En son 1985 yılında kalmıştık. Bu yıla ait diğer bir eseri Dişiboy. En başta Antiller, Nepal, Hindistan, Mısır, Meksika gibi egzotik ülkelerin ilhamıyla kadınlara ithafen yazılmış şiirler. Olmadığı kadar aydınlık ve ferah mısralar. İlginç bir eser olan Sayılarda ise ismi üzerinde sayılar etrafında şekilleniyor. Biraz çocuksu bir merakla sayılar oyuncak nesnesine dönüştürülmüş. 1986 yılında ise toplumsal içerikli Sanık Ayağa Kalk adlı eseri savaş ve barış ekseninde kaleme alınmış şiirleri içeriyor.
Aruz ölçüsüyle klasik şaire ithafen yazılan şiirlerden oluşan Şeyh Galib'e Çiçekler adıyla yayınlanmış kitabı beklenmedik, en azından benim için. Divan edebiyatı ve Şeyh Galib'e dini çerçevenin dışından bir bakış.XVI
Sandım seni gör-
düğüm geceydi
Annem dedi doğ-
duğum geceymis
XVII
Bir göldü ölüm
İnanmamışken
Yıkandılardı
XXII
Yüklendi otuz
Deveyle Sultan
Ben sevgime bir
Böcekle gittim
1986 yılında yine ilginç isimli bir çalışmaya imza atıyor, şair: Takma Yaşamalar Çağı. O günlerin gündemi organ nakli gibi bir olgunun çağrıştırdıkları nakledilmekte.
Türkçem Benim Ses Bayrağım, şairin dilimize olan bağlılığın göstergesi olarak öne çıkıyor. Hatta eserin ismi neredeyse deyim olarak bugün dilimize yerleşmiş durumda.
İstiklal derken
Yok olur bağımsızlığımız bizim
Yok olur
Hürriyet derken özgürlüğümüz
Yurdana isimli eseri , Erzurum'un Rus işgalinde kahramanlıklar gösteren Nene Hatun simgesi üzerinden aşina olduğumuz bir yurt savunması güzellemesi.
Biri
Şehit olurken
Ağzındaki soluk kocamandı ya
Gök küçüçüktü
Uzaklarla Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği) hacmiyle fasikül benzeri diğer yapıtlardan ayrılıyor. 1990 yılında yayınlanan eser tema olarak evren ve insan ayrılamazlığını temel alan bir manifesto hükmü taşıyor. Bunu geçmişte de işlediği evrenin azameti karşısında çocukluğun şaşkın bakışı yerine yaşını almış olgun birinin deneyiminin ölçütüyle yapıyor. Ölçüt derken okumada somutlanan yönelim biraz da kulaklarda mekanik bir yankı bırakıyor. Evrenin önce ağacıyla, dağıyla, deniziyle doğa, sonra gezegenler, güneş ve yıldızlar üzerinden gökyüzü ile resmi çiziliyor. Sığamamak , dışarısı içerisi ile sığamamak, madde doğa insan birliğinin aşkınsal sorgulanması, bir sınır belirleme çalışması. Hümanist bir bakış açısıyla da bu sığamadığımız evrene, ürettiklerimizle, yapıtlarımızla, sevgiyle izimizi bırakarak varolma çabası.
Doğa dedikleri görüntü bunlar / Yaradılışın / Bilinç altında oluştuğu
Yalaz degirmileri bunlar / Evrendeki ortak solunum - birleşik yapı / Geçer gövdelerimiz / Birinden Öbürüne
Nereye baksa / Orda görünüyordu / Orda daha görünüyordu nereye bakmasa
Bundan ötürü
Birbirini çagırmasıdır bireylerin
Kavak
Maydanoz
Yeraltı uzantılarıyla birlikte
Yıldız mıldız
Bulut mulut
Sessel messel
Milyonlarca milyarlarca yazılı yapıtlar
Milyonuncu milyarıncı insan gövdeleriyle birlikte
.
Tespihböceği
Kartal
Sinek belki sivrisinek
Hayvanların hepsi
Ağızları açlıktan kanamış
Bütün çağlardaki yüzlerimiz
Birbirine karışık soyları
Bütün gecmiçleriyle gelecekleriyle birlikte
.
Nereye gideceğiz biliyor musun
Kocaman bir toplantıya
Kendimizi arayacağız
Orada
Kendimizden
***
Sevenim ya ben
Ne ki yüreğim
Yeryüzü yuvarlağına da
Evren yuvarlağına da
Sığmamış
***
Kırmızı mavi sarı yeşil mor eflatun ah
Yineleniyor içimde milyarlarca yıllık görüntülerim
Açık seçik beliriyor hepsi
Anımsıyorum yavaşça
Dudaklarımın hemen üstündeki ışık damlası bile
Dudaklarım bile duymadan
Bu eskhi görüntü diyorum
Çok önceleri ta oralarda
Oynamıştım ben bunu
***
Nice mutlu olsanız da dolduramaz
İçinizdeki özel boşluğu
Sayısız gürültüleri yeryüzünün
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder