12 Aralık 2024 Perşembe

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 1 (Bölüm 2)

Çakır'ın Destanı, Taş Devri, Üç Şehitler Destanı ve Toprak Ana ismindeki dört eseri 1945 ile 1950 yılları arasında neşir imkanı buluyor. Birinci Yeni'nin damgasını vurduğu bu zaman aralığında gelenekçi akıma iyice yaklaşmış görünüyor. Bununla tezat olacak şekilde ise biçim de yenilikleri denemekten de geri durmamış şair. Çakır'ın Destanı'nda her şiir bölümünün arasında , çünkü tek bir uzun şiirden oluşmaktadır, açıklayıcı cümleler yer alıyor misal. Yine de bu eserin ismi biraz aldatıcı. Evet, köylerde, dağlarda bir adam anlatılıyor ama poetik taraf ihmal edilmiyor da. Hikaye örgüsü de beklenildiği kadar açık beyan edilmiyor. Tam tersine başarıdan başarıya koşan bir kahramandan değil insanlık ve hayat sorgusunda birinin hikayesi bu.



Dediler ki atlarla varılmaz, 

 Yürüyerek varılır, düşüncelere.









Taş Devri şiirleri daha erken yazılmasına rağmen 1945'te yayım imkanı bulur. Bir bakıma ilk döneminde olduğu gibi insanların şaşkınlığı, ürküntüsü, hayreti izlek olarak bu esere de düşmüş. İnsanın doğayla duygu düzleminde imtihanı sergilenir bu şiirlerde. Eser dört elementin ara başlığına bölünmüştür.

Yaprağın sesi varsa yıldızın da vardır, 
Karanlıklarda biraz. 
Bir oyun mu, bir korku mu demekte, uzaklardan, 
İyice anlaşılmaz. 
 
***
Dağlarda tek olunca daha güzel olurum, 
Sular kadar büyük, yalnız. 
***
Büyük ağaçlar açıklığında, garip,
Bir şey iniyordu vucuda. 
 Bütün hayvanlar ve bütün insanlar, 
 Birleşiyorduk suda.

Üç Şehitler Destanı, Adsız Tepe diye bilinen mevkinin Kurtuluş Savaşı esnasında İnönü cephesinde düşman ile aramızda defalarca el değiştirmesini ve şehadete kavuşan üç yüzbaşı Fehmi Bey, Fahri Bey Ali Rıza Bey anısına Üç Şehitler Tepesi adına kavuşmasını işliyor. Civardaki Kanlı Sırt ve Metris Tepe etrafında kızgınlaşan savaş diğer subay ve erlerin şehit olması, düşmanların kaybı ile iyice şiddetleniyor. Destanın çaresizlik günlerinde okuyucuya savaşın dehşetini, acımasızlığını soluksuz hissettirmeyi başarması görünen bir gerçek.

Ne var hemşerim, şu dünyanın duruşunda, 
Taşında, toprağında, kurdunda, kuşunda? 
 Hürriyet var, gece gündüz ilkin, 
 Bütün canlılar ve cansızlar için. 
 Irade var, böcek ayağında bile, 
 Belli, uzaklıkları bizim kadar sevmesiyle. 
 Vefa var, tohuma yelden, madenlere ağaçtan, 
 Bir aşk ki daha geniş nefisten, ihtiyaçtan. 
 Cesaret var dağda, 
 Tanrı gibi kaybolmaz, her çağda. 
 Hürriyet, irade, vefa, cesaret, Işte ebediyet. 
 Işte savaş gecesinde aşikar ve tek, 
 Ölümden büyük gerçek! 

1950 tarihli Toprak Ana adlı yapıtının karakterini askerliğinin son durağı Sivas ve köylüler çizer. Bu resmin kalemi güzel yeşillikler, verimli topraklar değil açlık, sefalet, hastalık, kıtlıktır. Buğdayın ve öküzün kutsandığı Anadolu şiirlerin dili ni de değiştirir.


Güdül olur minaresi Sivas' ın, Ya daha yakın Tanrısı; Ya daha ulu insanlar, 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder