'ın ilk döneminden çıkamıyorum bir türlü. Daha önce dinlemiş olduğum Selda'nın 2 versiyonu ve Türkülerimiz 1 de bu dönemin bestelerini içeriyordu. Bu albüm de öyle. Aslında başta Anadolu rock üstadları olmak üzere o zamanın sanatçılarının diskografileri hep bir karışık. Tekliler asli format çünkü. Albümler aslında bunların toplaması. Sonra plak şirketleri izinle yada izinsiz farklı derlemeler yapıp satıyorlar. İşler ne oldu, karıştı. Demem o ki bu albümde çok heyecanlanmadım ama sanatçının şarkının ruhuna uygun şekilde tonunu değişmesine yine hayran kaldım. Maden Dağı'nda hançere parçalayan ağıtın sesine, Katip Arzuhalim'de kırılgan bir sese, Gesi Bağları'nda elf sesine, başka bir şarkıda tatlı bir yeniyetme kız sesine dönüşmesini duyuyoruz. Tabi bazı anlar biraz aşırı kaçabiliyor. Hele hasso, yasso, tasso, çorbe gibi en hafif tabiriyle enteresanlıklar diyeyim kulak tırmalıyor bugün. Bir de üstte de isimlerini geçirdiğim iyi şarkıların son ikisi,  aslında sonraki sürümlerin bonus parçaları. Dolayısıyla albümün asıl kısmı görece zayıf. Ne yazık ki politik ve protest yoğun eserler müzikal olarak biraz sıkıntılı olabiliyor. Yine de Karaoğlan, her ne kadar bir hayal kırıklığını simgelese de, ve Eco'ya Dönder Beni, bunun sözleri de mi simgesel acep, melodileri sebebiyle diğer öne çıkanlar oldu benim için. 

7,75/10

18 Ocak 2026 Pazar

HEALTH - Rat Wars (2023)

 Ters Köşe. Endüstriyel metal dedükleri, cazurtu cuzurtu, lisan ül makina, takırtı tukurtu bekler üdük. Gayet edgü huylu çıktu. Marilyn Manson'dan sert değil hallice. Bir o kadar da melankolik duygusallıkta. Vokal kadın cinsi biraz ağır tempoda, katatonik söylüyor, travmatik bir etki altında sanki, uzak ve soğuk. Prodüksiyonu ise sevmedim hiç, compress edilmiş gibi. Şarkılar böyle melodik ve depresif ilerlerken elektronik beatlere, endüstriyel sinematek çöküşlere bağlanabiliyor. Elektronik tarafta Chemical Brothers ve Rammstein'in Deutschland dönemi akla gelse de grubun üç aşağı beş yukarı kendine ait bir ses yaratabildiğini söylemek mümkün. Üç aşağı beş yukarı çünkü albümün zayıf karnı biraz da sound olarak bütünleşik uyumlu bir oturaklığın henüz sağlanamamış olması. Parçalar da birbirine geçiyor bir noktadan sonra. Aslında grup hiç de yeni sayılmaz. Bunun sebebi ne ola ki diye bakıp tür değişikliğine gittiklerini öğrendiğimizde bence gayet makul bir sebebi bulmuş oluyoruz.

7,25+/10

17 Ocak 2026 Cumartesi

Yann Tiersen - Le phare (1998)

 Bu albümde biraz irkildim, zira maceracılık konusunda açık fikirliliğe sebep olan amatör yaklaşım bu albümle terk edilmiş, tabiri caiz ise piyasa ürünü kimliği belirgin hale gelmiş. Her şey hesaplı kitaplı gibi geliyor kulağa. Ve sözlü şarkılar hmm yeterince etkili değil desek, yeridir. Formalizm kaydı modern ama popüler klasik müzik çizgisine biraz daha yaklaştırmış. Ruhen Fransız duygusallığı debam etmekle birlikte yürünen yol sonbahar yapraklarıyla süslü olana dönüşmüş.

7,0/10

16 Ocak 2026 Cuma

Yeasayer - All Hour Cymbals (2007)

 Bir zamanlar 2000'ler çok uzak değil, o günün pozitif vaybını da yansıtır şekilde saykedelik pop ve dream pofuduk pop hayli revaçtaydı. Yesayer'ın bu çıkış albümü de o günlerin rüzgarını arkasını almış. Farkı ise atmosferin daha tatlı-acı olması. Müzikalite ise garip, bir metalci için bile değişik bir enstrümantallik mevcut. Albümün başlangıcı daha tanışmaya yönelik. Dibine baktığımızda hippie rock gibi bir şeyler de ayırt edilebiliyor. Dinledikçe de şekerleniyor hani. 2080 daha baştan ilgi uyandırıyor ki çıkış teklisi olması rastlantı olmasa gerek. Wait For The Wintertime tam bir gruuvi rock çalışması. Genel olarak çok arada kaldım ama değerlendirmemi yukarıya taşıyamadım. Türün benzer örnekleri gibi eveleme geveleme çok parça içeriyor çünkü. Grup şu an yok. Bir süre sönümlenerek yollarına devam etmişler ve 2019 sonunda kalmamışlar. Yine de gökkubbede hoş bir sada bırakmışlar. 

6,75/10

14 Ocak 2026 Çarşamba

Myrath - Tales of the Sands (2011)

 Grubu ufak kitlelere duyuran bu çalışmayı her nedense diğer üç albümü de dinledikten sonra zayıf buldum. Demek ki grubun genel soundu tarihsel açıdan kendini tekrara düşüyor. Seslerini cılız ve bestelerini fazla oryantal buldum. Diğer albümleri de öyledir ama artık kulağıma batmaya başladı. Dinlemediğim için bilmiyorum progresif metal grubu Symphony X'e benzetildiğini okudum. Ben ise illaki Orphaned Land ve biraz da Kamelot izleğini duydum. Enerjisi iyi ama arabik hilelere bağışıklık kazandıkç

7,0+/10

13 Ocak 2026 Salı

Joel Ross - Nublues (2024)

 50'li, 60'lı yılların caz ekolünü modernize ederek bugüne taşıyan bir çalışmadır. Joel Ross vibrafon çalıyor, piyano gibi ama büyük tuşlara çubukla vurulan hoş bir ses veren bir çalgıdır. Saksafon, piyano eşliğinde başarılı kompozisyonlar icra edilmiş. Uyum konusunda denecek bir şey yok. Her gün vibrafonun başat olduğu bir caz albümü de duymuyoruz. Ancak başrolü çoğu zaman saksafona kaptırıyor. Neden eski efsanelerin albümleri yerine bunu dinleyeyim sorusuna işte vibrafon, işte modern vakitlerin taze soluğu, enerjisi dışında pek ikna edici bir sav sunamıyorum. Bu da naturlich çok da döneceğim bir albüm olmamasına teşkil-i sebebiyettür.

6,50+/10


12 Ocak 2026 Pazartesi

Çağatay Anadol - Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi / Ali Taşyapan - Duvarın İki Yakası

 Bir Barbar Aşısı (TSİP 1974-1990) alt başlığını taşıyan bu sol tarih/anı kitabını partinin üst yönetiminde bulunan Çağatay Anadol partinin birlikçi tutumunu eksene alacak şekilde inşa ediyor . Merkezi konumda üstlendiği rol icabı üst yönetimin görüşlerini dinlemek önemli, genelde yerel aktivistlerin anılarına dayanan külliyata aşinayız. Kapsam oldukça iyi ve yazarın arkadaşları da kendi tarihlerini de ekleyerek katkıda bulunmuş. TSİP'in kuruluşuna yol açan etkenlerden başlayarak SBP içine likidite ( Türkiye sosyalist hareketine varlığını armağan ettiği) olduğu dönem ayrıntısıyla eserde yer bulmuş. Ama idealizm damgasını vurmuş. Geriye yönelik olarak partinin birlikçi tutumu o kadar övülüyor ve buna karşı çıkanlar yeriliyor ki... darbe döneminde kapalı faaliyete  kusursuz geçişi. Yine de bir siyasi partiyi tüm cepheleri ile aktarabilmek zor. Başta TÖB-DER olmak üzere dernek ve sendika faaliyetlerinin üzerinde pek durulumamış.


Ali Taşyapan yenilgi sonrası TKP/ML Koordinasyon Komitesi üyesinden siyasi hayatına devam ettiği TKP/ML Hareketi bünyesinde sempatizanlığa kadar düşüş hikayesini zehir gibi bir hafızanın ürün olarak oldukça nükteli ve rahat bir lisan ile aktarıyor. Bu açıklığı sadece siyasi yaşamını değil özel hayatında da sergiliyor. Ayrıca ayrıntılı şekilde birlikte mücadele ettiği kişileri anılarıyla kitaba misafir etmiş. Hacmine rağmen akıcı bir okuma sunuyor. Tanıklıklar ekseninde önemli bir belge olarak sol tarih külliyatında yerini buluyor.

11 Ocak 2026 Pazar

Enslaved - Mardraum: Beyond the Within (2000)

 Enslaved ile ilk black metal döneminde tanışmakla beraber 2010'lar itibariyle sevmeye başladım. Geçiş dönemini de yüzyıllar önce bir ucundan dinlemiştim ve ısınamamıştım, üzerinde de durmadım. Yani 2000 model albümlerine de pek ihtimam gösterdiğim söylenemez. Mardraum aslında bu dönemin ilk ürünü. Progresif ve teknik yanı derin ve dolayısıyla çok dinleme gerektiriyor aşinalık için. Prodüksiyon da ayrı bir engel. Çamursu kalitesi sesleri daha da bulamaca dönüştürüyor. Yine de kaydın gümbür gümbür açıldığını söylemek mümkün. Çubuk agresif tarafa bükülünce hoşuma gidiyor doğrusu. Sound'un black metal sonrası ve dahili ve lakin viking folklörünü terketmeden bir progresif metal ekseninde belerdiğini söylemek mümkün. Daha ilk albüm olması sebebiyle gayet başarılı olsa da bu birleşimin tam oturmadığını, aradan bir yerlerden, bir gruuvi rif olur, bir sıkıcı clean vokal harmonisi olur, kaçaklar yaşandığına tanık oluyoruz. İyi şarkılara gelirsek, başlangıcı övmüştük zaten, 4. sırada Ormgard ile yine bir silkileniyoruz, 7'nin kafası ve sesleri iyi. Sonlara doğru özellikle bestelerin düzleştiği gerçeği de mevcuttur. Gençliğimde, müzikal birikimimim sığ iken bu tür bir albümün yeterince hakkını verememiş olmamı gayet doğal karşılıyorum.

7,50-/10

9 Ocak 2026 Cuma

Altın Gün - Aşk (2023)

 Altın Gün, önceki albümlerinde biraz deneysel daha doğrusu arayış içinde denemesel işlere imza atmıştı. Öylesini de seven çıkmıştı ama geneli düdak bürkmüştü. Bende ikinci taifedeydim. Bu albümle bir silkilenmişler, ilk hallerine dönmüşler, düğün dernek çiftetelli halay haydi ermeydane hey hey olmuş. Cerrone'ye taş çıkartacak euro disco düzenlemesi ya da Leylim Ley gibi bir destanın cıvıltılması gibi kantarın topuzunu kaçırdıkları anlar olsa da daha önce bahsetmiştim, daha klasik (daha ibaresi için parantez açıyorum, türkülerin otantik formuna elbet hala uzak) formata yakınlaşmalarını tercih ederim. Neyse elimize mendilleri aldırıyor mu, evet. 

Grup dağıldı diye biliyordum  konserine denk gelince geçen aylarda anladım ki kadın vokale ses veren arkadaş ayrılmış ki grubu Altın Gün yapan değerlerden biriydi eh şimdi ne olacak nasıl olacak bakmalı.

8,25/10

7 Ocak 2026 Çarşamba

Arooj Aftab - Vulture Prince (2021)

 Ruh haliniz denk düştüğünde bu Pakistan folklöründen beslenen yalın, naif ve yavaş parçalar yoğun ve yorgun beyninize rahatlatıcı masajlar yapacak. İşte sadece o anlarda kıymetli olabilmesi zaten en büyük zayıflığı kaydın. Böyle bir kayıt, modernlik de uğramış çünkü, anca İngiltere gibi çok kültürlü bir coğrafyadan çıkabilirdi. Müzik sanatında çok kültürlülük hoş ürünler ortaya koyabiliyor. Misal yükselen bir İngiliz caz türü de var da konumuz bu değil ama. Bi gölgesi düşmüş amma.

7,0/10

6 Ocak 2026 Salı

R.F. Kuang - Haşhaş Savaşı II: Ejderha Cumhuriyeti

 İkinci cilt Rin'in aşk ve nefret yaşadığı Nezha'nın çok katmanlı kişiliğiyle ilgili bir ipucu ile açılıyor. Eserin en başarılı olduğu yanlardan biri bu ilişki ve Nezha'nın çelişkili kişiliği olsa gerek. Başarısız yönü ise  Çin alegorisinin banallaşması. Öyle ki tanrıları çıkarırsanız tarihi bir roman okuyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Kötü kraliçeye karşı Ejder vilayeti başkanı ki Nezha'nın da babasıdır, cumhuriyet ilkeleri ile isyan edince Rin ve ekibi de onun emrine girer. Kötü kraliçenin Japonların Çin'in güneyini bir soykırım ile işgal etmelerine göz yumduğunu hatırlatmak isterim. Lakkin cumhuriyetçiler de batılılardan, yani tek tanrılı dinlerini yaymaya çalışan ve emperyal hedefler içeren Hesperia askeri yardımına bel bağlamıştır. Kraliçe asıl düşman, Japonları da fişekleyen hep onlar telkinini Rin kulak ardı eder. Hesperialıların şamanik güçlere düşmancıl davranışlarına rağmen. Çok çetin savaşlar olur. Kuzey ordusu deli bir tanrıyı salsa da Rin'in gayretleri ve Hesperia'nn son dakika yardımı ile darman duman olur. Fakat Rin'in şamanik arkadaşları idamdan kurtulamaz. Hesperia işbirliği azgındır.  En yakın arkadaşı Kitay ile kaçakçılar kraliçesine sığınarak Rin, bitmek bilmez intikam yeminlerinden birini eder.

2 Ocak 2026 Cuma

King Crimson - Lizard (1970)

 Yeni yıla bu albümle girmek umarım senemi daha karmaşık hale getirmez. Değişik bir albüm bu, progresif rock tanımının rock kısmı biraz zayıf kalıyor, progresif kısmı ise değişik. Teyatral ve grotesk bir şov havasında. Yalnız bugünün temposuna göre yavaş ve notalar aralıklı, boşluklu. En iyisi x1,25 ile dinlenmeli sanki. Tabiki öyle bir şey yapmayacağız. Kısacası alıştığınız dalga boyunu değiştirmeniz ve harmonize olmanız gerekli bu albüme. Sound olarak synth zaten yoğun, akustik gitar, saksafon, flüt yani egzotik tatlar devreye giriyor. Eksisi ise bazen bu seslerin absürtleşmesi. Eğri de oturmayalım, yalan da konuşmayalım. Albümün lokomotifi alt bölümlere de ayrılmış Lizard isimli epik demeyelim de ne diyelim bilemediğim uzun konsept şarkı. Folklorik, tatlı ve duygusal karakteri güçlü. New age/caz destekli bir Ortaçağ hikayesi olsa gerek.

7,25/10