25 Haziran 2026 Perşembe

Richard Wagner - Die Walküre (1966, Solti) (2001, Levine)

 4 saatlik bir yolculuğa hazır mıyız? Nibelung destanının ikinci sıradaki Valkürler'ü Wagner besteleyerek ses kazandırıyor. Valkürler, Odin'in hizmetinde ruhani savaşçı bakireler oluyor. 50-60'lı yıllarda Solti'nin bu destan serisini kayıt ettiği albümler pek ünlüdür. Video kaydı olarak ise James Levine şefliğinde New York'daki ünlü Metropolitan Opera'sında kaydedilen görece daha yeni versiyonu seçtim. Kayıtlar yine oldukça güçlü bir intro ile açılıyor. Ardından bestecinin o yoğun ve dramatik anlatımcı tarzına geçiyoruz. İlk sahne'de bu anlatımcılık yoğun ve biraz da bu yüzden sıkıcı. Savaşçı Siegmund aç ve susuz ve yaralı bir eve sığınır. Evin hanımı Sieglinde ile bir hoşlaşmalar başlar. Evin adamı Hunding gelir, kimsin kimlerdensin diye sorar. Meğerse kendi kabilesinin saldırılarından kaçan düşmanıymış, der bu akşamlık misafirimsin, yarın silahını vereceğim, kapışacağız. Hunding lanet biri, haydut belli, karısı onu uyutup Siegmund'a der ki, tek gözlü bir ihtiyar, Odin mi Wotan mı babası mı neyse, geldi şu kılıncı şu ağaca tıktı, kim onu çeker kurtarır hem kılıncın hem de benim gönlümün efendisi. Bunlar konuşur hasbıhal ederken uzun zamandır ayrık düşen ikiz kardeş olduklarını anlarlar.
Her iki kaydı sopranosu, baritonu karakter karakter karşılaştırmanın manası yok. Ama ilk sahnede Solti'nin Sigmund'unum çok daha rahat bir biçimde söyleyebildiğini duyabiliyoruz. Levine'in Sieglinde'si ki görsel olarak da tanık olabildiğimiz gibi histerik bir tarz izliyor. Ve işe de yarıyor. Solti'nin kaydında enstrümanlar daha önemli belli ki, belli bir keskinlikte çalınarak destanın şiddet-savaşgan yönü vurgulanmış.
İkinci sahne de etkileyici bir şekilde, Star Wars benzeri bir heyecanla açılmakta. Tanrılar katındayız. Wotan'ı karısı Freya haşlamaktadır. Gittin ölümlülerle beni aldattın, ikiz çocukların oldu, bir de bunlar ensest ilişkiye girdiler, tüh Allah belanı versin diye. Diyalogları gerçekten uzun sürüyor. Ortasındaki keman harmonisi Levine versiyonunda oryantalist kulakları şenlendirmekte başarılı. O kadar dırdıra teslim oluyor Wotan, ağlaya sızlaya kızı baş valkür Brünnhilde'ye oğlu Sigmund'un canını alma emrini veriyor. Brün kızcağız, acıyor bu suçlu çifte, kıyamıyor canlarına. Zaten kız Siegliende suçluluk ve vicdan muhasebesinde derbeder olmuş. Kaçak çifte boynuzlanan koca Hunding yetişir ve Wotan'ın verdiği güçle Sigmund'u öldürüverir. Wotan oğluna veda ederek, kız Brunn benim emrimi çiğnedin, peşine düşmek boynumun borcu olsun der ve sahne sona erer. Ağdalı, temposu genel olarak çok yavaş, dramatik diyaloglarla yüklü sürünen, süründüren bir sahnedir.
3. sahne valkürlerin tantanası yani o ünlü marş ile açılıyor. Valkürler dağda toplanmış, babasının hıncından kaçan kızkardeşleri Brün ve terkine attığı Sieglinde'nin gelişini gözlüyorlar. Sinire dokunan holölö savaş çığlıkları da eksik değil. İrezil Sieg (neden? Çünkü kardeşinden olma bir bebeği vardır karnında) kaçar ama Brün ona yetişen babasının cezalandırmasını kabul eder. Babası onu bir kahramanı bulana dek derin uykuyla cezalandırır. Saatlerce ah kızım, vah kızım, sen beni zorladın diye acıklı ağıtlar yakar. Koruma amaçlı da ateşten bir duvar örer kızın etrafına. Sonuç olarak drama ve duygusallıktan ziyade destansı atmosferi önceleyen Solti kaydı bir tık önde. Ama dinlediğim üç Wagner bestesine göre en ağır, en temposu düşük, en zorlayıcı beste de budur. Seveni çok sever, sevmeyeni de eh işte...

6,25+/10 / 6,25/10








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder