13 Kasım 2017 Pazartesi

Stranger Things (Sezon 1&2) / The Man In The High Castle (2. Sezon)

Son dönemde çok ses getiren Netflix dizisi Stranger Things, atmosferi ile göndermede bulunduğu ET gibi seksenler bilim kurgu ve fantastik gerilim filmleri ile birlikte ilk aş romantizmi, iyimserliği (2. sezondaki o talihsiz ölüm hariç), lisede cereyan eden ilişkileri, arkadaşlığı, Allah'ın unuttuğu küçük kasaba motifi kısacası klişe namına elinde ne varsa izleyicinin suratına savururken ve buna rağmen ne yapıyorlarsa ya da sihir mi keramet mi neyse artık, kendisini soluk soluğa izletmesini biliyor. Evet, tam anlamıyla yüzde yüz tatmin olmamakla birlikte pek bir keyifle, aman sormayın, çayım kahveyle mutlu mesut izledim. Yalnız uyarıyorum yeni bölümleri şehirdeki o esmer kıza doğru kayacaksa o şirin kasabayı ve insanlarını geride bırakacaksak , her şey aynı kalabilir mi izleyici nezdinde, şüpheliyim. Bir de dizi ilginçtir o kadar ince komik unsurlar barındırıyor ki, şu bıyıkları yeni terlemiş kıvırcık kafalı psikopat ağbi misal, yine de komedi olmuyor ya, anlamadım.

Diziler genellikle sündürüldükçe tadını kaybeder ve bir bakmışız ki ansızın ortadan kayboluvermişler. The Man in the High Castle ise ikinci sezonu ile daha bir pişiyor, konu, çekimler, senaryo ve oyunculuklar arşa varıyor. Nazi bakanın oğlu Joe Blake hariç. Kendi mesleğim diye söylüyorum, git bankacı ol, ne olursan ol, ama senden oyuncu olmaz arkadaş. Bu Japon ağbiler, Amerikan Nazi generali Joe Smith, Allah'ım nasıl bir oyunculuktur, tüylerim ürperiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder