27 Ocak 2026 Salı

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 2)

 1. Bölüm mantığından devam ediyoruz. 1973 Gazi Mustafa Kemal Atatürk  Kurtuluş savaşında köylerine düşmanın baskın yaptığı bir köydeki 13 yaşındaki bir çocuğun öyküsüyle açılıyor. Sonrasında bağımsızlık savaşının inşa yolunda Atatürk'ün adımlarını takip ediyoruz. Çanakkale savaşı, Kubilay vakası, Atatürk'ün vefatı ve ünlü Mustafa Kemal'ın Kağnısı şiiri eserde yerlerini bulur. İki sene sonra Yanık Çocuklar Koçaklaması eseri yayınlanır. Önceki kitaptaki öyküyü geliştirir, bağımsızlık savaşına kendini feda eden çocuğun , çocukların destanına dönüştürür. Bütün şiirleri külliyatına şairin çocuklara yönelik eserleri dahil edilmezken içeriğin sertliği sebebiyle Yanık Çocuklar Koçaklaması'nda istisna uygulamışlar görünüyor. Bu derlemede maalesef özgün basımın incelikleri kayboluyor. 

Derlemede takip eden Ağrı Dağı Bildirisi adlı eser hakkında pek bir bilgi yok. Askerliği sırasında Ağrı Dağı'nın zirvesine  Atatürk büstünü taşımasını konu alan ve bu serüven üzerinden dönemin cumhurbaşkanınının eleştirildiği şiir ana merkezini oluşturuyor.

Biri sırtlan, biri kurt, biri kaplan, biri fil, 
Orda biri Türkleri yonetirken Türk degil. 

Kitabın ana izleği emperyalizmin sömürü kıskacındaki ülkemiz.

Almanya'larda Çöpçülerimiz eseri ayrıca basıldı mı yoksa hep Horoz isimli derleme içinde miydi bilinmez ama esere adını veren şiire de Ruhi Su'nun ses verdiği bilinir. Göç olgusu zaten şairce sık işlenir. Almanya'ya göç ise ayrılamaz açlık ve fakirlik gerçeği ile birlikte işlenmekte.

Hollandalı Dörtlükler ise 1977 yılında yayınlanmıştır. Dörtlükler benim zannımca en başarılı olduğu form. Hollanda ziyaretine dair gözlemlerden besleniyor olsa gerek, çok daha serbest ve farklı duygu çağrışımlarına açıklar.

Göruyor musunuz / Giyinirken / Daha soyunduğunu / Hollandalı kadınların 

Sanki kopar gelir /Yeryüzündeki bütün uçurtmalar / Ellerine / Hollandalı çocukların 

Kaç gecedir göremiyorum / Tekini bile /  İstanbul'da mı kaldı / Yıldızlar 

ISIKLA YIKANMAK Aydınlana /Aydınlana/  Sarışın olmuş / Hepsi 

Eski bir kitabı aramakta /Amsterdam'daki kanallar /Tanrının /Okuduğu 

Önce / Harfleri / Öğrenmiyorlar burda / Önce gülmeyi öğreniyorlar 

Doğa daha yakın / Burda / Evleri yok yuvaları var /İnsanların burda 

Erken öten horoz imgesinden esinle Horoz adını verdiği esere işçilerin, devrimci gençlerin, köylülerin mücadelesi ışık tutuyor.

Bu deniz bu kayayı yiyecek, bitirecek. 

Benzer duruşu devam ettiren İkili Anlaşma Anıtı, Abd askerlerinin helasını temizlemekle görevlendirilen Mehmetçiği konu alır ve şair hakkında dava açılır.


Aç mısın, çıplak mısın, sorumludur, 
O, Ankara duran. 
..
Öldürür sömürür hep, bir alçağın eliyle hep, 
O, Amerikan duran. 


Pir Sultan Abdal Günleri de bildiğim kadarıyla Horoz derlemesi içinde bulunuyor. İçerik ile önceki eserleriyle ortaklaşsa da folklör biçemine yakınlaşma söz konusu.
Anıtlarında Solukalan  kitabı Tokat, Afyon Mardin, Çankaya gibi farklı yerlerdeki Atatürk anıtlarından esinlenerek yazılan şiirlerden oluşuyor. Konsept olarak ilginç ve tabi Bütün Şiirleri'nde resim, ilüstrasyon eksikliği hissediliyor.
Bir Elde Yaşamak, Reşat Bey Destanı altbaşlığını taşıyor. 57. Tümen komutanı Reşat Bey'in Çiğitepe'yi bir türlü alamayınca kendi canına kıymasını konu alır. 
Yurducunu Sevmek alt başlığını taşıyan Çukurova Koçaklaması 1979 tarihlidir. Fransızların Adana ve çevresini işgale milli mücadelecilerin yanıtını işlemektedir. İleri karakolun teslim alındığı maceranın çeteci soluğunu ensemizde hissetmek mümkün. Diğer bir Bağımsızlık Savaşı eki de Türk İstanbul adını taşımakta. İstanbul'un işgalinin hissiyatı dizeleri yansımıştır.
1981'de basılan Çıplak, insan vücudunu, cinselliği ve erotizmi konu alan dörtlüklerden oluşmakta.

EL YORDAMIYLA BULMAK Yatak/  Karanlığında /Elin /Göz olduğu 
ISIRILMIS Onun / Dudağı /Kalmıştı ötekinde / Biraz öpüşemediler 
GÜN AĞARIRKEN Öyle seviştiler ki / Kadın erkekte kaldı / Erkek / Kadında 
BULMAK Sevişmiyoruz / Arıyoruz birbirimizi / Nerelerde ben varmışım / Nerelerde o varmış

1981 oldukça verimli geçmektedir. Nötron Bombası isimli eseri daha çok barış eksenli şiirlere ev sahipliği yaparken, Uzun İkindi  şairin hayatına bir geri bakışı içeriyor. Uzun ikindi yaşlılık olsa gerek, şairin ablaları, diğer şairler, öykücüler, akademisyenler, asker arkadaşlar terk-i diyar eylerken arkalarından fotoğraflarına bakar gibi ağıtlar yazmak Dağlarca'ya düşmüştür.

Ölmüş eli ayağı uzak / Camların  üstü buğu / Ölmüş çocuklar izin vermeden / Yüzünde sarışın çocuklugu
Nerede olursan ol ne olursan ol Sait / Yanında çocuklar balıklar kuşlar /Düşündüğün gibisin 
Sait, duyuyor musun /Buz gibi buz gibi geçiyor yıllar /Ölüler yok / Ölülerin yaşı var
 
Aynı sene Yunus Emre'de Olmak adlı eserini de kaleme almıştır. Metafizik bir yönelim ölüm olgusu ile birleşir.
 
Serçelerin soluğu var / Ortaçağı yıkan surda

Dağın inleri gibi kazılsa da gömütlerimiz /Bir kocaman kuştur / Uçar kocaman / Hepimizin öle öle büyüttüğü /  Bir dev yaşama 

1985 senesinde ilginç bir esere imza atar: Akşamcı.


İçkievine saat koymazlar 
Neden koymazlar 
Birimizin süresi 
Öbürünükine karışmasın diye koymazlar.

Görür  
Karşı masadaki adam 
Bir yudum icki kaldığını
Boş masanın bardağında 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder