26 Nisan 2026 Pazar

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 3)

 En son 1985 yılında kalmıştık. Bu yıla ait diğer bir eseri Dişiboy. En başta Antiller, Nepal, Hindistan, Mısır, Meksika gibi egzotik ülkelerin ilhamıyla kadınlara ithafen yazılmış şiirler. Olmadığı kadar aydınlık ve ferah mısralar. İlginç bir eser olan Sayılarda ise ismi üzerinde sayılar etrafında şekilleniyor. Biraz çocuksu bir merakla sayılar oyuncak nesnesine dönüştürülmüş. 1986 yılında ise toplumsal içerikli Sanık Ayağa Kalk adlı eseri savaş ve barış ekseninde kaleme alınmış şiirleri içeriyor.

Aruz ölçüsüyle klasik şaire ithafen yazılan şiirlerden oluşan Şeyh Galib'e Çiçekler adıyla yayınlanmış kitabı beklenmedik, en azından benim için. Divan edebiyatı ve Şeyh Galib'e dini çerçevenin dışından bir bakış.


XVI 
Sandım seni gör-
düğüm geceydi 
Annem dedi doğ-
duğum geceymis 



XVII
Bir göldü ölüm
İnanmamışken 
Öldükleri gün 
 Yıkandılardı

XXII
 Yüklendi otuz 
 Deveyle Sultan 
Ben sevgime bir 
Böcekle gittim 

1986 yılında yine ilginç isimli bir çalışmaya imza atıyor, şair: Takma Yaşamalar Çağı. O günlerin gündemi organ nakli gibi bir olgunun çağrıştırdıkları nakledilmekte.


Türkçem Benim Ses Bayrağım, şairin dilimize olan bağlılığın göstergesi olarak öne çıkıyor. Hatta eserin ismi neredeyse deyim olarak bugün dilimize yerleşmiş durumda. 

İstiklal derken 
Yok olur bağımsızlığımız bizim 
Yok olur 
Hürriyet derken özgürlüğümüz

Yurdana isimli eseri , Erzurum'un Rus işgalinde kahramanlıklar gösteren Nene Hatun simgesi üzerinden aşina olduğumuz bir yurt savunması güzellemesi.

Biri 
Şehit olurken 
Ağzındaki soluk kocamandı ya 
Gök küçüçüktü

Uzaklarla Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği) hacmiyle fasikül benzeri diğer yapıtlardan ayrılıyor.  1990 yılında yayınlanan eser tema olarak evren ve insan ayrılamazlığını temel alan bir manifesto hükmü taşıyor. Bunu geçmişte de işlediği evrenin azameti karşısında çocukluğun şaşkın bakışı yerine yaşını almış olgun birinin deneyiminin ölçütüyle yapıyor. Ölçüt derken okumada somutlanan yönelim biraz da kulaklarda mekanik bir yankı bırakıyor. Evrenin  önce ağacıyla, dağıyla, deniziyle doğa, sonra gezegenler, güneş ve yıldızlar üzerinden gökyüzü ile resmi çiziliyor. Sığamamak , dışarısı içerisi ile sığamamak, madde doğa insan birliğinin aşkınsal sorgulanması, bir sınır belirleme çalışması. Hümanist bir bakış açısıyla da bu sığamadığımız  evrene, ürettiklerimizle, yapıtlarımızla, sevgiyle izimizi bırakarak varolma çabası.  

Doğa dedikleri görüntü bunlar / Yaradılışın /  Bilinç altında oluştuğu 

Yalaz degirmileri bunlar / Evrendeki ortak solunum - birleşik yapı / Geçer gövdelerimiz / Birinden Öbürüne

Nereye baksa / Orda görünüyordu / Orda daha görünüyordu nereye bakmasa 


Doğa oluşumundan kalmadır ses 
Bundan ötürü  
Birbirini çagırmasıdır bireylerin 



Kavak 
Maydanoz 
Sonra bitkilerin hepsi 
Yeraltı uzantılarıyla birlikte
Yıldız mıldız 
Bulut mulut 
Sessel messel 
Milyonlarca milyarlarca yazılı yapıtlar 
Milyonuncu milyarıncı insan gövdeleriyle birlikte 
.
Tespihböceği 
Kartal 
Sinek belki sivrisinek 
Hayvanların hepsi 
Ağızları açlıktan kanamış 
Bütün çağlardaki yüzlerimiz 
Birbirine karışık soyları 
Bütün gecmiçleriyle gelecekleriyle birlikte
.
Hadi kalk 
Nereye gideceğiz biliyor musun 
Kocaman bir toplantıya 
Kendimizi arayacağız 
Orada Kendimizden 

***
Sevenim ya ben 
Ne ki yüreğim 
Yeryüzü yuvarlağına da 
Evren yuvarlağına da 
Sığmamış

***
Bilinçaltım aydınlanıyor 
Kırmızı mavi sarı yeşil mor eflatun ah 
Yineleniyor içimde milyarlarca yıllık görüntülerim 
Açık seçik beliriyor hepsi 
Anımsıyorum yavaşça 
Dudaklarımın hemen üstündeki ışık damlası bile 
Dudaklarım bile duymadan 
Bu eskhi görüntü diyorum 
Çok önceleri ta oralarda 
Oynamıştım ben bunu  

***
Nice mutlu olsanız da dolduramaz 
İçinizdeki özel boşluğu 
Sayısız gürültüleri yeryüzünün 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder